
Birinci Dünya Savaşı’nda Fransız ordusunu zafere taşıyan savaş öğretmenleri
Yazan: William Philpott
Generallerin mesleki becerileriyle öne çıkmadıkları Birinci Dünya Savaşı sırasında, farklı bir grup göze çarpmaktadır. 1918’de Fransız ordusunun üst düzey liderlerinden beşinin ortak özelliği, bu kişilerin hepsinin savaştan önce ordunun kurmay akademisinde ders vermiş olmalarıydı. Birçoğu vaktiyle öğrencileri olan üst ve orta rütbeli subaylar tarafından güçlü bir şekilde desteklenen bu küçük savaş öğretmenleri grubu, Fransız ordusunu 1918’de zafere taşıdı.
62 yaşında bir kolordu komutanı olan General Ferdinand Foch, 1914 Ağustos’unda Morhange’daki ilk muharebe görevinde birlikleri yönetiyordu. Muhtemelen bu, Fransa’nın kurmay subay akademisi olan École Supérieure de Guerre’de strateji ve taktik dersleri verirken üzerinde çalıştığı ve subaylara savaşı öğrettiği, daha sonra da bizzat işin başında olduğu bir kariyerin doruk noktasıydı. Eğer başarısız olsaydı, 1914 seferindeki pek çok Fransız generali gibi, ya masa başında bir işe atanacak ya da erkenden emekli edilecekti. Her şey ortaya çıktığında, Foch başında olduğu XX. Kolordu’ya kendinden emin bir şekilde ileri harekete geçmesi için emir verdi ancak birliğin yanları açıkta kalmıştı. Bunun üzerine XX. Kolordu aceleyle ama düzen içinde geri çekilmek zorunda kaldı. Morhange’daki uygulamaları tartışmalara yol açacak olsa da Foch şanslıydı ve cüretkârlığı sayesinde bir üst rütbeye yükseldi. Kısa bir süre sonra yaşanacak Marne Muharebesi’nde her şey tam kontrolü altında olmasa da, bir ordunun etkili ve dinamik komutanı olacaktı. XX. Kolordu’nun geri çekilişini 70. İhtiyat Tümeni’nin topları koruyordu. Bunlar Fransız ordusunun topçu okulunun eğitim bataryalarıydı ve tümen komutanı General MarieÉmile Fayolle tarafından ustalıkla yönetiliyordu. Fayolle, Foch’un yanında topçu taktikleri üzerine dersler vermiş ve onun teorilerini uygulamaya koymuştu. İlk muharebe deneyimini “Büyük bir dikkatle, “tüm topçularla hücum edeceğim ve mümkün olduğu kadar az piyade kullanacağım” şeklinde ifade etmişti.

Yıl sonuna doğru olay siper muharebelerine dönüşecekti. Savaş ilerledikçe daha da derinleşen siperlerin ve karmaşıklaşan sabit savunma sistemlerinin, 1915’ten itibaren komutanların karşılaştığı taktik ve operasyonel sorunların merkezinde yer aldığı görülmektedir. Bu durumda savaşın normal seyrinde devam etmesi sadece bir “yarma” harekâtı sonucunda mümkün olabilirdi. Sorun siperlerde değil, Fayolle’un da ima ettiği gibi, esas olarak kara muharebelerine hâkim olan ateş gücü ile tahkim edilmiş muharebe sahalarındaki manevra kabiliyeti arasındaki ilişkideydi. Siper kazmak, modern ateş gücünün hâkim olduğu muharebe sahalarında personeli korumak için daha önceden bulunmuş, açıkça görülen bir çözümdü. Bunlar korunmasız askerleri, Fayolle’un topçularının çok etkili bir şekilde kullandığı Fransız ordusunun ünlü 75 mm’lik hızlı ateş edebilen topu gibi silahlardan korumak için kazılmıştı. Bu topa Fransızlar “soixante-quinze” diyorlardı ve dünyada “yetmiş beşlik” olarak tanınıyordu.
Sadece hızlı ateş eden toplar değil, bunun yanında makineli tüfekler ve şarjörlü tüfekler de muharebe sahasını ölümcül bir ateş yumağına dönüştürmüştü. Foch, Fayolle ve diğerleri, savaştan önce aktif olarak katıldıkları profesyonel tartışmaların ardından, böyle bir ortamda nasıl muharebe yapacakları sorunuyla meşgul olacaklardı. Eğer muharebe sahasını silahlar kontrol ediyorsa, birlikler nasıl manevra yapmalı ve çıkmazdan nasıl kurtulmalıydı?

İkisinin de topçu olması nedeniyle Foch ve Fayolle muharebe sahasındaki malzemenin ve etkili bir ateş kontrolünün taktik denklemdeki önemini anlamışlardı. Ancak silahların piyadelerle birlikte çalışması gerekiyordu. Fayolle ve Foch, yeni koşullar altında ilk sürekli taarruz niteliği taşıyan ve Mayıs-Haziran 1915’te yapılan İkinci Artois Muharebesi’nde tekrar bir araya geldikleri zaman, piyadelerin sorunlarını takdir eden iki eski meslektaşlarıyla yeniden görüşeceklerdi. Artık bir ordu grubu komutanı olan Foch yapılacak taarruzu yönetecekti. Plana göre merkezden yapılacak asıl taarruza iki kolordu katılacaktı. Bir dönem kurmay subay akademisinde Foch’un yardımcı öğretim elemanlığını yapmış olan General Paul Maistre XXI. Kolordu’ya komuta edecekti. Eski bir piyade taktikleri öğretmeni olan General Philippe Pétain ise Fayolle’un 70. Tümeninin de bağlı olduğu XXXIII. Kolordu’nun başındaydı.
Hemen başlangıçta karşı karşıya bulunulan taktik sorun, düşmanın savunma siper sistemlerinin nasıl ele geçirileceği, elde tutulacağı ve bunların ötesine nasıl geçileceğiydi. Taburları kış boyunca Notre-Dame-de- Lorette sırtının hâkim arazisi boyunca çok yavaş ilerleyen Maistre, piyadeler taarruz etmeden önce düşman savunmasını geçmeyi sağlayacak olan şeyin ateş gücü olduğunu ve piyade erlerinin bunun yerini alamayacağını anlamıştı.
Ayrıca ele alınması gereken komuta ve kontrol sorunları da vardı: Foch Marne Muharebesi’nde kendisine bağlı birlikler üzerinde gerçek bir kontrolü olmadığı halde gene de şanslıydı. Mayıs ayında, yoğunlaştırılmış topçu desteği Alman mevzilerinde bir gedik açacaktı. Parça parça yapılan piyade hücumları yerine topluca taarruz eden XXI. Kolordu, sonunda Notre-Dame-de-Lorette mevkiini ele geçirecekti. Daha güneyde, Petain’in taarruz tümenleri Vimy Sırtı’nın tepesine doğru ilerledi. İki birliğin arasında XXXIII. Kolordu’nun sol kanadını koruyan ve Maistre’nin kolordusuyla bağlantı kuran Fayolle’un tümeni bulunuyordu. Söz konusu tümen farklı tür bir muharebe yaptı. Harap durumdaki Ablain-Saint-Nazaire köyünü alırken, beş gün süren şiddetli çatışmalarda harabeye dönmüş sokakları tek tek ele geçirerek ilerledi. Bu deneyim, Fayolle’un “Düşman hatlarının bir plan dâhilinde art arda ele geçirilmesi gerekir.” şeklinde özetlenebilecek düşüncesini haklı çıkarmıştı. XXXIII. Kolordu’nun diğer birliklerinin başına gelenler bu düşünceyi güçlendirdi. Çünkü iki cenahındaki daha yavaş ilerleyen birliklerin çok önüne çıkan Pétain’in taarruz birlikleri düşman tarafından tecrit edilmişti. Takviye edilemeyen bu birlikler komuta ve kontrolün de bozulmasıyla üç taraftan Alman ateş gücüne hedef olan ileri mevzilerini terk etmek zorunda kalmıştı.

İkinci Artois Muharebesi Fransızlar için bir dereceye kadar başarılı olmuştu. Muharebe sırasında Alman savunmasının sistematik taarruz yöntemlerine karşı güçsüz olduğu ortaya çıktı. Muharebeden iki ders daha alınmıştı. Etkili topçu-piyade işbirliği ilerlemeyi mümkün kılıyordu. Pétain’in bunu “topçu fetheder, piyade işgal eder.” şeklinde tanımlamıştı. Ancak, her ne kadar göz alıcı olsa da özellikle de topçuların dost birlikleri koruyamadığı durumlarda, ileri atılmak potansiyel olarak zararlı oluyordu. Maistre ve Fayolle önlerindeki araziyi işgal ederek orada tutunmuşlardı. Böylelikle “ısır ve tut” taktik prensibi ortaya çıktı. Ancak Pétain muharebenin kontrolünü kaybetmişti ve bu nedenle elde edilen sonuç kalıcı olmadı. Yine de üst komuta kademesi hâlâ düşmanın savunmasını yarıp geçmeye odaklanmış olduğu için, muharebeden sonra talihin yüzüne güleceği kişi Pétain olacaktı. Foch’un öğrendiği en önemli şey, bir muharebenin kaosa dönüşmemesi için her seviyede etkili bir komuta ve kontrol sistemi olmalıydı. Muharebe dinamikten ziyade sistematik olmalıydı, bu yönteme “bilimsel muharebe” adını vermişti. Fransız ordusu, düşmanın savunma mevzilerini yarmayı ya da parçalamayı hedeflemek yerine, üstün yöntemler ve yüksek uyum içinde savaşarak düşman askerlerini onların savunma mevzilerinde yenilgiye uğratmalıydı. Fayolle günlüğünde 1915’ten çıkardığı dersleri anlatırken şunları kaydetmiştir: “Ardı ardına hatlar oluşturan düşman mevzileri arasında deliler gibi koşuşturamayacağımızı anlamıştık. Doktrin şekilleniyordu. Her mevzi için mümkün olduğunca hızlı bir şekilde birbirini izleyen muharebeler yapılmalıydı. Her muharebenin yeni bir plana ve yeni bir topçu hazırlığına ihtiyacı vardı. Çok hızlı ilerlenirse durdurulma riski ortaya çıkıyordu. Buna karşılık, çok yavaş ilerlenmesi halinde ise, düşmanın daha fazla mevzi hazırlamak için zamanı oluyordu. Mesele buydu ve ciddiydi.”

İnsandan ziyade silah ve ekipmanın yoğun olarak kullanıldığı bu yöntemin bir örneği, Fayolle’un Altıncı Ordu’ya komuta ettiği bir sonraki muharebe olan ve Haziran-Kasım 1916 tarihleri arasında yaşanan Somme taarruzu sırasında görüldü. Söz konusu yöntem, Birinci Dünya Savaşı’nın ortalarına denk gelen yıllar boyunca dinamik olmayan ancak ardı ardına tekrarlanan taarruzlara dayanan bir muharebe ritmini dayattı. Foch’un genel yönetimi altında Fransız ordusu istikrarlı bir şekilde ilerleyerek Alman direnişinin yıpranarak çökmesini umdu. Fayolle’un birlikleri taarruz sırasında Alman hatlarını 2 Temmuz’da Somme Nehri’nin güneyinde ve 12 Eylül’de Bapaume-Péronne yolu üzerindeki (günümüzde Foch’un bir heykelinin bulunduğu) Bouchavesnes köyünde iki kez yarmış olsa da, bundan kesin bir sonuç çıkmadı. Bu tür operasyonlarda açılan dar yarma gedikleri bunları kontrol altına almak için sevk edilen ihtiyat birliklerinin yan ateşleriyle kapatılabiliyordu.
Maistre, nehrin güneyindeki taarruzun ikinci safhasında kolordusunu çok başarılı bir şekilde yönetmiş ve 1915’te geliştirdiği taktikleri kullanarak Eylül ayında Ablaincourt köyünü ele geçirip elinde tutmuştur. Bu başarı o kadar çarpıcıydı ki Başkomutan General Joseph Joffre anılarında “General Maistre komutasındaki XXI. Kolordu Ablaincourt’u şaşırtıcı bir kolaylıkla ele geçirdi. Bu işi yapan taburda sadece iki kişi yaralanmıştı, düşman ise bize 1.200 askerini esir vermişti.” sözleriyle bu başarıyı özellikle vurgulayacaktı.
General Marie-Éugene Debeney, Nehrin kuzeyinde XXXII. Kolordu’ya büyük bir ustalıkla komuta etti. Kendisi Birinci Dünya Savaşı’ndan önce kurmay subay akademisinde piyade taktikleri öğretmeni olarak Pétain’in yerine geçmiş ve tıpkı onun gibi Fransa’nın seçkin chasseur à pied adlı hafif piyade birliklerinden gelmişti. Debeney tarafından komuta edilen birlikler 25 Eylül’de, bir gözlemcinin izlenimleriyle ifade etmek gerekirse “sanki tatbikat yapıyormuş gibi” destek ateşi perdesi altında ilerleyerek Rancourt köyünü ele geçirdi. Debeney’in kurmay akademisinde verdiği derslerde ateş gücünün etkili piyade taktiklerinin temel dayanağı olduğu vurgulanmıştı. Bu taktik, savaşın bu aşamasında standart bir operasyonel uygulama haline gelmişti.

Pétain, Mayıs 1917’de General Robert Nivelle’in hayal kırıklığı yaratan bahar taarruzundan sonra Fransız ordusunun başına geçtiğinde, Debeney onun kurmay başkanı olarak Genel Karargâha gelecekti. Pétain 1916’da Verdun’da yapılan savunmaya komuta etmiş ve bu muharebeyi Nivelle’in planladığı iki çarpıcı ve sınırlı ilerlemeyle taçlandırmıştı. Nivelle bir öğretim görevlisi değildi ve yenilikler getirdiği yolundaki iddiasının kendisini hak etmediği rütbeye terfi ettirmesine rağmen, aslında yöntemleri Somme’da kullanılan yöntemlerin yalnızca yeniden şekillendirilmiş haliydi. Nitekim Fayolle Nivelle’in yenilik iddialarını reddediyordu.
Somme taarruzu sonuçta başarısız olsa da bu muharebeden faydalı dersler çıkarıldığı ortadaydı. Bu yeni taktik ve operasyonel yöntemler, Pétain ve Debeney’in 1917’de orduyu “ısır ve tut” taktikleriyle yeniden eğitmesinden sonra standart hale gelecekti. Yeni stratejik kavramlar da ortaya çıkıyordu. Örneğin bunlardan biri “Kanatlardan çevirme yapılamayan bir cephede ve sayıca az olan bir düşmana karşı uygulanabilecek tek yol, cephe boyunca hareket ederek manevra yapmaktır. Bu durumda düşmanın komuta kademesi kararsız kalacak ve endişeye kapılacaktır. Bu şartlar altında düşman ihtiyat birliklerini ne kadar çok kullanılırsa ve kısmi yenilgiye uğrarsa o kadar çabuk morali çökecektir. Nihayet, vurulan son darbe düşmanı maddi ve manevi olarak güçsüz bırakacaktır” şeklinde özetlenebilirdi. Bu strateji Foch’un kurmay başkanı görevini yürüten ve eskiden ordunun süvari okulunda öğretim görevlisi olarak çalışmış olan General Maxime Weygand tarafından 1917 başlarında ifade edilmişti. 1916 yılında, Fransızlar geniş çaplı taarruzlar için yeterli malzeme ve teçhizata sahip olmadıklarından, tek bir bölgede ilerlemek zorunda kalmışlardı. Bu durumdayken uyanık, takviyeli ve kararlı bir savunmayla karşılaşmışlar ve ivme kaybederek ağır kayıplar vermişlerdi. Eylül 1916’da Somme’da düşmanın zayıf yanından yararlanmak suretiyle yapılan küçük çaptaki yatay ilerleme gelecekteki operasyonları hızlandıracak ve bunların etkilerini çoğaltacaktı. Artık Altıncı Ordu’ya komuta eden Maistre, Ekim sonunda yapılan kısa ve şiddetli Malmaison Muharebesi’nde yeni yöntemleri fiilen göstermiş; söz konusu muharebe Fransızların ezici galibiyetiyle sona ermişti. Birinci Dünya Savaşı muharebesi klişesine uymadığı için artık büyük ölçüde unutulmuş olan Malmaison Muharebesi, tarihçi Cyril Falls’a göre “mükemmel bir taarruzdu”. General Maistre, Chemin des Dames sırtının bir ucunu birkaç gün içinde nispeten hafif kayıplarla ele geçirmiş ve derin bir yan ateş altında kalan Alman birliklerini, 1914’ten beri ellerinde tuttukları yüksek arazinin geri kalanından vazgeçmeye zorlamıştı.

Fransızların uyguladıkları bu tür yöntemler karşısında savunma mevzilerini daha fazla koruyamayan Almanlar, 1918 ilkbaharında son kez umutsuz bir taarruz başlattı. Bunun üzerine General Foch bölgede görev yapan İtilaf Devletleri’ne ait bütün kuvvetlerin başkomutanlığına getirildi. Somme Muharebesi’ndeki gözlemlerine dayanarak derin ilerlemelerin er ya da geç hızının tükeneceğini anlamış olan Foch, düşmanın darbelerini kontrol altına alabileceğinden emindi. Kendisi buna dair görüşünü “Dalgaların şiddeti zaman içinde azalır.” sözleriyle ifade edecekti. General Foch, düşmanı durdurmak için astlarına güvenebilirdi. Fayolle ve Debeney Mart ayında Somme bölgesindeki ilk Alman taarruzuna karşı savunmanın komutasını üstlenirken, General Maistre Haziran ayında Marne’da gerçekleştirilen en büyük girmeyi engellemek için aceleyle bu muharebeye gönderildi.
General Erich Ludendorff’un Fransız savunmasına vurduğu darbeler, 1914’ten beri görülmüş en güçlü darbeler olsa da Ludendorff hâlâ yanlış bir “yarma” hedefinin peşinde koşuyordu. Savunma hattını sadece yeniden şekillendiren bu hamleler Alman ordusunun cephede savunulması zor çıkıntılar oluşturmasına yol açtı. Bu gelişmeler üzerine Foch, Somme taarruzunun başından beri düşünmekte olduğu büyük taarruz planını uygulamaya koydu. O zaman şu sonuca varmıştı: “Somme’da yaptığımız gibi sadece bir muharebe değil, düşmanın savunma sistemine karşı sistematik bir taarruz düzenlemeliyiz. Taarruzumuza hızlı başlarız, sonra ilerlemekte zorlandıkça ve düşman savunmasını organize ettikçe yavaşlarız. Başlangıcı daha başarılı kılmanın ve düşmanın daha derin bölgelerine inmenin yollarını bulmak gerekir. Bunun için tanklar, zırhlı araçlar vs. kullanılmalıdır. Bu araçları yeterli sayıda üretmenin yollarını bularak düşmanı cephede birkaç noktada meşgul etmeli, bunların bir kısmı durdurulunca bunları başka bir sektörde tekrarlamalıyız” Gerçekten de Foch savaşı bitirmek için tam olarak bunu yapacaktı.

General Foch, o dönemde yeni üretilen hızlı Renault FT17 hafif tankları da dâhil olmak üzere zırhlı araçları, 8-11 Ağustos tarihleri arasında yapılan Amiens ve Montdidier muharebeleriyle 11 Kasım’daki ateşkes arasında geçen sürede Batı Cephesi boyunca kitlesel olarak kullandı. Bu sürede düşmanı geri iten ve aynı zamanda onun direnme gücünü azaltan, yüksek tempolu, sürekli bir seri yıpratma taarruzuyla, eşgüdüm içinde darbeler indirdi. Taarruz başlamadan önce müttefik ordu komutanlarına, “Bu taarruzlar kısa aralıklarla birbirini takip etmeli, böylece düşman ihtiyatlarını kullanmaya zorlanmalı ve birliklerini bütünlemek için yeterli zaman bulamamalıdır.” talimatını vermişti. Onun sistemi Ludendorff’un uyguladığından daha moderndi ve alınan sonuç da bunu gösterdi. Mütareke yapıldığında Alman ordusu bir savaş gücü olarak neredeyse çökmüştü.
General Pétain taarruzda Fransız birliklerinin tamamına komuta ediyordu. Fayolle ve Maistre, ordular tarafından yürütülen farklı taarruzları koordine eden Pétain’e bağlı ordu gruplarının komutanlarıydı. General Debeney, cephenin merkezinde bulunan ve Fransızların asıl vurucu gücünü teşkil eden Birinci Ordu’nun komutanıydı. Bu ordunun sol tarafında İngiliz birlikleri vardı. Debeney, içinde bulunduğu muharebenin son aşamasını “Modern taktiklerin ve yoğun malzeme kullanımının gerektirdiği şekilde, birbirini izleyen ani darbelerle devam eden ve sonunda zafer kazanılan bir taarruzdu.” sözleriyle tanımlamıştı. Debeney, üç ay içerisinde Montdidier, St. Quentin ve Guise olmak üzere üç başarılı meydan muharebesine komuta etmiş ve bunların arasında takip operasyonları gerçekleştirmişti. Bunların en zoru, St. Quentin çevresindeki Hindenburg Hattı bölgesinde mevzilenen Alman savunma mevzilerine taarruz ederek savunmayı çökertmekti. Almanların Somme’da uğradıkları hezimetin ardından inşa ettikleri ve aşılamayacağını öne sürdükleri savunma sistemi 1918’de eskimişti. General Debeney’in ve Fransız Ordusu’nun genelinin uyguladığı sistematik ama basit, malzeme yoğun ve can kaybını azaltan yöntemler Almanların ortaya koyduğu her türlü savunma zorluğunun üstesinden gelmek için uygun ve etkili olmuştu. General Debeney Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurmay subay akademisinin başına geçince bu yöntemi “İlerleyen bir ateş hattı” olarak adlandıracaktı. Almanya’nın mütarekeye tam yetkili temsilcilerinin 10 Kasım’da General Debeney’in cephe hattından geçmesi yerinde bir olaydı çünkü o ve öğretmen arkadaşları savaşı yeniden öğrenmiş ve ustası olmuşlardı.

Fransız ordusunun 1914-1918 yılları arasında modern savaş ortamına uyumu hakkında yazan tarihçiler genellikle Foch’dan daha fazla Pétain’in katkısını vurgulamışlardır. Pétain’in taktikler, doktrin ve eğitim üzerinde büyük bir etkisi olduğu kesindir. Foch’un katkısı ise daha yüksek operasyonel ve stratejik seviyelerde olmuştur. Fransız askerî etkinliğinin temeli olan kontrollü topyekûn savaşın kökenleri Pétain’in taktiklerinde ve Foch’un 1915 sonu ve 1916’daki harekât sisteminde görülebilir. Zaman içinde diğer ordular da Fransızların etkisinde kalarak benzer taktikleri benimsemişlerdir. Bu komutanlar 1918’deki “Yüz Gün” Taarruzu sırasında bir araya geldi. O zamana kadar, işlerini muharebe sahasında öğrenmiş, savaştan önce kurmay akademisinde kendilerine öğretilen askerî ilkeleri yansıtan ve uyarlayan yetenekli astlarına güvenebiliyorlardı. Olağanüstü, benzersiz bir grup savaş öğretmeni ve öğrencileri, Fransa’ya modern zamanların en büyük askerî zaferini kazandırdı.
Görseller: Alamy, Getty
Benzer Haberler

Savaş kazandıran bir silahın öyküsü: Sherman Tankı

Teutoburg Ormanı Muharebesi: Arminius'un tuzağı Roma İmparatorluğu'nun kaderini nasıl değiştirdi?

Washington nasıl yakıldı? 1812 Savaşı'nda Beyaz Saray'ın küllere döndüğü gün









