
Levla: Pera’dan dünyaya uzanan bir kadının farkındalık yolculuğu
Romanın kahramanı Levla nasıl bir İstanbul kadını?
Levla, kökleri Pera’da güçlü bir kadın karakter olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Piyanist ve besteci Levla, sanatçı kişiliği, keşfetme arzusu, bitmeyen merakı, çıkmazları ve cevap aradığı sorularıyla yeni yolculuklara çıkıyor. Ancak her seyahat dönüşü soluğu İstanbul’daki alışkın olduğu yaşam kültürünün içinde alıyor. Samimi, heyecanlı, meraklı ve hayatın tadını çıkaran aynı zamanda da hayatı sorgulayan bir kadın.
Peki nasıl bir yaşamı var?
Kahramanımız mesleğini icra ettiği konser salonları, galeriler, performans mekânları ve bienal etkinlikleriyle kadınların küresel sanata entegre olduğu bir sahne sunduğu Beyoğlu–Pera ekseninde yaşıyor. Meyhaneden azınlıkların getirdiği pastane kültürüne, komşuluk ilişkilerinden Boğaz ve Haliç olmak üzere suyun şehir-yaşam-psikoloji bileşkesindeki etkilerini çok keyifli olay ve diyaloglarla okuyoruz.
İstanbul ile arasında nasıl bir bağ var?
İstanbulluluğun tadını çıkarak ve sindirerek yaşayan tam bir şehirli. İstanbul’da hafta sonu mekânlara bağlı kalmadan da gezebiliyor gece de canı istediği saatte Boğaz’a inip gecenin seslerinden besleniyor. Ama Levla’da daha çok semt ve mekânlar üzerinden bir yaşam bağı kuran İstanbulluluk var. Örneğin ‘Efkar dağıtmak ya da hayata dair derin mevzularını konuşmak üzere Levla ve yakın arkadaşı Sayra her defasında ‘İstanbul Meyhanesi’nin yolunu tutuyorlar. Bu meyhanede onlar için her şey bilindik; ve güvenilir. Garsonlar, mezeler, duvarlardaki yazılar ve müdavimleri bile… Pera’da yaşayan kahramanımız için balkon keyfi ve kahvesi olmasa olmaz… İçsel konuşmalarını ve bestelerini balkonunda İstanbul manzarasına karşı yapıyor. Levla da şairlerin şiirlerine konu olduğu, sanatçıların sanatına ilham kattığı bu şehirde mesleğini hem icra ediyor hem de üretiyor.

Levla İstanbu’lu da seviyor ama seyahat etmeyi de, değil mi?
Levla’nın içsel yoculuğu ile şekillenen roman, dünyanın farklı yerlerine yaptığı seyahatlerle derinleşiyor. New York’ta bir sergi açılışıyla başlayan macera, Viyana’dan Kapadokya’ya, Provans’tan Nepal’e kadar uzanan İstanbul’lu bir kadının kendini tanırken, tüm dünya erkeklerinin gizemli dünyasına doğru yaptığı keşifleri içeriyor. Levla’nın “hayatın şifrelerini çözme” yolculuğu başta hayatı, insanı, kadını, erkeği, doğayı, tekamülü, ışık ilmini, kendini ve aşkını arayan her kadının hikâyesine dönüşüyor. İkonik öğelerle beslenen roman okuyucuyu sürekli teyakkuzda bırakıyor, her seyahat, hep bir macera ve öğreti barındırıyor.
Peki siz romanın yazarı olarak şehir-kadın ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz?
Kadınlar artık yalnızca “şehirde yaşayan” değil, şehri biçimlendiren aktörler. Sanat, girişimcilik, dijital medya ve kamusal alanlarda kadın varlığı, İstanbul’un kültürel kimliğini belirleyen ana unsurlardan biri haline geldi. Bu çok katmanlı yapı, İstanbul kadınının sanatla kurduğu ilişkiyi sınıfsal, mekânsal ve kültürel bağlamda çeşitlendirirken; aynı zamanda sanatın toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesindeki rolünü güçlendiriyor.
Kadınların şehire kattığı en önemli değer nedir sizce?
Günümüz İstanbul’unda kadınlar, iş hayatını ve sanatı yalnızca bir ifade aracı olarak değil, aynı zamanda bir var olma, direnme ve görünür olma pratiği olarak kullanıyor. Böylece sanat, kadının kamusal alandaki en güçlü söz söyleme biçimlerinden biri haline geldi.
İstanbul kadını tüketen bir şehir mi besleyen bir şehir mi?
İstanbul’u anlayıp huyuna suyuna göre yaşarkan harika bir denge yakalıyorsun. Katmanlı tarihi, birçok medeniyeti içinde barındırması, kültürlerin yarattığı yaşam şekilleriyle ilham veren bir hazine gibi. Her yaş ve kültürden kadın tarihi dokunun içinde sanat ve nostaljiyi yaşatırken her an sürprizler de sunan bir şehir. Şehirdeki sosyo-kültürel mekân ayrışması, hatta oturduğu semt bile kadınların yaşam stillerini de etkiliyor. Postmodern, çok kültürlü, bireysel ifade özgürlüğüne dayalı yaşam tarzını da destekliyor, networking yapabilecekleri teknolojik iş dünyasını da. Eskiden bireysel feminist, çevreci, özgürlükçü şehir kadını profili vardı. Ama şimdi kadınların İstanbul şehir hayatındaki duruşu artık merkezi ve çoğulcu. Kadınlar hem üretici hem tüketici, sosyal sorumluluk projelerinin içinde, hem sanatçı hem izleyici olarak kültürel alanın tüm katmanlarında yer alıyor.












