
Nelson kimdir? Britanya’nın en büyük amirali
Yazan: Jack Griffiths
Horatio Nelson’un kimsenin tanımadığı bir başlangıçtan ulusal kahramanlığa uzanan yolculuğu dikkate değer bir öyküdür. Hayatı destansı deniz savaşları, liman taarruzları ve Britanya’nın rakibi olan çok sayıda dünya gücüne karşı karaya taşınan çatışmalarıyla dolu olan Nelson, kralına ve ülkesine hizmet ederken canını vermiştir.
Nelson’ın denizcilik kariyeri, bu işe yeni başlayan askerlerin çoğu gibi Thames Halici’nde sıkı bir eğitimle başladı. Ancak donanmaya yeni katılan pek çok kişinin aksine, 12 yaşındaki Nelson’ın bir avantajı vardı. Dayısı Kraliyet Donanması’nın deneyimli bir albayı olan Maurice Suckling’den başkası değildi. Bu ek katkıyla Nelson’ın yetenekleri ön plana çıkarıldı ve Kraliyet Donanması’nda hizmet etmiş en iyi komutanlardan biri olacak bu başına buyruk, ancak yetenekli adam için kader yolu çizildi. Bu yazıda anlatılanlar Nil’de yankı uyandıran başarısından Kopenhag’daki yaratıcılığına, Yeni Dünya’da Amerika’nın yükselişte olduğu bir dönemde Avrupa ana karasında Fransa ve İspanya üzerinden neredeyse sürekli tehditlerin geldiği bir çağda Britanya’nın denizlere hükmetmesine yardım eden, kendine has kusurları olan, deha sahibi ve her yönüyle başına buyruk bir kişinin hikâyesidir.

Kutup Ayıları, Sıtma ve Sarıhumma
Dayısının konumu ve kendisinin sahip olduğu doğal yetenekleri sayesinde hızla yükselen Nelson, kısa süre içinde İngiliz sularının güvenli alanı dışında da faaliyet göstermeye başladı. İlk görevi kurallar gereğince bir ticaret gemisiyle Karayipler’e yapılan bir yıllık bir yolculuktu, ancak işler bu genç deniz subayı adayı için çok geçmeden daha da zorlaşacaktı. Özellikle zorlu olan bir yolculuk, Pasifik’e kuzeybatıdan bir geçit bulma umuduyla Kuzey Kutup Dairesi’ne gönderilen bir bomba gemisi olan HMS Carcass’ın güvertesinde 1773 seferi adı altında gerçekleşti. Spitsbergen Takımadaları’nı geçtikten sonra Nelson’ın bulunduğu geminin rotası buzlar tarafından engellendi. Nelson buzların arasına sıkışan gemiden çıktı ve bu sırada bir kutup ayısının saldırısına uğradı. Ayıdan kurtulmak için ateş almayan silahını sopa gibi kullanmak zorunda kaldı. Bazı kaynaklar geminin diğer silahlarından açılan ateşin ayıyı korkutup kaçırmak suretiyle Nelson’a yardım ettiğini ve hayatını kurtardığını yazar.
Bu deneyimsiz denizci için belki de daha kötüsü, üç yıl sonra yani 1776’da Hindistan’a yaptığı yolculuktu. Her zaman hasta bir çocuk olan Nelson bu yolculuk sırasında neredeyse ölümüne sebep olacak sıtmaya yakalandı ve karantinaya alındı. Tecritte geçirdiği sürenin sonunda nihayet iyileşti, ancak hayatının geri kalanında tekrarlayan kısmi felç geçirdi. Hastalık sırasında, Nelson sayıklamaya başladı. HMS Dolphin gemisiyle yapılan Britanya’ya dönüş seyri sırasında, parlayan bir küre gördü ve bir gün kahraman olacağına dair önsezide bulundu. Genç denizci sıtma ateşinin yarattığı travma sırasında depresyona girmişti ve halüsinasyonlardan kurtulması hayatında bir dönüm noktası oldu. Başarma hırsı ve yeni keşfettiği dini sevecenlikle coşkuya kapılan genç denizci, kendini kanıtlamaya ve gerçek bir lider olmaya kararlıydı.
Ertesi yıl Nelson teğmenlik sınavını geçti ve 1779’da gemi komutanı oldu. İlk görev yerleri Baltık ve Kanada’nın yanı sıra İngiltere’nin Yeni Dünya’daki ticari çıkarları üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başladığı Batı Hint Adaları’ydı. O dönemde Amerikan Bağımsızlık Savaşı doruk noktasındaydı ve Britanya İmparatorluğu Amerika’da “Vatanseverler” (The Patriots) olarak bilenen direnişçilerle mücadele ediyordu.
Artık bir firkateyn komutanı olan ve Amiral Robert Digby ile Lord Samuel Hood’un emrinde görev yapan Nelson, Nikaragua’daki İspanyol yerleşim yerlerine karşı operasyon yapmak için görevlendirildi. 1780 yılında San Juan’a yapılan ve bozgunla sonuçlanan bir saldırıya katılan Nelson, İngiliz kuvvetlerinin sarıhumma hastalığına yakalandığı bu olayda hayatta kaldığı için şanslıydı.
Britanya, savaştan sonra Batı Hint Adaları’ndaki kolonilerini elinde tutmaya devam etti. Kısa bir süreliğine ülkesine dönen Nelson 1784’te bölgedeki yeni denizcilik kanunlarını uygulamakla görevlendirildi. Yeni Amerikan eyaletleri ile kalan İngiliz kolonileri arasında ticaret yasaklanmıştı ve Nelson bu yeni düzenlemeleri denetleyecek kişi olacaktı.
Antigua’daki kendi adını taşıyan Nelson Tersanesi de dâhil olmak üzere, adalardaki İngiliz liman tesislerinin gelişimiyle ilgilendi. Ancak Nelson bu yeni varlıkları koruma çabaları sırasında ticari gemicilik yasalarını uygularken çoğu zaman fazla ileri gitti. Dört Amerikan gemisine el koymasının ardından hem başkomutanı hem de Leeward Adaları valisiyle yasaların uygulanması konusunda anlaşmazlığa düştü. Bu kişiler Nelson’ın uyguladığı yöntemlere o kadar kızmışlardı ki, askerî mahkemeye verilmesi ve hatta Kraliyet Donanmasından tamamen çıkarılması için girişimlerde bulundular.
Nelson’ın şansına, Kraliyet Donanması’nın komutasından sorumlu kurum olan Britanya Amiralliği (The Admiralty) ve Kral III. George, kararlı ve biraz da isyankâr bir karakter olarak gerçek yüzünü göstermeye başlamış olan Nelson hakkında herhangi bir işlem yapılmaması yönünde oy kullandılar. Bununla birlikte, tamamen normal kariyerine de dönemedi ve kendisine başka bir komuta verilmesi yönündeki talebi reddedildi.

Akdeniz’deki Operasyonlar
Nelson bu kabahatlerinden bir yıl sonra Nevis Adası’nı ziyaret etti ve ileride eşi olacak Frances Nisbet ile tanıştı. Britanya Amiralliği ile yaşadığı sorunlardan sonra zor günler geçiriyordu. Frances yorucu ve yalnız geçirdiği bu dönemde Nelson’a yardımcı oldu. Çift Mart 1787’de evlendi ve Nelson Frances’in yedi yaşındaki oğlu Josiah’ın üvey babası oldu.
Kraliyet Donanması hâlâ ABD, Fransa ve İspanya’nın birlikte İngiltere’ye karşı gerçekleştirdikleri saldırılarla sarsılırken, genç yüzbaşı Burnham Thorpe’daki evine dönmüş, işsiz kalmış ve barış zamanında ödenen yarım maaşla zar zor hayatta kalmaya çalışıyordu. Bu durum beş uzun yıl sürdü ve Nelson kendisine karşı kan davası güttüğüne inandığı Britanya Amiralliği’ne karşı öfke duymaya başladı.
Fransa Kralı 16. Louis’nin Ocak 1793’te idam edilmesiyle tüm bunlar değişti. Fransız Devrimi etkisini artırıyordu ve Britanya monarşisi devrimin Avrupa ana karasının dışına yayılmasını engellemeye kararlıydı. Frances’i evde bırakan ve 13 yaşındaki Josiah’ı da yanına alan Nelson, kendisine gelen görev çağrısına cevap verdi. Nelson 64 toplu üçüncü sınıf bir gemi olan HMS Agamemnon’un komutanı olarak atandı. Bu, Nelson’ın daha önce tecrübe ettiği her şeyin bir adım ötesindeydi. Gemi hızlıydı, yüksek manevra kabiliyetine sahipti ve iyi eğitimli bir mürettebatı vardı.
Akdeniz’deki İngiliz çıkarlarını destekleyen gemi, Fransız devrimcilerin saldırısı altında olan Güney Fransa’daki Toulon’a gitmek üzere görevlendirildi. Limanı kuşatan askerler arasında Napolyon Bonapart adında 24 yaşındaki bir topçu subayı da vardı. Savaşın gidişatı Fransızların lehineydi ve bunun üzerine Nelson takviye almak üzere Napoli’ye gönderildi. Ancak tüm bunlar boşunaydı, zira Fransız devrimci güçleri kısa sürede şehri ele geçirdi.
Daha sonra kuvvetini Korsika’ya intikal ettiren Kraliyet Donanması komutanı Lord Hood, burada Nelson’ı Bastia ve Calvi yerleşimlerini ele geçirmekle görevlendirdi. Nelson birçok savaş yarasından ilkini burada alacaktı. Sahadayken yüzüne isabet eden bir Fransız kurşunu onu muharebe dışı bıraktı ve sağ gözünü neredeyse kör etti. Yaraları sarıldıktan sonra, kendini bir nevi basın danışmanı olarak gören Nelson, gazetelere savaşla ilgili açıklamalar yapan ilk kişi oldu. Kendisi her zaman dediklerinin aynen basıldığından emin olmuştur. Bu özelliği denizcilik kariyeri boyunca kendisine eşlik edecekti.
Ancak her zaman böyle bir basın danışmanlığına ihtiyaç duyulmuyordu. Nelson, kendi görüşlerinin verilen görev için daha uygun olduğuna inandığında emirlere itaatsizlik etmeye istekli, cesur ve gözü pek bir lider olarak ün kazanıyordu. Kraliyet Donanması’nda disiplin çok katıydı, komutanlar genellikle demir yumrukla ve astlarına korku salarak birliklerini yönetiyorlardı. Nelson ise farklıydı ve çağdaşları tarafından kullanılan standart otoriter tavra karşı çıkıyordu. Otoriter tavır yerine, personeline karşı empati ve hatta sevgi besliyordu. Bu da onun evrensel olarak takdir edilmesine yol açtı. Kendine olan güveni komuta ettiği askerlere de yansımış ve oluşan bu hayranlık Nelson’a da yaramıştı. Güvensizlik ve kibirle boğuşan Nelson aldığı övgü ve iltifatlardan zevk almıştı.
Asi Çizgi
Kraliyet Donanması komutanı olarak uzun süre görev yapan Hood’un yerine 1794 yılının sonunda Amiral William Hotham getirildi. Ancak Hotham’ın bu görevi kısa sürdü ve yerine 60 yaşındaki tecrübeli denizci Sör John Jervis geldi. Nelson, kendisinin liderlik niteliklerini fark eden Jervis ile anında iyi bir uyum yakaladı. Yeni atama, tam da İngilizler Cebelitarık’ın güvenli sahasına çekilmek zorunda kaldıkları, Fransızların ise Akdeniz’de yayılmakta oldukları bir döneme denk geldi. Jervis’in Nelson’a olan saygısı ve güveni, İngiliz filosunun Cebelitarık’tan Akdeniz’e çıkarken İspanyol gemileri tarafından pusuya düşürülmesiyle kısa süre içinde sınan kacaktı. St. Vincent Burnu Muharebesi başlamak üzereydi.
İspanyol Armadası sayıca ve silahça üstün olmasına rağmen, İngilizler tarafından kesin bir yenilgiye uğratıldı; zaferin mimarı Nelson’dı. Jervis, 14 Şubat’ta sisli hava nedeniyle yolu kesilen İngiliz gemilerini İspanyol donanmasının merkezine doğru ilerletmişti. Amiralin aceleyle hazırladığı plan, iki İspanyol grubunun bağlantısını kesmeyi ve bunları birbiri ardına ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Ancak hat gemileri öyle bir hızla ilerliyordu ki, bu manevrayı gerçekleştirecek kadar çabuk dönemeyecekleri açıktı.
Agamemnon’dan HMS Captain gemisine transfer edilen Nelson, yaklaşan başarısızlığı öngören tek kişiydi. Bu yüzden ikinci İspanyol grubunun ön safına saldırmak için hattan ayrılarak emirlere karşı geldi. Jervis yavaş yavaş yardıma gelirken, Albay Nelson hem etkili topçu taktiklerini hem de cüretkâr bordalama baskınlarını kullanarak yedi İspanyol savaş gemisini durdurdu.
Nelson’ın cesur taktikleri kritik öneme sahipti ve şövalyelik unvanının verilmesinin yanı sıra onun tuğamiralliğe terfi etmesini sağladı. Başarıları şüphesiz büyük olsa da, bunlar bir kez daha basını kendi lehine kullanan Nelson tarafından süslendi. Muharebeye dair kendi anlatımını kaleme almış, bunları arkadaşı Albay William Locker’a aktarmış ve o da bu hikâyenin basına yansımasını sağlamıştı.
İngiliz donanması muharebeden sonra, gemilerdeki hasarı tamir etmek için Lizbon’a yelken açtı. 1797’nin ilerleyen aylarında, Spithead, Nore ve Cadiz’deki isyanlar Kraliyet Donanması için gerçek bir sorun haline geldi. Asilere karşı sert davranıldı, emirlere karşı gelenlerin çoğu askerî mahkemeye çıkarıldı ve birçoğu ölüm cezasına çarptırıldı. Cadiz’deki muhaliflerin idam tarihi bir Pazar gününe denk geliyordu. Bazı üst düzey subaylar idamın kutsal bir günde yapılmasına karşı çıktılar, ancak Amiral Jervis onları dinlemedi ve ceza infaz edildi.
Nelson, Jervis’i isyana verdiği kararlı yanıttan dolayı kutladı. Bu kapsamda Nelson’ın “Pazar günü yerine Noel günü olsaydı, onları gene idam ederdim. Pazar günü içilen içkiden sonra ne olacağını bilemezdik, artık disiplininiz sağlandı.” ifadelerini kullandığı söylenir. Nelson isyanlarla uğraşmadığı zamanlarda, Portekiz’in başkentinin güneyindeki Cadiz’de bulunan donanmanın kıyıdaki abluka filosuna komuta ediyordu. İngilizler haftalar boyunca önemli limanı kuşattıkları için Cadiz’e yapılan saldırı zorlu bir mücadeleye sahne oldu. İspanyollar savunmalarında kararlıydılar ve bir noktada Nelson’ın gemisine bordaladılar. İngiliz mürettebat işgalcileri savuşturdu ve Nelson’ın hayatı, kendisine isabet etmek üzere olan bir palayı savuşturan serdümeni John Sykes tarafından kurtarıldı.
Sonunda, stratejik açıdan önemli konumdaki Cadiz’e yapılan saldırı mecburen iptal edildi. Çünkü bunun hiçbir sonuç getirmeyeceği açıktı. Bu, Kraliyet Donanması için küçük düşürücü bir başarısızlıktı ama limanın ablukası hâlâ devam ediyordu, bu yüzden İngilizler için bazı teselli kırıntıları vardı.

Halkın Hayranlığı ve Yükselen İtibarı
İspanyollarla yeni bir çatışma çok uzakta olmadığı için Nelson’a rahat yoktu. Santa Cruz de Tenerife Muharebesi kâğıt üzerinde İngilizler için iyi görünse de yeni Tuğamiral Nelson için olabilecek en kötü başlangıç ve belki de kariyerinin en kötü yenilgisi olacaktı. Amaç Tenerife’de demirli İspanyol hazine gemilerini ele geçirmekti. 21 Temmuz 1797’de yedi gemiyle Santa Cruz’un yerleşim yerine baskın tarzında bir saldırı planlanmıştı. Bu saldırı engellendi ama Nelson saldırı hedefini limana çevirerek yoluna devam etti. İspanyol savunmasının yoğun ateşi altında adaya çıkan askerler sıkıştırılmıştı ve hiçbir ilerleme kaydedemiyorlardı. Saldırı tam bir felakete uğramıştı ve Nelson’ın kendisi de bir başka savaş yarası almıştı. Çatışmalar sırasında serseri bir şarapnel parçası sağ dirseğini parçaladı. Kolu Josiah tarafından bağlandıktan sonra, geminin cerrahı Thomas Eshelby tarafından kesildi. Kesik kolu yaşadığı başarısızlığının kalıcı bir hatırlatıcısı olacaktı.
Nelson dinlenmek için HMS Seahorse firkateyniyle İngiltere’ye döndüğünde bu sakatlık yüzünden uzunca bir süre harekâttan uzak kaldı. Karısı onu sağlığına kavuşturdu ama kolu artık onarılamayacak durumdaydı ve tuğamiralin hayatının her günü acı çekmesine neden olacaktı. Yine deS t. Vincent’ta kazanılan büyük zafer halkın aklında kalmaya devam etti ve Britanya kıyılarına geri döndüğünde Nelson savaşın kahramanı olarak onurlandırıldı. Halkın bu hayranlığı gözden kaçmadı ve 27 Eylül 1797’de Kral III. George tarafından kendisine Bath Nişanı verildi. İyileştikten sonra Nelson yeniden denize açılmayı arzulamış ve hemen harekete geçmiştir.
Nil Muharebesi Nelson’ın en ünlü zaferlerinden biridir. 1798 baharında St. Vincent Kontu ona Mısır açıklarında geçici ama tehditkâr hareketlerde bulunan Fransız filosunu yakından izlemesini emretmişti. Nelson, HMS Vanguard gemisiyle Fransız Donanmasını takip etmek üzere yola çıktı. İki donanma sonunda Ağustos 1798’de İskenderiye’nin hemen doğusunda karşılaştı. Napolyon Süveyş bölgesine ulaşmaya ve Hindistan’a giden ticaret yollarını kontrol etmeye niyetliydi ama İngilizlerin başka hesapları vardı. Fransızlara karşı kazanılan büyük zafer, Fransız ordularının harekâtının duraksamasına neden oldu. Bu muharebe sırasında Nelson’ın alnında, sağ gözünün üstünde yaklaşık 7,5 cm büyüklüğünde bir yara oluştu. Böylece aldığı savaş yaralarının sayısı giderek arttı.
İngilizlerin kazandıkları bu zafere rağmen Akdeniz’deki operasyonlar henüz sona ermemişti. 1799’da Napoli’nin başarılı bir şekilde abluka altına alınması ve yeniden ele geçirilmesinin ardından Nelson’a Minorka’ya yelken açması emredildi. Britanya Amiralliği Napolyon’dan gelecek bir sonraki tehdidin burada yattığını düşünüyordu ama Nelson aynı fikirde değildi. Bu nedenle Napoli’den ayrılmayı reddetti. Sonunda, varsayımında haklı olduğu ortaya çıktı. Ancak sergilediği bu kadar açık bir itaatsizlik ve Kral IV. Ferdinand’dan Sicilya’daki Bronte düklüğünü kabul ettiğine ilişkin haber Kraliyet Donanması’nın yüksek rütbeli komutanlarına Nelson’ı eve göndermekten başka bir seçenek bırakmadı.

Baltık’taki Taarruzlar
Nelson’a tekrar ihtiyaç duyulması uzun sürmedi. 1801 yılına gelindiğinde, Avusturya İmparatorluğu’nun Fransa karşısında silah bırakmasıyla İkinci Koalisyon Savaşı sona ermekteydi. Rusya da koalisyonu terk ediyor ve Baltık’taki çıkarlarını korumak için Silahlı Tarafsızlık İttifakı girişimini başlatıyordu. Bu durumu pek hoş karşılamayan İngilizler Nisan ayında yapılan Kopenhag Muharebesi’nde güç kullanarak yeni Rus politikasına destek veren Danimarkalılara karşılık verdiler. Bu, Nelson’ın en zorlu muharebelerinden biri olarak bilinecekti. Nil’deki büyük zaferin ardından, artık bir koramiral olan Nelson, başkomutan Sir Amiral Hyde Parker’ın dikkatli ama rahatsızlık vermeyen gözetimi altında faaliyet gösterecek şekilde komutayı yeniden devraldı. Ertesi gün muharebe en başından itibaren şiddetli bir mücadeleye sahne oldu. İngiliz gemileri hem zorlu Danimarka Trekroner kalesindeki direnişle hem de tehlikeli sığ sularla başa çıkmaya çalışırken Agamemnon, Bellona ve Russell gemilerinin hepsi karaya oturdu.
Üç saat sonra, İngiliz topçusu yavaş ama emin adımlarla Danimarka’nın güçlü tahkimatlarının yıpratmaya başladı. Ancak herhangi bir ilerleme kaydedilememesi üzerine ihtiyatlı olmasıyla bilinen Amiral Parker telaşa kapılarak birliklere derhal geri çekilme çağrısında bulundu. Nelson’ın amiral gemisi HMS Elephant da bu çağrıya dâhildi. Kariyerini ve askerlerinin hayatını riske atan Nelson sinyali gördü ama bunu filonun geri kalanına iletmedi. Daha sonra teleskopunu kör gözüne götürdü ve “Sinyali gerçekten görmedim.” dedi.
Onun isyankâr tavrından cesaret alan İngiliz filosunun geri kalanı, geri çekilmeye çalışırken Edward Riou adlı gemi komutanı öldürülen HMS Amazon hariç olmak üzere toparlandı ve muharebe yeniden başladı. Kayıplar ağırdı ama bir saat içinde Nelson oynadığı kumarda başarılı olmuş ve Kraliyet Donanması zafer kazanmıştı. Muharebede 6.000 Danimarkalı öldürüldü. Bu sayı İngilizlerin verdiği kayıpların altı katıydı. 24 saatlik bir ateşkes ilan edildi ve böylece Kraliyet Donanması Silahlı Tarafsızlık İttifakı’na tekrar saldırmak için hazır hale geldi. Ancak Kopenhag Muharebesi’nden kısa bir süre sonra Çar Paul, askerî yetkililerinin ihanete uğrayarak suikasta kurban gitti. Böylece Rusya bir tehdit olmaktan çıktı. Zaferi yenilginin pençesinden kurtaran Nelson, savaştan sonra övgü yağmuruna tutuldu ve Parker’ın yerine başkomutanlığa yükseltildi. Kendisine ayrıca vikont soyluluk unvanı verildi. Hayalini kurduğu ve çok arzuladığı mevkiye nihayet kavuşmuştu.
Vikont unvanını almasından sonra Nelson’ın ilk hamlesi Boulogne-sur-Mer’deki Fransız mevzilerine saldırmak oldu. Britanya olası bir Fransız istilasından korkuyordu ve adı geçen limandaki deniz üssüne yapılacak bir saldırı bu planları caydıracaktı. Nelson’ın şahsen katılmadığı operasyon başarısızlıkla sonuçlandı. Gelecekte olabilecek tüm istila girişimleri Mart 1802’de imzalanan ve iki imparatorluğun barış dönemine girmesini sağlayan Amiens Antlaşması vasıtasıyla engellendi.
İki ülke arasındaki düşmanlıkların 14 ay sonra yeniden başlamasıyla mütareke sona erdi. Artık HMS Victory’de bulunan Nelson, Fransızların elindeki birkaç limana gevşek bir abluka uygulayarak onları dışarı çıkıp savaşmaya zorladı. Bu strateji riskliydi. Ancak Fransız Amiral Pierre-Charles Villeneuve liderliğindeki bir konvoy Karayipler’e gitmek üzere Toulon’dan gizlice çıkıp İngilizler tarafından kovalanmaya başlandığı zaman başarılı oldu. Nelson’ın Villeneuve ile meşgul olması Napolyon’un işine yaradı çünkü Kraliyet Donanması’nın önemli bir kısmı artık eskiden bulundukları yerlerden ayrılmış, böylece de Manş Denizi’ni ve Britanya kıyılarını koruyamaz hale gelmişti. 350.000 kişilik Fransız ordusu (Grande Armée) İngiltere’nin güney tarafını istila etmeye hazırlanıyordu ama Kraliyet Donanması güney İspanya’da Trafalgar Burnu olarak bilinen Cadiz açıklarındaki bir burunda birleşik Fransız-İspanyol filosuyla çatışmak için zamanında geri döndü.
Son Muharebe
Her iki taraf da Trafalgar’ın Üçüncü Koalisyon Savaşı’nın kaderini belirlemede önemli rol oynayacağını biliyordu. Kraliyet Donanması ilham almak için Nelson’a ve HMS Victory adlı gemiye bakıyordu. Koramiral Nelson astlarını titizlikle eğitmişti, bu nedenle muharebe sırasında taktik görüş alışverişine en alt düzeyde ihtiyaç duyulacaktı. Nelson’ın 47. doğum günü de muharebeden kısa bir süre önce kutlanmış ve bu kutlama sırasında Trafalgar’da filoyu yönetecek olan 15 komutana yemek vermişti. Kendisi yemek sırasında İngiliz ruhunun ve topçuluk alanındaki uzmanlığın bir araya gelmesinin onları nasıl zafere götüreceğinden bahsetti. Geçmişin geleneksel katı taktikleri bir kenara bırakılmıştı. Bu kapsamda Fransız-İspanyol hattı, biri Nelson diğeri Lord Cuthbert Collingwood tarafından yönetilen iki İngiliz deniz tümeni tarafından kırılacaktı.
Zafer en başından beri işin en civcivli anında yatıyordu ve İngiliz filosu üstünlüğü ele geçirdikçe uyguladığı süvari taktikleri işe yarıyordu. Ancak, tarihin büyük komutanları çoğu zaman kılıçla yaşar ve kılıçla ölür. Muharebenin öğleden sonraki ilk saatlerinde, Redoutable adlı geminin direğine çıkmış bir Fransız keskin nişancı, Nelson’ın gemisinin güvertesinde yürüdüğünü gördü ve ateş etti. Nelson omuzundan vuruldu ve mermi omurgasına saplandı. Gemi doktorunun, derhal güvertenin altına taşınan Nelson’ın ölümcül yarasına yapabileceği çok az şey vardı. Muharebenin devamında Kraliyet Donanması galip geldi ama Nelson bu sırada yavaş yavaş hayatını kaybetti.
Koramiralin naaşı, koruyucu görevi gören bir fıçı konyağa batırıldıktan sonra İngiltere’ye geri götürüldü. Londra’da bir devlet cenaze töreni düzenlendi ve sokaklar tabutu görünce ağlayan insanlarla doldu. Kral George da aynı derecede kederliydi ve haberi duyunca gözyaşlarına boğuldu. Horatio Nelson St. Paul Katedrali’ne gömüldü. Mirası, onuruna dikilen bir dizi anıtta yaşamaya devam etmektedir. Bu, kesinlikle görevini yerine getirmiş bir adamdı.

Nelson'ın çocukluk yılları
Horatio Nelson akademisyen bir ailenin 11 çocuğundan altıncısı olarak dünyaya geldi. Hastalıklı bir çocuk olan Horatio’nun babası Edmund, Norfolk’daki Burnham Thorpe’da bir din adamıydı. Annesi Catherine’in yüksek mevkilerde akrabaları vardı. Whig Partisi mensubu olan annesinin büyük amcası İngiltere’nin eski başbakanı Robert Walpole’du, ancak genç Horatio için daha da önemlisi dayısının, gelecekte İngiliz Donanması’nın müfettişi olacak Albay Maurice Suckling olmasıydı. Catherine ölünce, Horatio için denize açılma zamanı gelmişti ve ona bu işin inceliklerini öğretecek kişi dayısı Maurice’ti.
Genç Nelson 12 yaşındayken Chatham’da donanmaya katılarak doğrudan denizcilik hayatına atıldı. Nelson’ın bindiği ilk gemi HMS Raisonnable’dı. İlk gününde herkes tarafından görmezden gelindiği ve gemide volta attığına inanılır. Ancak ertesi gün amcası gelince deniz subayı adayı olarak ilk görevini aldı. Deniz tutmasından muzdarip olmasına rağmen, yeteneği ve bu işe bağlılığı kısa sürede apaçık belli oldu. Horatio Nelson’ın Kraliyet Donanması’ndaki kariyeri başlamıştı.
Genç komutan Nelson
Nelson 1793 yılında 1777 Ardent sınıfına mensup 64 toplu dev bir gemi olan HMS Agamemnon’a ilk kez adım attığında, bunun daha önce komuta ettiği her şeyin çok ötesinde olduğunu gördü. Kraliyet Donanması’ndaki 28 yıllık kariyerinin üç yılında bu geminin komutanlığını yaptı. Napolyon döneminin savaşlarla dolu denizlerinde görev yapan Agamemnon, Kopenhag ve Trafalgar’daki büyük muharebelere de katılmıştır. Nelson her ne kadar kısa bir süre bulunmuş olsa da bu gemiyi çok sevmiştir. HMS Agamemnon, Uruguay açıklarında battığı 1809 yılına kadar Kraliyet Donanmasında hizmet vermiştir.
Nelson zamanındaki kraliyet donanması
Nelson’ın mensubu olduğu Kraliyet Donanması, 120.000’e varan denizci ve neredeyse bir o kadar da karada destek görevlerinde çalışan personeliyle günümüz standartlarına göre muazzam bir organizasyondu. Donanmanın Portsmouth’tan Malezya’nın Penang şehrine kadar dünyanın dört bir yanına yayılmış 200’den fazla ana muharebe gemisi, 500 adet de kruvazör veya daha küçük gemisi, üç büyük filo üssü ve bir dizi daha küçük destek tesisi vardı. Kraliyet Donanması hükümet harcamalarının yüzde 50’sine yakın bir kısmını oluşturuyordu. Sağlanan kaynaklara ve neredeyse kesintisiz olarak elde edilen başarıya, tüm önemli rakiplerini yenmesine ve gerçek anlamda küresel ölçekte operasyonlar yürütmesine rağmen, Nelson’ın donanmasında hayat zordu. Denizde geçirilen uzun süreler boyunca, tuzlanmış et, kuru bezelye ve sulandırılmış romla ıslatılan sert bisküvilerden oluşan sabit bir menü tüketiliyordu. Gemilerde disiplinin sağlanması için kırbaçlama ve asma gibi fiziksel yöntemler uygulanıyordu. Mesleki tehlikeler ise boğulma, hastalık, gemi armasından düşme ve muharebe yaralanmalarını içeriyordu. Büyük amiraller görevlerini başarabilmek için gemideki personele bağlı olduklarını bilirler ve onların koşullarını iyileştirmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlardı. Nelson, personeli zayıf düşüren ve ölümcül özelliği bulunan iskorbüt hastalığına karşı taze yiyecek ve limon suyu temin etme konusunda takıntılıydı.
Nelson dokunuşu
“Nelson Dokunuşu” şeklinde ifade edilen kavram, onun dehasının, düşmanın ne düşündüğünü hayal edebilme yeteneğinin ve gemi komutanlarına verdiği görevleri basitleştirmesinin bir yansımasıydı. Nelson, girdiği muharebeleri stratejik seviyeden aşağıya doğru planlama yapar ve taktiklerini savaşın daha geniş bağlamına uygun hale getirirdi.
Trafalgar’da, öğleden sonra hava bozmadan önce düşman filosunu yok etmek zorundaydı ve bunun için yüksek riskli taktikler kullandı. Taarruzu Amiral Villeneuve’ün gemisini yok edebilecek şekilde yönetti ve düşmanın komuta ve kontrolünü felç etti. Arkasındakiler sadece onu örnek almak zorundaydı. Belirli bir taktik sistemi takip etmemesi onun dehasının bir göstergesiydi. 1798’deki Nil Muharebesi’nde, ilk saldırıyı deneyimli gemi komutanlarına bıraktı ve düşman hattına yönelik ikinci saldırının ne zaman yapılacağına karar verdi. Muharebenin sonunda Fransız filosu yok edildi.
1801’de yapılan Kopenhag Muharebesi’nde kalıcı bir siyasi hasara yol açmadan Danimarka’yı taraf değiştirmeye ikna etmek zorundaydı. Bu nedenle tüm muharebeyi sıkı bir kontrol altında tuttu ve Danimarkalılar fiilen yenildiklerin zaman onlara daha fazla can kaybı olmadan mütareke yapmalarını teklif etti.
Nelson'ın rakipleri
- François-Paul Bures D'aigalliers
Nil Muharebesi’ndeki Fransız komutan d’Aigalliers, Fransız Donanması’nda yükselerek Nelson ile denk bir rütbeye gelmişti. Bu muharebede uyguladığı savunma taktikleri İngilizlere yenilmesiyle sonuçlandı ve amiral gemisi Orient’te öldü.
- Peter Willemoes
Danimarkalı bir deniz subayı olan Willemoes, Kopenhag Muharebesi’nde henüz 18 yaşında olmasına rağmen, çatışma sırasında gösterdiği ve Nelson’ı bile etkileyen büyük cesaretiyle hatırlanmaktadır. Nelson muharebeden sonra Willemoes’ı Danimarka Kralı 6. Frederick’e övmüştür.
- Pierre-Charles Villeneuve
Belki de en ünlü rakibi olan Villeneuve, Nelson için sürekli bir baş ağrısıydı. Onu Manş Denizi’nden çıkarıp Atlantik’e çektikten sonra Trafalgar’da İngiliz donanmasıyla karşı karşıya gelmiş ancak o gün üstün Kraliyet Donanması karşısında yenilmiştir.
- Cuthbert Collingwood
Trafalgar’ın unutulan adamı Lord Collingwood, Nelson ölmek üzereyken İngiliz filosunun komutasını ele aldı ve İngiliz kuvvetlerini çok önemli bir zafere taşıdı. Daha sonraki yıllarda Akdeniz Filosu Başkomutanı olarak Kraliyet Donanması’na hizmet etmeye devam etti.
Görseller: Alamy, Ed Crooks, Sol90
Benzer Haberler

1812 Savaşı’nda kölelerin kaçış hikâyesi: Kölelikten askerliğe uzanan yol

Silahçıların Piri John Moses Browning: Dünyayı değiştiren silah tasarımcısı

İlk gemisavar füzesi HS 293: İkinci Dünya Savaşı’nda müttefik gemilerine dehşet saçtı









