Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
Pozitif

Sosyal medyaya nasıl bağlandık?

İçeriği Paylaş

Sosyal medyanın efendisi olmak ile kölesi olmak arasındaki o ince çizgiyi çekiyor ve hem ebeveynler hem de çocuklar için yasaklamayı değil, yönetmeyi konuşuyoruz. Birbirimizi duyma vakti!

Yazı: Dr. Öğr. Üyesi Klinik Psikolog Pelin Hazer

Bu yazıyı, “bi’ bakayım” derken kendini 3 saat sonra aynı ekranda kilitli kalmış halde bulmuş, “like” sesini duymak için yaşayan ve “fomo”yu dizilerde değil, kendi hayatında hisseden tüm gençler ve onları anlamak isteyen ebeveynler için yazıyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz: Sosyal medya artık sadece bir “medya” değil; başlı başına bir “alem”. Peki bu alemde kaybolmak, bizi gerçek dünyadan nasıl eksiltiyor? Bu karmaşık konuyu birlikte sosyal medya ve internet jargonuyla konuşarak çözümleyelim.

Beynimiz neden sosyal medyaya bağlanıyor?

Ödül sistemi

Hepimizin telefonu son model ama beynimizdeki işletim sistemi biraz eski. Her beğeni, her yorum, her bildirim, beynimize minik bir “wohoo!” dedirten dopamin salgılatıyor. Bu kimyasal, bize “Aferin, devam et, bak bu güzel!” diyor. Sosyal medya da zaten tam olarak bunun üzerine kurulu: Sürekli kaydır, sürekli tıkla, sürekli ödül al. İşte bu sürekli dopamin artışı arayışı, bizi farkında olmadan gerçek hayattan koparıyor. Çünkü bu dijital varoluş, bizi gerçek benliğimizle aramıza bir ekran koymaya iter ve sonunda kendimizi şu üç çıkmazda buluruz:

En parlak kareler

Sosyal medyada herkesin hayatı “main character energy”, yani başrol enerjisine sahip gibi. Süper tatiller, kusursuz makyajlar, en yeni trendler… Ama unutmayalım: Bu bir “highlight reel”, yani sadece en iyi, en parlak kareler. Geri kalanı, hepimizin yaşadığı sıradan, sıkıcı ve bazen de berbattır. Sürekli bu kusursuz hayatlara bakmak, kendi hayatımızı “cringe” veya “yetersiz” hissetmemize neden oluyor. “Herkes benden daha mutlu, neden benim hayatım böyle?” sorusu zihnimizi kemiriyor. Örneğin, 2023’te yapılan bir araştırma, Instagram’da günde sadece 20 dakika geçiren katılımcıların bile, ‘keşfe’ düşen ‘sıradan’ insan paylaşımları yerine, ‘öne çıkan’ (highlight) içeriklerle beslenenlerin, sonrasında kendi hayatlarından memnuniyet duyma oranlarının belirgin şekilde düştüğünü gösterdi. Araştırmacıların deyimiyle, “Algoritma bize sadece en parlak kareleri gösteriyor ve bu da bizi sürekli bir ‘en iyi’ versiyonları izleme yarışına sokuyor.”

FOMO (Fear Of Missing Out) & JOMO (Joy Of Missing Out)

“Ya bir yerlere davet edilmezsem? Ya kaçırırsam?” korkusu. Sürekli online takılarak bir şeyleri kaçırmadığımızdan emin olmaya çalışıyoruz. Bu da aslında, tam tersi etki yaratıp bizi JOMO’dan, yani anın tadını çıkarma, hiçbir şeyi kaçırmama neşesinden mahrum bırakıyor.

İlişkilerin yüzeyselleşmesi

DM’den, yani mesajlar bölümünden gönderilen bir kalp emojisi, yan yana kahve içmekten daha kolay. Bin takipçi, bir tane derdini anlatabileceğin gerçek dost edinmekten daha az emek istiyor. Zamanla, yüz yüze iletişim becerilerimiz “garip” hale gelebiliyor. Gerçek, samimi, çaba gerektiren ilişkiler yerine, dijital onaylar tercih edilir oluyor.

Dijital detoks değil, dijital balans lazım

Amacımız sosyal medyadan tamamen kopmak değil (bu zaten pek gerçekçi değil), onunla dengeli bir ilişki kurmak. Birkaç “life hack”, yani yaşam hilesiyle bununla başa çıkmak mümkün.

Notification diet (Bildirim diyeti): Telefonunuz sizi yönetmesin, siz onu yönetin. Bildirimleri kapatın. O kırmızı noktaya, “ping” sesine şartlanmaktan kurtulun. Bakmaya siz karar verin.

Akışınızı düzenleyin: Sosyal medya sizin alanınız. Sizi iyi hissettirmeyen, sürekli kıyaslatan, negatif enerji yayan hesapları takibi bırakmaktan çekinmeyin. Algoritmanızı, size iyi gelen içeriklerle besleyin.

Gerçek dünyaya yatırım yapın: Her gün, küçük de olsa, telefonsuz bir aktivite planlayın. Bir arkadaşınızla yürüyüş, ailenizle bir kahve molası, tek başına müzik dinlemek… Bu anları “romantize etmeyi” öğrenin. Gerçek hayatın akışına bırakın kendinizi.

Gençlerin dijital diline kulak verin

Ebeveynler, çocuklarını suçlamak veya eleştirmek yerine anlamaya çalışmalı. “Elinden o telefonu düşür!” demek yerine yapabileceğimiz eylemler elbette var. Onların dünyasına ilgi gösterin. Onların kullandığı kelimeleri "boomer" (internet jargonunda günümüz dünyasına ayak uyduramayanlara verilen isim) olmak pahasına sorun. Onlar kendi dillerini konuşmaya istekli bir yetişkin gördüklerinde kendilerini daha anlaşılır hissetmekteler. “O izlediğin influencer kim?”, “Bu meme’in (internette viral olmuş görsel içerik) anlamı ne?” diye sorun. Yargılamadan, öğrenmek için.

Alternatifler sunun. “Telefonu bırak” demek yerine, “Gel birlikte şu filmi izleyelim” veya “Hadi dışarı çıkıp bir kahve içelim” teklifinde bulunun. Onayı evde arayın. Genç, evde takdir görmezse, onu bin yabancıda arar. Onu olduğu gibi kabul ettiğinizi, başarısızlıklarında bile yanında olduğunuzu hissettirin. Bu, dijital onay arayışının önündeki en güçlü kalkandır.

Sonuç olarak, sosyal medya harika bir araç olabilir, ama korkunç bir efendiye dönüşebilir. Mesele, onun efendisi mi, yoksa kölesi mi olacağımızı seçmekte. Ara sıra “touch grass” (kendine gel, gerçek dünyaya dokun) molası vermeyi unutmayın. Gerçek hayat, hikayenizde 24 saat durmayacak o anlarda saklı. O anları yaşayın, çünkü asıl “view” (seyredilecek) orada. Sağlıkla ve dengede kalın.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo