Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
HELLO!

Bir ismin ardındaki hikâye: Je M’appelle Macid “Sade olanın güçlü ve zor olduğuna inanıyorum.”

İçeriği Paylaş

Sahiciliğin peşinde bir sanatçı… Çağdaş sanat sahnesinde sıra dışı bir isim olarak beliren Je M’appelle Macid, eserlerinde kişisel hafıza ile duygusal anlatıyı iç içe geçiriyor.

Röportaj: Rana Korgül

Fotoğraflar: Burcu Ölmez

Figüratif resimlerinde kurduğu iç mekanlar, izleyiciyi adeta birinin zihnine ve anılarına davet eden sessiz ama yoğun bir atmosfer yaratıyor. Anlatı ile duygu arasında gidip gelen bu dünyada sahicilik, sanatçının en güçlü meselesi olarak öne çıkıyor. Kimliğini ve hikayesini büyük ölçüde resimlerinin ardında bırakan Macid, izleyiciyle doğrudan bir diyalog kurmak yerine, onları kendi iç dünyasının kapısından içeri davet etmeyi tercih ediyor. Önünüzdeki ilkbaharda PG Art Gallery’de ikinci kişisel sergisini gerçekleştirecek olan sanatçı ile HELLO! için bir araya geldik. İşte bu sohbet, sanatçının üretim pratiğini, yalnızlıkla kurduğu yaratıcı ilişkiyi ve sanatın onun için neden bir tür içsel dil olduğunu ortaya koyuyor.

HELLO!: ‘Je M’appelle Macid’ ismi oldukça güçlü ve gizemli bir kimlik taşıyor. Bu ismin arkasındaki hikaye nedir? Bu ismi neden seçtiniz?

Je M’appelle Macid: Je m’appelle Macid’i Doğu ile Batı arasında bir kimlik olduğum için seçtim ve sevdim. Kendimi hem çok Batılı hem de Doğulu hissediyorum. Palmiyeleri de bu yüzden çok seviyor ve kullanıyorum. O güzel ağaçları Los Angeles’ta, Kahire’de, Japonya’da, Irak’ta, Mekke’de ve Fransa’da görebilirsiniz. Her coğrafyada sanki oraya aitmiş ve orada olması gerekiyormuş hissi uyandırırlar. Je M’appelle Macid ile Fransızcayı ve Türk, Doğu, Asya dünyasını birleştirmek istedim. Söylediğiniz gibi çok güçlü bir isim; hem de çok akılda kalıcı...

HELLO!: Gerçek kimliğinizle sanatçı kimliğiniz arasında nasıl bir ilişki var?

J. Macid: Ben Je M’appelle Macid’im. Tek kimlik bu! Ben hayatımı resmediyorum ve çoğu zaman kendimi. Belki en başta bir ilişki kurmuşuzdur ama bu ilişki noktalandı ve Je M’appelle Macid kazandı.

HELLO!: Sanata yönelmeniz ne zaman ve nasıl oldu? Grafik tasarım okumuşsunuz.

J. Macid: Sanat hayatımda her zaman vardı. Hep öyle yaşayan biri oldum. Her şeyi renklerle, tavırlarla, seslerle, görüntülerle ve hatıralarla ilişkilendirdim. Ve sanatın bu olduğunu iddia ettim kendime. Sanat bir duygu… Hem de büyük bir duygu... Grafik tasarım okudum ama eğitime inanmıyorum.

HELLO!: Sanatınız çoğu zaman otobiyografik olarak tanımlanıyor. Buna katılıyor musunuz? Siz sanatınızı kısaca özetler misiniz?

J. Macid: Evet, çok haklılar. Tamamen otobiyografik. Görünen her neyse benim. Bir kadın olabilir, bir çocuk, bir hayvan, bir eşya, bir duygu, bir renk… Hepsi benim. Kimsenin hikayesi yok. Herkes gitti ama ben oradayım. Orada kalmayı seçtim diyemem; orada kaldım. İnsanlarla yaşadığım anıları, çocukluğumu, annemi, babamı, her şeyi toparladım ve kendim olarak inşa ettim. Kimseyi bırakmadım ve sahiplendim. Tüm duygulardan, yaşadığım tüm anılardan yeni bir duygu yarattım.

HELLO!: Biraz önce de bahsettiğiniz gibi kendi hayatınız doğrudan eserlerinize dönüşüyor...

J. Macid: Evet, tamamı… Çok kendi hayatıyla yaşayan biriyim. Kendimden kurtulursam, bir gün buna vaktim kalırsa, o zaman son bulur.

HELLO!: Resimlerinizde sık sık yalnızlık, içsel bir sessizlik ve ev atmosferi hissediliyor. Sizin için ev kavramı neyi temsil ediyor?

J. Macid: Benim için ev, bir cehennemle başladı. Karanlık, gürültülü, bazen çok sessiz; belki mutlu anların da yaşandığı bir yer ama hiç güvende hissetmediğim... Sonra kendi evlerim olmaya başladı. İçinden çıkmadığım bir cennet yaratacağımı sandım. Bazen yarattım ama o evleri de kimi zaman ben cehenneme çevirdim, kimi zaman insanlar, hatta bazen toplum. Evde vakit geçirmeyi severim. Bir atölyem yok; evde resim yapıyorum. Kendimi, duygularımı ve hayallerimi hapsettiğim bir dünya kurdum. Girişi zor olan, biri girince hemen bozulan bir dünya. Çok naif ve hassas. Hemen yıkılabilir ve acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldığı an darmadağın olabilir. Çoğu zaman sessiz ama akşam üzerleri ve resim yaparken müzikli. Bana ait, benim olan bir evim var.

HELLO!: “Sahte hikayeleri sevmiyorum” diyorsunuz. Sanatta sahicilik sizin için ne demek?

J. Macid: En mühim şey, her şeyde olduğu gibi sahicilik ve biriciklik. Ve o sahte, o pis kokuyu her yerden alıyorum maalesef. Sahte hikayeler, kurgular… Biraz entelektüellik serpilmiş, ‘-mış’ gibi saçmalıklar. Bir şeyler uydurup sayfalarca kitap okuyup üstüne yaşamadığım ve aslında beni o kadar da ‘enterese’ etmeyen şeyleri memur gibi, yaşamış gibi yapmıyorum resimlerimde. Zaten öyle işleri de kırmızı burunlu bir palyaço gibi görüyorum.

HELLO!: Ne kadar güzel söylediniz. Çalışmalarınızda figürler ve semboller oldukça sade ama güçlü bir duygu taşıyor. Bir resmin ortaya çıkış süreci sizin için nasıl başlıyor?

J. Macid: Çok özel bir soru bu. Çoğu insanın kolaylıkla cevap verdiği şeyler bazen benim için bir tabu gibi olabiliyor. Bir resim nasıl ortaya çıkıyor biliyor musunuz? Bir patlama anıyla, bir gözyaşıyla, bir hatırayla, bir kin ve düşmanlıkla, bir aşkla… Ve mutlaka çocukluğumla… Geçmiş anılar, acılar, neşeler bazen… İşlerimde dramatik bir hava varsa da karakterler her zaman güçlüdür. Ağlak bir drama yoktur. Ağladıysa da gözyaşını silmiş ve kılıcını kuşanmıştır çoktan. Ve mutlaka en sade haliyle duygular… Sade olanın güçlü olduğuna inanıyorum. Ve zor olduğuna... Sadelik başka bir persona ister; herkes kullanamaz.

HELLO!: Sizi etkileyen sanat akımları veya sanatçılar kimler? Özellikle Alman dışavurumculuğuna yakın bir damar hissediliyor. Siz bu ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

J. Macid: Resim sanatından beslenen biri değilim. Sinema, moda ve müzik beni çok etkiler. Bir ses, bir bakış, bir nüans, bir söz… Ve mutlaka acılar... Gerçek acılar, gerçek günahlar ve sevinçler… İnsan ilişkileri de beni çok ‘enterese’ ediyor. Bazen iki insanın diyaloğu ve yaşadığı şey bana sanat eseri gibi geliyor. Ve ölüm…

HELLO!: Eserlerinizde siyah elbise, hayvan figürleri ya da iç mekanlar gibi tekrar eden imgeler var. Bu sembollerin sizin dünyanızdaki anlamı nedir?

J. Macid: Benim işlerimde duygular ve form dikkat çekiyor. En sade haliyle çünkü içleri dolu; sahte bir entelektüellik yok, bir kurgu çabası yok, toplumsal mesaj çabası yok. İşlerim çabasızlıktan doğuyor. Elbise formları da istemsizce dikkat çekiciliği temsil ediyor. Leopar mesela; çok dürüst bir korkutuculuğu var. Bir fil ya da gergedan leopardan daha tehlikelidir ama daha sevimli görünür. Ama leoparla göz göze geldiğiniz an ürperirsiniz. Çünkü dürüsttür, “Hello, ben tehlikeliyim!” der.

HELLO!: Sanat dünyasında görünürlük çoğu sanatçı için önemliyken siz oldukça mesafeli bir profil çiziyorsunuz. Bu, bilinçli bir tercih mi?

J. Macid: Kendimi paylaşmayı sevmiyorum. Sınırları olan biriyim. Orası bana bir eşik gibi geliyor; geçmek istemiyorum. Davetlere, kokteyllere çok katılmam. Sergi de çok gezmem. O dünyadan uzakta yaşamayı tercih ediyorum. Bu bir tavır değil! Böyle iyi hissediyorum.

HELLO!: Tabii ki günün sonunda hepimiz kendimizi iyi hissetmek istiyoruz. Pandemide Amerikalı sanat eleştirmeni Jerry Saltz’ın çalışmalarınızı paylaşması uluslararası alanda dikkat çekmenizi sağlamıştı. Bir görüşmemizde bahsetmiştiniz. Bu durum sizin için ne ifade etti?

J. Macid: Onur duydum elbette. “Onun kalbine dokundum” demiştim başka bir röportajımda; hâlâ aynı şeyi düşünüyorum.

HELLO!: Ayrıca bir röportajınızda ‘sanatın bir yetenek değil, ruhların karşılıklı beğenisi’ olduğunu söylemiştiniz. Bu düşünceyi biraz açar mısınız?

J. Macid: Sanat asla bir yetenek değildir. Resim yapmak öğrenilebilir; zaten öğretiyorlar ve yılda binlerce mezun veriyorlar. Ben resim yapmayı konuşmayacağım; sanat yapmayı konuşacağım. Ben bir duygu ortaya koyuyorum, adına sanat deniyor. Ve onu hissedecek bir kalple karşılaştığı zaman ben de o kalbe sanat diyorum; çünkü aynı duyguları paylaşıyoruz. O bana hayran olduğunu söylerse, ben de bütün samimiyetimle ona hayran olduğumu söylüyorum. Koleksiyonerlerimin benimle duygusal bir bağ kurduğuna inanıyorum; çünkü ben de onlarla öyle bir bağ kuruyorum. Onlar benim bir eşya olmadığımı biliyor, ben de onların bir eşya olmadığını biliyorum. Sanat hayatımdaki en şahane şey bu ilişki…

HELLO!: Güzel bir ilişki dengesi… Günümüz çağdaş sanat ortamında sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?

J. Macid: Kendi işlerim beni heyecanlandırıyor; kendi duygularım... Beni heyecanlandıran çok az iş var. Bunu snop bir yerden söylemiyorum. Hep kendi duygularımlayım ve o ortama ait değilim. İnanın takip etmiyorum bile. Mutlaka güzel işler vardır, mutlaka heyecanlı ve şahane… Ama ben oralardan beslenmiyorum; müthiş saygı duymakla birlikte...

HELLO!: Ya sizi en çok rahatsız eden?

J. Macid: Rahatsız eden de bir şey yok aslında. Hayat da böyle değil mi? Berbat insanlar var ve onların görevi, şahane insanları görmemizi ve fark etmemizi sağlamak. Her şeyin bir kurgusu var ve fazla ya da eksik bir şey yok hayatta.

HELLO!: Bir izleyici eserlerinizle ilk kez karşılaştığında ne hissetsin istersiniz?

J. Macid: İzleyicide bir tokat etkisi yaratmasını seviyorum; söze dökemiyorum o bağı... O bağ, her neyse onu yaşasın istiyorum. Empati kursun, o anda kalsın, hissetsin istiyorum. Başka resimler varsa etrafta hiçbirini görmesin… Ben resimlerimi katillere benzetiyorum, yanında duran diğer resimleri öldüren... Bu hissi seviyorum. O resimler benim tetikçim gibi… “Gidin ve ortalığı mahvedin” diyorum.

HELLO!: Merak ediyoruz; gizemli dünyanızın kaynağı nedir?

J. Macid: Anılar… Onları asla bırakmıyorum. Anıları bırakmak palavrasına inanmıyorum. Çocukluğum benim besin kaynağım, her anı ile... Oradan kopamıyorum. Hatta geriye dönüyorum; bazen sahneleri değiştiriyorum, yeniden kurguluyorum ve o yeni şeyi yaşıyorum. Oradan asla çıkmayacağım! Beni çok gizemli buluyorlar evet ama bunun için bir çaba sarf etmiyorum. İnsanlar beni görmek istedikleri gibi görüyorlar. Ne varsa onu görüyorlar. Annem biraz gizemliydi. Belki kaynağım, odur...

HELLO!: Önümüzdeki günlerde sizi nasıl projelerde göreceğiz? Hayal ettiğiniz ama henüz gerçekleştiremediğiniz bir sergi veya fikir var mı?

J. Macid: PG Art Gallery ile ikinci kişisel sergimi hazırlıyoruz; yeni bir heyecan içindeyiz. Sürpriz bir şeyler planlıyoruz; önümüzdeki iki ay içinde. Aslında bir sergi değil, tek gecelik bir davet demek daha doğru olur. Resimler duvarlarda sergilenmeyecek. Çok sınırlı sayıda davetli olacak. Sergi açılış lakırdılarının olmadığı bir gece olacak… İşler bir ay boyunca sergilenmeyecek... Tek gecelik bir aşk olacak! Yeni resimlerim sergilenecek ama farklı bir şekilde. Bir anı, bir deneyim yaşayalım istiyorum. Devamı sürpriz…

HELLO!: Sürprizleri severiz… Heyecanlı…

J. Macid: Ayrıca bir kıyafet markası için tasarımlar yapıyorum. Bu da şu sıralar üzerinde keyifle çalıştığım şeyler arasında.

HELLO!: Peki, hayatı nasıl yaşamayı tercih ediyorsunuz?

J. Macid: Hayatı ve hislerimi dibine kadar yaşıyorum. Acılar, neşeler, kıskançlık, hırs, intikam, aşk ve para… Ne varsa yaşıyorum. Sadece sahte dostluklara ve arkadaşlıklara pek yüz vermem. Pek inanmam! Palavra gelir. Ama diğer bütün duygular çok sahici ve güzel duygular hayatta. İyi bir düşmanlığı, sahte bir dostluğa tercih ederim.

HELLO!: Çok doğru! O zaman son olarak, hayat felsefenizi duymak isteriz…

J. Macid: Savaşmak... I like to fight.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo