Haber kapak görseli
Genel
12 dk okunma süresi
All About History

Roma nasıl yıkıldı? Batı'nın son günleri

İçeriği Paylaş

Yüzyıllar boyunca dünyanın en güçlü medeniyetlerinden biri olan Batı Roma İmparatorluğu, barbar istilaları, siyasi entrikalar, ekonomik krizler ve iç savaşların etkisiyle adım adım çöktü. İmparatorların kuklaya dönüştüğü bu karanlık dönemde Roma, tarihin en dramatik yıkılışlarından birine sahne oldu.

Yazan: Charles Ginger

Tarih boyunca güçlü imparatorlukların yıkılışı hiçbir zaman bir anda, tek bir darbeyle gerçekleşmedi. Batı Roma İmparatorluğu’nun sonu da farklı değildi. Gerilemenin tam olarak ne zaman başladığını belirlemek hem zor hem de tartışmalı.

Pek çok tarihçi, MS 212 yılında İmparator Caracalla’nın imparatorluk sınırları içindeki tüm özgür erkeklere vatandaşlık hakkı tanıma kararını bir kırılma noktası olarak görüyor. Bu adımın, Roma lejyonlarına katılma teşvikini ortadan kaldırıp Roma’nın zamanla yeterli ordu kurmakta zorlanmasıyla birlikte bir düşüş sürecini başlattığı düşünülüyor.

Elbette Batı İmparatorluğu’nun çöküşünü tek bir nedene bağlamak asıl meseleyi basite indirgemek demek. Çünkü bu çözülme, birbirine eklenen pek çok etkenin sonucunda yavaş yavaş gerçekleşti. MS 455 yılında İmparator Avitus tahta çıktığında Roma zaten iki kez yağmalanmıştı. İlki 410’da Vizigotlar tarafından, ikincisi ise tam da onun taç giydiği yıl, kontrol edilemeyen bir Vandal ordusu tarafından gerçekleştirilmişti. İktidarının ne kadar kırılgan olduğunun farkında olan Avitus, vakit kaybetmeden Ricimer adında bir “comes”, yani imparatorluk kontu atadı. Cermen kökenli bu general, ilerleyen yıllarda pek çok imparatorun yükselişinde ve düşüşünde belirleyici rol oynayacaktı. Ancak Avitus’un ona verdiği unvan, artık eski ihtişamını çoktan yitirmişti. Çünkü MS 455’e gelindiğinde Roma’nın bir zamanlar devasa olan nüfuz alanı öylesine daralmıştı ki geriye yalnızca Güney Galya’daki birkaç dağınık bölge ile İtalya Yarımadası kalmıştı. Avitus’un uzun süre yönetemeyeceği bir imparatorluktu bu.

İktidarının ilk kışında Vandallarla ateşkes sağlamayı başarmıştı, ancak bu anlaşmanın ne kadar zayıf olduğu MS 456’da Cermen “barbarların” İtalya’nın güneyinde yeniden saldırıya geçmesiyle ortaya çıkmıştı. Avitus’un Vandal akınlarını tamamen durduramaması, Vizigotların İber Yarımadası’ndaki ilerleyişiyle birleşince durum daha da kötüleşti. Roma’nın Galya kökenli hükümdarı dış cephelerde zorlanırken, içerde artan hoşnutsuzluk kısa süre içinde konumunu sürdürülemez hâle getirdi.

