Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
Pozitif

Binlerce yılın mirası: Lotus çiçeği

İnsanlar, bir parçası oldukları tabiatın kucağında doğdukları günden beri varlıklarını anlamlandırmaya çalıştı. Antik döneme ait pek çok kültürde bitkilerin yaşama dair çeşitli sırlar taşıdığına ve özellikle bazı bitkilerin kutsal olduğuna inanıldı. Lotus çiçeği de bunlardan biri...

DR. NESLİHAN İSKİT

Asya topraklarında hayat bulan ve 18. yüzyılda Avrupa’ya getirilen lotus çiçeğinin Hint, Çin ve Mısır gibi farklı uygarlıkların kültüründe çok özel bir yeri ve derin anlamları var. Lotus çiçeğinin çeşitli kültürlerde hangi anlamlara geldiğine değinmeden önce, onu biraz tanıyabiliriz. “Hint lotusu” ya da “kutsal lotus” isimleriyle de anılan lotus çiçeği, kökenleri Asya olan ve bugün dünyanın pek çok bölgesinde yetişen bir bitki. Diplerinde verimli topraklar bulunan durgun sularda ve yavaş akan nehirlerde yetişiyor. Toprağa tutunan köklerinden su yüzeyine usulca uzanarak açtığı büyüleyici çiçeklerle doğayı süslüyor. Birbirlerine çok benzedikleri için sık sık nilüfer çiçeğiyle karıştırılsa da lotus, “Nelumbo” cinsine ait farklı bir çiçek türü. Nilüferler su yüzeyinden 20 cm kadar yükselebiliyorken, lotus bitkisinin su üstündeki boyu üç metreyi bulabiliyor. Ayrıca lotusun çiçekleri, nilüfere göre çok daha geniş olabiliyor.

Çok yıllık bir bitki olan lotus, her yıl yüz binlerce tohum döküyor. Bazı tohumlar çeşitli hayvan türleri tarafından yense de bir kısmı suyun dibindeki toprağa ulaşıyor. Nehir ya da göl kurursa, tohumlar yıllarca toprağın içinde uykuda bekleyebiliyor. Yeniden suya kavuşunca, su üzerine uzanıp çiçekler açıyor. Çin’de bir lotus kolonisinin 1300 yıl uykuda bekleyen tohumlardan yetiştiği keşfedildiği için bu bitki türü, uzun ömürlülüğün simgesi kabul ediliyor.

Bulunduğu ortamı temizliyor

Lotus çiçeklerinin buz devrinden önce hayatta olduğuna dair fosil kayıtları da bulunuyor. Binlerce bitki türünün kaybolduğu bu devirden bile sağ çıkması, lotusun uzun ömürlülüğün simgesi olmayı ne kadar hak ettiğinin bir göstergesi gibi... Lotus çiçeğinin oldukça ilginç bir özelliği daha var. Tıpkı insanlar ve hayvanlar gibi lotus çiçekleri de bedenlerindeki sıcaklığı düzenleyebiliyor. Doğada sadece birkaç bitkide bulunan bu yetenek sayesinde soğuk havalarda da tozlaştırıcı böcekleri kendilerine çekerek polenlerini yayıyor ve üremeye devam ediyor.

Durgun ve çamurlu sularda yetişen lotus çiçekleri, her gece kapanıp suya dönüyor. Sabah olduğunda ise uyanan sapları yeniden su yüzeyine uzanarak çiçek açıyor. Buna rağmen lotus çiçeğinin yaprakları daima tertemiz oluyor çünkü tozu ve kirli suyu üzerlerinde tutmuyor. Çiçek yapraklarındaki mikro tanecikler, üzerlerine düşen her kir tanesini itip kendinden uzaklaştırıyor. Lotus çiçekleri, bulundukları suyu temizleyip ağır metallerden arındırıyor. Yemyeşil geniş yaprakları güneş ışıklarının suyun dibine ulaşmasını önlediği için lotusun bulunduğu göl ve nehirlerde yosunlaşma görülmüyor. Bu sayede suyun oksijen oranı daha yüksek kalıyor. Asya ülkelerinde sebze olarak kullanılan kök ve saplarının şifalı olduğuna inanılıyor. Ayrıca kurutulmuş tohumları, yaprakları ve çiçeklerinden hazırlanan lotus çayları da Asya’da sıkça tüketiliyor.

Yaşamın “renkli” çiçeği...

Doğada gördüğümüz her şey, varoluştaki sırların birer tezahürü. Bu yüzden lotus çiçeğini diğer bitkilerden farklı kılan her özellik, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde anlamlandırılmış. Bu anlamlar kültürden kültüre değişiyor olsa da lotus, genellikle “yaşam çiçeği” olarak görülüyor. Bir kar tanesinin ya da salyangoz kabuğunun tasarımında yaşama ve varoluşa dair pek çok anlam bulunabileceği fikriyle gelişen kutsal geometri anlayışı için yaşam çiçeği çok önemli. Kutsal geometri, etrafımızda gördüğümüz hiçbir şeklin tesadüfi olmadığını ve her birinin evrenin varoluşundaki muazzam dengenin bir işareti olduğunu söylüyor. İç içe geçmiş, eşit boyutlardaki 18 çemberin oluşturduğu yaşam çiçeği; kutsal geometrinin sembolü. Lotus çiçeğinin kuş bakışı görünümü de yaşam sembolüne benzediği için 12 taç yapraklı lotus çiçekleri, yaşamın doğadaki tezahürü olarak kabul ediliyor.

Her renginin anlamı farklı

Lotus çiçeğinin beş ayrı rengi, her rengin de özel bir anlamı var.

Beyaz lotus çiçeği

Beyaz lotuslar, Sanskritçede uyanış anlamına gelen “bodhi”yi ve yeniden doğuşu temsil ediyor. Bu yüzden beyaz lotusların dünyanın rahmi olduğu düşünülüyor. Ayrıca beyaz lotus; rengi ve kir tutmayan yaprakları sayesinde saflık, iyilik, aydınlanma anlamlarında da kullanılıyor. Bu çiçeğin ruhu sakinleştirdiğine, öz benliğe ulaşmayı kolaylaştırdığına inanılıyor.

Mavi lotus çiçeği

Mavi lotus, bilgiyi ve bilgeliği temsil ediyor. Ayrıca Antik Mısır’da yeniden doğuşun ve bereketin de sembolü.

Kırmızı lotus çiçeği

Kalbi temsil eden kırmızı lotus, sevginin ve tutkunun simgesi. Merhamet, şefkat gibi hislerin karşılığı olarak da kullanılıyor.

Mor lotus çiçeği

Mor lotuslar, daha mistik anlamlar taşıyor ve ilahi güce uzanan kutsal yolu simgeliyor.

Pembe lotus çiçeği

“Padma” yani pembe lotus, aydınlanışı temsil ediyor. Öz benliğimizde sakladığımız bilgeliğe ve hakikate ulaşıp, farkındalıkla yaşamanın da sembolü. Padma mudra’nın ilhamı da pembe lotuslar olarak belirtiliyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo