
Berlin: Yılın her ayında keşfe değer bir köşesi var
Yazı: Selin Özavcı Tokçabalaban
Yılın her mevsimi, her ayı kendi özgü; keşfedilmeye açık onlarca köşesiyle Berlin, Avrupa’nın kültür sanat başkenti. Gece hayatıyla meşhur olsa da günün geri kalan saatlerinde de gece hayatını aratmayan hareketlilik ve yeni keşifler arayanlar için sınırsız seçenek sunuyor. Bütün bunların yanı sıra şehrin kılcal damarlarına kadar işleyen bir sükûnetten de bahsetmek mümkün. Tiergarten, Grunewald ve Spandauer Forst gibi kendinizi bir anda şehirden uzaklaşıp doğayla kucaklaşırken bulabilirsiniz kendinizi. UNESCO Yaratıcı Şehirler listesinde yer alan Berlin’in tüm bu hareketlilik ve sükûnet arasındaki gelgitlerine tanıklık etmek için biraz sabır ve kesinlikle olabildiğince de çok zaman gerekiyor.

Coşup çağlayan bir kültür sanat nehri
Meşhur Berlin Duvarı’nın yıkılması öncesi ve sonrasında çalkantılı tarihi ve acıklı hikâyesine rağmen günümüzde Berlin’i Berlin yapan en temel unsur, şehrin kılcal damarlarına kadar işleyen kültür-sanat. Şehrin her yerinden taşan kültür sanat nehrinin beslendiği iki en önemli kaynak Berlinale Uluslararası Film Festivali ve Berlin Bienali. Avrupa’nın en prestijli tekrar eden sanat etkinliklerinden biri olan Berlin Bienali’nin gelecek edisyonu normal şartlarda 2024 yılında gerçekleştirilecekken, ‘pandemiye bağlı organizasyonel gecikmeler’ ve 2024’te gerçekleşecek ‘bienal süper sanat yılı’ kaynaklı endişelerle 2025’e ertelendi. Endişelerinde haksız da değiller zira dünyanın en eski ve en büyük bienali olan Venedik Bienali Nisan-Kasım 2024’te takip edilebilecek.
Geçtiğimiz günlerde 100’ün üzerinde lokasyonda gerçekleştirilen ve bir sonrakinin şimdiden merakla beklenmeye başlandığı Berlin Art Week’i de kaçırdım diye üzülmeyin. Şehre gitmeden önce takip edebileceğiniz o kadar çok festival ve sanat etkinliği var ki, bir şekilde telafi edeceksiniz! Örneğin şehrin öne çıkanlarından Berlinale Uluslararası Film Festivali’ni iple çeken sinefiller için şubat ayına şunun şurasında ne kaldı ki? 15-25 Şubat tarihleri arasında takip edilebilecek olan festivalden arta kalan zamanlarda da haftanın her gününe yayılan onlarca konserden tiyatro etkinliklerine boş geçecek tek bir gün kalmayacak.
Gelelim şehrin öne çıkan sanat lokasyonlarına… 1999’da UNESCO Dünya Miras Listesine giren Müzeler Adası, şehrin orta yerine kurulmuş bir sanat adası. Spree Nehri’nin üzerinde bulunan küçük bir adanın kuzey kısmında konumlanan bir kilometrekarelik alana sahip müzeler kompleksinde 200’e yakın müze yer alıyor. Eski Müze (Altes Museum), Yeni Müze (Neues Museum), Eski Ulusal Galeri, Bode Müzesi ve Bergama Müzesi› nin yanı sıra James Simon-Galerisi de burada. 6 bin yıllık eserlerin yer aldığı bu bölgede en çok, 2025 yılına kadar tadilatta olan Bergama Müzesi ilgi çekiyor. Şehrin dikkat çeken bir başka kültür alanı ise Barok sanatının görkemli örneği Charlottenburg Sarayı. 17’nci yüzyıldan kalan yapıda tiyatro, Romantizm Galerisi, Berggruen Koleksiyonu ve Mısır Müzesi gibi kültürel alanlar yer alıyor. Neo-Klasik yapı Bellevue Sarayı ile Çağdaş Sanat Müzesi, Alman Tarihi Müzesi, Bröhan Müzesi, Bauhaus Arşivleri, Maxim Gorki, Deutsches, Berliner Ensemble Tiyatroları ile Staatsoper, Deutsche ve Komische Operaları kentin en önemli kültür-sanat merkezleri arasında sayılabilir. Müze ve tiyatro binaları, yüzlerce galeri, sayısı 150’ye ulaşan sinema salonu gibi çok çeşitli yapılar da şehri kültür sanatla beslemeye devam ediyor.

Hikâyesi olan yapılarla dolu
Berlin’i tanımaya başlamak için önce, şehirle özdeşleşmiş yapılardan başlamak gerek. Şehrin en önemli Protestan Kilisesi olarak Kaiser II. Wilhelm tarafından yaptırılan katedral İkinci Dünya Savaşı’nda aldığı hasarın üzerinden yenilenerek 1993’te yeniden açılan Berlin Katedrali, Berlin 101 için ideal bir giriş olacak. Müzeler Adası’na yakın konumu, 100 metre yükseklikteki kubbesinin sunduğu enfes şehir manzarası ve ev sahipliği yaptığı konserlerle çarpıcı bir yapı. Madem tarihi binalardan çıktık yola, rotamızda ilk sıralarda yer alacak bir diğer yapı ise Reichstag yani Parlamento Binası. Binaya giriş yapabilmek için online rezervasyon yaptırmak şart. 1894 yılında inşa edilen bina, 1933 yılında çıkan yangından sonra ilk defa tekrar 1999 yılında parlamento binası olarak hizmet vermeye başlar. Binanın kubbesi şehri tepeden izleyebileceğiniz adreslerden biri. Şehri en tepeden görebileceğiniz nokta ise 368 metrelik bir yapı olan Berlin Televizyon Kulesi. Berlin’in en yüksek binası olan kule Doğu Almanya yönetimi tarafından 1969 yılında tamamlanıyor. Tam da amaçlandığı gibi şehrin sembollerinden biri olarak tarihteki yerini alıyor.
Televizyon kulesinin de oldukça yakın olduğu bir diğer nokta Alexanderplatz Meydanı da şehrin güncel sembollerinden biri. Brandenburg Kapısı ve Reichstag’ın doğusunda yer alan Alexanderplatz’da gezerken, bugün ne kadar steril bir turistik merkez olsa da şehre damgasını vurmuş sosyalizm etkisini hissedebiliyorsunuz. Kulenin temsil ettiklerinden sonra henüz ismini andığımız Branderburg Kapısı’na doğru yönelerek, yine şehrin değişken ve farklı dönemlerden kalan etkisine bir kere daha tanıklık edebilirsiniz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ayakta kalmış ender yapılardan biri olan kapı, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından birleşmenin sembolüne dönüştü. Zira 1791 yılında tamamlanan yapı soğuk savaş boyunca bölünmüşlüğün simgesiydi. Berlin’den bahsederken de bir gezi rotası oluştururken de şehrin herhangi bir noktasında aniden karşınıza çıkan bu bölünmüşlük durumuna ait simgelerle karşılaşmaya alışıyorsunuz. Bunlardan ilk akla gelenlerden birisi Checkpoint Charlie noktası.
Doğu’dan Batı’ya geçiş noktalarından; Amerikan ve Sovyet askerlerinin bulunduğu sınır bölgesinde Berlin Duvarı kalıntılarını görebilir hatta hediyelik eşya dükkânlarından duvardan parçalar satın alabilirsiniz. İkinci Dünya Savaşı ve Nazi Almanyası’nın izlerini ve insanlık tarihinde açtığı yarayı lafı hiç dolandırmadan direkt olarak görebileceğiniz adresler de var. Bunlardan görmenizi ilk önereceğim 2 bin 711 adet beton bloktan oluşan, her birinin uzunlukları farklı yekpare betonarme bloklardan oluşan Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı olacak. Diğer bir örnek ise Topography of Terror. Berlin Duvarı’nın da bir bölümünün bulunduğu açık alan ve kapalı müzeden oluşan alan Hitler’in iktidar öyküsünden başlayan ve şehrin her yanında hissedilen soykırım utancının direkt olarak sergilendiği bir alan burası. Şehrin tarihiyle özdeşleşen bir diğer görülmesi gereken anıt ise; 1961 yılından 1989 yılına kadar Berlin şehrini Doğu ve Batı olmak üzere iki bölüme ayıran Berlin Duvarı’nın ayakta kalan bölümlerinden oluşan East Side Gallery. Duvar artık açık hava müzesi olmanın yanı sıra bir mural anıtı halini de almış.
Spree Nehri’ni takip edin Kendine has bir karakteristiği olduğunu, daha ilk adımı attığınız anda sezdiğiniz şehirlerden biri Berlin. Su kenarında olmanın getirdiği bir kolaylık ve rahatlık hissi var. Spree Nehri’nin yolunu takip ederek kendinize bir Berlin rotası çıkarabilirsiniz. Berlin’e yolunuz ne zaman düşerse düşsün, şehrin dört bir yanında kocaman alanlara yayılmış bira bahçelerinde (biergarten) saatler geçirebilirsiniz. Önerimiz, içinde terk edilmiş dev bir lunapark ile Sovyet Savaş Anıtı’nın da olduğu Treptower Parkı olacak. Burada nehir kenarında yapacağınız uzun bir yürüyüşten sonra Zenner Biergarten’da mola verebilirsiniz. Müzeler Adası’na doğru yol alırsanız ister saatlik tekne turlarına kayılarak şehri sudan gezerek görebilir ya da yayan olarak nehir boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. Her şey bir yana, her mevsimde Berlin’de uzun yürüyüşler ya da bisikletle yapılacak geziler için akışına bırakacağınız bir program da kurgulayabilirsiniz.

Şehrin 'en'leri
- Kurcala
Turistik bir merkez olmanın yanı sıra dünyaca ünlü markaların yan yana dizildiği mağazaları, şık restoran ve kafeleri ve keşfedilmeyi bekleyen pasajlarıyla Mitte’nin altını üstüne getirip, alışveriş rotanızı oluşturun. Tüm o havalı dükkânların arasında ara sokaklara ve avlu pasajlara dalarak şehrin tadını doyasıya çıkarabilirsiniz.
- Keşfet
Şehrin simgelerinden biri pazar günleri flea marketlerden (bit pazarı) ikinci el alışveriş yapmak. Burada hemen her parkın içinde ya da popüler caddenin üzerinde pazar günü kurulan ve plaktan giysiye, ev eşyasından kitaba birçok ürün bulabileceğiniz, bu tür bir alışveriş ortamına rastlayabilirsiniz. En popülerlerinden biri, her pazar dev bir karaoke partisinin de vuku bulduğu Mauerpark içinde kurulan pazar.
- Dolaş
Berlin’de en sakin semtte bile bir anda karşınıza çok cool bir plak dükkanı ya da içinde kayboalcağınız bir sanat galerisi çıkabilir. Rotanızı iyi deperlendirin ama şu dükkanları da aklınızda tutun deriz… Ferhan İstanbullu’nun, Avrupa’nın dört bir yanından gurme ürünler sunan; İstanbul doğumlu, Berlin merkezli markası FerhanFeinkost Türk lokumu ve tahin helvayı, olabilecek en havalı formunda sunuyor. Bir başka İstanbul doğumlu markaysa, Yaprak Aras ve Alican Tezer’in tasarım ürünler dükkânı Souq. Önce Karaköy ardından Kanyon’da dadandığımız tasarım pazarı, artık Prenzlauer’te konumlanıyor. Son olarak da bağımsız tasarımcıların yeteneklerini ve ürünlerini sergiledikleri Pınar Azizoğlu imzalı Pist; birçok kadın sanatçı, inisiyatif, müttefik ve destekçi ile işbirliği yaparak şahane işler ortaya koyuyor.

Lüks seyahat yazarı Özlem Avcıoğlu’ndan 7 öneri
- Hamburger Museum: Çağdaş sanat için mutlaka gidilmeli
- Boros Foundation: Çok özel bir çağdaş sanat koleksiyonu var, Berlin’e gittiğimde mutlaka uğrarım.
- Soho Hotel: Bence Berlin’in en iyisi, odaları çok geniş.
- Jewish Museum: Daniel Liebeskind’in tasarladığı müthiş müzeyi görmeden dönmeyin.
- Borchardt: En iyi schnitzel için şehrin en görkemli lokantası.
- Berghain: Dünyanın girmesi en zor ama en etkileyici gece kulübü.
- Hackesche Höfe: Şehrin en cool mahallesi burası, dükkanlar ve kafeler çok hoş.












