
Aydınlanma mimarisinin izinde: Neoklasik ve rokoko tarzın en görkemli 5 yapısı
Yazanlar: Emily Staniforth, Callum McKelvie & Jonathan Gordon
17. ve 18. yüzyıllar, insanlık tarihinin en köklü dönüşümlerinden birine sahne oldu. Aydınlanma Çağı ile birlikte akıl, bilim ve estetik anlayışı yeniden şekillendi. Bu değişim, mimariye de doğrudan yansıdı. Barok dönemin abartılı gösterişi yerini daha dengeli, ölçülü ve klasik referanslara dayanan bir anlayışa bırakırken; aynı dönemde rokoko tarzı iç mekânlarda zarif ve süslü bir estetik dili benimsedi.

Antik Roma ve Yunan mimarisine duyulan hayranlıkla şekillenen neoklasik yapılar ile doğadan ilham alan kıvrımlı süslemeleriyle öne çıkan rokoko eserler, Aydınlanma’nın iki farklı yüzünü temsil eder. Avrupa’dan Amerika’ya uzanan bu mimari miras, yalnızca estetik bir dönüşümü değil; aynı zamanda dönemin düşünsel dünyasını da yansıtır. İşte Aydınlanma mimarisinin en çarpıcı örneklerinden bazıları…

- Monticello
Charlottesville, Virginia, ABD
Aydınlanma Çağı’ndaki Klasik Dönem’e dönüş hareketinden ilhamla inşa edilen Monticello, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babalarından Thomas Jefferson’ın ünlü malikânesi olarak bilinir. 1768-1809 yılları arasında inşa edilen yapının büyük kısmı, Jefferson Amerika’nın temsilcisi olarak Fransa’ya gitmeden hemen önce, 1784’te tamamlandı. Avrupa’da bulunduğu sırada Antik Roma mimarisine olan ilginin yeniden canlanışına tanıklık eden Jefferson, Monticello için planladığı genişletme ve yenileme çalışmaları üzerinde düşünmeye başladı. Günümüzdeki görkemli yapı, işte o planların hayata geçirilmiş hâli. Her biri farklı şekillerde tasarlanmış toplam 35 oda, devasa bahçeler ve Amerika’da türünün ilk örneği olan sekizgen kubbesiyle dikkat çeken bu malikâne, Jefferson’ın mimariye duyduğu hayranlığın bir yansıması.
Jefferson’ın ölümünden sonra ardında bıraktığı borçların ödenebilmesi için el değiştiren Monticello, zamanla farklı kişilerin mülkiyetine geçti. Amerikan İç Savaşı sırasında ise Konfederasyon Ordusu tarafından malikâneye el konulmuştu. Sonunda, kamunun mülkiyetine girmesi için çeşitli kampanyalar başlatıldı ve nihayet 1923’te Thomas Jefferson Vakfı tarafından satın alındı. Bu tarihten itibaren, tüm yapı ve çevresinde, Jefferson dönemindeki ihtişamına kavuşacak şekilde kapsamlı bir restorasyon çalışması gerçekleştirildi. 1987 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine kabul edilen Monticello, bugün hâlâ Virginia Üniversitesi’nin bir parçası olarak varlığını sürdürüyor.
Ziyaret saatleri: Her gün 10.00–16.30. Giriş ücreti: Ziyaret alanına göre değişiyor. Yetişkinler için 22 ila 99 Dolar.

- Chiswick House
Londra, İngiltere
18. yüzyılda inşa edilen Chiswick House ve çevresindeki bahçeler, dönemin ünlü mimarlarından William Kent tarafından tasarlandı. 1725-1738 yılları arasında tamamlanan bu kompleks, mimaride Aydınlanma etkisini en net biçimde yansıtan yapılardan biri olarak kabul ediliyor. O dönemde genç aristokratların Avrupa’yı dolaşarak kültürel birikim kazandığı meşhur “Büyük Tur (Grand Tour)” seyahatleri, Aydınlanma sanatçıları ve mimarları üzerinde büyük bir iz bırakmıştı. Uzun zamandır hüküm süren barok tarzından uzaklaşmayı simgeleyen Chiswick House da bu etkileşimin erken ve güçlü örneklerinden biriydi.
Yapının simetrik çizgileriyle tezat oluşturan peyzaj tasarımı dikkat çekici. Bu tarz yapılarda sıkça karşımıza çıkan geometrik bahçeler yerine, doğallığın ön planda tutulduğu bir peyzaj tercih edilmiş. Bu alışılmadık uygulama sonraları New York’taki Central Park gibi bazı büyük yeşil alanlara da esin kaynağı oldu.
İlerleyen yıllarda Chiswick House birçok farklı amaca hizmet etti. 1892-1928 yılları arasında bir akıl hastanesi olarak kullanıldı. 1948’de İngiltere Bayındırlık Bakanlığı’nın kontrolüne geçtiğinde ise ciddi bir onarıma ihtiyaç duyuyordu. Nihayet 1984’te tüm yapı ve bahçeleri, İngiliz kültürel mirasını korumakla görevli English Heritage kurumuna devredildi.
Ziyaret saatleri: Her gün 07.00–17.00. Giriş ücreti: Yetişkin 11 Sterlin, çocuk 6 Sterlin.

- Hôtel de Soubise
Paris, Fransa
Rokoko tarzının en göz alıcı örneklerinden biri olan Hôtel de Soubise, Paris’in saklı hazineleri arasında yer alıyor. Buradaki “hôtel” kelimesi, günümüzdeki tatil otellerini değil; şehrin merkezinde yer alan, aristokratlara ait büyük şehir konaklarını ifade ediyor. Yapı, 1700’lerin başlarında Soubise Prensi ve Prensesi için baştan sona yenilendi. Ancak binanın kökleri çok daha eskiye dayanıyor zira 1375 tarihli bir malikânenin yerine 1553’te inşa edildi. 18. yüzyılda ise mimar Pierre-Alexis Delamair, bu tarihi yapıyı yeni sahipleri için dönemin trendlerine uygun şekilde restore etti.
Delamair’in ilham kaynağı, o dönemde yükselişe geçen rocaille yani rokoko tarzıydı. Doğadaki taş ve kabuk şekillerini anımsatan kıvrımlı süslemeler içeren bu mimari üslup; kabartmalar, göz alıcı kıvrımlar, melek figürleri ve pastel tonlarıyla zarafetin doruk noktasıydı. Bu tarzın binadaki en etkileyici örneklerinden biri, adeta bir rüya gibi dekore edilmiş olan Salon de la Princesse (Prenses Salonu). Altın varaklı ahşap işlemeler, melek figürleri, aynalar ve yumuşak renk paleti, bu odada rokoko estetiğini tüm ihtişamıyla gözler önüne seriyor.
1808 yılında, Napolyon döneminde devlet mülkiyetine geçen yapı, o tarihten bu yana Fransa Ulusal Arşivleri’ne ev sahipliği yapıyor. Arşivlerde, 7. yüzyıla kadar uzanan belgeler korunuyor. Günümüzde Hôtel de Soubise, hem bu eşsiz arşiv hem de muhteşem iç mimarisiyle halka açık bir müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.
Ziyaret saatleri: Salı hariç hafta içi 10.00-17.30, hafta sonu 14.00-17.30. Giriş ücreti: 5 Euro, her ayın ilk Pazar günü ücretsiz.

- Schloss
Nymphenburg Münih, Almanya
Nymphenburg Sarayı’nın inşasına, Bavyera veliahtı Max Emanuel’in doğumundan birkaç yıl sonra, 1664’te başlandı. Burası, Bavyera Elektörü Ferdinand Maria ve Savoy Prensesi Henriette Adelaide’in yazlık ikametgâhı olarak tasarlanmıştı. Sarayın yapımı, İtalyan mimar Agostino Barelli’ye emanet edildi. Münih şehrinin batısında, hükümdarlık arazilerinin sınırında kalan kırsal bir bölgede yükselen saray için seçilen mimari üslup baroktu.
Max Emanuel, 1680’de elektör olduğunda Barelli’nin orijinal tasarımını İsviçre doğumlu İtalyan mimar Enrico Zuccalli ile birlikte genişletti. Yapıya iki yeni köşk eklendi ve bunlar galerilerle ana binaya bağlandı. Sarayın asıl dönüşümü ise Emanuel’in İspanya Veraset Savaşı sonrasında Fransa’dan sanatçılarla birlikte dönmesiyle gerçekleşti. Hem sarayın tasarımı hem de bahçeleri yenilendi; iç mekânlarda rokoko tarzı süslemelere, dışarıda ise simetrik peyzaj düzenine geçildi. Sonraki elektörler de bu tasarımı temel alarak sarayın farklı odalarını Aydınlanma’nın etkisini yansıtan tarzlarda dekore ettirdi.
Nymphenburg, 19. yüzyıla kadar Bavyera kraliyet ailesinin yazlık sarayı olarak kullanılmaya devam etti. Günümüzde saray ve bahçeleri, Bavyera Saray İdaresi tarafından işletiliyor.
Ziyaret saatleri: Kışın 10.00–16.00, bahar ve yaz aylarında 09.00–18.00. Giriş ücreti: 8 Euro.

- Vierzehnheiligen Basilica
Bad Staffelstein, Almanya
Vierzehnheiligen Bazilikası, 1772’de tamamlanmış bir barok şaheseri. Bu nedenle, yapının dış cephesinden ziyade iç kısmı, hazırladığımız liste açısından bizim için daha ilginç. Bazilikanın içine adım attığınızda, merkezde yer alan lütuf sunağı sizi karşılıyor. Bu sunak, kilisenin adını aldığı 14 Aziz’e adanmış. Hastalıklara karşı şifa dağıttığına inanılan bu azizlerin, 1446 yılında bu yerde bir çoban çocuğa göründükleri söylenir.
Vierzehnheiligen yüzyıllar boyunca önemli bir hac merkezi oldu. İnsanlar şifa ve yardım dilemek için buraya akın etti. Kilise, 1712-1753 yılları arasında Almanya’da başka hac kiliseleri de inşa eden Balthasar Neumann tarafından tasarlanmış. Günümüzde bu görkemli bazilika ziyarete açık ve bitişiğindeki Fransisken manastırında yer alan multimedya merkezi sayesinde, yalnızca mimariyi değil, bazilikanın tarihini, hac geleneklerini ve Fransisken tarikatının geçmişini de yakından tanımak mümkün.
Ziyaret saatleri: Kışın 07.30–17.00, yazın 06.30–19.00. Talep üzerine rehberli turlar düzenleniyor.
© Getty Images
Benzer Haberler

1.125 Günde Devri Âlem

Hun Hükümdarı Attila düğün gecesinden sağ çıksaydı tarihin akışı nasıl değişirdi?

Gettysburg muharebe meydanı: Amerikan İç Savaşı’nın en kanlı ve en lânetli savaş alanı









