
Sanat eserlerine gizlenmiş 12 sır: Dünyaca ünlü tablolardaki saklı detaylar
Yazan: Ben Gazur
Sanat üretmek, insan olmanın en temel göstergelerinden biridir. Tarihin derinliklerine baktığımızda, insanların desenler ve imgeler yaratmaya ne kadar erken çağlarda başladığını görebiliyoruz. Ancak bir sanat eserinin ne anlattığını çözmek her zaman kolay değildir; zira bazı eserler, yalnızca yaratıcısının bildiği çok katmanlı ve gizli anlamlar taşıyabilir.
Kimi sanatçılar eserlerine, sadece dikkatli gözlerin ya da nereye bakacağını bilenlerin fark edebileceği detaylar gizler. Bunun sebebi bazen sembollerle bir şey anlatmak, bazen ince bir espri yapmak, bazen de kişisel bir mesaj göndermek olabilir. Araştırmalar, galerilerde bir sanat eserinin önünde ortalama 30 saniye durduğumuzu gösteriyor. Oysa ikinci bir bakış, beklenmedik bir ayrıntıyı açığa çıkarabilir. Gelin şimdi, derinliklerinde gizemli sırlar barındıran bazı ünlü sanat eserlerine birlikte bakalım.

- Sutton Hoo Tokası – Sanatçı Bilinmiyor
Gizli hayvan motifleri – 7. Yüzyıl
Özellikle Anglo-Sakson, İskandinav ve diğer Germen toplumlarında, ölenlerin bir geminin içinde gömülmesi yaygındı. 1939 yılında İngiltere’nin Suffolk bölgesindeki Sutton Hoo’da keşfedilen gemi-mezar, Anglo-Sakson dönemine ait çok değerli arkeolojik buluntuları gün yüzüne çıkardı. Bunların çoğu, dönemin Britanya sanatına damgasını vuran “Ada” veya diğer adıyla “Hiberno-Sakson” tarzında süslenmişti. Ada sanatı, motiflerin iç içe geçtiği karmaşık tasarımı ve desenlerin içine gizlenmiş hayvan figürleriyle biliniyor. Sutton Hoo hazinesinin en dikkat çekici parçalarından biri olan büyük kemer tokası da bu tarzın en göz alıcı örneklerinden biri. 400 gram saf altından yapılmış tokânın yüzeyindeki kıvrımlı çizgiler ilk bakışta soyut bir desen gibi görünse de, yakından incelendiğinde bu çizgilerin aslında birbirine dolanmış yılanları betimlediği fark ediliyor. Tokanın uç kısmına ise çömelmiş halde dört ayaklı bir hayvan, kenarlarına da gagalarını uzatmış iki kuş gizlenmiş. Ancak asıl sır, bir zamanlar kemer tokasının içinde yer almış olabilir. Tokânın gövdesi, arka kısmından açılan bir kutu şeklinde tasarlanmış. Avrupa’da bulunan benzer tokaların bazılarında kutsal emanetler saklandığı biliniyor. Ancak bu toka bulunduğunda içi tamamen boştu. İçinde ne saklandığı hâlâ sır perdesini koruyor.

- Vespasian Büstü – Sanatçı Bilinmiyor
Geri dönüştürülen heykeller – 1. Yüzyıl
Geçmişin tartışmalı liderlerine ait heykellerin akıbeti yalnızca günümüzün konusu değil. Roma İmparatorluğu’nda, hükümdarların büstleri hem onların itibarını yüceltmek hem de rejime olan bağlılığı vurgulamak amacıyla şehrin pek çok yerinde sergilenirdi. Ancak işler değiştiğinde, yani imparator tahttan indirilip yeni bir hanedan iktidarı ele geçirdiğinde, bu heykeller bir anda siyasi açıdan sakıncalı hâle gelebiliyordu. MS 68 yılında İmparator Neron kendini öldürdüğünde, yaşanan iç savaşın ardından yerine Vespasian geçti. Artık, Neron’un yüzünü taşıyan bir büst bulundurmak ciddi bir tehlike anlamına geliyordu. Gelgelelim, mermer oldukça pahalı bir malzemeydi ve bu heykelleri öylece bir kenara atmak savurganlık olurdu. Bu yüzden, Neron’un birçok büstü yeniden yontularak Vespasian’a benzetildi. Ne var ki bu “geri dönüştürme” çabası her zaman iyi sonuçlar vermeyebiliyordu. Neron’un dikkat çeken iri kulakları vardı ve günümüzde Vespasian’a ait olduğunu düşündüğümüz bazı heykellerin esasen Neron için yontulmuş olduğunu buradan anlayabiliyoruz. Ayrıca dikkatle incelendiğinde, heykel yeniden yontulurken mermerlerin çıkarıldığı yerleri görmek mümkün. Kısacası, hayranlıkla baktığımız bazı büstler, tarihteki sorunlu siyasi geçişlerin izlerini taşıyor olabilir.

- Mavi Pelerin – Pieter Bruegel
Bir atasözleri koleksiyonu – 1559
Hollandalı sanatçı Pieter Bruegel, köylü yaşamını konu alan resimleriyle tanınır. Mavi Pelerin adlı tablosu da ilk bakışta köylülerin günlük hayatını betimleyen sıradan bir sahne gibi görünebilir. Ancak tablo biraz daha dikkatli incelendiğinde işler tuhaflaşıyor: Birbirinin burnunu çimdikleyen insanlar, kapı tokmağını öpen biri, diğer tarafta bir sütunu ısırmaya çalışan başka biri… Peki ama tüm bunların anlamı nedir? Aslında Bruegel, Flaman Atasözleri adıyla da bilinen bu tablosunda, 16. yüzyılda Flaman halkı arasında yaygın olan yüzden fazla atasözü ve deyimi görsel olarak tasvir etmiş. Bugün bile aşina olduğumuz “kafayı duvara vurmak” gibi bazı sözler tabloda birebir resmedilmiş. Kimilerininse günümüzde doğrudan bir karşılığı yok. Mesela bir darağacına pisleyen adam, kişinin cezayla caydırılamayacağı anlamına gelen bir atasözünü temsil ediyor. Bir diğer sahnede ise yılanbalığını kuyruğundan yakalamaya çalışan biri görülüyor ki bu da boş yere çabalamaya dair bir deyişi betimliyor. Araştırmalar ilerledikçe, Bruegel’in tabloya sığdırdığı atasözleri ve deyimlerin listesi de giderek genişliyor.

- Âdem’in Yaratılışı – Michelangelo
Tanrı’nın pelerini mi yoksa bir beyin mi? – 1512
Michelangelo, Roma’daki Sistine Şapeli’nin tavanını süslemekle görevlendirildiğinde daha ziyade heykeltıraş kimliğiyle tanınıyordu. Ancak ortaya çıkan eser, onu dönemin en büyük ressamları arasına taşıdı. Tavanın en çarpıcı fresklerinden biri, Tanrı’nın ilk insanı Âdem’i yaratış anını betimliyor. İkisinin parmakları neredeyse birbirine dokunacak kadar yakın. Tanrı, etrafındaki figürlerle birlikte dalgalanan kırmızı bir kumaşın içinde resmedilmiş. 1990 yılında bir doktor, bu kırmızı kumaşın şeklinin insan beyninin enine kesitine şaşırtıcı biçimde benzediğini fark etti. Üstelik Tanrı ve çevresindekilerin konumu dikkatle incelendiğinde beynin farklı bölgeleri de ayırt edilebiliyor. Michelangelo’nun o dönemde yapılan halka açık kadavra diseksiyonlarına katıldığı ve insan anatomisine hâkim olduğu biliniyor. Dolayısıyla benzerliğin bir rastlantı olmadığı açık. Bazı uzmanlara göre Michelangelo, eserine ince bir mesaj gizlemiş: Tanrı, insanlara yalnızca bir beden değil, aynı zamanda akıl, düşünce gücü ve ilahi bir bilinç de bahşetti.

- Elçiler – Hans Holbein
Raflar ve kafatasları – 1533
Alman sanatçı Hans Holbein’in, Fransız elçisi Jean de Dinteville ile piskopos Georges de Selve’yi birlikte resmettiği tablosu ilk bakışta iki seçkin adamın portresi gibi görünüyor. Ancak gözler hemen zemindeki garip bir lekeye takılıyor: Siyah-beyaz bulanık bir şekil, kompozisyonun geri kalanıyla uyumsuz duruyor. Bu tuhaf detayın sırrını çözmek için tabloya sağ tarafından, belli bir açıyla bakmak gerekiyor. O zaman bu şeklin aslında bir insan kafatası olduğu anlaşılıyor. Ancak Holbein’in Elçiler tablosundaki tek gizem bu değil. İki adamın arasındaki raflara yerleştirilmiş birçok nesne var. Dünya küresi, telli müzik aleti lavta ve bilimsel enstrümanlar, elçilerin entelektüel birikimini simgeliyor gibi görünüyor. Ama bu nesnelere daha yakından bakıldığında işler değişiyor. Lavtanın bir teli kopmuş; ki bu muhtemelen uyumsuzluğu simgeliyor. Kürenin odak noktası ise Roma. Acaba Holbein bu detaylarla, Reform hareketinin Avrupa Hristiyanlığı’nda yarattığı bölünmelere mi gönderme yapıyordu? Açık bırakılmış nota kitabı da başka bir ipucu olabilir. Zira bu, Reform’un öncülerinden Martin Luther’in çevirisini yaptığı bir ilahi kitabı simgeliyor. Kafatasının anlamı ise tartışma konusu. Rönesans sanatında oldukça yaygın olan kafatası, “memento mori” ifadesini simgeliyor ve Latince’de bu ifade “ölümlü olduğunu hatırla” anlamına geliyor. Kuşkusuz tüm bu gizli ayrıntılar, Holbein’in tablosunun yalnızca iki adamın portresi değil, dönemin fikir çatışmalarını ve dini gerilimlerini yansıtan, sembollerle örülmüş derin bir görsel anlatı olduğunu gösteriyor.

- Son Akşam Yemeği – Leonardo da Vinci
Ekmeklerde saklı müzik – 1495–1498
Hz. İsa’nın son akşam yemeğini konu alan Leonardo da Vinci imzalı bu duvar resmi, onun yaratıcı zihninin dâhiyane bir eseridir. Etkileyici kompozisyonu yüzyıllardır hayranlık uyandırmaya ve birçok sanatçıya ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Ancak ne yazık ki Leonardo’nun bu eserde kullandığı deneysel teknikler beklediği kadar dayanıklı çıkmadı ve resim, tamamlanmasından sadece birkaç yıl sonra bozulmaya yüz tuttu. Yine de bu başyapıtta hem Hz. İsa’nın hem de havarilerin jestleri ve ifadeleri, her birinin özgün kişiliklerini yansıtacak şekilde net olarak görülebiliyor. Duvar resmindeki bu detaylar, zamanla birçok tartışmalı teoriye de zemin hazırladı. Kimileri eserin Hz. İsa’nın Magdalalı (Mecdelli) Meryem’le evlendiğine dair ipuçları barındırdığını iddia ederken, kimileriyse bazı numerolojik sırlar içerdiğini öne sürdü. 2007’de ise ortaya daha sıra dışı bir iddia atıldı: Havarilerin elleri ve masadaki ekmekler, müzikteki portreye yani beşli nota çizgilerine yerleşecek şekilde konumlandırılmıştı. Bu konumlar, Leonardo’nun yazı yazarken sıklıkla yaptığı gibi sağdan sola doğru notalara çevrildiğinde, kısa ama anlamlı bir melodi ortaya çıkıyordu. Müzik de dahil olmak üzere pek çok disiplindeki çalışmalarıyla tanınan Da Vinci’nin, eserine gizli bir ezgi yerleştirmiş olması doğrusu kulağa hiç de imkânsız gelmiyor.

- Dünyevi Zevkler Bahçesi – Hieronymus Bosch
Günahkârın kalçasındaki müzik – 1490–1510
Hollandalı sanatçı Hieronymus Bosch’un resimleri, hayal gücünün sınırlarını zorlayan garip ve çarpıcı sahneleriyle bilinir. Ancak hiçbir eseri, Dünyevi Zevkler Bahçesi kadar tuhaflıklarla dolu değil. Üç panodan oluşan bu triptiğin cehennemi betimleyen bölümünde, tavşanların günahkârları sürüklediği, şeytanların tiksindirici davranışlar sergilediği ve garip yaratıkların insanları yuttuğu halüsinatif bir kâbus dünyası tasvir edilmiş. Bu karanlık manzaranın bir köşesinde, müzik aletlerine bağlanmış şekilde işkence gören günahkârlar görülüyor. Aralarından biri, sadece bacakları ve kalçaları dışarıda kalacak şekilde bir lavtanın altında ezilir halde resmedilmiş. Asıl ilginç olansa, çıplak kalçasına adeta dövme gibi işlenmiş bir nota satırı. Bir iblis, uzun ve kıvrak diliyle bu müzik parçasını okuyor. 2014 yılında bu nota satırı, 500 yılı aşkın bir sürenin ardından ilk kez seslendirildi. İnternette “butt music” (popo müziği) adıyla ünlenen bu kısa melodi, muhtemelen dünyevi müziğin insanları günahe sürükleyen cazibesini simgeliyordu. Öte yandan bazı sanat tarihçileri, panonun ortasında yer alan ve izleyenlere bakan tuhaf görünümlü figürün Bosch’un otoportresi olabileceğini öne sürüyor.

Açık Pencere Önünde Mektup Okuyan Kız – Johannes Vermeer
Tablo içindeki kayıp tablo – 1657–1659
Hollandalı ressam Johannes Vermeer, orta sınıf ev yaşamını konu alan sade ve etkileyici tablolarıyla tanınır. Açık Pencere Önünde Mektup Okuyan Kız adlı tablonun hikâyesi ise bir hayli sıra dışı. Resim, pencere kenarında duran bir kadını profilden gösteriyor. Kadın başını eğmiş ve elindeki mektuba odaklanmış. Arka planda ise dikkat dağıtacak herhangi bir şey yok; ya da en azından yıllar boyunca böyle olduğu sanıldı… 1979’da yapılan teknik incelemeler sırasında, orijinal eserde kadının arkasındaki düz beyaz duvarın Antik Roma mitolojisindeki aşk tanrısı Cupid’in bir resmiyle süslendiği ortaya çıktı. İlk başta Cupid’i bizzat Vermeer’in silmiş olabileceği düşünüldü. Ancak takip eden araştırmalar, üzerinin daha sonraları boyandığını gösterdi. 2021’de tamamlanan üç yıllık kapsamlı bir restorasyonun ardından, tablodaki Cupid yüzyıllar sonra yeniden sanatseverlerle buluştu.

- Mona Lisa – Leonardo da Vinci
Kaşlar ve bir imza – 1503–1519
Her yıl yaklaşık on milyon kişi Mona Lisa’yı görmek için Paris’teki Louvre Müzesi’ni ziyaret ediyor ve bu da onu dünyanın en çok ilgi gören sanat eserlerinden biri hâline getiriyor. Ancak kalabalık arasında sıkışıp kalan ziyaretçilerin tabloyu gerçekten yakından inceleme şansı pek olmuyor. Öte yandan, bunu yapabilseler bile Leonardo da Vinci’nin bu başyapıtın bazı önemli detayları sadece özel cihazlarla yapılan incelemelerde görülebiliyor. 16. yüzyılda yaşamış sanat tarihçisi Giorgio Vasari, Sanatçıların Hayat Hikâyeleri adlı kitabında Mona Lisa’dan büyük bir hayranlıkla bahsederken özellikle Lisa’nın kaşlarına da değinir. Ancak günümüzde tabloya baktığımızda kaşlarını göremiyoruz. Bunun nedeni, 2007 yılında yapılan ultra yüksek çözünürlüklü taramalarda ortaya çıktı: Leonardo gerçekten de Lisa’nın kaşlarını çizmişti fakat yüzyıllar içinde solup görünmez hâle geldiler. Lisa’nın esrarengiz gözleri de bazı sırlar saklıyor olabilir. Tabloyu detaylıca inceleyen İtalyan araştırmacı Silvano Vinceti, sağ gözde ince bir fırça darbesiyle yazılmış “LV” harflerini tespit ettiğini öne sürdü. Bu, muhtemelen Leonardo da Vinci’ye bir gönderme. Vinceti, sol gözde de “B” veya “S” harfini andıran bir detay gördüğünü iddia ediyor ki bu da Lisa’nın gerçek kimliğine dair bir ipucu olabilir. Kuşkusuz Mona Lisa, her zaman olduğu gibi sırları ve hakkındaki spekülasyonlarla insanları büyülemeye devam ediyor.

- Monsieur de Norvins Portresi – Jean-Auguste-Dominique Ingres
Napolyoncu eğilimleri gizleme – 1811–1812
19. yüzyılın tanınmış Fransız ressamlarından Ingres, neoklasik ve romantik eserleriyle hem halkın hem de dönemin nüfuzlu isimlerinin beğenisini kazanmıştı. 1806 yılında, Napolyon Bonapart’ı imparatorluk tahtında, yeni kazandığı unvanın sembollerini elinde tutarken gösteren görkemli bir portreye imza attı. Ancak Napolyon’un himayesi Ingres ve müşterileri için gelecekte sorunlara yol açacaktı. Monsieur de Norvins adlı eseri bunun ilginç bir örneği. Bu portrede Ingres, Napolyon dönemi Roma’sının yeni polis şefi Norvins’i, elini ceketinin içine sokmuş halde resmetmişti. Napolyon’la özdeşleşmiş bu klasik poz, açıkça Ingres’in imparatora olan sadakatini vurguluyordu. Ancak tabloda göze çarpan daha gizemli bir ayrıntı var: Sol tarafta yer alan kumaş kıvrımları dikkatlice incelendiğinde, bir çocuk büstünün silik hatları fark edilebiliyor. Muhtemelen bu, Napolyon’un “Roma Kralı” unvanını verdiği oğluna ait bir büst. Ancak 1814’te Napolyon’un iktidardan düşmesiyle işler değişti. Artık eski imparatora duyulan bağlılık pek hoş karşılanmıyordu. Bu yüzden Ingres, büstü alelacele bir perdeyle gizledi. Zira bir zamanlar sadakatin göstergesi olan detay, artık saklanması gereken bir sırra dönüşmüştü.

- Zeytin Ağaçları – Vincent van Gogh
Tabloya hapsolan çekirge – 1889
Vincent van Gogh’un cesur renk paleti ve abartılı fırça darbeleri, onu dünyanın en popüler ve ilham verici sanatçılarından biri hâline getirdi. Ne var ki Van Gogh, hayatı boyunca zihinsel hastalıklarla mücadele eden talihsiz bir adamdı. Doktorların gözetimi altında yaşadığı dönemde kardeşi Theo, dışarıda resim yapmasına izin verilmesi için özel bir ricada bulunmuştu. Dışarıda çalışmak onun zihnini rahatlatıyordu. 2017 yılında, kardeşinin bu isteğinin yerine getirildiğini doğrulayan bir kanıt ortaya çıktı; hem de bir tablosunun yüzeyine yapışmış halde! Sanatçının zeytin ağaçlarını resmettiği bir eseri mikroskopla incelenirken, küratörlerden biri boyaya yapışmış küçük bir parça fark etti. Ancak daha yakından bakıldığında bunun bir yaprak değil, minik bir çekirgenin başı, bacakları ve gövdesi olduğu anlaşıldı. Çekirge, muhtemelen boya henüz ıslakken esen rüzgârla tuvale savrulup resmin içine hapsolmuştu. Hareket edip boyayı bozmamış olması ise onun çoktan ölmüş olduğunu gösteriyor. Van Gogh, açık havada çalışırken ne kadar mücadele verdiğini kardeşi Theo’ya yazdığı şu satırlarla ifade etmişti: “Dört tuvalin üzerinden yüzlerce sinek ve daha başka şeyler toplamış olmalıyım.”

- Atina Okulu – Rafael
Portreler ve felsefe – 1509
Rönesans döneminde Papa II. Julius, özel dairesindeki odalardan birine bir fresk resmetmesi için Rafael’i görevlendirdi. Antik zamanlara duyulan hayranlığın yeniden canlandığı bu dönemde, odanın duvarına eski dünyanın büyük düşünürlerini resmetmenin, papanın bilgiye ve düşünceye verdiği önemi vurgulayacağına kanaat getirilmişti. Ortaya çıkan Atina Okulu adlı eser, yalnızca sanatsal yönüyle değil, felsefi derinliğiyle de hayranlık uyandıran bir çalışmaydı. Freskin merkezinde yer alan Platon ve Aristoteles’in jestleri bile tek başına bu düşünsel derinliği ortaya koyuyor: Platon elini yukarı kaldırarak soyut fikirler âlemini işaret ederken, Aristoteles’in yere doğru yönelen eli, onun gözlemlenebilir gerçekliğe olan ilgisini simgeliyor. Fakat fresk yalnızca felsefeyle sınırlı değil; Rafael aynı zamanda, döneminin büyük sanatçılarını da bu sahneye gizlice dahil etmiş. Sözgelimi, yaşlı ve sakallı Platon’un yüz hatları Leonardo da Vinci’yi andırıyor. Yerde, düşünceli bir hâlde resmedilen Herakleitos figürü ise Michelangelo’ya benziyor. Freskteki figürlerin neredeyse tamamı birbirine ya da farklı noktalara bakarken, yalnızca biri doğrudan izleyicinin gözüne bakıyor. İşte bu kişinin bizzat Rafael’in kendisi olduğu düşünülüyor. O dönemde ressamların otoportrelerini eserlerine gizlemesi pek alışılmadık bir şey değildi ama bunu papanın özel odasına resmetmek epey cesurca bir hareketti doğrusu.
© Alamy, © Getty Images, © Shutterstock