Vandalların Roma’ya yapılan ithalatı kesmesi ve Avitus’la birlikte Galya’dan gelen yabancı askerlerin ekstra yiyecek ihtiyacı birleşince, şehrin yıkımının hemen ardından ciddi bir kıtlık baş gösterdi. Fırsatları kollayan Ricimer, Roma’nın açlık çeken halkı tarafından nefretle anılan Avitus’u hızla devirmek için harekete geçti. Generalin entrikaları kaçınılmaz olarak Avitus’u karşılık vermeye zorladı, ancak umutları boşa çıktı. Büyük bir kuvvetle Kuzey İtalya’daki Piacenza yakınlarında Ricimer’in ordusuyla karşılaşan Avitus, kendi ordusunun yok oluşuna tanıklık etti. Kaçmaktan başka seçeneği kalmayan Avitus’un, MS 457 yılının ilk ayında Galya’ya sığınmak üzere yoldayken, imparatorluk tacını isteyen Majorianus’un emriyle öldürüldüğü sanılıyor. Majorianus, isyan sırasında Ricimer’i desteklemiş, çatışmalar sonunda istediğini almıştı. Majorianus’un MS 457 yılının aralık ayında taç giymesiyle Roma imparatorluğu kaçınılmaz sona doğru sürüklenmeye başladı. Bu, birçok etkenin üst üste binmesiyle gerçekleşen, yıkıcı ama yavaş ilerleyen bir çöküştü ve en belirleyici nedenlerden biri de aralıksız barbar istilalarıydı.

İmparatorluk en parlak döneminde bu tür ayaklanmaları çoğu zaman kolaylıkla bastırmıştı, ancak fetihler ve ardından gelen hâkimiyeti pekiştirme süreci devasa maliyetler doğurmuş, üstelik zamanla bu giderleri karşılayan savaş ganimetleri de ortadan kalkmıştı. Bunun üzerine Roma’nın yöneticileri çareyi kendi sınırları içinde aramak zorunda kalmış, çökmekte olan askeri düzeni ayakta tutabilmek için en varlıklı yurttaşlara ağır vergiler yüklemişti. Bu zorunlu adım, kaçınılmaz olarak kentin varlıklı kesimini Roma’dan uzaklaştırmış, pek çoğu servetini koruyabilmek için şehri terk etmenin yollarını aramıştı. Senato içindeki yolsuzluklar, imparatorluğun genişlemesinin yavaşlaması ve köle emeğinin giderek azalması da buna eklenince, bu geniş çaplı vergi kaçışı zaten mali açıdan kırılgan olan devleti daha da zayıflatmıştı.

Üstelik tam da bu dönemde Hunlar, Gotlar ve Vandallar gibi düşmanlar güç kazanıyordu. Vandallar, MS 435’te Kuzey Afrika’ya yerleşmeye başladıklarında Roma’ya ağır bir darbe indirmiş, Romalılar ise bu gelişmeyi durdurmakta çaresiz kalmıştı. İmparatorluğun ayakta kalabilmesi için bu hayati bölgenin geri alınması şarttı ve Majorianus gözünü hızla bu hedefe çevirdi.

Çökmekte olan Roma İmparatorluğunu yeniden ayağa kaldırmaya kararlı olan Majorianus, önce Alamanların (birçok Cermen kabilesinin bir araya gelerek kurduğu topluluk) istilasını hızla bastırdı, ardından MS 458’de Galya’ya girerek Kral II. Theodoric’in Vizigot ordusunu Arelate Muharebesi’nde kılıçtan geçirdi. Pek çok tarihçinin her yönüyle parlak bir hükümdar olarak tanımladığı bu imparator, İber Yarımadası’nda da başarılar elde etti. Ancak tam da en çok ihtiyaç duyduğu anda, savaş meydanında talih ondan yana olmayacaktı.

Kuzey Afrika’nın değerli kaynaklarını geri almak isteyen Majorianus, Akdeniz’i aşarak eski Kartaca topraklarına asker çıkarabilmek için 300 gemiden oluşan bir filo hazırladı. Ne var ki bu iddialı planı hayata geçirme fırsatı bile bulamadı, çünkü İber kıyılarında demirli bulunan filosu, Vandallardan rüşvet alarak Roma’ya ihanet eden kendi adamları tarafından yok edildi. Bu sarsıcı yenilgiyle adeta yıkılan Majorianus, kısa süre sonra Roma’ya yöneldi. Şehre ulaştığında, eski müttefiki Ricimer tarafından tutuklanmak onu şaşkına çevirmiş olmalı. Hapsedildiği süre işkenceli ama kısa sürdü. Beş gün sonra, MS 461 yılının 7 Ağustos’unda başı kesilerek idam edildi. İmparatorluk bir kez daha lidersiz kalmıştı. Ardından kısa süreli bir iktidar mücadelesi yaşandı, Doğu İmparatorluğu’nun hükümdarı I. Leo kendi adayını öne çıkarmaya çalıştı. Ancak sonunda üstün gelen yine Ricimer oldu ve Libius Severus’un imparator ilan edilmesini sağladı. Dört yıl boyunca Ricimer’in gölgesi altında hüküm süren bu yönetici, sonunda doğal nedenlerle hayatını kaybetti. Batı İmparatorluğu adına sevindirici olan, imparatorluğun iki yarısı arasındaki bu çalkantılı dönemin uzun sürmemesidir. MS 467’de Anthemius’un tahta çıkışı hem Ricimer’i hem de I. Leo’yu memnun etti. Ancak iki taraf yeniden yakınlaşmaya çalışırken aralarındaki derin farklar iyice belirginleşti.

Kardeş imparatorluk pek çok sorunla boğuşurken, Doğu Roma İmparatorluğu 5. yüzyıl boyunca güçlenmişti. Batı’ya kıyasla daha geniş mali kaynaklara sahip olan Doğu, hırslı barbar liderleri rüşvetle kontrol altında tutma konusunda çok daha avantajlıydı. Nitekim acımasız Attila’yı durdurmayı da bu şekilde başarmıştı. Buna karşılık Batı, MS 453’teki ölümünden önce Attila’nın yıkıcı etkisini, Hunların hem Avrupa’yı kasıp kavurmasıyla Roma sınırlarına akın eden mülteciler nedeniyle dolaylı olarak, hem de Kuzey İtalya’yı işgaliyle doğrudan ağır biçimde hissetmişti.

Altın, bir istilayı durdurmak için yeterince cazip olmadığında, Doğu bir kez daha sahip olduğu zenginlik sayesinde kurduğu düzenli ve güçlü ordusuna güveniyordu. Buna, Konstantinopolis’i korumak için inşa edilen ve Attila’nın şehri ele geçirme girişimlerini boşa çıkaran görkemli surlar da eklenmişti. Bu durum, istilacı kavimlerin yönünü daha zayıf olan Batı’ya çevirmesine yol açtı. Bu kavimler arasında Vandallar Roma için sürekli bir tehdit oluşturdu, Anthemius döneminde de durum farklı olmadı.

MS 468’e gelindiğinde Anthemius, umut vadeden hükümdarlığının ilk yılını geride bırakmıştı. Hem her zaman etkisini hissettiren Ricimer’in hem de Doğu’daki mevkidaşı I. Leo’nun desteğini arkasına alan Anthemius, imparatorluğun diğer yarısıyla uyumlu ilişkiler kurdu. Bu birlik, her iki tarafın da Kuzey Afrika’daki Vandal varlığına son vermek için birlikte hareket etme kararı almasıyla somutlaştı.

I. Leo’nun kayınbiraderi Basiliscus komutasında, yaklaşık bin gemiden oluşan bir donanma, içinde Doğu ve Batı Roma askerlerinden oluşan büyük bir orduyla bugünkü Tunus kıyılarına doğru yola çıktı. Bu yeni askeri güç, en azından karaya çıkmayı başarması bakımından Majorianus’un girişimini gölgede bıraktı. Ancak zafer umutları Cape Bon Muharebesi’nde aynı ölçüde sert şekilde yok oldu.

İmparatorluğuna yönelen tehdidin farkında olan Kral Geiseric, önce Roma donanmasının üzerine ateş gemileri göndermiş, ardından kendi filosunu harekete geçirerek saldırıyı tamamlamıştı. Roma adına sonuç felaketti: 10 bin asker ve 100 gemi kaybedilmişti. Cermen kökenli hükümdar, bu tek hamleyle Batı Roma İmparatorluğu’nun ayakta kalmaya dair son umudunu da söndürmüştü.

