
Kuzeyinden güneyine Ege'de Hıdırellez
Yazı: Zafer Algül
Hıdırellez, Türk söylence kültüründe “Hıdır (Hızır) ve Ellez (İlyas)’ın kavuşması” olarak yorumlanır. Hızır ve İlyas’ın “hayat suyu” içerek ölümsüz olduklarına inanılır. Hıdırellez günü yağan yağmurlar ise Hızır ve İlyas’ın gözyaşlarıdır. Bu iki mitolojik kişilik, 5-6 Mayıs günleri yeryüzüne inerek insanların dileklerini yerine getirir. Muğla ve Kazdağları bölgesinde yaşayan kadim kültürlerin devamı olan yörelerde, Hıdırellez kutlamaları canlılığını yitirse de halen bu geleneği sürdüren yörelerle izlerini sürdürmeye devam etmektedir.
6 Mayıs’ta birtakım büyüsel inançlar ve beklentiler görülür. Bunlar daha çok tabiatla ilişkilidir ve yer-su kültünün birer kalıntıları olarak devam ettirilmektedir. Balıkesir’deki Tahtakuşlar köyünde sokak kapılarına güller asılır, yöresel giysiler giyinir ve ertesi gün ataların mezarları ziyaret edilir.
Hıdırellez, mevsim döngülerinin bayramı olmasının yanı sıra geleceğe dair beklentilerin gerçekleşeceğine inanılan bir gündür. Hızır hakkındaki halk bilgisi, ölümsüzlük motifleriyle iç içedir. Bu motif, bizi insanlığın en eski anlatımlarına; mitolojilere, masallara, destanlara ve efsanelere götürmektedir. Dünya mitolojilerinde yer alan ölümsüz kişi motifi, insanlık tarihinin ortak umutlarını sembolize etmektedir. Dürüst ve iyiden yana bir kişi, insanlığa en zor zamanında yardıma gelecektir. “Kul sıkışmazsa, Hızır yetişmez” atasözünün ardında da aynı düşünce felsefesi yatmaktadır.

Yeni bir yıla başlangıç yapılır
Türk halk edebiyatının en yaygın anlatıları arasında Hızır önemli bir yer tutmaktadır. Hızır hakkında anlatılan menkıbeler onu sıradan, çoğu zaman yaşlı, fakir, yardıma muhtaç bir kişi olarak göstermektedir. Türk misafirperverliği öğretisinin arkasında, kuşaktan kuşağa aktarılan bu türden Hızır menkıbelerinin yer aldığı söylenebilir.
Bugün, günümüzde çok yaşatılmasa da 5-6 Mayıs gecesi öncesi doğadan çeşitli çiçekler toplanıp kaynatılırdı ve kaynatılan suyla banyo yapılırdı. (Burada sembolik bilgi olarak; doğadaki bitkilerin ve çiçeklerin her birinin frekansı olduğunu ve bu çiçek ya da bitki özlerine erk denildiğini belirtmek gerekiyor. Yani onların gücü ve saf enerjisi ile arınmak ve onların gücünü almak için...)
Hıdırellez’de yakılan ateş üzerinden atlanır. Halk kültüründe ateş üzerinden atlayan insanların yeni yıla yeni bir başlangıç yaptıkları ve günahlarından arındıkları düşünülür. Bu ritüeller, kolektif bilinçaltındaki ebedi yaşam özlemi ile bağlantılıdır. Ve bu şekilde “yeniden doğuş” sağlanmış olur.
Bu kutsal arınma gününün ertesinde kutsal ya da hayat ağacı olarak kabul edilen ağaçlara dilekler yazılır ve renkli kurdeleler asılır. İnsanlar kağıtlara çizdikleri hayallerini gül ağaçlarının dibine gömerler.
Şimdi sizlere, Muğla bölgesinde yapılan ve halk kültüründe yaşatılan inançlar araştırmasını aktarmak istiyorum.

Muğla’da Hıdırellez
Hıdırellez, geçmişte Muğla’da büyük bir bayram olarak kutlanırmış. Bu bayram, sadece insanların bayramı olarak görülmez; bütün canlıların bayramı olarak kabul edilirmiş. Şehir merkezinde sabah erkenden dağlara çıkılır, sabah uyanıldığında dağlarda pırıl pırıl ateşlerin yandığı görülürmüş. Bazı köylerde Hıdırellez bayramı için bir gün öncesinden, bazı köylerde de üç-dört gün öncesinden hazırlıklar yapılırmış ve bunlara ailece başlanırmış.
Marmaris’te kızlar ve taze gelinler mutlaka Hıdırellez basması diktirir ve giyermiş. “Yandım alamadım” ve “yedi dağın çiçeği”, bu basmaların isimlerinden bazılarıdır. Basmaların rengarenk ve çiçekli olmasına dikkat edilirmiş. Mahalleler arasında gizli bir giysi rekabeti yaşanırmış. Bir mahalle mavi giyerse, öteki mahalle pembe giyermiş.
Hıdırellez kutlamaları için deniz veya çay kenarına gidilirmiş. Eski Hıdırellez bayramlarında Datça’da neredeyse her ağacın altında bir sofra bulunmaktaymış. Hızır ile İlyas kıyıda buluşacakları için sahile inilirmiş.
Datça’da Burgaz denilen sahile inilir, Knidos ucunda toplanılırmış, ki Marmaris’te halen sabahın erken saatlerinde sahile inilmektedir. Datça’da Hıdırellez kayıplarla birlikte devam etmektedir. 5 Mayıs akşamı herkes hazırlıklarını yapar. Eskiden davul-zurna da tutulurmuş.
Hıdırellez hazırlıkları içinde yiyecekler de önemli bir yer tutmaktadır. Yiyecek çeşitleri bir yerden bir başka yere çeşitlilik arz etmektedir. Kuru yiyeceklerin yanı sıra çeşitli yemekler Hıdırellez’de hazırlanır. Kuru yiyecekler arasında önce yumurta veya yoğurt yendiği belirtilmektedir. Çeşitli pastalar, ballı katmer, yağlı ekmek yemeklerden bazılarıdır. Hıdırellez günü neredeyse her türlü yemek çeşidi bulunur: Pilav, yaprak sarma, kaburga dolması, suralar, fasulye, yalancı dolma, balık salatası, tuzlu balık, keşkek, tatlı, helva gibi... Dolma yapılmasının sebebi ise “dolma gibi birlik olalım” düşüncesinden gelmektedir.

Hıdırellez eğlenceleri yapılır
Muğla’da şehir boşalır, çoluk çocuk herkes katılır, merkezde kimseler kalmazmış. Öğlene kadar herkes kırlarda yer içer, eğlenirmiş. Ayrıca yaylaya gidilirmiş. Merkezde çiftetelli ve benzeri çeşitli oyunlar oynanırmış. İki taraf olunur, “Al eyle, bol eyle” şarkısı ve diğer türküler söylenirmiş.
Büyüsel inançlara ve beklentilere dayalı ritüeller Büyüsel işlem ve beklentilerin pek çoğu 5 Mayıs günü, akşamı veya gecesi uygulanır. Bunlar:
- Soğan, sarımsak gibi kötü kokan yılan bıçağı bitkisi, en eski inançların kalıntısı olarak devam eder. Bu, kötü ruhları hayvanlardan uzak tutmak amacıyla yapılan bir gelenektir.
- Yaşlılar zakkum ağacını veya yılan bıçağı denen ağaçları evlere asarmış. Yoksa hastalık gelir derlermiş. Gökyüzünden kötü, zehirli hava gelirmiş ve bundan korunmak için yapılırmış.
- Otlar toplanıp, ambarların içine konur. Bereket olsun diye küplerin içine çiçek atılır. Karganlar (çiçek, ot gibi) bereketli “Hızır otu” diye yapılır. Kapı ve pencerelere burçak gibi çiçeği olan hüsnüçürüğü çiçeği konur.
- Karınca yuvasından alınan bir toprak parçasıyla yapılan uygulamada, bolluk ve bereket beklentisi görülür. Buna göre, karınca yuvasından alınan toprak bir torbaya konur. Torba da gül ağacına bağlanır. Ertesi sabah gün doğmadan, önce toprak alınır ve bir kese içine konur. Uygulamayı yapan kişinin parası bol, kesesi bereketli olsun temennisinde bulunulur.
- Akşam, ev isteyenler yollara taştan ev yaparlar. Toprağın üzerine ev çizilir. Yerden taş toplanır, evin üstüne taş dizilir.
- Genç kızların evlenme beklentilerinin bir örneği de bir kucak odunla gerçekleştirilir. Bir kucak odun yere atılır, tek çıkarsa o yıl evlenemeyeceğine, çift çıkarsa evleneceğine işaret sayılır.
- Marmaris’te akşam kadınlar ve genç kızlar plaj boyunca yürür, denizden taş toplar ve dilekte bulunurlar. Bu taşları ertesi yıl denize atar ve yenisini toplarlar. Bir yıl bekletilen taşların eve bolluk ve bereket getireceğine inanılır.
- Marmaris’te 41 tane zeytin yaprağı toplanır. Taşlarda olduğu gibi evin bolluk ve bereket içinde olacağına inanılır.
- Akşam yani bir gün evvelinden dam başına Hızır gelip, basacak diye İhlas suresi üç kez okunarak kül elenir. Gece sabah güneş doğmadan, bir hayvan izi olur. Ne izi varsa ona göre yorum yapılır. Arı, inek, koyun, kuzu gibi hayvan izi olursa bolluk anlamına gelir.
- Evlenmemiş gençlerin başlarının üstünde kilit açılır. Böylece kısmetinin açılacağına inanılır. Gelenek, sabah gün doğmadan yapılır.
- Marmaris’te boş tencerenin içine gül veya karanfil konur. Sabah güneş doğmadan tencerenin kapağı bekar kişilere açtırılır. Nasiplerinin bol olacağına inanılır.
- Denize şişe bırakılır. Bırakan kişi, içine ne dileği varsa onu yazar.
- Papatyalar toplanır. Bir gün önce para olarak sayılır, Allah’a yalvarılır. Bir gül ağacına bu papatyalar bağlanır. Sabah kalkılır, güneş doğmadan gül ağacından alınır. Talihe inanılır, bir sene bunu yapmayanın parasız kalacağına inanılır.
- 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kızlar tuzlu hamurdan yaptıkları pastalardan yer. Gece rüyasında kendisine kim bir tas su verirse, kızın onunla evleneceğine inanılır. Hızır bilincine dair adetler
- Mayısta akşamdan hazırlık yapılırmış. Marmaris’te, Datça’da suyun içine soğan kabuğu konur, yumurta boyanırmış. Yumurta gibi olmak isteyen herkes yumurta tokuştururmuş. En son tokuşturan ve kazanan, en şanslı addedilirmiş. Kimileri de yumurtayı haşlayıp dışarı koyar, sabah güneş doğmadan da eve alırmış. Böylece yumurta gibi sağlam olunacağına inanılırmış.
- Süt: Süt de yumurta gibi kaynatılıp dışarı konur, güneş doğmadan içeriye alınırmış. Böylece sıcaklık olacağına inanılırmış.
- Ateş: Muğla merkezinde gençler ateş üzerinden atlarmış. Geleneklerin zayıflamasına rağmen günümüzde de bazı yerlerde Hıdırellez gecesi ateş yakılmaktadır. Marmaris sahilinde, Güllük’te ve pek çok yerde ateş yakılarak üzerinden atlanır. Bir kaynak kişi, “Ateşin üzerinden tünerlerdi (atlarlardı), hala devam ediyor” şeklinde geleneği anlatmıştır.
- Salıncak: Ulu çınar gibi bir ağaç gölgesine gidilip, yerel ağızla “salıngaçlar” kurulurmuş. Datça’da 1925-1930’lu yıllarda, yeni Datça denilen mevkide toplanılır; kadınlar, kızlar ve çocuklar, ağaçlara salıncaklar kurarmış. Pek çok yerde bir hafta evvel bakkaldan urgan alınır, nerede büyük ağaç varsa orada salıncak kurulurmuş. Çocuklar sallanır, ip atlarmış. Kaynak kişilerin ifadesine göre, salıncaktan sallanınca günahlar dökülürmüş. Sabah erkenden, saat 5’te zeytin ağacına salıncak yapılır ve boyumuz uzasın diye sallanılırmış.
- Gül ağacı: Bereket olsun diye gül dalına mendil asılır, gül ağacının altına şapkalar konurmuş. Gül ağacının kökü kazılarak konulur veya gül dalına dualı hurma çekirdeği, para ya da yüzük asılırmış. Güneş doğmadan evvel de konulan veya asılanlar alınırmış. Bu işlemler kim fakir, kim zengin olacak temennisiyle yapılırmış. Bazı yerlerde gül gibi olalım diye, gül dalına kırmızı kurdele yapılırmış. Bunu daha çok gençler bağlarmış. Marmaris’te komşunun bahçesinden gül çalma geleneği vardır. Gizlice bir komşunun bahçesinden gül çalınır. Komşu da gülleri korumak için bahçesini kollar. Bu koruma ve kollamadan bir şekilde sıyrılarak, bir başkasının bahçesinden gül çalınır. Söz konusu gelenek, heyecan ve eğlence ortamında yaşanır. İnsanlar eğlenir ve güler. Bütün yılın böylece şakacı ve gülerek geçeceğine inanılır.
Sonuç olarak; halk arasında inanç ve kültürlerimiz ritüel olarak etkisini yitirse de kolektif bilinçaltı hafızamızda Hızır bilinci aktifliğini sürdürmektedir.












