
Acı, yargı ve merhamet üzerine derin bir içsel yolculuk
Dr. Erkan Sarıyıldız
Çok acı var! Bombardıman şeklinde medyadan, haberlerden, resimlerden, gözlerimizden, kulaklarımızdan yüreklerimize ulaşıyor ve dağlıyor. İsyan edesi geliyor insanın, oyuncak tutması gereken ellerin kanlar içindeki halini, pırıl pırıl gözlerin umut dolu geleceklere bakması gerekirken, yakınındaki toz dumanları ve kurumuş gözyaşları arasında çaresizliğini izlerken... Ve ne yazık ki izlemekten başka elimizden bir şey gelmemesinin öfkesi yükseliyor içimden. Neden bunlar olmak zorunda? Neden dünyada sevginin çoğalması için uğraşmak varken, bu acı tohumlarını ekiyorlar? Neden açlık var, neden hala savaş var? Neden, neden ve nedenlerin ardından gelen ümitsizlik... Sürekli duygu geçişleri içindeyim; öfke, çaresizlik, acıma hissi!
Mesleğim gereği hayatın kutsallığına inanmış, hayatı devam ettirmek, yaşamların keyifli ve kaliteli olması için uğraşan birisi olarak bu saçma sapan gerçekliklerin içinde ayakta kalmak zorunda olduğumu biliyorum. Ama gerçekten bazen çok zor...
Ben lütuf mudur yoksa lanet midir, sağlıkçı olmam sebebiyle acıyla çok defalar karşılaştım. İnsanlara yaşamlarını tehdit eden önemli hastalıkları söylemek zorunda kaldım. Onların bu zor anlarında yanlarında oldum. Yaşam ile ölüm arasında pamuk ipliğiyle bağlı duran insanların hayatlarına dokundum. Canlarını teslim ederlerken yanlarında bulundum. Mesleğimin ilk dönemlerinde bu anlarda içimde koskocaman bir acıma hissi yükseliyordu. Günlerce kendime gelemiyor, yaşadığım deneyimin etkisinin geçmesi uzun süreler alıyordu. İçimde yükselen bu keskin duygunun köklerini araştırdığımda, aslında bu duygunun çok ciddi bir yargı sonucu ortaya çıktığını ve sevgiden uzak olduğunu gördüm. Onların yaşadıkları hali kendi bulunduğum rahat halin penceresinden izliyor, benden daha şanssız oldukları için bir yandan onlara acırken, diğer yandan da kendimi daha iyi hissediyordum. Bunu fark ettiğim andan itibaren acımanın yargı çemberinden çıkıp, içimde sevginin rehberliğinde daha yüce bir alanı keşfettim: Merhamet!

Merhamet acımak değildir!
Senelerdir kendisini anlamak ve hayatın anlamını bulmakla uğraşmış olup, kendine bir yaşam görüşü inşa etmiş olmak da bazen sınıfta kalabiliyor. O yüzden hatırlamalısın diye kendime sürekli söylüyorum.
Dünya deneyimi, öz varlıklarımızın kendi özelliklerini deneyimlemek ve daha iyi seçim yapılabileceğini görmeleri için var. Burada her türlü deneyim ardı ardına gelerek, bize bizim görmemiz gerekenleri görmemiz, anlamamız gerekenleri anlamamız için var. Dünyasal insan aklımızın anlaması her zaman mümkün olmasa da iyilik de kötülük de deneyimlenmeli. Olanı yargılayıp iyi-kötü diyen bizleriz, olan sadece olandır. Olana teslim olup isyan etmeden, içindeki bilgelik kapılarından girmek doğru olan!
Ben her ruhun burada kendine uygun bir deneyim mizanseninde olduğunu hatırlamalıyım. O yüzden hepsi de benim kadar değerli, benim kadar bilge olan bu özlerin yaşam deneyimlerine sonsuz saygı duyuyorum. Onların deneyimlerini ve seçimlerini yargılamadan saygıyla karşılıyorum.