Afrika topraklarının sağladığı kaynaklardan mahrum kalan yıpranmış imparatorluk için ordusunu ayakta tutmak giderek daha ağır bir yüke dönüştü. Üstelik MS 470’te Anthemius’un oğlu komutasındaki bir kuvvetin Galya’da Vizigotlara karşı hiçbir ilerleme kaydedememesi, durumu daha da zorlaştırdı. Güney elden çıkmış, Roma’nın batı eyaletleri üzerindeki hâkimiyeti giderek zayıflamışken Anthemius’un hükmü sarsılmaya başladı. Yunan asıllı bir hükümdar olması da Senato’nun şüphelerini körüklüyordu. Bir zamanlar garanti gördüğü Ricimer’in desteği bile artık güvenilir değildi.

Nitekim, MS 472’de general Ricimer, Anthemius’la yaşadığı gerilimin ardından I. Leo’ya yakın bir isim olan Olybrius’u Batı’nın yeni imparatoru ilan ederek eski dostuna karşı harekete geçti. Bu durum, mevcut imparatora sadık kuvvetlerle Ricimer’e bağlı birlikleri karşı karşıya getirdi. Çatışma Roma’da son derece kanlı bir karşılaşmayla doruğa ulaştı, Anthemius’un askerleri merhamet tanımayan barbar bir ordu tarafından kitleler hâlinde adeta biçilir gibi katledildi. Anthemius’a da merhamet gösterilmedi, sığındığı bir kilisede yakalanarak idam edildi. Ancak, siyasi rakibini bir kez daha saf dışı bırakıp kendi adayını iktidara taşıdığı için memnun olan Ricimer, bu kez yanlış bir hamle yapmıştı. Çünkü Doğu İmparatorluğu’nun gayrimeşru saydığı Olybrius yalnızca yedi ay hüküm sürebildi, ardından ödem hastalığından hayatını kaybetti. Kısa süre sonra Ricimer de onu takip etti, MS 472’de geçirdiği bir iç kanama sonucu öldü. Görevini yeğeni, Burgonya Kralı Gundobad devraldı.

Olybrius’un ölümünden dört ay sonra, 473’te Gundobad’ın desteğiyle Dalmaçyalı Glycerius tahta çıkarıldı. Ancak bu hamle Doğu’da ikinci bir meydan okuma olarak görüldü. Batı Roma’nın son dönemlerinde meşru imparator olabilmek için Doğu’nun onayı şarttı ve I. Leo’nun kendisini tanımadığının farkında olan Glycerius, iki imparatorluk arasındaki uçurumu kapatmak amacıyla ona uzlaşma çağrısında bulundu. Ancak bu barış girişimi karşılıksız kaldı. Aksine Leo, 474’te kendi adayı, yeğeninin eşi Julius Nepos’u Batı’nın imparatoru ilan etti, hatta büyük bir hışımla İtalya’yı işgal edip tahtı ele geçirmek üzere Glycerius’un üzerine bir donanma gönderdi. Bu hamle, I. Leo’nun saltanatının son icraatlarından biri oldu. Zira aynı yıl yakalandığı dizanteri, onu hayattan kopardı.

Nepos’un yönetimindeki Doğu donanması, haziran ayında Roma limanı yakınlarına, Ostia’ya ulaştı ve İtalya topraklarına çıktı. Glycerius buna tamamen savunmasız yakalandı çünkü hamisi Gundobad, ordusunu alıp Burgonya’daki krallığını yönetmek üzere Galya’ya dönmüştü. Glycerius çaresiz şehri terk etti, ancak kısa süre sonra saklandığı yerde yakalandı. Nepos, iktidara geldiğinde dikkat çekici bir nezaket sergiledi, selefini idam ettirmek yerine piskoposlukla görevlendirmeyi tercih etti. İleride pişman olacağı bir merhamet göstergesiydi bu.

Nepos’un hükmü, piskoposluğa atadığı selefi kadar kısa sürdü. Kendi “magister militum”u, yani ordusunun en üst düzey generali olan Orestes tarafından devrilmeden önce Galya’da kurulan Got krallığını tanımak zorunda kalmanın utancını yaşadı. Böyle bir adım atmak dışında seçeneğinin olmaması, MS 475’e gelindiğinde imparatorluğun ne denli zayıfladığını açıkça gösteriyordu. Ağustos ayında Orestes tarafından iktidardan uzaklaştırılan Nepos, anavatanı Dalmaçya’ya kaçtı ve bir süre uzaktan hüküm sürmeye çalıştı. Gerçekte yalnızca adı imparator olarak kalmıştı, zira Antik Roma’da her zaman olduğu gibi imparatorluğun gerçek sahibi, orduyu elinde tutan kişiydi. Bu durumda güç, bir zamanlar Attila’nın hizmetinde bulunmuş olan Orestes’in elindeydi.

Güvenilir olması gereken bir danışmanın eliyle böylesine ani ve aleni biçimde tahttan indirilmesine rağmen Nepos, MS 480’e kadar yaşamayı sürdürdü. Kaynaklarda, kendi villasında bıçaklanarak öldürüldüğü yazılmış. Bu cinayetin ya kendisine hayatını borçlu olan Glycerius’un intikamcı yandaşları tarafından ya da nihayetinde Roma’nın İtalya’daki egemenliğine son verecek olan Odoacer’in doğrudan emriyle işlendiği belirtilmiş.

Dönem için alışılmadık şekilde Orestes, imparatorluğu bizzat yönetmek yerine MS 475 yılının ekim ayında henüz 15 yaşındaki oğlu Romulus Augustus’u hızla çözülen Batı Roma İmparatorluğu’nun başına geçirdi. Tahtı kendisi için istemiyormuş gibi görünmesi yalnızca bir gösteriydi, zira imparatorun babası ve ordunun başındaki isim olarak gücü perde arkasından elinde tutuyordu. Bu iktidar hırsı, oğlunun talihsiz ve felaketle sonuçlanan kısa saltanatını da kaçınılmaz hâle getirdi.

Batı Roma’nın “Augustulus” yani “Küçük Augustus” diye alay edilen son imparatoru, sık sık tarihçilerin sert yargısına maruz kaldı. Oysa parçalanmış bir imparatorluğu yönetme hırsıyla hareket eden babası tarafından henüz bir ergenken bu göreve zorlandığı ve o sırada bir zamanlar istikrarlı olan Doğu’nun da kendi içinde parçalandığı gerçeği göz ardı edilmişti.

MS 474 yılının şubat ayında, yedi yaşındaki oğlu tarafından ortak imparator ilan edilip Doğu Roma’yı yönetmeye başlayan komutan Zeno, kısa süre sonra yakın danışmanı Basiliscus’un ihanetine maruz kalacaktı. Kendi içinde Basiliscus ile taht savaşı kalan Zeno, Romulus tahta çıktığında onu Batı’nın meşru imparatoru olarak tanımayı reddetti. Bu sırada memleketi İsauria’da (Mersin’in kuzeyinde, Toroslarda bir yerleşim) güç toplayıp Konstantinopolis’e geri dönüşünü planlamaya başladı. Bu plan başarıya ulaşacaktı.

Genç Romulus’un Doğu Roma İmparatorluğu’ndaki karışıklıkların ne kadar farkında olduğu belirsizdir. Zaten bunun sonuçlarını değerlendirecek zamanı da pek olamadı, çünkü kendi imparatorluğunda isyanlar baş gösterdi. Batı’nın zayıfladığını bilen Odoacer adlı güçlü bir savaşçının önderliğindeki Cermen kabileleri konfederasyonu, Orestes’in direncini sınamak için İtalya’nın üçte birini talep etti. Orestes bu teklifi geri çevirince, Odoacer acımasız bir isyan başlattı, Orestes’in başında bulunduğu derme çatma ordu Placentia (bugünkü Piacenza) dışında katledildi ve kendisi de idam edildi. Orestes’in ölümüyle imparatorluğun başı kesilmiş, Odoacer’in önü açılmıştı. Kuzey İtalya’daki Ravenna’ya ilerleyen Cermen ordusu, MS 476 yılının 2 Eylül’ünde paralı askerlerden oluşan zayıflamış Roma ordusunu bir kez daha kolaylıkla yok etti.

Artık Odoacer’in dizginlenemez ordusuyla arasında hiçbir engel kalmayan genç Romulus, İtalya’nın yeni fatihine boyun eğmek ve tahtı teslim etmek zorunda kaldı. Haftalar içinde Odoacer, Batı Roma İmparatorluğu’na son darbeyi indirdi; imparatorluk makamını tamamen ortadan kaldırdı ve Roma’nın İtalya üzerindeki 1200 yıllık hâkimiyetini sona erdirdi. Bir zamanların kudretli imparatorluğu artık yok olmuştu.

Perde arkasındaki güç

MS 405 yılında, Cermen Suebi kabilesine mensup ve bugünkü kuzey Ispanya’daki Galiçya’nın kralı olan Rechila ile Vizigot kralının kızı olan esinden doğan Flavius Ricimer, “barbar” kökeninin önüne engel koymasına izin vermeyen son derece hırslı bir genç olarak yetişmişti. Ricimer’in Roma ordusundaki hizmetine MS 420’lerin basında başladığı tahmin ediliyor. Kısa sürede hızla yükselmiş, gelecegin imparatoru olacak Majorianus ile yakınlık kurmuş ve MS 450’lerin ortalarında kendi kuvvetlerini oluşturarak Vandallara karsı iki önemli çarpışmada zafer kazanmıştı. Bu basarılar MS 456’da Agrigentum ve Korsika muharebelerinde gelmiş, onu Roma’da adeta kahraman mertebesine taşımıştı. Savaş alanındaki şöhretini pekiştirdikten sonra Ricimer, Roma’nın siyasi sahnesine yönelmiş, eski silah arkadası Majorianus’un Avitus’u devirerek tahtı ele geçirmesine yardımcı olmuştu. Ancak kökeni ve Hristiyan inancı nedeniyle bizzat imparator olamayan Ricimer, güce ulaşmak için daha dolaylı bir yol seçti. Yaklaşık 20 yıl boyunca Batı Roma imparatorlarını perde arkasından yönlendirdi, kendisini rahatsız eden tüm hükümdarları kısa süre içinde, çoğu zaman şiddet yoluyla iktidardan uzaklaştırdı.

İtalya’nın ilk kralı Odoacer

Dogu Cermen kökenli Scirii kabilesinden geldigi düsünülen Odoacer, MS 435 yılında dogdu. Roma’nın giderek zayıfladığı dönemde geleneksel ordudan ziyade “foederati” adı verilen askerler gittikçe çoğalmıstı. Bunlar, askerî destekleri karşılığında çeşitli ayrıcalıklar tanınan Roma’ya bağlı barbar topluluklardı. Odoacer da bu çerçevede MS 470 civarında Italya’ya gelerek Roma ordusunda hizmet etmeye basladı.

Askerî kariyeri yaklaşık altı yıl sürdü. Bu süre zarfında komuta kademesine yükselmeyi basardı. Nihayet MS 476’da kendisi ve askerlerinin Roma için verdikleri hizmetin karşılığını alma zamanının geldigini düsündü. Başlangıçta ona ve emrindeki barbarlara talep ettikleri toprakları vereceğini garanti eden Orestes, büyük bir hata yaparak sözünden geri döndü ve bu, Batı Roma İmparatorluğu’nun sonunu getiren isyanı tetikledi.

İtalya kralı sıfatıyla hüküm sürdüğü dönemde Odoacer askerî basarılar elde etti; iki yıl süren bir seferin ardından bağımsız Dalmaçya bölgesini ele geçirdi. Onun fazlaca güçlendiğini gören Dogu Roma Imparatoru Zeno, 488’de onu devirmek amacıyla güçlü bir Ostrogot lideri olan Theodoric’i Italya kralı ilan etti. Theodoric, Odoacer’a savaş açtı ve iki lider sonucu bir türlü kesinleşmeyen bir taht yarısına girişti. MS 493’e kadar süren çatışmaların ardından ülkeyi birlikte yönetmek için anlasan taraflardan Theodoric bu kararı kutlamak için bir ziyafet tertip etti. Odoacer daveti kabul etti. Theodoric, rakibiyle aynı sofrayı paylaştıktan sonra, onu kendi elleriyle ortadan ikiye yararak öldürdü.

Görseller: © Adobe Stock, © Alamy

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo