Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
Pozitif

Bir film, iki kader, sonsuz hakikat

İçeriği Paylaş

Kapılar açılır, kapanır, trenler kaçar; işler bozulur, yenileri kurulur; insanlar girer, çıkar. Hayat, kayar kapılar gibi sürekli yer değiştirir. Tasavvuf ise tam burada, görünenden öteye bakmamızı ister: Kapıların açılıp kapanması değil, bütün bu hareketin içinde kalbin hangi hakikate uyandığıdır asıl mesele.

Yazı: Dr. Hasan Kerim Güç

Rastlantının Böylesi filmi (Sliding Doors) üzerinden tasavvufî bir okuma. Hayatın akışında, kimsenin önemsemediği minicik anlar gizlidir: Asansörden çıkarken yere düşen bir küpe, telefona bakmak için verilen kısa bir mola, metro kapısına yetişirken takılıp düşülen bir adım… 1998 yapımı Sliding Doors, yönetmen Peter Howitt’in ellerinde tam da bu anı büyütür.

Helen adındaki genç bir kadının metroyu yakalayıp yakalamamasıyla birlikte, yaşam iki ayrı nehre ayrılır. Biz de aynı kadının iki farklı kader yolculuğunu, iki ayrı “kısmet” ihtimalini iç içe geçen sahnelerle izleriz.

İlk bakışta sıradan bir romantik İngiliz filmiyle karşı karşıya olduğumuzu sanırız: Londra’nın yağmuru, işten atılma korkusu, ilişkilerdeki ihanetler, ev arkadaşının şakaları… Fakat dikkatle izledikçe, arka planda daha derin bir soru belirir: Hayatımızı asıl şekillendiren nedir? Kör bir kader mi, kendi seçimlerimiz mi, yoksa dilimizden düşmeyen o ince kelime, “kısmet” mi? Biz “kısmet” derken aslında neyi kastediyoruz?

Metro kapısı: Modern zamanın eşiği

Filmin kalbi olan metro sahnesi adeta bir eşiktir. Aynı an, filmde iki kez yaşanır: Birinde metro kapıları Helen’in yüzüne kapanır, treni kaçırır ve hayatı bambaşka bir yöne savrulur. Diğerinde son anda içeri süzülür; birkaç saniyelik fark, ilişkilerden iş hayatına kadar her şeyi baştan yazar. Bu sahne, günlük hayatta sıkça kurduğumuz “Keşke o gün telefonu açmasaydım” veya “Keşke o masaya oturmasaydım” cümlelerinin sinemadaki karşılığıdır. Biz bu cümleleri pişmanlıkla fısıldarken, tasavvuf başka bir yerden seslenir: “Oldu artık. Asıl mesele şu: Bugün bu olandan ne anlıyorsun?”

Bu noktada film, Jorge Luis Borges’in “Çatallanan Yollar Bahçesi”ni hatırlatır. Borges, zamanı düz bir çizgi değil, sürekli çatallanan patikalarla dolu bir bahçe gibi düşünmemizi ister: Aynı anda var olan, fakat yalnızca birini yaşayabildiğimiz sayısız ihtimal… Sliding Doors, bu fikri soyut bir oyun olmaktan çıkarır; Londra’da yaşayan sıradan bir kadının yorgun adımlarıyla somutlaştırır. Paulo Coelho’nun Simyacı’sındaki “kişisel menkıbe” kavramıyla da örtüşen bir çizgi açılır: Her insanın bir yazgısı vardır; fakat o yazgıya hangi yollardan, hangi cesaret ve hangi yanlış duraklarla varacağı, kişinin kendi yürüyüşüyle şekillenir.

İki hayat, tek imtihan

İbnü’l-Arabî’nin penceresinden

Helen’in iki hayatını yan yana düşündüğümüzde, yolların farklı ama imtihanın özünün aynı olduğunu görürüz. Birinde metroyu yakalar; sevgilisinin ihanetini erken öğrenir, sarsıntıdan yeni bir kimlik doğurur, iş bulur, James’le tanışır. Diğerinde treni kaçırır; ihaneti geç fark eder, ekonomik olarak sarsılır, alışkanlığa dönüşmüş bir ilişkinin içinde sürüklenir.

Yüzeyde iki ayrı dünya vardır; fakat tasavvufî bir bakışla ikisi de aynı merkeze bağlanır: Yalan eninde sonunda açığa çıkar, sahte olanın ömrü kısadır ve Helen, hangi evrende olursa olsun, sonunda uyanmaya mecburdur.

İbnü’l-Arabî, hakikatin sabit, kulun o hakikate nisbetinin değişken olduğunu söyler. Aynı çekirdek olay, aynı imtihan, aynı merkezî hakikat… Değişen, kulun bunu nasıl okuduğu, hangi anlamı yüklediğidir. Helen’in iki hikâyesi de bu çerçevede okunabilir: Kaderin sunduğu çekirdek imtihan değişmez; değişen, onun bunu “yıkım mı, yoksa uyanış fırsatı mı” diye yorumlamasıdır. Belki de kısmet tam burada başlar: Başımıza gelenlerde değil, onlara verdiğimiz anlamda.

Görsel: IMDB

Kısmet: Paket değil, sefer

Bizim kültürümüzde kısmet, çoğu zaman pasif bir çağrışımla kullanılır. Sanki bir yerlerde ismimizin yazılı olduğu bir paket bekler ve zamanı gelince gökten iner gibi kapımıza bırakılır. Oysa Sliding Doors, bu anlayışı sarsar. Helen’in James’le karşılaştığı evrende bile mutluluk ona altın tepside sunulmaz; bu ilişki de kendi imtihanlarıyla, güvensizlikleriyle, geçmişin gölgeleriyle gelir.

Benzer hikâyeler, her mahallede, her evde yaşanır. Gençliğinde işini kaybetmiş bir esnaf, yıllar sonra “O gün hayatım bitti sandım; meğer asıl o gün başlamış” diyebiliyorsa, kısmetin sadece gelen değil, bizim onunla ne yaptığımız şey olduğunu fark etmeye başlarız. Kısmet, önümüze bırakılmış hazır mutluluk paketinden çok, ham malzeme gibidir; asıl mesele o malzemeden kalpte ne pişirdiğimizdir.

Bu noktada tasavvufun tevekkül anlayışı devreye girer. Tevekkül, çoğu kez sanıldığı gibi hiçbir şey yapmadan “Nasipse olur” demek değildir. Tam tersine, tevekkül elden gelen tüm çabayı göstermek, sonra sonucu kalben serbest bırakabilmektir.

Kapıya kadar koşmak bize aittir; kapının açılıp açılmaması, bizden büyüğe. Helen’in iki hayatına bu gözle bakınca, bir ihtimalde yanlış insana “sabır” adıyla katlanarak tevekkülle pasifliği karıştırdığını, diğerinde belirsizliğin içine cesaretle adım attığını görürüz. Tasavvufun daveti burada berraklaşır: Kısmet, “hiç yorulmadan ulaşılan huzur” değil; “yorulmanın içinden doğan idrak”tir.

Görsel: IMDB

Ölümle yüzleşmek ve kalbin uyanışı

Film, romantik-komedi kalıplarını aşarak ölümü sahnenin ortasına yerleştirir. Bir evrende Helen, James’le yeni bir hayata hazırlanırken bir trafik kazasında bebeğini ve kendi hayatını kaybeder. Diğer evrende yine bir düşüş, yine aynı kayıp yaşanır; fakat Helen bu kez hayatta kalır ve önüne yeni bir imkân açılır.

Burada kaderin ilginç yüzü belirir: Çocuğun kaybı her iki çizgide de değişmez; değişen, Helen’in iç dünyası ve önüne açılan manevi iklimdir. Tasavvufun o tanıdık cümlesi kulağımıza gelir: “Kaderin şer görünen yüzünün ardında bile rahmetin ince eli dolaşır.”

Biz çoğunlukla “Ne oldu?” düşüncesine takılırız; tasavvuf ise “Bu olan, seni nereye çağırıyor?” diye sorar. Filmdeki asansör sahnesi, bu çağrının simgesi gibidir: Farklı yollardan geçmiş iki insan, dar bir kabinde yeniden karşılaşır. Bazı buluşmaların vaktinin değişmediğini, değişenin yalnızca o vakte gelmiş kalbin hâli olduğunu hatırlarız.

Tasavvufî kısmet anlayışı: Beni bana rağmen…

Bu noktadan sonra artık filmden çok, filmin içimizde uyandırdığı tasavvufî sorular önem kazanır. Tasavvuf, insanı başına gelenlerin edilgen kurbanı olmaktan çıkarır. “Yazgıymış işte” deyip kenara çekilen değil; “Bu olay bana ne söylüyor?” diye sorabilen bir kalbe çağırır.

Kısmet, bu bakışla “sorunsuz bir hayatın adı” olmaktan çıkar; acıların içinden geçerek kendini tanıma, olgunlaşma ve Hak’ka yaklaşma sürecinin adı hâline gelir. Bu yüzden tasavvuf ehli için en derin kısmet duası, çoğu zaman en sade olanıdır: “Allah’ım, hangi kapıdan geçersem geçeyim, beni bana rağmen hayırlı kısmete götür.” Bu cümlenin özünde şu teslimiyet saklıdır: “Ben her zaman doğruyu seçemeyebilirim. Nefsimin peşine düşebilirim. Zayıflıklarıma yenilebilirim. Fakat Sen, benim dar bakışıma mahkûm değilsin. Ben şaşsam da Sen şaşmazsın. O yüzden, benim göremediğim yerde Sen benim için hayrı seç; gerekirse beni bende kırarak, ama yine de bana iyilik ederek…”

Tasavvuf, kısmeti tam da böyle anlar: Sadece bizim istediğimize kavuşmamız değil; bazen istemeyi bile bilmediğimiz bir hayra, içten içe hazırlanıyor olmamız. Bizi bizden kurtaran, “bana rağmen” hayırlı olan ihtimale doğru yavaş yavaş sevk eden ilahî bir terbiyedir bu.

Kısmetin kayar kapıları

Kapılar açılır, kapanır, trenler kaçar; işler bozulur, yenileri kurulur; insanlar girer, çıkar. Hayat, kayar kapılar gibi sürekli yer değiştirir. Tasavvuf ise tam burada, görünenden öteye bakmamızı ister: Kapıların açılıp kapanması değil, bütün bu hareketin içinde kalbin hangi hakikate uyandığıdır asıl mesele. Belki de bu yüzden, kısmet üzerine düşüneceğimiz her metnin sonunda aynı duaya dönmek yerinde olur: “Allah’ım, hangi kapıdan geçersem geçeyim, beni bana rağmen hayırlı kısmete götür.” Çünkü kayar kapılar bir gün mutlaka kapanır; asıl kısmet, o kapılar kapandığında içimizde hangi bahçeye uyandığımızdır.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo