
Tarihte 15 ölümcül diyet
Yazan: Emily Staniforth
Yaz yaklaşırken çoğumuz, kışın ve uzun sofraların bıraktığı izleri geride bırakmaya, kendimizi daha hafif ve enerjik hissetmeye, fark etmeden aldığımız birkaç kiloyu vermeye odaklanıyoruz. Peki ama bunu nasıl yapıyoruz?
Bugün, kilo verme konusunda sürekli yeni ve "devrim niteliğinde" çözümlerle karşı karşıyayız. Özel diyet programları, katı beslenme rejimleri, mucize haplar ve ilaçlar... Her yıl yeni bir diyet trendi ortaya çıkıyor, sağlıklı yaşam ve doğru beslenme üzerine öneriler durmadan değişiyor. Ama aslında bu hiç de yeni bir durum değil.
İnsanlar yüzyıllar boyunca sağlıklarını moda akımlarının ve geçici heveslerin etkisinde korumaya çalıştılar ve çoğu zaman bu uğurda kendilerine inanılması güç şeyler yaptılar. Sağlıklı olmak ve zayıflamak adına uygulanan bu yöntemler, kimi zaman son derece tuhaf, kimi zamansa resmen tehlikeliydi. İşte tarihin en absürt ve en riskli diyet önerilerinden bazıları... Ama şunu akılda tutmakta fayda var: Belki 50 yıl sonra, gelecek kuşaklar da bizim bugünkü yeme alışkanlıklarımıza aynı şaşkınlıkla bakacaklar.
Zehirli Terebentin
Her ne kadar doğrudan bir zayıflama yöntemi olarak kullanılmasa da terebentin tarih boyunca şaşırtıcı şekillerde tüketildi. Çam ağaçlarının reçinesinden elde edilen bu sıvı, bugün daha çok çözücü ve boya inceltici olarak biliniyor; yapı marketlerde satılıyor. Oysa geçmişte, son derece yanıcı ve yüksek derecede toksik olan terebentin tıbbi amaçlarla kullanılmıştı. Antik Romalılar onun bir tür ruh hâli düzenleyici etkisi olduğuna inanırken, Mısır kraliçesi Kleopatra'nın idrarına çiçeksi bir koku vermek için küçük miktarlarda terebentin içtiği rivayet edilir. 1920'lerde ise ABD'deki içki yasağı sırasında kaçak cin üretiminde kullanıldı. Ancak terebentinin etkileri son derece yıkıcıydı, böbrek hasarı ve iç kanama gibi ağır sonuçlara yol açabiliyordu. Bu yüzden kullanımı uzun ömürlü olmadı.
Süt ve Tohumlar
İskoç hekim George Cheyne (1672-1743), ölçülü ve dengeli beslenmenin en ateşli savunucularından biriydi. En kilolu döneminde 203 kiloya ulaşmış, aşırı yemenin hem kendi sağlığının hem de pek çok insanın hastalıklarının başlıca nedeni olduğunu açıkça dile getirmişti. Hayatı boyunca sağlık ve uzun ömür üzerine yazılar kaleme alan Cheyne, vejetaryen beslenmeyi, hafif egzersizi ve kısıtlı bir diyeti öneriyordu. Onu asıl üne kavuşturan ise neredeyse sadece süt ve tohumlardan oluşan diyeti oldu. Bu beslenme biçimini hem zayıflamak hem de pek çok hastalığı tedavi etmek için öneriyordu. Kendi sözleriyle bu diyet, "Britanya'da utanç verici ölçüde yaygın olan mani, hezeyan ve delilik hâllerini, kusma ve bağırsak boşaltıcı sert tedavilere başvurmadan çok daha hızlı, daha nazik ve daha kalıcı biçimde ortadan kaldırabilir"di. Cheyne ayrıca kendi kilo kaybını da büyük ölçüde bu süt ağırlıklı beslenmeye bağlamıştı. Ancak bu sıra dışı öneriler, meslektaşlarının gözünde pek de ciddiye alınmadı. Öyle ki diğer hekimler, onu alaycı bir şekilde "Doktor Diyet" diye anmaya başladılar.
Parazitik Tenyalar
Viktorya döneminde sağlık ve iyi yaşam söz konusu olduğunda, bugün akıl almaz görünen fikirler hiç de az değildi. Bunların en tuhaf ve tehlikelilerinden biri, parazit yutmanın zayıflamak için akıllıca bir yöntem olduğuna inanılmasıydı. "Tenya diyeti" olarak bilinen bu uygulamada, insanlar kilo vermek amacıyla içinde tenya yumurtası bulunan haplar yutuyordu. Parazit, olgunlaşıp yumurta kırıldıktan sonra vücuda giren besinleri emiyor, bu da kilo kaybına yol açıyordu. Elbette, vücudun içinde bir parazit taşımak sağlığa ciddi zararlar veriyordu. Mide bulantısı, karın ağrısı, ateş ve enfeksiyon gibi etkiler yaygındı. Daha da korkutucu olan ise organ işlevlerinde bozulma, hatta ölüm riskiydi. Viktorya döneminde bu yöntemi gerçekten kaç kişinin denediği tam olarak bilinmiyor. Ancak 1950'lerde opera sanatçısı Maria Callas'ın kilo kaybının tenyaya bağlı olduğu söylentileri, bu ölümcül yönteme olan ilgiyi 20. yüzyıla kadar taşıdı.

Görkemli Tudor Diyeti
Tudor döneminin zenginleri, ihtişamlı sofralarıyla ün salmıştı. Üst sınıf için yemek, sağlıklı beslenmekten çok bir statü gösterisiydi. Sofralar ucuz sebzelerden ziyade et ve pahalı baharatlarla dolup taşıyordu. Nitekim yalnızca bir yıl içinde I. Elizabeth'in sarayında 8 bin 200 koyun, 2 bin 330 geyik, bin 870 domuz, bin 240 sığır, 760 buzağı ve 53 yaban domuzu tüketildiği kaydedilmiş. Bu beslenme düzeni yüksek kaloriliydi ama besin değeri açısından yetersizdi. Bu da ciddi sağlık sorunlarına ve kilo artışına yol açıyordu. Nitekim VIII. Henry, bir mızrak dövüşü kazası sonrası büyük ölçüde hareketsiz kalınca hızla kilo almıştı. Şeker de Tudor sarayında son derece değerli bir üründü ve hem kraliyet mensupları hem de saraylılar tarafından bolca tüketiliyordu. Bunun sonucu olarak saraylıların diş sağlığı oldukça kötüydü. I. Elizabeth dâhil pek çok yüksek statülü kişinin dişleri kararmış ve çürümüştü.
Her Derde Deva Lahana
Yaban mersini ya da ıspanak gibi besin değeri çok yüksek "süper gıdalar" bugün sıkça övülüyor ama bu aslında hiç de yeni bir fikir değil. Antik Roma senatörü Yaşlı Cato (MÖ 234-149) için süper gıda unvanının sahibi lahanaydı. Ona göre neredeyse her derde çareydi. Kabızlıktan açık yaralara, sarhoşluktan sindirim sorunlarına kadar her durum için lahanaya dayalı bir çözüm öneriyordu. Cato, De Agri Cultura adlı eserinde lahanayı "tüm sebzelerin kralı" olarak överken, işi bir adım daha ileri götürüp düzenli lahana tüketenlerin idrarıyla yıkanmanın bile faydalı olabileceğini yazıyordu. Kulağa tuhaf gelse de bu takıntısında tamamen haksız değildi. Antik Roma'da ortalama yaşam süresi yaklaşık 35 yılken, Cato 85 yaşına kadar yaşadı.

Ölümcül Ekmek
Temel gıda maddesi ekmek, Viktorya döneminde içine katılan şüpheli malzemeler yüzünden hastalıklara yol açıyordu. Beyaz ekmek, alt sınıfların tükettiği koyu renkli ekmeklere kıyasla daha "rafine" kabul edilmeye başlanınca, orta ve üst sınıflar arasında hızla popülerleşti. Artan talebi karşılamakta zorlanan fırıncılar ise hem maliyeti düşürmek hem üretimi artırmak için hamura gizli katkı maddeleri eklemeye başladılar. Bu katkılar arasında son derece toksik bir alüminyum bileşiği olan şapın yanı sıra tebeşir, hatta inanılması güç ama gerçek; öğütülmüş kemik bile vardı. Beyaz ekmeğin bu şekilde bozulması, yetersiz beslenmeden bağırsak sorunlarına kadar pek çok sağlık problemine yol açtı. Bazı vakalarda ise sonuç ölüm oldu.
Cornaro'nun Tuhaf Yaşam Tarzı
Rönesans döneminde Venedik'te yaşayan bir mimar olan Luigi Cornaro, uzun ve sağlıklı yaşamın sırrını bulduğuna inanıyordu. Kırk yaşına geldiğinde, aşırı yeme ve haz odaklı bir yaşam tarzının onu hasta ve bitkin düşürdüğünü fark edince, kalori kısıtlamasına dayalı bir beslenme düzenine geçti ve hem bedenine hem zihnine daha fazla özen göstermeye başladı. Bugün kulağa oldukça tanıdık gelen bu yaklaşım, kendi döneminde son derece sıra dışıydı. Cornaro, günde yalnızca 340 gram yiyecek tüketip 400 mililitre şarap içtiği bu yeni düzenle hayatının tamamen değiştiğini iddia ediyordu. Sindirimi kolay bulduğu ekmek, yumurta, et ve çorba gibi besinleri tercih ediyordu. Daha sonraki eleştirmenler, Cornaro'nun aslında sağlıklı yaşamın öncüsü olmadığını, yalnızca mevcut bir sağlık sorununu kontrol altında tutmaya çalıştığını öne sürdüler. Ancak sonuç ne olursa olsun, bu diyet onun için işe yaramış görünüyordu. Cornaro'nun 98, hatta bazı kaynaklarda 102 yaşına kadar yaşadığı kaydedilmiş.

Uyuyan Güzel Diyeti
Tarihin en tuhaf zayıflama trendlerinden biri, adından da anlaşılacağı gibi "Uyuyan Güzel Diyeti"ydi. Mantık son derece basitti. Ne kadar uzun süre uyursan, o kadar az yersin ve dolayısıyla kilo verirsin. Uyurken yemek yemediğin için, bilinçsiz geçen bu sürenin zayıflamayı hızlandıracağı düşünülüyordu. Elbette insan bedeni bu kadar basit işlemiyor. Bilim insanları uyku sırasında metabolizma yavaşladığı için bu diyetin etkisiz olduğunu söylüyorlar. Ancak 1970'lerde bu akım, insanların mümkün olduğunca uzun süre uyuyabilmek için sakinleştirici ilaçlar kullanmasına kadar vardı. Hatta Elvis Presley'nin bu yöntemi denediği, ağır sedatifler aldığı ve kendisini yapay komaya sokma fikrini bile araştırdığı iddia ediliyor. Endişe verici olan ise, bu eğilimin son yıllarda yeniden ortaya çıkmış olması...
Tehlike! DNP
Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'daki mühimmat fabrikalarında çalışan işçilerin hızla kilo kaybettiği fark edildi. Bunun nedeni, dinitrofenol (DNP) adı verilen toksik bir kimyasala maruz kalmalarıydı. Bu etkiler kaydedildi ve daha sonra Stanford Üniversitesi'nde incelendi. DNP'nin metabolizmayı hızlandırdığı doğrulanınca, 1930'larda zayıflama hapları içine eklenerek satılmaya başlandı ve kısa sürede büyük ilgi gördü. Ancak DNP kullanan kişilerde karaciğer yetmezliği, hipertermi ve hatta ölüm vakaları gibi ciddi yan etkiler ortaya çıkmaya başladı. Bunun üzerine madde 1938'de ABD'de yasaklandı. Ne var ki 1980'lerden itibaren yeniden piyasaya sürüldü. Son derece tehlikeli olduğu bilinmesine rağmen DNP yıllardır yasa dışı yollarla satılmaya devam ediyor ve kullanımı hâlâ ölümlere yol açıyor.

Sigara Diyeti
Bugün sigaranın sağlığa ne kadar zararlı olduğunu biliyoruz, ancak yüzyıllar boyunca tütün ve sigara, sözde tıbbi faydaları nedeniyle değerli görüldü. Nikotinin iştah bastırıcı bir etkisi var ve 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında sigara şirketleri bu özelliği bir zayıflama aracı olarak pazarlamaya başladı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 1920'lerde Lucky Strike tarafından yürütülen ve "Tatlı yerine bir Lucky alın" sloganlı reklam kampanyasıydı. Hatta sigara paketlerinin içine diyet rehberleri bile yerleştiriliyordu. Bu tartışmalı strateji büyük başarı kazandı ve Lucky Strike, Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük sigara markalarından biri hâline geldi.
Kaz Yağıyla Zayıflama
1694 yılında, yazarı bilinmeyen The Ladies Dictionary: Being a General Entertainment for the Fair-Sex adlı bir kitap yayımlandı. Kadınlara yönelik bir rehber niteliğindeki bu kitap, gündelik yaşamdan dış görünüşe kadar pek çok konuda pratik öneriler sunuyor, nasıl kilo verileceğine dair tavsiyeler içeriyordu. Ancak bu önerilerin bazıları bugün kulağa oldukça tuhaf geliyor. Kitapta yer alan en ilginç yöntemlerden biri, farklı sıvı ve karışımların doğrudan vücuda sürülmesiydi. Şarap, papatya, adaçayı ve pelin otu ile yıkanmak bunlardan biriydi. Bir başka öneri ise, incelmesi istenen bölgelere kaz yağı, balmumu ve terebentin karışımını sürmekti. Elbette bu tür yöntemlerin gerçekten işe yaramış olması pek olası görünmüyor.
Lokma Başına 100 Çiğneme
Son birkaç yüzyılın en tuhaf diyet akımlarından biri, Amerikalı sağlık meraklısı Horace Fletcher (1849-1919) tarafından ortaya atıldı. Fletcher'a göre her lokma, neredeyse sıvı hâline gelene kadar, en az 100 kez çiğnenmeliydi. Mantık basitti. Bu kadar uzun süre çiğnemek insanı yoracak, dolayısıyla daha az yemesine yol açacaktı. Aslında daha yavaş yemek ve iyi çiğnemek fikri tamamen temelsiz değil, ancak Fletcher'ın önerdiği bu aşırı yöntem kabızlığa yol açabiliyordu. Yine de bu diyet kısa sürede büyük ilgi gördü ve "Fletcherizm" adıyla anılmaya başlandı. Fletcher bu yöntem üzerine çok satan kitaplar yazdı ve öyle büyük bir servet kazandı ki, sonunda Venedik'te bir saray satın aldı.

Byron'ın Sirke Takıntısı
Ünlü romantik şair Lord Byron (1788-1824) kilosuna takıntılıydı. Bu saplantının kökeninin çocukluğuna uzandığı biliniyor. Fazla kilolu olduğu bilinen annesiyle yaşadığı çalkantılı ilişkinin bunda payı olduğu düşünülüyor. İnce kalabilmek için hayatı boyunca çeşitli diyetler denedi. Bunların en ilginçi ise ilerleyen yıllarda aşırı miktarda sirke tüketmesiydi. Byron, yemeklerini sirkeye batırarak iştahını bastırabileceğine ve böylece daha kolay kilo vereceğine inanıyordu. Nitekim kilo verdi ama bunun bedeli ağır oldu. Tükettiği yoğun sirke, mide zarına zarar verdi ve sağlığını ciddi biçimde sarstı. Yaşamının son dönemlerinde hasta ve şişkin göründüğü anlatılır.
Zehirli Haplar
Zayıflama amacıyla kullanılan "özel" ilaçlar da yeni bir trend değil. 19. yüzyılda kilo verdirme vaadiyle tartışmalı içeriğe sahip pek çok hap ve sıvı ilaç piyasaya sürüldü. Bu ürünlerin bazılarında başlıca bileşenler arasında arsenik ve striknin gibi çok zehirli maddeler de bulunuyordu. Üstelik bu tehlikeli içerikler çoğu zaman açıkça belirtilmiyordu. Arsenik tüketimi kısa vadede kilo kaybına yol açsa da bunun bedeli ağırdı; kanser, organ yetmezliği ve beyin fonksiyonlarında bozulma gibi ciddi sonuçlar doğurabiliyordu. Striknin ise en az onun kadar yıkıcıydı. Bu ölümcül "diyet hapları" yüzünden çok sayıda insan hayatını kaybetti.
Kendini Sıcak Kuma Gömmek
Hiç sahile gidip kendinizi kuma gömerek birkaç kilo vermeyi denediniz mi? Hayır mı? 18. yüzyılda bazı insanlar bunun gerçekten işe yaradığına inanıyordu. 1829'da "diyet gurusu" ve İngiliz Kraliyeti Cerrahi William Wadd, vücudu sıcak kumla kaplamanın terlemeyi artıracağını, dolayısıyla yağ kaybına yol açacağını öne sürdü. Terleme konusunda haklıydı ama geri kalanında tamamen yanılıyordu. Artan terleme yağ yakımı anlamına gelmiyor, sadece su ve tuz kaybına neden oluyor. Wadd'ın önerisini uygulamak ise büyük ihtimalle susuzluk ve kumun yarattığı rahatsız edici kaşıntıdan başka bir sonuç vermiyordu.
Görseller: © Adobe Stock, © Alamy, © Getty Images