Aklıma eski bir Türk filmi repliği geldi: “Benden nefret et ama bana acıma!” Çok klişe bir söz olmasına rağmen, içinde çok büyük bir bilgelik de barındırıyor. Aslında diyor ki; beni yargılama, bana karşı kendi alanından gerçek bir duygu ile cevap ver.
O yüzden içimde acıma duygusuyla karşılaştığımda, hep kendimi bu duygudan arındırmaya çalışıyorum. Acımak, aslında deneyimleri yargılamaktır. Bulunduğumuz halin içinden başka bir ruhu yargılayıp, onun deneyimini, onun yaşadığını kendi yaşamımızın dışında tutmaktır. Acımak, pasif bir haldir. İçimizde yeşermesi gereken en değerli hal ise merhamet duygusudur. Merhamet acımak değil, çekilen acıyı anlamak ve kişi talep ederse elinden gelen yardımı yapmaya gönüllü olmaktır. Merhamet acımak gibi pasif değil, aktif bir duruştur.

Müdahaleye onay vermek önemli
Farkındaysanız, merhameti tanımlarken bir olmazsa olmazı özellikle belirttim. Bir kişinin yaşamına müdahil olmak için en önemli şart, kişinin bu müdahaleye onay vermesidir. Ben de kişisel gelişimimin bir döneminde bu gerekliliğin kolaylıkla ötesine geçebiliyordum. Yaşamıma kattığım farkındalıkları, her şeyin sırrını çözmüş bir insan edasıyla başkalarının yaşamlarına cömertçe dahil etmeye çalışıyordum. Zaman içinde etrafımda insanların azalmaya başlaması ve mutluluk formülleri olduğunu düşündüğüm paylaşımlarımın tam tersi etki ile ilişki bozucu hale dönmesi bir tokat gibi yüzüme çarpıldı. Neyi yanlış yapıyordum diye uzun süre düşündüm ve gördüm ki ben aslında diğer insanları yargılıyor, onların yaşam seçimlerinin yanlış, benimkilerin doğru olduğunu düşünüyor ve bu eylemleri aslında onlar içinmiş gibi görünürken, kendimi kendime onaylatmak için yapıyordum. Kişisel farkındalık yolcularının mutlaka bu aşamadan geçtiklerini sonradan çok defalar gözledim.
Yargının ne kadar sinsi bir alışkanlık olduğunu unutmayın. Sürekli birilerini, bir şeyleri sınıflandırıyor, kendi doğru-yanlış filtrelerimizden süzüyor, kararlar veriyor, yargılıyor ve infaz ediyoruz.
Dünya bu haldeyken diğer deneyim kardeşlerimize acımak yerine, içimizde merhamet duygusunu yeşertmeliyiz. Merhamet sayesinde birbirimizi daha iyi anlarız, kendi birey kafeslerimizden çıkıp diğer kalplere dokunuruz. Diyeceksiniz ki, “Yazının başında senin de söylediğin gibi her şey kötüye gidiyor, savaşın kapısındayız ve sen bize merhametten bahsediyorsun.” Evet haklısınız ama durum böyle! Ben dünyanın bu halden daha iyi hale gelmesinin toplulukların değil, bireysel dönüşümlerle mümkün olduğunu düşünen birisi olduğum için sizin içinizde başlayan bu hareketin dalga dalga tüm toplumu değiştirmeye muktedir olabileceği iddiasındayım. Hepimiz kendi içimizde bu hassas alanı yeşertirsek, dünya daha yaşanılası hale gelir.
Bu duyguların arasında gezinirken John Lennon kulaklarımda “Imagine”ı söylüyor:
“Mülkiyetin olmadığını hayal et
Merak ediyorum yapabilir misin?
Açgözlülüğe ya da açlığa da gerek yok
İnsanların kardeşliği
Hayal et tüm insanların
Bütün dünyayı paylaştığını...
Bana hayalperest diyebilirsin
Ama bil ki yalnız değilim.
Umuyorum bir gün sen de bize katılırsın
Ve dünya tek yürek olarak yaşar.”
Sevgi ve barışla kalın...












