Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
Mindfulness

Ayurveda’ya göre gerçek şifa: Doğayla yeniden bağ kurmanın gücü

Ayurveda’nın iki temel ilkesi, uyum ve dengedir. Hem dosha’mızı dengeleyerek hem de çevremizdeki doğanın döngüsüne uyum sağlayarak dengeyi koruyoruz. Bir ağacın rüzgarda salınması, sonbaharda yapraklarını dökmesi, ilkbaharda yeniden onlara yaşam vermesi gibi... Bedenimizi, kalemizi koruyarak, zihnimizi sakinleştirerek, duygusal olarak da dengede kalarak.

A. DİLŞAT YAŞAR

@a.dilsatyasar

Yaşamın bilgisi, bilgeliği, bilimi anlamına gelen Ayurveda’ya göre, evrendeki tek iyileştirme gücü doğanın kendisidir. İnsan beden, zihin ve bilinçten; bedenimizdeki ve evrendeki yaşam beş elementten oluşuyor. İçinde yer aldığı Vedik bilimleri anlatan Veda’lara, kadim metinlere göre de MÖ 4000’li yıllardan bugüne uygulanıyor. Sağlığımızı korumayı ve hastalıkları tedavi etmeyi doğanın ritmi ile döngüsüne bağlayan Ayurveda’da; bedeni, zihni ve bilincin dengesini sağlayarak, sağlıklı olma yolunda oluyoruz, sağlıklı kalıyoruz. Bunun için de beslenme, bitki, baharat, mineral, egzersiz, meditasyon, yoga, nefes, duyu sağlığı için ses ve koku, bedenden toksik maddelerin atılması gibi doğal yöntemleri kullanarak bedeni, zihni ve bilinci doğayla uyumlu hale getiriyoruz.

Ayurveda’ya göre doğanın ta kendisiyiz!

Binlerce yıldır diğer canlılarla paylaştığımız dünya gezegeninde, biz insanlar kendimizi üstün cins olarak görüyoruz. Hayvanlar, bitkiler, toprak, hava ve su; her şey bizim için yaratılmış sanıyoruz. Pervasızca bunları tüketiyoruz, saygısızca zarar veriyoruz. Susuz yaşayamayacağımızı biliyoruz. Dünya üzerinde son 50 yılda yer altı da dahil kullanılabilir su oranı yüzde 1’e düştüğü halde halen alarma geçmiyoruz. Ağaçlar olmadan oksijensiz kalacağımızı biliyoruz ama bilinçsizce kesmeye devam ediyoruz. Küresel ısınma nedeniyle buzulların erimeye başladığını, tarımın, suyun, insan yapısının ne kadar etkilenebileceğinin farkındayız ama önlem almıyoruz. Oysa Ayurveda’ya göre “doğa” biziz. Doğanın ta kendisiyiz. Hem dünyadaki su, hava, toprak, hayvanlar, kayalar gibi bütünün yani evrenin, makrozomun parçasıyız; hem de mikrokozm olarak küçük bir evreniz, doğayız.

Doğayı zehirlediğimizde kendimizi de zehirliyoruz. Onu yok ederken kendimizi de yok ediyoruz. Kanıt ve delil görmek istiyoruz, bilim insanları bize ozon tabakası ve kara delikten söz ediyor, dinlemiyoruz. Kuran-ı Kerim’de Rahman suresinin 8. ayeti, “Hava, su ve toprak üçlü dengesinin herhangi bir şekilde bozulmasına neden olacak girişimlerden uzak durun” diyor. Ne bilimi ne de dini kitapları dinliyoruz.

Birkaç yıl önce Hindistan’ın Coimbatore şehrinde yer alan Vaidyagrama Şifa Köyü diye bilinen ayurvedik bir kliniğe gitmiştim. Kliniğin yöneticilerden, “satsang”ları ile beni kalbimden vuran Dr. Ramkumar’ın bir törenine şans eseri şahitlik ettim. Bir yandan bize hizmet verirken, diğer yandan da köydekiler için ücretsiz sağlık hizmeti, yetimhane, aşevi hizmeti veren kliniği büyütmeleri gerekiyordu. Yeni bina yaparken arazide yaşayan yılandan sineğe, tüm canlıların yaşam alanlarını değiştirecekleri için izin isteyeceklerini, onlara ellerinden gelen en az zararı verecek yöntemleri kullanacaklarını anlattı. Aynı klinikte sivrisinekleri doğal yolla odalardan çıkarıyorlardı. Hatta odamıza yılan bile girse korkmadan görevliye haber vermemizi istediler. Ayurveda’yı yaşamınıza dahil ettiğimizde sadece doğadan şifalanmıyoruz, doğayı da şifalandırıyoruz. Çünkü farkındayız; hepimiz bir bütünün parçasıyız.

Üzerimizde 30 trilyon mikroorganizma yaşıyor

İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, taşlar... Nasıl doğada bizler var oluyorsak, biz de üzerimizde yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın dünyasıyız. Her birimizin üzerinde, içinde yaklaşık 30 trilyon mikroorganizma yaşıyor. Bağışıklığımızı güçlendirmek için probiyotikler ve prebiyotikler kullanıyoruz. Mikrobiyotamızı zenginleştiriyoruz, içimizdeki iyi canlıları besleyerek kötü canlılarla savaşmasını istiyoruz. Koloniler halinde yaşayan bu canlıları, kendi doğamızın sınırları içinde yediklerimizle, takviyelerle besliyoruz. Bunlar olmadan yaşayamıyoruz. Doğanın kendisi olarak doğadan şifalanıyoruz.

Bedenimiz de dünya gibi beş elementten oluşuyor

Beş bin yıllık Hint tıbbı Ayurveda’ya göre de eşsiziz! Birbirimize benziyoruz ancak saçımız, göz rengimiz, duygularımız, düşünce sistemimiz, öfkemiz, sakinliğimiz, metabolizma hızımız, sindirim sistemimiz; tüm beden, zihin ve duygusal özelliklerimiz farklı. Dünyada var olan hava, su, toprak, ateş elementleri boşluk elementi üzerinde yer alıyor. Elementleri birbirinden ayıran özellikleri, ağırlıkları, hafiflikleri, ısıları, yumuşak ya da sert oluşları, akışkan ve durağanlıkları, berrak olup olmadıkları gibi özellikler maddeyi tanımlıyor. Ayurveda’ya göre biz de bu beş elementle dengede ve sağlıklı doğuyoruz. Yıllar içinde bizdeki elementlerin özellikleri yaşımızla, yaşadığımız stres, beslenme ve yaşam düzeniyle değişiyor. Hepimizde her element var ama oranları farklı. Herkes kendi elementlerinin birleşiminde, ki buna dosha diyoruz, sağlıklı ve dengede ancak yıllar içinde bunu bozuyoruz. İşte Ayurveda’da yaptığımız bu, yıllar içinde oluşan bedensel, zihinsel, ruhsal dengeden çıkan dosha dengesizliklerini (elementlerin özelliklerini) dengeye getirmeyi hedefliyoruz. En sağlıklı olduğumuz halimize ulaşmayı hedefliyoruz.

Uyum ve denge

Ayurveda’nın iki temel ilkesi, uyum ve dengedir. Hem dosha’mızı dengeleyerek hem de çevremizdeki doğanın döngüsüne uyum sağlayarak dengeyi koruyoruz. Bir ağacın rüzgarda salınması, sonbaharda yapraklarını dökmesi, ilkbaharda yeniden onlara yaşam vermesi gibi... Bedenimizi, kalemizi koruyarak, zihnimizi sakinleştirerek, duygusal olarak da dengede kalarak. Çünkü Ayurveda’nın dediği gibi uyumlu ve dengede kaldığımızda yaşam uzun, mutlu ve kaliteli olabiliyor.

Doğada ne olursa bizde de aynısı olur

Hindistan’daki guruların hikayelerine baktığımızda, hayatlarının bir döneminde doğada tek başlarına inzivaya çekildiklerini; zihinsel, duygusal ve bedensel bir yolculuk ile dönüşüm yaşadıklarını okuruz. Son dönemin popüler ismi Sadhguru da konuşmalarında 14 yıl tek başına yaşadığı jungle’da geçirdiği dönemde kendi içine dönerek doğayla nasıl bütünleştiğini ve bilincinin nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Doğaya tam olarak dönmek belki zihinsel aydınlanmayı da sağlıyor. Doğada zaman geçirmek zihnimizi sakinleştiriyor, kendimize, öz’ümüze dönmeyi kolaylaştırıyor. Ancak bu tabii ki başka bir yol, seçim. Biz kendimize dönecek olursak, doğanın döngüsü ve ritmi ile doğrudan etkileşim içindeyiz. Doğada ne oluyorsa bizde de aynısı oluyor. Yorucu ve koşturmalı hayatlarımızda düşünmediğimiz basit gibi görünen kurallar, sağlığımızı doğrudan etkiliyor. Oysa doğayla uyumlu olduğumuzda dengede kalıyoruz.

Güneş gibi uyanalım. Güneş çıktığında doğa nasıl uyanıyorsa, bizde de aynı etki söz konusu. Gün ışığıyla gelen hormonal dengeyi sağlıyoruz. Enerjiyi almaya başlıyoruz. Bedensel ve zihinsel sistemi düzenliyoruz. Erken kalkıyoruz.

Öğle saatinde en büyük yemeğimizi yiyoruz. Güneşin en keskin, güçlü olduğu saatte bizdeki ateş elementi de en yüksek seviyeye ulaşıyor. Midemizi tencere gibi düşünürsek, suyun en sıcak olduğu saat diliminde oluyoruz. Çok daha kolay sindiriyoruz.

Doğadaki düzeni kendimizde de uyguluyoruz. Yemek ve uyku saatlerimizi düzenliyoruz. Bedenimiz ve zihnimiz yemek yiyeceği, uyuyacağı saate hazırlıklı oluyor. Zihinsel ve duygusal sağlığımız ile hormonlarımız için düzen son derece kıymetli.

Güneş gidince tüm canlılar uyuyor, kendi dünyalarına çekiliyor. Doğada nasıl tüm canlılar güneş battığında kendi yuvalarına çekiliyor ve uyku saatine geçiyorsa, bizim doğamız da bunu bekliyor. Güneş battığında sakinleşiyoruz, sakin besleniyoruz, bedensel, zihinsel ve duygusal olarak dinleniyoruz.

Gece uyuyoruz. Doğa gündüz rutin işleyişine devam ederken, gece uykuya geçiyor. Biz uyuduğumuz zaman bedenimiz kendini temizliyor. Hormonlar düzenli çalışıyor. Zihinsel ve duygusal temizlenme sağlanıyor. Kaliteli, derin gece uykusu en temel ilaçlarımızdan biri. Erken yatıyoruz. Bir makine gibi düşünürsek, zihinsel ve duygusal olarak dinlenirken beden kendini temizliyor. Enerjiyi içine döndürüyor.

Akşam ağır yemiyoruz. Güneş battığında, güneşin enerjisi dünyayı ısıtmıyor. Bu nedenle bizdeki de düşük. Bedensel ve zihinsel sistemi kapatmaya hazırlanıyoruz. Bu nedenle ağır yemiyoruz. Sindirim için kullanılacak enerji miktarını düşürüyoruz. Aşırı yemek ve devam eden sindirim, uyku kalitesini bozuyor.

Mevsime göre yaşıyoruz. Mevsimler nasıl değişiyorsa, biz de ona uyumlandığımızda dengede oluyoruz. Yazın sıcaksa ince giyiniyoruz, yeterince su içiyoruz. Hafif besleniyoruz. Hava soğuk olduğunda kalın giyiniyoruz, daha besleyici gıdaları tercih ediyoruz.

Bedenimiz de dört mevsimi yaşıyor. Yazın sıcak nasıl doğayı kurutabiliyorsa, bizi de etkiliyor. Sonbaharda yapraklar rüzgardan nasıl etkileniyorsa, biz de etkileniyoruz. İlkbaharda filizler nasıl yeşeriyorsa, bizde de aynı etki oluyor. Mevsim geçişlerinde bu nedenle bedenin ve zihnin kendini temizlemesi için beslenmeyi sakinleştiriyoruz. Bedenin ve zihnin yeni mevsime hazırlanmasına izin veriyoruz.

Doğada şifalandığımızda, doğayı da şifalandırabiliriz

Doğayı şifalandırmak için doğanın bize kazandırdıklarının farkında olmalıyız. Doğada daha çok zaman geçirmeli, bize ve çevreye katkısını hissetmeliyiz.

Tabiatta bulunmak meditasyondur

Danışmanlık ve eğitim verdiğim arkadaşlarımda gözlediğim kadarıyla çoğu meditasyon yapmakta zorlanıyor. Oysa doğada farkındalıkla bulunmanın kendisi belki de en değerli meditasyondur. Ormanda, deniz kenarında yürüyüş yaparken denizin, ağacın, çimenin kokusunun, dalgaların, yaprakların sesinin, gördüğümüz güzelliğin, ağzımıza gelen tuzlu deniz ya da bitkinin tadının, tenimize değen suyun, ağacın farkına vardığımızda sinir sistemimiz sakinleşir, enerjimiz artar, kendimizi daha mutlu, huzurlu ve bütünün parçası olarak hissederiz. İşte o zaman doğayı şifalandırmayı seçeriz.

Her gün doğada zaman geçirmeliyiz

Doğayla ve doğanın ritmiyle uyumlu olduğumuzda sağlıklı dönüşüm ve bedenimizin kendini iyileştirmesi başlar. Çoğumuzun doğayla ilişkisi elindeki cep telefonundan daha azdır. Hafta sonu ne zaman bir şey yapmak istesek hangi kafeye, hangi restorana gideceğimizi planlıyoruz. Oysa dağlarda, çayırlarda yürümek, nehirde, derede kayık çekmek, doğayı deneyimlememizi sağlar. Ne kadar bağ kurarsak, şifalandırma gücümüz o kadar artar.

Doğayla yeniden bağ kurduğumuzda, kendimizle de bağ kurmaya başlarız. Kendi sistemimizin, kendi bedenimizin ve zihnimizin farkında olduğumuzda neyin bize iyi geldiğinin, neyin iyi gelmediğinin de farkında oluruz. Kendi doğamızı bildiğimizde, bütünle olan bağımız da güçlenir.

Ayurveda doğayla uyumlu olmak demektir

Ayurveda’da beden, zihin ve bilincin dengesi üzerine kuruludur. Sağlıklı zihin ve bilinç için önce beden sağlığını ele alırız. Beslenmenin dosha’ya, mevsime, günün saatlerine uygun olması, yaşam tarzının yine bu şekilde dengelenmesini öneririz. Ayurveda, tamamen doğanın ritmiyle yol alır. İnsan olarak doğa, çevresindeki doğa, evren... Her zaman amacımız uzun, sağlıklı, kaliteli ve mutlu bir yaşam sürmek. Yaşadığımız sürenin sonunda en yüksek bilincimize ulaşmaya çalışıyoruz.

Ayurvedik yaşamın basit alışkanlıkları, pratikleri kişileri çevreyle uyumlu olmaya davet eder. Bu Ayurveda’nın felsefesidir. Doğayı gözlemleriz. Bulunduğumuz yerin, şehrin doğasına göre, kendi doğamıza, dosha’mıza göre, günün saatine, mevsime uyumlu oluruz. Dengesiz olduğumuz özellikleri, o ana ve yere göre dengelemeyi hedefleriz.

Mevsimin sebze-meyvesini kullanırız. Tam tahıl, işlenmemiş ürünleri tercih ederiz. Her bireye en iyi gelen besinin, en yakında yetişen olduğunu biliriz. Kendi toprağımızdan şifalanırız. Dolayısıyla en yakın çevremizde toprağı, burada yetişen sebzeyi, meyveyi, tahılı, ağacı düşünürüz. Doğanın bize getirdiklerini, doğadan gelen baharat ve bitkilerle kullanırız. Bunları doğal kaplarda, dökümde ve toprakta pişirmeyi, bakır bardakta su içmeyi öneririz. Baharatlar ve doğal yağlar ile besinleri hazırlarız. Bitkileri kullanırız.

Ayurveda’da baharatlar hem lezzettir hem de ilaç. Karabiber, zencefil, kimyon, kişnişi hem yemeğe vereceği lezzet hem de bedene vereceği şifa için kullanırız. Karabiber ve zencefil ile soğuk algınlığı için ilaç yaparız. Doğadan gelen en doğal baharatlardan biri olan karabiber, aynı zamanda en büyük detoks baharatıdır. Potasyum ve demir kaynağı olan kimyon, bağışıklığı da destekler, antiviral ve antibakteriyel özellikleri vardır. Bunları aynı anda hem yemeğin hem bağışıklığın baharatı olarak kullanırız.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo