
Bir Retrospektiften Fazlası: Ayla Turan’ın Sahnesi
Levent’teki İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’ne girer girmez izleyiciyi, klasik bir retrospektif düzeninden ziyade neredeyse canlı bir sahneyi anımsatan bir yerleşim karşılıyor. Geniş koridorlara ve salonlara yayılan heykeller, duvarlardaki fotoğraflar ve farklı ölçeklerdeki figürler galerinin mimarisini yalnızca bir sergileme alanı olmaktan çıkarıp dolaştıkça keşfedilen bir mekâna dönüştürüyor. Bir odadan diğerine geçerken heykellerle karşılaşma biçimi de değişiyor. Bir köşede oturan bir çocuk figürüyle göz göze geliyorsunuz, iki figür el ele koşar gibi galerinin ortasında hareket duygusu yaratıyor ya da küvetin içinde sessiz bir anda donmuş gibi duran figürle birlikte siz de donakalıyorsunuz. Özetle, salonlar arasında ilerledikçe bu küçük sahneler birbirine ekleniyor ve sergi giderek yaşayan bir anlatıya dönüşüyor.
Bu yerleşim sergiyi kronolojik bir çizgiden çok bir deneyim alanı olarak kuruyor. Heykeller arasında dolaşırken sanatçının üretim sürecine adım adım yaklaşmak yerine, farklı dönemlerin ve farklı malzemelerin aynı mekânda kurduğu diyaloğa tanıklık ediyor. Bu da retrospektifi bir arşiv sunumundan ziyade yaşayan bir anlatıya dönüştürüyor.

“Ayla Turan Retrospektif” başlıklı sergi, heykeltıraş Ayla Turan’ın otuz yılı aşkın üretiminden seçilmiş elliden fazla eseri bir araya getiriyor. Mermer, bronz, ahşap ve polyester gibi farklı malzemelerle üretilmiş bu işler, sanatçının form arayışının zaman içinde nasıl evrildiğini görünür kılıyor.
Turan, “Retrospektif, bir sanatçı için bazen bir sonuç gibi görünse de benim için bir ara durak gibi oldu. Uzun bir üretim sürecine dışarıdan bakabilmek, insanın kendi yolculuğunu daha sakin bir gözle değerlendirmesini sağlıyor. Otuz yılın farklı dönemlerinden heykeller yan yana gelince, aslın da bir sanatçının serüveninin zaman içinde nasıl dönüşebildiğini görmek mümkün oluyor” sözleriyle, geride kalanların, bıraktıkları değil; onu besleyen, tamamlayan, bugününü oluşturan şeyler olduğunu ve dönüp baktıkça ona ilham verdiğini vurguluyor.
Anlattığına göre yıllar boyunca sürekli ileriye bakarak üretmiş ancak bu sergiyle birlikte ilk kez durup geriye bakabildiğini ifade ediyor. Ona göre bu retrospektif bir sonuçtan çok, üretim yolculuğunda verilen kısa bir nefes. Bu his izleyiciye de anında geçiyor. Aynı sanatçının farklı dönemleri ne ait heykeller yan yana geldiğinde yalnızca biçimsel değişimler değil, düşünsel süreklilikler de görünür hâle geliyor. Turan’ın ifadesiyle, ‘geride kalan işler aslında geride bırakılmış değil; her biri bugünü oluşturan parçalar. Zaman ilerledikçe anlatım biçimi ya da teknik değişebilir, ancak değişmeyen şey merak duygusu ve heykelin insanla kurduğu ilişkiye dair süren arayış’.
Sergide dikkat çeken bir başka unsur, bazı erken dönem işlerin bugünün dünyasıyla kurduğu beklenmedik yakınlık. Turan, yıllar sonra yeniden karşılaştığı bazı heykellerin anlamlarının neredeyse değişmeden kaldığını fark ettiğini anlatıyor. Hatta kimi zaman yirmi yıl önce üretilmiş bir işin bu günün meselelerine adeta bir projeksiyon tuttuğunu görmek onu şaşırtmış. O erken dönem çalışmalarında hissettiği güçlü içgüdüsel enerjinin, doğrudan duyguyla üretme hâlinin bugün hâlâ etkisini koruduğunu söylüyor: “O dönemdeki hassasiyetime, öngörüme, doğrudan bir duyguyla çalışıyor olma halime bugünden baktığımda, o duygu yoğunluğu beni hâlâ etkiliyor.”

Bu retrospektifte en belirgin şekilde ortaya çıkan temalardan biri çocukluk. Galerinin farklı noktalarına yerleşmiş pürüzsüz beyaz çocuk figürleri yalnızca estetik bir tercih değil, sanatçının insan deneyimine dair araştırmasının merkezinde yer alan bir anlatım alanı. Turan için çocukluk, insanın dünyayla ilk karşılaşmasının en yalın ve en savunmasız hâlini taşıyor. Heykellerinde bu duygu hâlini araştırmak onu her zaman cezbetmiş.
Kibele’de bu figürlerin geçmiş üretimler le yan yana gelmesi, sanatçının pratiğinde ki duygusal sürekliliği de görünür kılıyor. Farklı dönemlerde farklı malzemelerle çalışılmış olsa da merkezde hep insanın kırılganlığı ve iç dünyası yer alıyor. Turan bugün geriye baktığında çocuk figürlerinin ona hatırlattığı şeyi şöyle özetliyor: “Sanat ta bazen en güçlü anlatım en sade formdan doğuyor. Yıllar geçse de o ilk bakışın ve me rakın değerini korumak gerekiyor.”
Bu nedenle sergi, bir sanatçının geçmişine bakmak kadar, üretimin sürekliliğine de işaret ediyor. Galeriden çıkarken geri ye yalnızca bir retrospektif izlenimi değil, devam eden bir arayışın hissi kalıyor. Ayla Turan’ın heykelleri, izleyiciye çocukluğun dünyasına dönmeyi değil, o ilk merak duygusunu kaybetmeden bakmayı hatırlatıyor.

Turan, çocuk figürlerinin geçmiş üretimleriyle nasıl bir diyalog kurup bugün kendisine ne söylediğini “Sanatta bazen en güçlü anlatım, en sade formdan doğuyor. Yıllar geçse de o ilk bakışın ve merakın değerini korumak gerekiyor” sözleriyle özetliyor.
Fotoğraflar: TOLGA İLDUN
Benzer Haberler

“Satıcının Ölümü” İstanbul’da prömiyer yaptı

ODTÜ Sanat 70. yılında yeniden başlıyor: Kampüs 6 yıl sonra sanatla buluşuyor

Andrea Bocelli’nin Romanza 30. Yıl Turnesi İçin Geri Sayım Başladı









