
Unutkanlık hastalık mı? Bellek bozuklukları ve alzheimer belirtileri
PRF. DR. IŞIN BARAL KUŞLAKSIZOĞLU
Bellek, bir depo; bir şeyleri eklemek için başka bildiklerimizi çıkarmak gerekiyor. Unutmak, yeni bilgilere ulaşmak için bir şart. Aslında bellek deposu kayıtlı bir bilgiye verdiğimiz önem, eşlik eden duygusal ögeler ve kullanma sıklığına göre karar veriyor neyi tutup neyi atacağına; kendi içinde bir çalışma mantığı var. Hayatta tatmin olmak, saadete ulaşmak için arzuladığımız çok kuvvetli, çok kapasiteli bellek bir gereklilik mi? Görünen o ki değil! Boşuna “mutluluk iyi bir sağlık, kötü bir hafızadır” denmemiş...
İnsanoğlu doğadan, kendi iç sesini dinlemekten, kendi gerçek ihtiyaçlarından uzaklaşıp, yerine başka suni ihtiyaçların peşine düştükçe, dikkatini de lazım olmayan pek çok konuya dağıtıkça beyin tepki vermeğe başlıyor. Unutkanlık, uyku bozuklukları, geçmeyen can sıkıntıları, bir türlü mutlu olamama, panikler ve takıntılar bizi buluyor.

Unutmak, hastalık belirtisi de olabiliyor
“Her şeyin azı karar, çoğu zarar.” Unutkanlık günlük işlevlerimizi, yaşam kalitemizi bozuyorsa bir hastalık haline gelmiş demektir. Beynimizin optimum çalışmasını bozan her durum, belleğimizi etkiler. Örneğin; az uyumak, aşırı diyet yapmak, çok alkol veya uyarıcı özellikte içecek tüketmek, yorgunluk, aynı anda birçok işi yapmaya soyunmak...
Bazı hastalıklar da bellek performansımızı etkiler: Tiroit bezinin az ya da çok çalışması, kansızlık, karaciğer ve kalp hastalıkları, özellikle beyin damarlarını bozan diyabet ve hipertansiyon, vitamin eksiklikleri, kanserler, beyin tümörleri, oksijen azlığına neden olan akciğer hastalıkları, epilepsi, multipl skleroz ve tabii ki demanslar...
Depresyon ve anksiyete de belleği doğrudan bozar. Depresyonun neden olduğu unutkanlığa “yalancı bunama” bile denilir. Çok şiddetli yaşanabilir ve gerçek demanstan ayırmak zor olabilir. Demek ki iyi bir bellek istiyorsak, bedenimize iyi bakmak şart.
Aslında “bellek işlevi” tek bir unsurdan ya da beyindeki tek bir merkezden kaynaklanmaz. Çeşitli bellek türleri var: Kısa süreli bellek, çalışma belleği, uzun süreli bellek, epizodik bellek gibi ya da sözel bellek, görsel bellek ve motor bellek farklı bellek türleri bulunur. Her biri beynimizin farklı bölgelerinin eşzamanlı bağlantıları ile oluşan işlevlerdir. Ama en önemli bölge, hemen iki kulağımızın arkasına denk gelen ve Latince adı “hippocampus” olan, deniz atının kuyruğuna benzeyen anatomik yapıdır. Bir nesneyi hatırlamak için beynimizin pek çok işlevi ve beyin bölgesini ilgilendiren bir dizi işlem yapar. Önce bir bardağı dikkat alanı içine alır. Bu arada frontal bölge denilen beynimizin ön kısmını kullanır, ardından görür ki bunun için beyninin en arkasına yani oksipital loba gidilir. Sonra nesneyi iki ayrı yolakta “ne” ve “nerede” olarak tanımlar. Bu işlev, beynin arkasından öne doğru gelen yolaklarda yapılır. Ardından sağlaklar için beynin sol tarafında yer alan dil alanlarında nesnenin adını koyar: “Bu, bir bardaktır.” Sonraki adım, işlevinin tanımlanmasıdır: “Su içmeye yarar.” Bu tanımlama yine önde ve frontal bölgede yapılır. Bardakla ilgili anılar içinse depoya, her temporal bölgedeki hipokampal alanlara gidilir. Daha önce içtiğiniz soğuk sular veya bardakla ilgili diğer anılarınız da çağrışır ya da bardakların hangi dolapta durduğu bilgisi... Beyin sonra motor alana haber gönderir. Böylece biz de bardağı alıp yerine koyar ve bu yeri sonraki kullanım için beynimizdeki bellekte depolarız. Gördüğünüz gibi mikrosaniyeler içinde beyinde birçok nöron kullanıp, bardağı adlandırarak yerini öğrendik. Beynin gün boyu yaptığı işleri de düşünürseniz, ne muhteşem bir organ olduğu daha da netleşir.
Yaşlandığımızda, beyin hasarı oluşturan bir kaza yaşadığımızda, beyin hücrelerimizin azalmasına yol açacak bir hastalık olduğunda zihin işlevlerimizi ve belleğimizi kaybetmeye başlarız. Demans kelimesi Latince “de-mendaite” sözünden gelir ve “zihinsizleşmek” demektir. Modern tıpta bir grup hastalığın adı olarak kullanılır. Bu hastalıklar; kişinin günlük yaşamını bozacak derecede beyin işlevlerinin kaybolması ve kişinin hayatını idame etmesinin mümkün olmaması diye tanımlanabilir. Yüze yakın demansa neden olabilecek hastalık vardır. İleri yaşta en sık görülen, unutkanlıkla başlayan ve ilerleyen ise Alzheimer hastalığıdır.
Zamanla hatıralar kayboluyor
Alzheimer hastalığı ilk olarak, 1906 yılında nöropatolog Dr. Alois Alzheimer tarafından Agusta isimli 40’lı yaşlarda bir kadın hastada tanımlanmıştı. Şu anda dünyada 65 yaşından sonra en sık görülen demans türüdür. 65 yaş üstü 100 kişiden beşinde, 85 yaş üstü her üç kişiden birinde görülür. En önde bozulan beyin işlevi “bellektir”. Yani hastalık, unutkanlık ile başlar. Kişi gördüğü, duyduğu, algıladığı bilgileri kayıt edemez ve bellek depolarına göndermez. Bilgi lazım olunca da “hatırlayamaz”. Yukardaki örneğe dönersek, bardağın yerinin dolap olduğu ve kendisinin de bardağı oraya koyduğu bilgisini depolamaz, sonra da aradığında bardağını bulamaz. Buradan da anlaşılacağı üzere Alzheimer hastalığı hipokampus ve komşu bölgelerinden başlar. 10-15 yıl içinde diğer beyin bölgelerine de yayılır. Yayıldıkça kişinin adlandırma, planlama, soyutlama, olayların sonuçlarını kavrama, alet kullanma, hesap yapma, yazı yazma, okuma, okuduğunu anlama, tanıma gibi işlevleri de bozulur. Hastalığın ilerlemesiyle unutkanlık ve ileri dikkat eksikliğine, nesneleri adlandırmada zorluk, olaylar hakkında akıl yürütememe, geleceği ve yapacaklarını planlayamama, neyin gerçek neyin olmadığını ayırt edememe gibi diğer bozulmalar eklenir. Hastalığın orta evrelerinde para hesabı yapmak, yemek pişirmek, temizlik yapabilmek, seyahat etmek, yolunu bulmak gibi beceriler kaybolur. İleri aşamada ise hastalar yemek yemekte, idrar ve gaitalarını tutabilmekte, tek başına yürüyebilmekte bile zorlanır. Maalesef hastalığın sonuna doğru tamamıyla bir bebek gibi bakıma muhtaç hale gelirler.

Hasta yakınlarını da etkiliyor
Alzheimer hastalarının belirtilerini başlıca iki bölüme ayırmak gerekir. Birinci bölümdeki belirtilere, doktorlar “bilişsel belirtiler” demeyi tercih eder. Bunlar, başlıca unutkanlıkla ilgilidir. İkinci gruba ise “davranışsal belirtiler” denir. Aslında davranışsal belirtiler hastaları ve yakınlarını unutkanlıktan daha fazla zorlar. Bunlar arasında; en sık moral bozuklukları ve depresyon, doğru olmayan, saçma inanışlar, hayal görme, uydurma, ileri derecede huy değişikliği, bağırma, vurma, küfretme, ev içinde sürekli dolanma, yemek yememe, idrar ve gaitasını altına yapma, uygun olmayan cinsel davranışlar sayılabilir. Bu psikiyatrik belirtiler, özellikle hasta yakınlarını çok zorlar; tükenmelerine, yorulmalarına ve kendi sağlıklarının da bozulmasına yol açar. Bir araştırmaya göre; demans hastasına bakan yakınların dörtte biri tedavi gerektirecek düzeyde depresyona girer. Üçte biri tükenme sendromuna girip hastalanır, yarısının da kendi bedensel sağlığı bozulur. Başka bir araştırma da Alzheimer hastasına bakan kişilerin, bakmayan yaşıtlarına göre yüzde 60 oranında daha erken vefat ettiğini gösterir. Anlaşılacağı üzere hem hasta hem de hasta yakınları ile ailesi açısından çok zor bir hastalık. Türkiye’de Alzheimer hastalığının görülme sıklığı 70 yaş üzeri kişilerde yapılan bir çalışmada yüzde 9,8 olarak belirlenmiştir. Ülkemizin nüfus sayımı sonuçlarını ele alırsak, toplumun yüzde 6’sı halen 65 yaşın üzerindedir. Ancak 2050’de bu oran yüzde 12-15’ye yükselecek ve demans önümüze olarak yaygın bir hastalık olarak çıkacaktır. Yani yaş ortalaması git gide artan, yaşlanan toplumumuzda hastalarda çok hızlı bir şekilde artıyor. Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’nin 2050 yılında en fazla Alzheimer hastası olan dört ülkeden biri olacağını açıklamıştır. Halen Türkiye’de 600 bin civarında Alzheimer demansı hastası olduğu tahmin ediliyor.
“Depresyon ve anksiyete belleği doğrudan bozar. Depresyonun neden olduğu unutkanlığa ‘yalancı bunama’ bile denilir. Çok şiddetli yaşanabilir ve gerçek demanstan ayırmak zor olabilir. Demek ki iyi bir bellek istiyorsak, bedenimize iyi bakmak şart!”
Harekete geçmekte fayda var
Günümüzde Alzheimer hastalığının kesin bir tedavisi yok fakat belirtileri belli oranda kontrol altına alabilen, yaklaşık iki yıl hastalığı duraksatabilen, yavaşlatabilen çeşitli ilaç tedavileri var. Sadece ilaç değil, ilaç dışı bazı tedavilerin de hastaların ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini artırdığı, kaygı ve depresyonlarını azalttığı, uyku kalitelerini artırdığı, hayata bağlılıklarının arttığı, ajitasyonlarının azaldığı gösterilmiş. Bu aktiviteler için pek çok araştırma da yapılmış ve sonuçlar detaylıca incelenmiş. En iyi sonuç verenler arasında; doğa yürüyüşleri, bahçede vakit geçirme, bitkilerle uğraşma, kedi-köpek besleme, gün ışığında uzun süre kalma, bitki yağları (lavanta, melisa gibi) ile masaj sayılabilir.
Görünen o ki insanın doğaya dönmesi, bitkilerin, kuşların ve diğer canlıların içinde olması, beynimizin hücreleri kaybettiği ve her şeyi unuttuğu zamanlarda bile işe yarıyor, keyif ve huzur veriyor. Demans olacağımız yılları beklemeden, hemen harekete geçmekte fayda var.












