
Cádiz için yapılan muharebeler
Yazan: Jules Stewart
Cádiz’e yaklaşırken ziyaretçileri eşsiz bir manzara karşılar. Limana karadan ya da denizden bakarken 126 gözetleme kulesi görünür. Bu, İspanya’nın başka hiçbir yerinde ya da Avrupa’nın başka bir kıyı kentinde rastlanmayan bir manzaradır. Şehrin eski mahallesindeki çatıların üzerinde tünemiş gibi duran bu kuleler, tüccarların geri dönen gemilerini ilk bakışta görebilmeleri için inşa edilmiştir. Bu kulelerin yapılmasının bir amacı da tüccarların Atlantik ötesinden ve Cebelitarık Boğazı’ndan gelip her türden malla yüklü olan rakip kalyonlara karşı gözlerini dört açabilmelerini sağlamaktı.
Gemici tüccarlar bu kulelerin tepelerinden dürbünleriyle denize bakarak limana demir atmaya gelen gemilerini tespit ediyorlardı. Gözetleme kuleleri bir yüzyıl önce, yani Yeni Dünya ticaretinin patladığı yıllarda inşa edilmiş olsaydı, Cádiz Körfezi’ne yaklaşan ve pek de hoş karşılanmayan bir başka gemi siluetinin erkenden tespit edilmesine hizmet edebilirlerdi. Bölgede görevli olan sivil ve askeri yetkililer, neredeyse her gün boşaltılan değerli yüklere göz diken potansiyel düşmanlara karşı limanın yakından korunma ihtiyacı olduğunun uzun zamandır farkındaydı. 1554 yılında, İspanyol monarşisinin hizmetindeki İtalyan askeri mühendis Giovanni Battista Calvi, savunma tedbirlerinin uygun olup olmadığını değerlendirmek üzere Cádiz’e getirildi. Calvi, yaptığı incelemenin ardından şehrin zaten tehdit oluşturmaya başlamış olan deniz saldırılarını başarıyla savuşturabilmesi için istihkâmların, mazgalların ve hisar duvarlarının güçlendirilmesi gerektiği sonucuna vardı. Calvi’nin ilk çalışmasını yapmasından bir yıl önce, 20’den fazla Kuzey Afrika kalyonu Cádiz’e saldırmak üzere yola çıkmıştı. Patlayan bir fırtınanın kalyonları elleri boş dönmek zorunda bırakması tamamen bir şanstı.

Amiral Sör Francis Drake’in adı geçince hatırlanan şeyler ve 500 yıldan daha uzun bir süre önce limanda yaşananlar, Cádiz halkı arasındaki sohbetleri her zaman hararetlendirir. Buna göre: “Majesteleri I. Elizabeth, büyük ve sağduyulu Konseyi’nin verdiği bilgi üzerine, İspanya’da İngiltere’nin deniz yoluyla istilası için büyük bir hazırlık başlatıldığından haberdar oldu. Kraliçe bu girişimi önlemenin uygun olacağını düşündü.” 16. yüzyıl yazarı Richard Hakluyt, İngiliz kraliçesinin o sırada Cádiz’de İngiltere’ye karşı saldırıya hazırlanmak üzere bir araya getirilmekte olan armadayı yok etmesi için Drake’i bölgeye gönderme planını bu şekilde anlatmıştır. İspanya’nın Fransa Büyükelçisi Bernardino de Mendoza, 1587 yılında Wight Adası açıklarında demirlemiş bir İngiliz savaş filosu olduğunu Madrid’e bildirdi. Büyükelçi Mendoza, 12 Nisan günü bir rapor daha göndererek İspanyol yetkilileri gemilerin Plymouth’tan yola çıktığı konusunda uyardı. Ancak bu uyarıları hak ettiği ilgiyi görmedi.
İki ülke arasındaki gerilim tırmanırken, 1585 yılında savaş ilan edildi. Bu, İngiliz-İspanyol Savaşı yaklaşık 20 yıl boyunca aralıklarla devam eden bir çatışmaydı. Sör Drake, İngiltere’yi istila etmek için Cádiz’de savaş gemilerini hazırlayan İspanyol Armadası ile başa çıkmak için uygun bir kişiydi. İspanya’nın kuzey kıyılarında seyir halindeyken Galiçya açıklarında iki Hollanda gemisiyle karşılaştı ve bu gemilerin subayları İspanyol Armadası’nın gerçekten de Cádiz Körfezi’nde demirli olduğunu teyit etti. Yaklaşık 150 gemi ve 18.000 askerden oluşan İspanyol gücü Avrupa’da o zamana kadar bilinen en büyük filosuydu.
Amiral Sör Drake, 19 Nisan akşamı Cádiz Körfezi’ne girerek hiç vakit kaybetmeden İspanyol gemilerine ve şehrin kıyı savunmasına karşı bir topçu ateşi başlattı. Açılan yaylım ateşi gece boyunca ve sonraki 24 saat boyunca durmaksızın devam etti, sonuç neredeyse önceden belliydi. İngiliz gemileri İspanyol rakiplerinden daha uzun, daha alçak ve daha hızlıydı. Bu gemilerin baş ve kıç güverteleri daha fazla denge sağlamak için alçaltılmıştı. Bu sayede ölümcül yaylım ateşi için İngiliz gemilerinde daha fazla top taşınması mümkün oluyordu. Amiral Drake’in gemileri ayrıca ağır İspanyol gemilerine göre daha fazla manevra kabiliyetine sahipti.
İngiliz filosu, ardında yaklaşık 20 batık ya da hizmet dışı kalmış düşman kalyonu bırakarak şafakla birlikte bölgeden çekilmeye başladı. Cádiz Körfezi İspanyol gemilerinin mezarlığına dönüşmüş ve bu başarı Sör Drake’e “İspanya Kralı’nın sakalını yaktım!” dedirtmişti. Sör Drake’in görevi bir geciktirme harekâtı olarak tanımlanabilirdi. İspanyol Armadası ciddi bir darbe aldıysa da bu ölümcül değildi. Planlanan İngiltere istilasını bir yıldan biraz daha fazla ertelemeleri gerekecekti. Ancak İngilizlerin bu girişiminin ortaya çıkardığı darbe yaşanmamış olsaydı, son tahlilde, Kral II. Philip kendisini görev gücünü yeniden inşa etme zahmetinden ve bunun getireceği masraftan kurtarabilirdi. Bu sırada İngiltere, İspanyol egemenliğinden kurtulmak için verdikleri mücadeleyi destekleyecek bir müttefikle güçlerini birleştirmeye hevesli olan Hollandalılarla askeri koalisyon kurmayı çoktan kabul etmişti. Haziran 1596’da, Nottingham 1. Kontu Amiral Charles Howard ve Essex 2. Kontu General Robert de Devereux’un komutanlığında 100’den fazla savaş gemisinden oluşan bir İngiliz-Hollanda müşterek gücü göreve çıkmaya hazırdı. Filoya, Amiral John de Duyvenvoorde komutasında Birleşik Hollanda Cumhuriyeti’nden gelen ve İngiliz komutası altına giren 20 gemi daha katıldı.

Kont Howard, Hint Adaları’ndan gelen İspanyol kalyonlarının Cádiz’de demirlediğine dair bir haber aldı. Bu durum, İspanyol Kraliyeti’ne giden büyük çaplı hazineyi ele geçirmek için İngilizlere bir fırsat sunuyordu. İspanyol kalyonlarının Cádiz’de demirli olmaları aynı zamanda Cádiz’i yağmalayıp yok etmek ve böylece İspanya’nın Yeni Dünya kolonileriyle olan başlıca ticaret bağlantısını ortadan kaldırmak için de bir fırsattı. İngiliz-Hollanda müşterek donanmasına ait 157 ila 160 arasında geminin 30 Haziran günü körfeze yaklaştığı görüldüğünde Cádiz’de alarm verildi. Cádiz halkı, denizin yaklaşık 5 km açığında yelkenlilerin kapladığı bir ufukla güne uyandı. Bariz gerçeği görmekten ziyade bir temenni tarafından yönlendirilen pek çok kişi bunun yaklaşan bir fırtınanın bulutlarının toplanması olduğuna inandı. Bu anlamda gerçeğe yakındılar, ancak bu, şehrin daha önce yaşadığı hiçbir şeye benzemeyen bir fırtına olacaktı. O sabah Kont Devereux, körfezin Caleta de Santa Catalina plajına çıkarma yapmak üzere büyük sandallarla birkaç birlik gönderdi. Ancak şans kıyıda savunma yapanların yanındaydı. İngiliz öncü birliği, güvenli bir şekilde yanaşamayacakları kadar uygunsuz bir kıyı şeridiyle karşılaşınca şaşırdı ve aceleyle çekilmek zorunda kaldı.
Cádiz daha önceden yedi piyade bölüğünden oluşan bir savunma gücü teşkil etmişti. Bunların üçü yerel birlikler, geri kalanı ise Bask bölgesinden gelen askerler ve şehirde ikamet eden yabancılardan oluşuyordu. Kentin ayakta kalıp kalmayacağını belirleyecek bir çatışmaya dönüşecek muharebeye katılmak üzere birkaç komşu kentten de piyade ve süvari takviyeleri geldi. İspanyol deniz savunması, ikinci Armada’nın bir parçasını teşkil edecekleri Lizbon’a giderken tesadüfen körfezden geçmekte olan dört Armada kalyonundan oluşuyordu. Bunlara normalde kıyı savunma gemileri olarak konuşlandırılan ve günümüzdeki firkateynlere karşılık gelen üç gemi ve 18 kadırga da katılmıştı. Kont Devereux şimdi de misket tüfekleri, arkebüz ve mızraklarla silahlanmış 1.000 asker taşıyan 30 kayıktan oluşan bir çıkarma grubuna liderlik ediyordu. Bu birlik körfezin ucundaki Puntal Siperi üzerinde bulunan San Lorenzo Kalesi’ne doğru ilerledi. Kale, saldırının başlarında gemilerdeki toplar tarafından etkisiz hale getirilmişti. Kont Devereux askerleriyle beraber, İngiliz sancağını hâlâ dumanı tüten yüksek buruna dikmek için teknesinden kıyıya çıkarken hiçbir direnişle karşılaşmadı.
Cádiz istilacılara karşı koymak için sadece 500 piyade ve 300 süvari toplayabilmişti. Bu nedenle savunma yapanların başarılı olma şansları yoktu. Cádiz’i savunanlar geri çekilerek şehri kaçınılmaz yağmaya açık bıraktılar. Kont Howard 1 Temmuz gecesi askerlerine Cádiz’i yağmalama emrini verdi.

Yeni Yüzyıl, Yeni Tehdit
Yeni inşa edilen tahkimatlarını sınamak için Cádiz’in uzun süre beklemesi gerekmeyecekti. Şehrin İngilizler ve Hollandalılar tarafından bombalanması ve yağmalanmasından yarım yüzyıldan biraz fazla bir süre geçtikten sonra, düşman güçlü bir şekilde geri dönmüştü. XVII. yüzyılın başlarında Cádiz, İngiliz savaş gemileri tarafından yeniden saldırıya uğrama tehdidiyle karşı karşıyaydı. Ayrıca şehrin ikinci bir saldırıyı savuşturmaya hazır olup olmadığı konusundaki endişeler daha da artmıştı. Yeni Dünya’yla yapılan ticarete el atmak için her zaman açgözlü olan İngiltere, Hollandalılar için bir kez daha kendileriyle iş birliği yapmaya istekli bir müttefik oldu. İspanya ve Fransa’ya karşı savaş yapılmasını savunan Buckingham Dükü, çoğunluğu önceden ticaret gemisinden dönüştürülerek donanmaya alınmış 100 savaş gemisinden oluşan sefer kuvvetinin komutanlığına Sör Edward Cecil’i atadı. Sefer ekibinin kısa süre sonra fark edeceği gibi, Sör Cecil savaş ortamında pişmiş bir askerdi ama deniz savaşında çok az deneyimi vardı. İngiliz-Hollanda filosu Ekim 1625’te Plymouth Körfezi’nden yelken açtı, hedef Cádiz’di.
Bombardıman 1 Kasım gününün erken saatlerinde, insanlar 1596 istilasında yıkıldıktan sonra yeniden inşa edilen katedralde Azizler Günü Ayini’ne katılmaya hazırlanırken başladı. Bu kez İspanyollar gemilerini düşmanın toplarının menzili dışına çıkaracak kadar ileri görüşlü davranmışlardı. Sör Cecil’in görev kuvveti seyir sırasında Atlantik fırtınaları tarafından hırpalanıp geciktirildiği için bunun pek önemi yoktu. Görev kuvveti Cádiz Körfezi’ne ulaşmayı başardığında, İspanyolların hazine filosu çoktan daha sakin bir güney rotası izleyerek Batı Hint Adaları’na doğru yelken açmıştı.
Sör Cecil başlangıçta kara saldırısında daha şanslıydı. Askerleri El Puntal Kalesi yakınlarında karaya çıktı ve burada savunan birliklerin sert direnişiyle karşılaştılar. Kesin bir sonucun alınmadığı bu inişli çıkışlı çatışmanın ardından İngiliz-Hollanda müşterek birliği limanı koruyan kaleyi ele geçirmeyi başardı. Ancak bu bir zafer değildi çünkü El Puntal şehrin savunma sisteminin stratejik bir parçasını oluşturmuyordu.
Sör Cecil kıyıda bir tutunma noktası elde ettikten sonra 10.000 kadar askerini karaya gönderdi. Bu da bir
başka taktik hataydı ve bunun bir sonucu olarak şehir günü kurtardı. Askerler iki kola ayrıldı, ana birliğe Sör Cecil komuta ediyordu. Kendisi, 1.500 askerini, Caño de Sancti Petri suyolunu San Fernando anakarasına bağlayan ve birçok büyük muharebeye sahne olan Puente Zuazo Köprüsü’nden geçirdi. İkinci kol ise doğrudan şehir merkezine yöneldi. Amiral Howard’ın istilasından ve şehri acımasızca yağmalamasından çok değerli dersler çıkarılmıştı. Bu kapsamda Cádiz, surlardan ve top mevzilerinden oluşan sağlam bir savunma ağı inşa etmişti. İspanyollar bu savunma mevzilerini kullanarak saldıran kuvvetleri püskürtmeyi başardılar. Ağır kayıplar veren Sör Cecil ve askerlerinin gemilerine doğru aceleyle çekilmekten başka çareleri kalmamıştı.
1596’da gerçekleştirilen istilanın aksine, İspanyol filosunu ele geçirmek için yapılan bu girişim tam bir fiyaskoya dönüştü. El Puntal Kalesi geçici olarak ele geçirilmiş, İngilizler ve Hollandalılar Isla de León’daki çeşitli imalathaneleri, çiftlik evlerini ve şarap imalathanelerini ateşe vermiş, üst düzey subayların öfkesine rağmen ortalıktaki tüm şişeleri bir çırpıda “parlatmışlardı”. Ancak Sör Cecil çok sayıda gemi ve asker kaybederken İspanyol filosu bu çatışmadan sağ salim kurtulmuştu.
Oramiral Robert Blake ve Koramiral Richard Stayner komutasındaki yirmi üç savaş gemisi Endülüs kıyılarında demirleyerek, kış aylarını İspanyol Batı Hint Adaları filosunun Cádiz’e dönüşünü bekleyerek geçirdi. Bu gemiler, Oramiral Blake’in Nisan 1655 tarihinde filosuna şehre girerek körfezi abluka altına alma emrini vermesine kadar da orada kaldılar. İspanyol kalyonlarının kaptanları Cádiz’de bekleyen tehdit konusunda önceden uyarılmışlardı ve bu nedenle kışı Karayipler’de demirleyerek geçirme kararı aldılar.
8 Eylül akşamı, hazine taşıyan İspanyol gemileri nihayet kıyıdan yaklaşık 20 km açıkta tespit edildi. Konvoy Cádiz Körfezi’ne yaklaşırken Koramiral Stayner, 64 topuna Koramiral Juan de Hoyos komutasındaki bir kalyona ateş açmalarını emretti. İspanyol gemisi, 41 ton gümüş ve 1.400 sandık çok değerli indigo boyası ve şekerden oluşan yüküyle birlikte ele geçirildi. Katliamdan kaçabilen tek İspanyol gemisi, komutanı Amiral Marcos del Puerto’nun güvenli bir şekilde Cádiz Limanı’na getirebildiği 26 toplu bir kalyondu. Bu muharebenin sonucu İspanya için şok edici bir yenilgiydi. İspanya ayrıca bugünkü parasal değeri 100 milyon sterline yakın olan hazinesini de kaybetmişti.

Nelson’ın Fedakârlığı
Şehir ancak rahat bir nefes alabilmişti ki, dört İspanyol firkateyninin Hint Adaları’ndan Cádiz’e giderken İngilizler tarafından ele geçirildiği haberi geldi. Plymouth’a kadar eşlik edilen gemilerin yükleri, onları esir alanlar tarafından gasp edildi. İspanya bu olaya savaş ilan ederek karşılık verdi ve kısa süre içinde İngiliz savaş gemileri Cádiz Limanı’nı abluka altına almak üzere yola çıktı. 7 Ekim günü Pierre-Charles Villeneuve ve Federico Gravina’nın ortak komutasındaki 40 hat gemisi ve fırkateynden oluşan bir filo, Cádiz kıyısı yakınlarında demirlemiş olan Amiral Horatio Nelson’ın filosuyla çarpışmak üzere yola çıktı. Bu gemiler Napolyon’dan aldıkları emirle hareket ediyorlardı ki bu akıllıca olmayan bir karardı. Çünkü Fransızlar ve İspanyollar şiddetli bir fırtınada denizde yol almanın neredeyse imkânsız olduğunu düşünüyorlardı. İşte o zaman Nelson ünlü savaş çağrısını yaptı ve “İngiltere herkesin görevini yapmasını bekliyor!” dedi.
İspanya, atasözünde geçen meşhur kuzu gibi, Fransa’nın müttefiki olarak kendi isteğiyle katledilmeye gitti. Cellat, kendisi de bu çatışmada öldürülen Nelson’dan başkası değildi. İngiliz filosu 21 Ekim 1805’te Trafalgar Burnu açıklarında Fransız-İspanyol müşterek kuvvetiyle tarihin en ünlü deniz muharebelerinden birinde karşı karşıya geldi. Bu muharebede 22 gemi kaybeden Fransız-İspanyol ortak filosu büyük bir yıkıma uğramış, yaklaşık 7.000 asker ölmüş ya da yaralanmış ve bir o kadarı da İngilizler tarafından esir alınmıştı.
Cádiz’de hiç kimse Trafalgar bozgununun üzerinden üç yıldan daha az bir süre geçtikten sonra, limanda duran muzaffer İngiliz filosunun farklı kisvede bir nimet olarak karşılanacağını düşünmeye cesaret edemezdi. Mart 1808’de Napolyon İspanya’yı işgal edince Fransa’nın İspanya ile yapmış olduğu ittifak ortadan kalktı. Fransızları İspanya ve Portekiz’den atmak için yedi yıl sürecek bir mücadele olan Yarımada Savaşı başlamıştı.
Madrid halkı, 2 Mayıs 1808’de işgalci Fransız ordusuna karşı ayaklandı. Üç gün sonra, ulusal meclis olan Cortes’in ülkenin fiili başkenti haline gelen Cádiz’e taşınmasına karar verildi. Burası Napolyon’un birliklerinin şimdiye kadar ele geçiremediği tek büyük şehirdi. Trafalgar Muharebesi’nden kurtulan Fransız donanmasına bağlı gemilerin katıldığı son deniz harekâtı Haziran 1808’de Cádiz Körfezi’nde gerçekleşti. Bu, şehrin silah deposuna yakın bir demirleme yerinden adını alan Poza de Santa Isabel Muharebesi idi. İspanyol kuvvetleriyle iki gün süren bir çatışmanın ardından Fransız Koramiral François de Rosily-Mesros, 4.000 denizciyle birlikte beş gemi ve bir firkateynden oluşan filosunun tamamını Cádiz garnizonuna teslim etmek zorunda kalarak küçük düştü.
1812 yılında, şehri kuşatmaya devam eden Fransızlara meydan okuyan Cádiz, 3.000 yıllık tarihindeki tartışmasız en görkemli anına ulaştı. San Felipe Neri Kilisesi’nde toplanan Cortes delegeleri, Avrupa siyasi aydınlanmasında bir dönüm noktasını temsil eden bir anayasa ilan ettiler. Bu anayasa reformist bir hükümet sistemini ve engizisyonun kaldırılmasını öngörüyor; ayrıca sosyal eşitliği, ifade özgürlüğünü ve özgür basını savunuyordu. Cortes ile görüşmek üzere Cádiz’i ziyaret eden Wellington Dükü bu belgeden övgüyle söz etti ve Şansölye Lord Bathurst’e içinde“ Keşke reformcularımızdan bazıları Cádiz’e gidip egemen bir halk meclisinin ve yazılı bir anayasanın faydalarını görselerdi.” cümlesi geçen bir mektup yazdı.












