
Antik dünyada hayaletler
Yazan: Ben Gazur
Mezopotamya medeniyeti, bize ölüm kavramına dair en eski yazılı kaynakları sunuyor. Çivi yazısıyla kaydedilmiş bu metinler, o çağların insanlarının ölüm ve ötesine nasıl baktığını gözler önüne seriyor. M.Ö. 1800 civarında yazılan Gılgamış Destanı ise, baştan sona ölümün gölgesinde ilerleyen bir hikâye. Kahraman Gılgamış, en yakın dostu Enkidu’nun ölümüne tanık olduğunda, kendi ölümlülüğünün de farkına varıyor. İnsanlığın ölüm ve sonrası hakkındaki merakı, en başından beri hiç azalmamış.
Sümerlilerin ölümden sonraki yaşama bakışı ise, Gılgamış’ın neden sonsuz yaşamı arzuladığını fazlasıyla açıklıyor. Onlara göre ölümden sonrası karanlık ve kasvetli bir yerdi, zira ruhlar orada yalnızca soluk gölgeler olarak varlıklarını sürdürüyordu. Gılgamış ve Enkidu’nun Yeraltı Dünyası’ndaki Serüveni adlı hikâyede, ölülerin ruhlarının ancak yaşayan akrabalarının mezarlarına bıraktıkları adaklar ve dualarla huzur bulabildiği anlatılır. Tek oğlu olan bir adam acı içinde ağlarken, yedi oğlu bulunan ve onlar sayesinde ritüelleri eksiksiz yerine getirilen bir başka adam tanrılarla dost gibi görülür. Öte yandan, hiç çocuk doğurmamış bir kadının akıbeti son derece sert bir dille tasvir edilir: “Bir çömlek gibi şiddetle fırlatılıp atılır.”
Birçok erken dönem inanç sisteminde, ölüleri mutlu etmenin yolu doğru ritüelleri uygulamaktan geçiyordu. Antik Mısır’da ise ruhun doğumdan ölüme, oradan da öteki dünyaya doğru ilerlediği belirgin bir yol vardı. Vefat eden kişinin ruhuna gereken saygı gösterildiği sürece, sessiz ve kutsanmış bir sonsuzluk onu bekliyordu. Zengin mezar eşyaları, özenle süslenmiş mezarlar ve iyi korunmuş bedenler, ölülerin öbür dünyada huzur içinde olmalarını sağlıyordu.
Bir mezar rahatsız edildiğinde ya da bir beden yağmalandığında o kişiye ait gölge, dünyaya bir hayalet olarak geri dönebilirdi. Hatta kimi zaman, ailenin cenaze masraflarından kısmış olması bile, huzursuz bir ruhun yaşayanları rahatsız etmesine yetiyordu. Bir adam, ölen karısının hayaletinin ona hastalık getirdiğine inanmış, eşinin “gölgesine” hitaben mezarına bir mektup bırakmıştı. Mektubunda hayattayken onun için yaptıklarını ve öldüğünde mezarını onurlandırmak için nasıl çabaladığını anlatıyor, ardından sitemle ekliyordu: “Ben sana hiçbir kötülük yapmadım, ama sen bana zarar verdin.” Antik Mısır’da geçen bir başka hikâyede ise Amun rahibi Khonsemhab, Nebusemekh adında bir ruhla karşılaşır. Nebusemekh’in sorunu büyüktür. Mezarı yıkılmış, ismi unutulmuş,
Hamamdaki hayalet
Suç yoluna sapan yakışıklı bir genç, bir Roma hamamında öldürüldü ama orayı asla terk etmedi.
Yunan tarihçi Plütark, 1. ve 2. yüzyıllarda yazdığı eserlerde bir hamamın, korkutucu bir hayaletin yuvası haline gelmesine neden olan olayı anlatır. Her şey, Romalı bir yüzbaşının Heroneya kasabasına gelmesiyle başladı. Yüzbaşı, olağanüstü güzellikteki yerli bir genç olan Damon’a ilgi gösterdi ve genci baştan çıkarmak için elinden geleni yaptı. Ancak Damon, yüzbaşıyı reddetti, fakat onu sürekli reddederse yüzbaşının şiddete başvurmasından korkuyordu. Bir gece Damon ve birkaç arkadaşı bir araya gelip Romalı yüzbaşıyı öldürdüler. Ardından Damon, kendisini bu suçtan dolayı ölüm cezasına çarptıran kasaba meclisi üyelerini de öldürdü. Damon ve çetesi, kırsalda soygun yapmaya başladılar.
Onu durdurmak için bir şey yapılması gerekiyordu. Kasaba, Damon’u geri çağırıp ondan af diledi. Genç adam hamamda banyo yaptığı sırada kasaba halkı onu öldürdü. Plütark, sonrasında hamamda hayaletlerin görüldüğünü ve korkunç inlemelerin duyulduğunu anlatır. Sonunda hamamın çevresi duvarlarla kapatılır. Bu olaydan tam 200 yıl sonra yaşayan Plütark’ın zamanında bile içeriden, Damon’un hayaletinin garip inlemelerinin geldiği söyleniyordu.
Hayaletler tarihi
- Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diyarı
M.Ö. 18. Yüzyıl Antik Mezopotamya kökenli Gılgamış Destanı, ölüm sonrası yaşam ve hayaletler hakkında elimizdeki en eski yazılı metin. Gılgamış, ölümü düşündüğünde dehşete kapılır ve sonsuza kadar yaşamak ister. Başarısız olur. Hikâyenin bir versiyonunda, arkadaşı Enkidu gönüllü olarak Ölüler Diyarı’na gider ancak orada sıkışıp kalır ve geri dönemez. Mezopotamya kültürünün Ölüler Diyarı, hiç de arzulanan bir yer değildi. Orada ölüler, yaşamın soluk bir taklidini yaşardı.

- Mezar hırsızları
Mısır’da ölüm sonrası yaşam, cennet gibi tasvir edilse de, düzgün şekilde gömülmeyen ölülerin geri dönüp yaşayanları rahatsız edebileceği biliniyordu. İntikamcı bir hayalet, birine lânet ederse, o kişi hasta olabilir ve ölebilirdi. 74 M.Ö. ~1500
- Ölüler ölmez
Çin edebiyatının ilk yazılı metinlerinde, hayaletler ve huzursuz ruhlar konu edilir. Ölülerin düzgün bir şekilde gömülmesi, ruhlarının huzur içinde geçiş yapabilmesi için çok önemliydi. M.Ö. ~1400
- Kahraman hayaletler
Homeros’un İlyada ve Odisseia destanlarında, hayaletler ve ruhlar sıkça yer alır. Ölüm sonrası yaşam, ruhların yarasa gibi uçtuğu kasvetli bir yerdir ve ancak kan ikramı onları konuşmaya teşvik edebilir. M.Ö. 8. Yüzyıl
- Pers hayaletleri
Bilinen en eski Yunan trajedisi olan Eshilos’a ait Persler eserinde, Kral Darius’un hayaleti bir karakter olarak yer alır. Ölümden geri çağrılan Darius’un ruhu, yaşayan ailesini kibirlerinden dolayı azarlar. M.Ö. 472
- İlk şüpheciler
Hayaletlere inanmak, antik dünyada evrensel bir inanç gibi görünüyordu. İlk şüpheci metin Lukianos’a aittir ve filozof Democritos’un, insanların hayaletlere inanmalarını engellemek için mezarlıklarda saklanıp onları nasıl korkuttuğu anlatılır. M.S. 2. Yüzyıl

- Araf kavramı 12. Yüzyıl
Hristiyanlar için hayaletler anlaşılması zor bir konuydu çünkü bu varlıklar, insanların ebedi olarak cennete ya da cehenneme yerleştirilmesini planlayan Tanrı’nın planına uymuyordu. Üçüncü bir yer, yani ruhların cennete gitmeden önce günahlarından cehennemin sıcaklıklarıyla arındığı bir araf kavramı, popüler inanç haline geldi ve sonunda Kilise doktrini olarak kabul edildi. Araftaki ruhların, yaşayanlarla iletişim kurabilecekleri düşünülüyordu. Papa Gregorius, hayalet görenlerin, ölen kişinin ruhu için ayinler yapmalarını söylemişti. Dualar, ölülerin ebedi huzura kavuşmalarına yardımcı olabilirdi.
- Cadıların çekici
Ortaçağ’da ruhlar, cinler ve hayaletlere olan yaygın inanç, cadı korkusuna yol açtı. Malleus Maleficarum (Cadıların Çekici) adlı kitap, insanlara cadıları ve ruhları nasıl tanıyacaklarını öğretmek amacıyla yazıldı. 1487
- Ruh çağırma (Nekromansi)
Rönesans büyücüleri John Dee ve Edward Kelley, ölülerin ruhlarını istedikleri zaman çağırabileceklerine inanıyordu. Bu hayaletler, gizli bilgiler edinmek ya da büyü yapmak için kullanılabilirdi. 16. Yüzyıl

- Fox kızları 1848
Ölülerle iletişim kurduklarını iddia eden ilk kişilerden sayılan, New Yorklu genç Fox kardeşler, 1848’de hayaletlerin çıkardığı vurma seslerini duyduklarını iddia ettiler. Sorular sorarak ve tıklayarak verdikleri cevapları dinleyerek, ölülerle iletişim kurabiliyorlardı. Kısa sürede, seanslar ABD ve Avrupa’ya yayıldı. Fox kızları, dolandırıcılık yaptıklarını itiraf etseler de, birçok kişi medyumların gücüne inanmaya devam etti. Spiritüalizm, birçok insan için kabul edilen bir inanç haline geldi ve günümüze kadar varlığını sürdürdü.
- Mons melekleri
Mons Muharebesi sırasında, bir grup melek okçunun İngilizlerin yanında savaştığını görenler oldu. Bazıları bunun Aziz George ya da ölü askerlerin ruhları olduğunu iddia etti. 1914
- Hayaletler mi, uzaylılar mı?
Yüzyıllar boyunca insanlar hayalet ışıkları gördüklerini iddia ettiler, ancak 20. yüzyılda açıklanamayan ışıklar daha çok uzay gemilerine atfedilmeye başlandı. Açıklanamayan bu UFO iddaları hâlâ devam ediyor. 20. Yüzyıl
Görsel: Getty












