Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
Pozitif

Hayalin kadar kısmetlisin

İçeriği Paylaş

Kısmet ayağımıza gelmiyor aslında… Bir gelen varsa, biz ona doğru gittiğimiz içindir. Bir yerlerde, gerisinde mutlaka bir niyet, bir hayal, bir adım vardır…

Yazı: Mehveş Özel Ebussuutoğlu

Bundan tam 15 yıl önce, o zamanlar bir yoga merkezim vardı. Gözüm, gönlüm yogadan başkasını görmezdi. Bana iyi geleni herkesle paylaşmaktı yola çıkarkenki niyetim. Yoga merkezime dans eğitmenleri, pilates eğitmenleri gelip ders vermek isterdi, ben ise enerjiler karışmasın diye, böyle bir düşüncem vardı ve sadece yoga olmalı burada derdim. Günlerden birgün akşam dersimi beklerken, telefonum çaldı. Amerikalı bir genç bir kız, başka bir yoga eğitmeni arkadaşımdan telefonumu almış. O sırada bir süreliğine Türkiye’ye gelmiş ve benimle tanışmak istediğini, istersem merkezimde ders verebileceğini söyledi. Farklı insanlarla tanışmayı sevdiğimden, aynı zamanda benim yoga eğitmenliği eğitimi aldığım ve çok sevdiğim hocalardan Shiva Rea’nın da öğrencisi olduğunu duyunca heyecanla bir buluşma ayarladık. Ve işte böyle oldu Aubri ile tanışmam ve yogadan sonra gönlüme düşen o ikinci ateş ile. Neden ateş dediğimi anlatacağım.

Aubri ve savaş sanatı

Bir cumartesi sabahı, dersimi bitirdim, kokusu tüm merkezi dolduran içinde yedi çeşit baharat olan yogi çayımı hazırladım ve beklemeye başladım. Derken Aubri geldi, gencecik, yaklaşık 20 yaşlarında, siyah saçlı, mavi gözlü, neşeli, dünya tatlısı bir kız karşımdaydı. Konuşacak o kadar ortak şey vardı ki saatin nasıl geçtiğini anlayamadık. Konuşmanın bir yerinde gittiği yerleri ve hayatını anlatırken “Biliyor musun, ben çok değişik bir savaş sanatı çalışması yapıyorum” dedi. Savaş sanatı ile hiçbir ilgim yoktu o ara. O anlatırken merakım o an nedenini bilmediğim bir yerden yükselmeye başladı. “3 ay Hindistan’da kaldım. Kannur’da bir aşramda Hint Savaş Sanatı Kalaripayattu eğitimi aldım. Kalaripayattu Hindistan Kerala bölgesinin kök kültürü. Binlerce yıllık kadim bir savaş ve şifa sanatı. Orada pek çok sakatlığı marma terapi masajı adı verilen özel bir şifa tekniği ile iyileştiriyorlar. Gurukkalımız (yogada öğretiyi aktaran yol göstericiye Guru deniyorsa Kalari’de de Gurukkal deniyor. Yani Guru kelimesinin çoğul hali bunun sebebi, Gurukkal’ın yaşayan öğretinin kendisi olması, kendinden önceki tüm eğitmenleri temsil etmesi) gerçekten de çok özel ve bilgili biri. Yaşayan, bedendeki marma enerji noktaları hakkında bu kadar bilgili son üstatlardan. O sana baktığı an bedeninde nerede bir enerji tıkanıklığı var anlayan biri, tam bir beden ustası. Dünyanın her yerinden sadece ondan öğrenmek için Kalari’ye geliyorlar. Aynı zamanda bir Sufi Master, son derece alçakgönüllü, bir çocuk kalbine ve heyecanına sahip” diye Aubri tatlı tatlı anlatırken, içimden geçen bugün bile hatırladığım o sesi yakaladım. “Hindistan’a gitmeli ve onunla tanışmalıyım” diyen kısık bir ses…

Ruhumun tanıdığı bir yolculuk

Derken kendimi Aubri’nin yoga merkezimde vereceği tek günlük Kalari atölyesi için gün ayarlarken buldum. Beklediğimden daha büyük bir ilgi oldu. Ne yapacağını bile bilmeyen bir sürü kadın toplanmıştı bile. Ve ben o gün Aubri hareket ettikçe, onun bedenini bir insan bedeni olarak görmüyordum artık, adeta büyülenmiştim. Bir dans koreografisine benzeyen temel tapınak selamlaması ve en temel şeyleri gösteriyordu oysa. Ancak öyle bir senkronizasyon ve uyum içimde hareket ediyordu ki, hareketler karışık olmasına rağmen zihnimle değil, sanki bedenimle duyuyordum, hissediyordum gösterdiğinin ötesini… Binlerce yıllık kadim bir bilgi, İstanbul’un ortasında, bir apartman dairesinde canlanmış, bizi zamanda bir yolculuğa çıkartmıştı sanki. Ruhumun çok eskiden tanıdığı bir yolculuk…

Çalışma bittikten sonra Aubri ile minnettar bir şekilde vedalaştık. Onu bir daha hiç görmedim. Görevini tamamlamıştı basitçe. Kalbimde sonradan hatırladığım, 8 yaşındayken hayalini kurduğum tohumu çatlatmıştı. Nasıl da unutmuştum sürekli kung-fu filmleri izleyip babama gidip beni savaş sanatı okuluna yazdırmasını istediğimi ve kesin bir şekilde uygunsuz görülüp red cevabı aldığımı. Savaş sanatı kız çocuklarına göre değildi bizim ailede. Sanırım o kadar büyük bir hayal kırıklığı olmuştu ki benim için sanki bunu hiç dilememiş gibi gömmüştüm derinlere bir yere.

Büyük bir hayal kırıklığı

Yolculuğum çok hızlı ilerledi sanmayın, öyle olmadı. Uzun bir süre merkezin yoğunluğu, hamilelik derken benim kadın savaşçı yine geldiği yere aynı hızla geri gitti. Kızım biraz büyüdüğünde onu rahatça uzun süre bırakabildiğimde kendimi Hindistan’da bir Yoga ve Kalaripayattu inzivasında buldum. Trivandrum’da en büyük üç Kalari okulundan birindeydim. Ancak Aubri’den haber alamıyordum ve Sufi Master’ı bulamamıştım. Dönmek üzere olduğum sırada Instagram’da birkaç resim paylaşırken, Alman bir adam bana mesaj attı ve “Ne güzel Kalari ile ilgilenmen” dedi. İşler öyle bir noktaya geldi ki onu Türkiye’ye davet edip bize Kalari öğretmesini istedim. Beni kırmadı ve geldi. Eğitimin birinci günü kendi deneyimlerini anlatırken demez mi, benim hocam Kannur’da bir Sufi Master idi. Kısmet! Aubri ile aynı kişiden bahsediyordu. O zamana kadar iki farklı Kalari deneyimlemiştim Hindistan’da. Bu ekoldü tam olarak kalbime inen, içime sinen, beni manyetik bir şekilde kendine çeken. Ona Sufi Master’a gitmek istediğimi söyledim. O da ne “Okul kapandı, onlar artık eğitim vermiyor” demez mi! Büyük bir hayalkırıklığı kalbimi sardı, sanki yuvamdan olmam gereken yerden koparılmış gibi, haksızlığa uğramış gibi kalakaldım. Neden bu kadar yoğun duygular içindeydim. Karşımda gayet yetkin bir şekilde bilgiyi aktarabilen deneyimli bir hoca duruyordu. Ne eksikti? Neden ben içimden hala bir çocuk gibi “Sufi Master’ı isterim” diye diretiyordum. Sadece kutlamak için hayallere dalan o çocuk yeniden benle temas kuruyordu. O küçük çocuk bana ne demeye çalışıyordu? Koskoca halimle hayatımda yaptığım en güzel şeylerden birini yaptım. Onun elinden tuttum. “Ben buradayım, koş oyna, hayal kur, düşsen de beraber kalkarız bu hayalinde ben buradayım. Bu kez seni dinleyeceğim.”

Alman hocanın onlar eğitim vermiyor demesine ve hiçbir iletişim bilgisi paylaşmamasına rağmen aylar süren arayışlarım sonucu bir mail adresine ulaştım. Birinin cevap verip vermeyeceği bile meçhul, web sitesi kapanmış o okula uzun bir mektup yazdım. Oraya ne kadar çok gelmek istediğimi anlattım. Derken cevap geldi... Heyecanla maili kutumu açtım ve hiç unutmadığım tek satırlık o cevap ile karşılaştım “Biz artık Kalari öğretmiyoruz, okul kapandı.” Ben, hayalimi içimdeki çocuğa teslim etmiştim bir kere. Yetişkinler hayal kurduğunu zanneder; oysa onlar çoğu zaman plan yapar. Şu tatile çıkayım, şu ev benim olsun, şöyle bir eşim olsun gibi… Hayaller ise zamanla ve mekanla sınırlı değildir. Öyle bir yaşayacaksın ki haline geleceksin onun. O hayali taşıyacak, yaşayacak o kişinin haline gelmek ne demektir? Bu nasıl bir olma halidir? Yanıt aldıktan sonra tam iki yıl bıkmadan, heyecanla imkansız gibi görünen o günü bekleyerek değil, yaşayarak, her gün elimdeki azıcık bilgi ile kendimi gitmek istediğim Kalari’nin içinde hayal ederek ordaymış gibi pratik yaptım. Her pratiğin sonunda, tefekkür etmeye oturdum ve gelenekteki tüm Gurukkallar’a teşekkür ettim. Daha fazlası için, daha fazla öğrenebilmek için izin istedim ve dua ettim. Ve tam 2 yıl sonra, içimden bir ses “Hadi bir kez daha dene” dediğinde bu kez yolladığım maile öyle bir cevap geldi ki sevinçten olduğum yerde zıplamaya başladım. Şu an hocalarım olan Gurukkal Sherif ve oğlu Gurukkal Shahabaz sadece Kalaripayattu hocalarım değil, ailem gibiler. Kalaripayattu’yu paylaşmak ve aktarmak en büyük tutkum. Çok daha önce gitmiş olsaydım böyle bir yakınlık olamayacaktı belki de ve ben eğitmen olmayacaktım… Okul yeniden açıldı, benim hayalim, onların hayali haline geldi yeniden. Orası da başka bir hikaye, benimle Kalari öğrenmek isteyenlere anlatırım umarım bir gün.

Gerçekliğimizi oluşturan kuvvetler

“Hayalin kadar kısmetlisin” kulağa garip geliyor değil mi? Tam da böyle oysa… Kısmet ayağımıza gelmiyor aslında. Bir gelen varsa, biz ona doğru gittiğimiz içindir, bir yerlerde gerisinde mutlaka bir niyet, bir hayal, bir adım vardır. O adımı atıp bir niyeti harekete geçirmişizdir. Ve gerçekliğimizi oluşturan kuvvetler bizim için çalışmaya başlamıştır. Aksi halde ona “kısmet” demeyiz, inanın görmeyiz bile; önümüzden gelip geçer ama fark etmeyiz. Bazen daha beteri de olur, geçmişte bir yerlerde niyetimiz olduğu halde o kadar günlük yaşama gömülürüz ki bizi biz yapan değerleri, hayalleri, küçük farkındalıkları unuturuz. Hissetmekten çok yapmaya, oldurmaya odaklandığımız zamanlarda yitiririz kendimizi en çok. Bu yüzden hayallerinizden vazgeçmeyin; bir adım siz atın, kısmetiniz size on adım yaklaşır. Edilgen bir tavırla değil, gerçekliğinizi yaratacak o niyetle, çocuksu bir teslimiyetle, yetişkinin sürdürülebilir enerjisiyle hayatı kutlamak için, payınıza düşen sadece düşlerinize sahip çıkmaktır belki de…

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo