Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
Pozitif

Hayatın gizli mimarisini anlamak

İçeriği Paylaş

İnsan, özünde sonsuzluğu arzulayan bir varlıktır. Sonsuzluğu arzulayan kalbimiz, neden sınırlı bir dünyada, eksik parçalarla sınanır?

Yazı: Dr. İlâhe M. Kurşun

Günlük dilde sık sık kullandığımız “kısmet” kelimesi, aslında hayata bakışımızın merkezinde duran çok derin bir hakikati anlatır. Kimi zaman bir işimizin yolunda gitmesini buna bağlarız, kimi zaman da içimize çöken bir burukluğun sebebini… Fakat kısmet yalnızca karşımıza çıkan iyi ya da kötü olaylar değil, Allah’ın bizim için ve bize özel hazırladığı mimarisidir. Bu mimari yapı adeta bir arı kovanı gibi her ne kadar karmaşık, girintili ve çıkıntılı, inişli ve çıkışlı olsa da sırrını çözenler için oradan bal elde etmek ve tatmak kaçınılmazdır. Yeter ki kovanın “engebeli” zâhirine takılmayıp içindeki bala (ilâhî hikmete) odaklanalım.

Kısmetin köklerine yolculuk

“Kısmet”, Arapça qism kökünden gelmektedir ve “bölmek, paylaştırmak, taksim etmek.” Anlamlarını ihtivâ etmektedir. Bu, evrene dağılmış gelişigüzel bölgüler anlamında değil, tam aksine hikmetle bölünmüş paylara işaret etmektedir. Kur’ân’da bu kavram sık sık “kader”, “rızık” ve “takdir” kelimeleriyle de ifade edilmektedir. “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçü ile yarattık” (Kamer 54/49) ayeti tam olarak şu hakîkati nazarlarımıza sunmaktadır: Hayat rastlantısal değil, ölçülü bir yolculuktur. Her insan, kendi payı ile hayata başlar. Herkesin farklı kabiliyetlerinin olması, farklı coğrafya veya kültür içerisinde yetişmesi, eğitim imkanları, evliliği ve çocukları, sağlık durumu… Bunların tamamı ilâhî irâde tarafından bahşedilmiş “kısmet”tir. “Allah rızkı dilediğine genişletir, dilediğine daraltır” (Ra’d 13/26) âyeti gereğince kimisi bu imkanlara daha fazla sahip iken kimisi daha az sahiptir veya hiç sahip değildir.

Bu genişlik-darlık ifadesi, asla ilâhî bir adaletsizlik değil, Allah’ın ezelî ilmî gereği her ruhun tekâmül yolculuğuna uygun bir eğitim programıdır. İşte bu nokta tam anlaşıldığında ‘girintili çıkıntılı arı kovanı’ndan bal yemeğe başlanıyor. Bir insan her yaradılmışın özel bir yolculuğu olduğunu ve her ruhun olgunlaşması için yine kendine özel ihtiyaçları olduğunu idrak ederse her şeyden lezzet almaya, kimsenin elindekine karışmamaya ve kendi yolculuğunun tadını çıkarmaya başlar.

İnsanın sonsuz arzularının sebebi…

İnsan, özünde sonsuzluğu arzulayan bir varlıktır. Bitmeyen isteklerimizin sebebi budur. Sonsuz bir kaynaktan yaratıldık ve sınırlı bir dünyaya gönderildik. Bu yüzden kalbimiz hiçbir zaman tam olarak doymuyor; neye kavuşsak bir sonrakini istiyoruz.

Dolayısıyla karşımıza “kısımlara ayrılmış nimetler” çıkarılmasının hikmeti de burada gizli: Sonsuzluğu arzulayan ruhun, sınırlı bir bedende derinleşebilmesi ve aslından haberdar olabilmesi için hayat küçük paylara bölünmüştür. Tıpkı büyük bir kitabın, daha iyi anlaşılması için bölümlere ayrılması gibi…

Her bir kısım, bir ders taşır. Bir insanın bir kapının açılmamasıyla edindiği olgunluk, çoğu zaman başka birinin sürekli olarak kazandığı başarılardan daha eğitici ve tekâmül ettirici olabilir. Dolayısıyla kısmet yalnızca verilenler değil; alınmayanlar, gecikenler, hatta hiç gelmeyenlerdir. Küçük paylar, bizi özlemini çektiğimiz sonsuzluğa yaklaştırır. Bizi olgunlaştırmak sûretiyle ilâhî kaynakla irtibatlandırır. Tıpkı bir yapboz misali küçük parçalar büyük resmi hayal etmeye ve bulmaya karşı bir iştiyak uyandırır. Başka bir ifadeyle bir damla misali olan varlığımızın, “sabırsız, aceleci, hırslı” nefis engelini aşarak ummâna kavuşmasına yardımcıdır. Burası sonsuzluk yurdu değil ki her şey bize “tam” olarak verilsin. Zaten bizler de bu âlemde “tam” değiliz. “Yarım”ız ve aslımız olan “Yârimizi” aramaktayız.

Rıza makamı, ilahi düzendeki kusursuzluğu seyir mekanıdır

Kısmete razı olmak, pasif bir kabulleniş değildir. Sufiler buna “rızâ makâmı” der. Bu, “Benim payım neden böyle?” demek yerine “Bu pay bana ne öğretiyor?” diye sorabilme olgunluğudur. Çünkü insan kendi kısmetini kabul ettiğinde, onunla dönüşmeye de başlar. O zaman hayattaki her şey birer öğretmen hâline gelir: Karşımıza çıkan insanlar, zorluklar, gecikmeler, kayıplar, sürprizler. Hepsi birer “kısım”, yani bizi aslımıza taşıyan basamaklardır.

Kısmetimizi daraltmak veya genişletmek bizim elimizde

Sûfîlere göre kısmet, Allah’ın yazdığı ve değişmeyecek bölgüdür. Evet, ama insanın içsel olgunluğu azı çok yapabildiği gibi çok olanı da azaltabilir. Bu husus “bereket” kavramıyla ifade edilmektedir. Allah’ın kendisi için hazırladığı bölgüye razı olanın az parası bereketlenirken, hep şikâyet edenlerin çok parası değersizleşebilir yani kazancının nereden gelip nereye gittiğinin farkına bile varamaz. Bu durum elimizdeki bütün nimetler için geçerlidir.

Kapınıza gelen misafirler

Bir dervişe “Kısmet nedir?” diye sorarlar. Derviş gülümseyerek der ki: “Kısmet, kapına gelen her misafirdir. Sen kapıyı sadece edep ile açarsın; misafirin sana ne öğreteceğini ise Rabbin bilir.” İnsan da hayatın misafirlerini bir bir karşılar; kimi gönlünü genişletir, kimi sabrını; kimi bir kapıyı kapar, kimi bambaşka bir kapı açar. Fakat yolun hakikati şudur: Kısmet, insanı kendi hakîkatine götüren bir binektir.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo