Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
İstanbul Life

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan: Sahnede bilinmezlik

İçeriği Paylaş

Sahne bu kez kuralsız: Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ın izinde, bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.

Yazı: Lara Mutlu

30 ülkede 3.000’den fazla kez oynanan, ancak her seferinde bilinmeyenle, farklı bir oyuncuyla yeniden başlayan oldukça özel bir oyun Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan. Hiçbir oyuncu oyun metnini bilmiyor, prova yapmıyor, elinde bir zarfla sahneye çıkıyor, oyuncu da seyirci de ne olacağını sahnede öğreniyor. İranlı yazar Nassim Soleimanpour’un kaleminden çıkan, özgürlük arzusunu, iç sesini, kuşağının yaşadıklarını içine sakladığı ve bugün farklı oyuncuların duygularıyla Paribu Art’ta sahnelenen oyun, herkesin bildiği tiyatro kurallarını bir kenara bırakıp: “Peki şimdi ne olacak?” diye nefeslerin tutulduğu bir deneyim sunuyor. Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ı yapımcısı Nisan Ceren Özerten’den dinlerken, oyunculardan Beril Pozam, Ceren Karakoç ve Zeynep Dinsel’e bu oyun için sahne almanın nasıl bir deneyim olduğunu sorduk.

  • Nisan Ceren Özerten

Bu oyunla nasıl bir tiyatro tecrübesi vadediyorsunuz; hem oyuncuya hem izleyiciye?

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan kuşkusuz ki başlı başına bir deneyim. Klasik bir tiyatro oyunu metni ve yapısı yok. Tiyatronun olmazsa olmazı olan prova ve hazırlık süreci yok. Yönetmen yok. İzleyici ve oyuncu, oyun metni ve hikâyesi ile aynı anda hazırlıksız karşılaşıyor. Projenin alametifarikası bu. Tiyatro tecrübesi diye adlandırmamızın da temel sebebi bu tür bir yapıya sahip olması. Bunun yanı sıra oyuncudan, seyirciden ve o akşamın dinamiklerinin oluşturacağı performansın sadece bir kez gerçekleşecek olup tekrarının olmaması.

Oyuncu kadrosunu oluştururken dikkat ettiğiniz kriterler nelerdi?

Oyunun kadrosunu oluştururken hem daha önce çalıştığımız hem de çalışmayı hayal ettiğimiz çok değerli oyunculara teklif götürdük. Aynı zamanda oyunculuk gücünden ya da tarzından dolayı bu tür bir performansı nasıl icra edeceğine dair heyecan duyduğumuz isimler. Farklı jenerasyonlardan, tecrübelerden ve oyunculuk ekollerinden çeşitli isimler olması da bizi motive etti. Günün sonunda oluşan kadro hayal ettiğimizin de ötesinde oldu. Bizimle bu heyecanı paylaşıp ortak olan birbirinden değerli isimlere bir kez daha teşekkür ederim.

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, İranlı yazar Nassim Soleimanpour’un ülkesinden çıkış yasağı varken, dünyayı gezsin diye kurguladığı bir metin. Siz bu oyunu Türkiye’ye getirmeye nasıl karar verdiniz? Neden bu oyunu seçtiniz?

Nassim oyunu 2010 yılında yazmış, 2011 yılında Edinburgh Fringe Festivali’nde sahnelendikten sonra çok dikkat çekmiş ve dünyayı gezmeye başlamış. 15 yıldır 30’a yakın dilde ve ülkede 3000’den fazla sahnelenmiş. Yazarın amacına ulaşmış bir ölçüde dünyayı dolaşmış Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan. Oyundan birkaç yıldır haberdardım, ara ara ekibimle de haklarını almak üzerine konuşuyorduk. Hatta pandemi öncesi projenin burada yapılması üzerine bir girişim olmuş ama devamı gelememiş. Geçen sene Londra’da çok heyecan verici isimler ile sahnelendi, bizim de tekrar projeye dair iştahımız kabardı ve hayata geçirmek üzere çalışmaya başladık. Bu oyunu seçmemizin birkaç sebebi var aslında. Fikir çok etkileyici, biricik. Her temsili aynı metin ile izlememe rağmen performanslar bambaşka oluyor gerçekten. Diğer taraftan seyirciye yeni ve biricik bir tecrübeye dayalı bir oyun vadetmek de bize çok cazip geldi. En kıymetlisi de birlikte üretiyor olma hissi.

Bu oyunla ilgili sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?

Yenilikçi, deneysel, zamansız ve kolektif üretime dayalı olması.

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ın izleyiciye vermek istediği mesaj nedir?

Bununla ilgili benim yorum yapmam çok doğru olmaz, çok kişisel bir seyirci görüşü. Ve sürprizi de kaçırmak istemem. Bence herkesin ayrı ayrı etkileneceği, ayrı kısımlarına sürüklenip üzerine düşüneceği çok çeşitli öğeler var. Ancak şunu söyleyebilirim insana, insan doğasına ve toplu hareket etme gibi konularda sıkı bir sözü var.

Siz oyunu ilk izlediğinizde hangi duyguları hissettiniz?

İzleyici olarak çok heyecanlandım ve zevk aldım. Yapımcı olarak kontrolsüzlük, tekinsizlik ve her an her şey olabilir duyguları ağır bastı. Yapımcılık mesleği kontrole, çerçeveyi çizmeye ve uygulamaya dair; elimizden geldiğince maksimum seviyede canlı bir performansı korumaya dair. Ancak bu oyunda bunun çok uzağındasınız ve yeni bir sürpriz katman ekleniyor, metnin o akşam ilk kez o an açılıyor olması. 

  • Ceren Karakoç

“Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan benim için konfor alanımdan bilinçli bir çıkıştı. Metni bilmeden sahnede olmak… Kontrolü tamamen bırakmak… Hayatta en zorlandığım şeyi, herkesin önünde yapmak. Hem kaçmak istiyorsun hem kalmak. Hem korkuyorsun hem tuhaf bir özgürlük hissediyorsun. Seyirciyle aynı anda bilmemek, aynı anda keşfetmek… Ne bir adım öndesin ne geride. Tam ortasında, birlikte. Ve o zarfı ilk açtığım an… Belki de sahnede yaşadığım en dürüst andı. Çünkü o anda hepimiz eşittik: Tedirgin, meraklı, heyecanlı. Ve galiba en güzeli, o anda gerçekten yalnız olmadığımı hissetmekti.”

  • Beril Pozam

“Yıllardır farklı ülkelerde farklı oyuncular tarafından oynanan evrensel bir hikâyenin bir parçası olmak kendi kişisel yolculuğumda da artık çok çok önemli bir yerde. O gün benimle birlikte aynı heyecanı yaşayıp gözlerinde aynı merak olan insanlarla metni beraber keşfetmek muhteşem, bir alternatifi olamayacak, biricik bir deneyimdi. Dönüp geriye baktığımda hayatımın herhangi bir anında aklıma geldiğinde gönül rahatlığıyla “iyi ki böyle bir hikâyenin parçası olmuşuz” diyeceğim. O günkü seyirciye de benimle oldukları için çok çok teşekkür ederim.”

  • Zeynep Dinsel

“Beyaz Tavşan, Kırmızı Tavşan projesinin teklif edilmesinden mutluluk duyduğumu bir kez daha söylemek isterim. Mutlulukla birlikte, denizde kıyıdan biraz fazla açılmaya benzeyen bir duygu da yaşadığımı söylemek isterim. Yüzmeyi bilseniz bile açıldıkça hem özgürlüğü hem de kıyıdan uzaklaşmanın tedirginliğini aynı anda hissetmek, bu deneyimi en iyi tarif eden hâl sanırım. Çünkü oyunculuk mesleğinin alışıldık çalışma koşullarının neredeyse tamamını değiştiren hatta terse çeviren bir yapısı var. Metni önceden bilmemek, prova yapmamak, yönetmensiz olmak ve bu hâlle seyircinin karşısında tek başına olmak.

Metni önceden bilmemek, beraberinde daha temel bir riski de getiriyor, normal koşullarda bu metin bana değerlendirmem için sunulsaydı, belki de kabul etmeyeceğim bir metin olabilirdi. Bu anlamda süreç, seçme ve hazırlanma imkânını da ortadan kaldırarak oyuncuyu doğrudan deneyimin içine yerleştiriyor. Üstelik bilmediğin bir metni seyirciye yeterince iyi aktaramama ihtimali de en belirleyici gerilimlerden biri.

Yine de bu teklifi kabul etmiş olmak ve o geceyi yaşamış olmak, bana kendimi şanslı hissettiriyor. O an, orada olan seyirci ile yaşadığımız istisnai ve tekrarı mümkün olmayan bir tecrübeydi. Bu süreçte en çarpıcı olan, hiç tanımadığım bir yazarın metniyle ilk karşılaşmanın doğrudan sahnede gerçekleşmesiydi. Bir yandan da sanki o yazarı bir akşamlığına, aniden ve çok yakından tanımışım gibi bir his yarattı. Seyirci ile yazar arasında sahici bir aktarım kurabilmiş olmayı umuyorum. Yazarın kendi hayatında ve ülkesinde deneyimlediği gerçekliklerle bizim yaşadığımız toplumsal deneyimler arasındaki kesişim noktalarını o anda okumak, kavramak ve ifade etmeye çalışmak zorlayıcı bir süreçti. Metni önceden çalışmış olsaydım kuşkusuz farklı katmanlarını daha derinlemesine keşfedebilirdim diye düşündüm sonradan. Fakat aslında bu sınırlılık, deneyimin özünü de tanımlıyor. Tek karşılaşma, tek okuma, tek aktarım… Tam da bu geçicilik, deneyimi hepimiz için benzersiz yapıyor.

Dediğim gibi, bugünden baktığımda bazı anlam katmanlarını kaçırmış olabileceğimi düşünüyorum. Ama belki de bu eksiklik duygusu, deneyimin geride bıraktığı en değerli izlerden biri. “Bir kez daha okusaydım ne değişirdi?” sorusu bile oyunu hâlâ düşünmeme sebep oluyor. Bu nedenle yaşananın tamamı, tam da gerçekleştiği biçimiyle, eksik veya tamamlanmamış hâliyle anlamlı benim için. Projeyi hayata geçiren, emek veren, süreci mümkün kılan herkese teşekkür ediyorum. O gece sahnede kendimi güvende hissetmem için çaba gösteren tüm ekibe, deneyime tanıklık eden, ortak olan, farklı duygular yaşayan seyircilere de ayrıca teşekkür etmek isterim. Beklentileri karşılanmış ya da karşılanmamış olsun, orada bulunan herkes bu deneyimin gerçekleşmesini sağlayan unsurlarından biriydi. Sonuçta bu, yalnızca bir performans değil, hayatımızın birlikte geçen bir saatiydi. İçerdiği her duyguyla birlikte son derece kıymetli bir deneyimdi.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo