
Büyük tren akını: SAS'ın tarihe geçen Pisticci kurtarma operasyonu
Yazan: Damien Lewis
1943 sonbaharında, Müttefikler karanlığa gömülmüş bir kıtayı kurtarmak için en büyük savaş filosunu kurarken, dönemin İngiliz Özel Kuvvetler Birliği durumundaki SAS’a (Special Air Service) bazı operasyonlarda koçbaşı olarak görev verildi. İstila filosunun bir kısmı İtalya’nın “topuk” kısmındaki Taranto’ya çıkarken; SAS, Alman paraşütçülerinin tuttuğu mevzileri aşarak Avrupa’nın çelik gibi sağlam tahkim edilmiş kıyılarında bir köprübaşı tutmayı başardı.
SAS birlikleri iç kesimlere doğru ilerlerken, Yugoslav asıllı bir tutuklu olan ‘Zelcko’ lakaplı Zeljko Ljubo, dehşet ve acı dolu bir toplama kampından kaçtı. Kendisi “İlk İtalyan Toplama Kampı” olarak bilinen Pisticci’de hapsedilen binlerce kişiden biriydi. 1939’da inşa edilip sıra sıra kulübeler, gözetleme kuleleri ve silah mevzileriyle donatılarak dikenli tellerle çevrilmiş olan bu kampta, İtalya’da yaşayan ve Naziler tarafından “Untermenschen”, yani “alt seviyeli insanlar” denilen yüzlerce kişi hapsedilmişti. Bu kapsamda; Yahudilerin yanı sıra Yugoslav, Polonyalı ve Fransız özgürlük savaşçıları, İtalyan sanatçılar, yazarlar ve rahipler, kısacası Benito Mussolini’nin faşist yönetimine direnme cesaretine sahip olan herkes burada tutuluyordu.
Büyük bir cesaretle Pisticci’den kaçtıktan sonra bir polis arabasını ele geçiren Zelcko, Müttefiklerin teşkil ettiği köprübaşı bölgesine doğru ilerledi. Orada, son derece inanılmaz görünen bir hikâye anlattı. Buna göre; kendisi haftalarca insanlık dışı koşullarda kaldıktan sonra, sığır vagonlarıyla toplama kampına getirilen yüzlerce mahkûmdan biriydi. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan oluşan halk, onlara taş ve çürük meyveler atarken, “Hırsızlar! İsyancılar! Katiller! Suçlular!” diye bağırıyordu. Mahkûmlar zayıflamış ve perişan haldeydi. Bazıları özgürlük savaşçısı olduklarını söylemeye çalıştıklarında bile bunun pek bir etkisi olmadı. Mussolini’nin güçlü faşist propagandası halkın beynini yıkamıştı.

İtalyan birlikleri, Yugoslavya’da köyleri yakmış ve Slavları kamplara sürgün etmek üzere toplamıştı. Yakalanan Fransız ve Yunan direnişçileri de Pisticci’de tutuluyordu. Yiyecek o kadar kıttı ki, kamp sakinleri yiyecek bulmak için başıboş köpekleri avlamak ve çöp yığınlarını karıştırmak zorunda kalıyorlardı. 1943 sonbaharında, Mihver Devletleri’nin toplama kamplarının çoğu Müttefikler tarafından pek bilinmiyordu. Ancak Zelcko’nun da söylediği gibi, Pisticci’nin inatçı faşist komutanı kampı tahliye etmeye hazırdı. Mahkûmlar trenle kuzeye, yani Nazi Almanya’sına götürüleceklerdi. Bunun ölüm cezasından kalır bir tarafı yoktu. Müttefik komutanlar buna müdahale etmezse, bir insanlık felaketi yaşanacaktı.
O zamanlar böyle bir görevi yerine getirecek cesaret ve ataklığa sahip olan tek güç SAS’tı. Ancak bu görev için çok fazla zorluk vardı. Pisticci Kampı düşman topraklarının derinliklerindeydi. Yüzlerce esirin kurtarılması gerekiyordu ve bu insanlar uzun yürüyüş yapabilecek durumda değillerdi. SAS, ağır silahların monte edildiği Willys cipleriyle donatılmıştı. Bu araçlar kampa kadar gitseler bile, esirleri nasıl geri getirebilirlerdi? Zaten her cip en fazla birkaç kişi taşıyabilirdi.
İşte tam bu sırada, gözü pek ve akla hayale gelmeyecek şeyleri düşünebilecek güçlü bir ruh yapısına sahip olan iki kişi ortaya çıktı. Sonraki adımların temelini oluşturacak olan bu iki kişiden biri, Taranto’daki SAS komutanı, uzun boylu, dik başlı bir İngiliz subayı olan Binbaşı Oswald Cary-Elwes’ti. Cary-Elwes, tercih ettiği işe alım yöntemiyle de özetlenebilecek şaşırtıcı derecede alışılmadık bir zihniyete sahipti. Kendisi askerî hapishaneleri dolaşıp, askerî mahkemeye çıkacaklara oradan tek yönlü bir çıkış fırsatı teklif ederdi. SAS’ta çalışmaya gönüllü olmaları halinde bu kişileri hiçbir soru sormadan gizlice götürürdü.
Binbaşı Cary-Elwes’in sağ kolu yardımcısı Yüzbaşı Robert Couraud’du. Annesi Amerikalı bir sinema oyuncusu, babası Fransız bir silah tüccarı olan Yüzbaşı Couraud, hayatının yarısını Pensilvanya’da, yarısını da Paris’te geçirmişti. II. Dünya Savaşı patlak verdiği sırada bir Fransız Yabancı Lejyoneri olan Couraud, yırtıcı bir aslan gibi savaşarak Croix de Guerre (Savaş Haçı) madalyası kazanmış ancak Fransa’nın düşüşünden sonra Lejyon’dan ayrılarak Marsilya’da bir gangster olmuştu. Kendisi orada, gösterişli Amerikalı mirasçı ve sosyetik Mary Jane Gold ile tanışmıştı. Gold ona “Katil” Couraud lakabını takmış ve ikisi birbirlerine delicesine âşık olmuşlardı.

Birlikte, 2.000 Yahudi’nin liman kenti Marsilya’dan kaçırılmasına yardım ettilerse de bir süre sonra Gestapo aralarına sızdı. Bunu fark eden Mary Jane Gold, ABD’ye kaçarken, Couraud İspanya üzerinden Britanya’ya cüretkâr bir kaçış gerçekleştirdi. Orada, Churchill’in “Centilmenlik Dışı Savaş Bakanlığı” (Ministry of Ungentelmanly Warfare) olarak söz ettiği İngiliz Özel Harekât Dairesi’ne (Special Operations Executive-SOE) katıldı ve Nazi işgali altındaki Avrupa’da gizli operasyonlar yürüttü. “Yalnız kurt” olarak nitelendirilen Couraud’ın kimliği açığa çıktığı için artık örtülü operasyonlarda ajan olarak görev yapamayacaktı.
Couraud bunun üzerine gönüllü olarak SAS’a katıldı. Kendisi Nazi zulmüne maruz kalanlara yardım etme konusunda engin deneyime sahipti. Taranto’da, tamamı eski Lejyonerlerden oluşan ve SAS’a bağlı olan elit Fransız Yabancı Lejyon Müfrezesi’ne komuta etti. Pisticci Kampı’nda Fransız esirlerin bulunması, bu birliğe mensup kişilerin müdahale etme isteklerini daha da körüklüyordu. Binbaşı Cary-Elwes’e tekrar dönecek olursak; kendisi zengin bir şampanya tüccarının oğlu ve aynı zamanda cesur duruşunun altında derin bir insani yardım isteği barındıran ateşli bir Fransız hayranıydı.
Binbaşı Cary-Elwes ve Yüzbaşı Couraud, Pisticci Kampı’ndakileri kurtarmaya kararlıydı ama bu iş nasıl olacaktı? SAS eğitimleri sırasında, bu eğitime dahil olan bütün yeni personel gibi, onlara da düşman trenlerini nasıl yok edecekleri öğretilmişti. Ancak Pisticci Kampı muammasıyla karşı karşıya kaldıklarında, düşman treniyle başa çıkmanın kabul görmüş yönteminin şaşırtıcı bir türevini icat ettiler. Yok etmek yerine bir İtalyan trenini kaçırıp SAS personelini yerleştirebilirlerse, şüphesiz Pisticci’ye kadar gidebilir, kampa saldırabilir, esirleri kurtarabilir ve onları trene bindirip geri dönebilirlerdi. İnanılmaz bir şekilde, uygulayacakları plan buydu ve 48 saat içinde bu işte görevlendirilecek saldırı birliğini hazırlamışlardı.
Ekip, Yüzbaşı Couraud ve yukarıda bahsi geçen Fransız Lejyoner Müfrezesi’nin yanı sıra onlarca deneyimli İngiliz SAS askerinden oluşuyordu ve Zelcko da onlara rehberlik ediyordu. Ekip ayrıca, İtalya’nın faşist rejim altında olmasından nefret eden bir asker ve “iyi bir İtalyan” olan Albay Usai’yi de yanlarına aldı. Albay Usai, esasen blöf yaparak ekibe yol göstermek için oradaydı. Acilen bir tren makinistine ihtiyaç duyduklarında, şans eseri demiryollarında çalışmış bir asker buldular. Bu kişi istihkâmcı Dennis Elkin idi. “Girişimci, uyanık ve maceraya açık bir tip” olan Dennis Elkin, İngiltere’nin güneybatısındaki Penzance’i Londra’ya bağlayan yerel hat üzerinde çalışan Cornish Riviera Ekspresi’nde makinistti. Ele geçirilen savaş treni Yüzbaşı Couraud’un komutası altında Dennis Elkin tarafından sürülürken, Binbaşı Cary-Elwes trenle bağlantılı bir görev üstlenmeyi tercih etti. Kaçırılan lokomotif, kampa ulaşmak için düşman topraklarından yaklaşık 120 km hızla geçmek zorunda kalacak, belli bir noktada yoğun güvenlik önlemleriyle korunan bir karayolu ve demiryolu kavşağından geçecekti. Cary-Elwes’in görevi, bu kavşağı ele geçirip makasları değiştirmek ve böylece savaş treninin hızla geçmesini sağlamaktı. Bunun ardından treni her durumda elinde tutması gerekecekti.

Binbaşı Cary-Elwes, 14 Eylül akşamı her birisi seri ateşli Vickers K modeli makineli tüfeklerle donatılmış SAS ciplerinden oluşan devriyesine liderlik ederek yola çıktı. Emirleri son derece açıktı: “15 Eylül saat 01:30’a kadar kavşağı ve demiryolu geçişi elde tutulacak, böylece Fransız Lejyoner Birliği’nin bulunduğu özel bir tren Pisticci’deki toplama kampındaki tutsakları kurtarabilecekti.” Ciplerlerdeki birlikler, yoğun şekilde tutulan cephe hattını aşarak hızla kavşağa ulaştılar ve bir dizi cüretkâr blöf ve çatışmanın ardından kavşağı ele geçirdiler.
Bu arada, Yüzbaşı Couraud’un kuvvetleri Taranto’nun hemen batısındaki Chiatona Tren İstasyonu’nu ele geçirdi. Orada bir trene el koyup tepeden tırnağa silahlandırdıktan sonra, akşam karanlığında SAS birliklerini gizleyerek yola çıktılar. Göreve katılanların güvendikleri şey, hiçbir düşmanın, topraklarından geçen bir trenin hasım kuvvetlerle dolu olduğunu asla tahmin edemeyeceği varsayımıydı. Demiryolu ilk başta kıyıdaki ovadan geçiyordu ancak Binbaşı Cary-Elwes’in eline geçen kavşaktan sonra tren kıyı kesimindeki yaylalara doğru tırmanmaya başladı.
Müttefik savaş uçakları İtalyan demiryollarını bombaladığı için, önlerindeki güzergâhın geçilebilir olup olmadığını kimse bilmiyordu. Bir süre sonra trenin önüne bir ray bloğu ve enkaz çıktı, ancak Dennis Elkin geçmeyi başardı. Daha sonra ilerideki Bernaldo Scalo İstasyonu’nun bombalanmış ve terk edilmiş bir harabe halde olduğu görüldü. SAS, toplama kampını gafil avlamak için uzun bir gece yürüyüşü yapmak zorunda kaldı. İşte tam da bu sırada Fransız Lejyoner Birliği’nin meşhur “yürü ya da öl” kuralı devreye girdi. Tehlikeli yolculuk gecenin zifiri karanlığında tamamlandı. Kontrol noktalarında görevli düşmanlardan hiçbiri SAS saldırı gücünü tespit edememişti.
Sayıca çok az olmasına rağmen, SAS Birliği 15 Eylül gece yarısından kısa bir süre sonra amansız bir saldırı başlattı. Kampın savunması, dışarıdakilere karşı savunmak yerine, mahkûmları içeride tutmak için tasarlanmış olduğu için saldırının ani bir baskın şeklinde olması herkesi etkiledi. Şiddetli çatışma sırasında, eski Partizanlardan oluşan mahkûmlar, kendilerini esir alanlara karşı ayaklandı. SAS Birliği, her türlü direnişi çok kısa sürede aştı. Kamp muhafızlarının silahları alındı, mahkûmlar onların yerine geçti. Bunun ardından faşist bayrakları ve amblemleri, kampın kurtuluşunu kutlamak için sökülerek kampın çevresindeki tellere asıldı.
Kamptan ilk götürülenler arasında Pisticci’nin kötü şöhretli komutanı faşist Albay Ercole Suppa da vardı. SAS daha sonra tahliye edilecekleri seçmek gibi son derece zorlu bir görevle karşı karşıya kaldı. Çok sayıda zayıf ve güçsüz insan trene bindirildi, bazıları ise derme çatma sedyelerle taşındı.
Kurtarılanlardan biri de İtalyan soylularından Prens Filippo Andrea VI. Doria Pamphili idi. Kendisi, ailenin enfes sanat koleksiyonunu görmek için Roma’daki 1000 odalı muhteşem Palazzo Pamphilj Sarayı’na girmek isteyen Hitler’e izin vermemişti. Bu koleksiyona Titian, Caravaggio ve Raphael’in eserleri de dahildi. İngiliz bir kadınla evli olan Prens Filippo, İtalyan Kralı’na ülkesinin Nazi Almanya’sı ile ittifak kurmaması için dilekçe vermişti. Eşiyle birlikte İtalyan faşist davasına altın bağışında bulunmayı reddeden Prens, “Roma’nın Yeraltı Belediye Başkanı” olarak bilinen önde gelen bir direniş figürü haline geldiği için Pisticci Kampı’nda hapsedilmişti.
Vagonlar insanla dolup taştığında, tren buhar çıkararak geldiği yöne doğru geri gitmeye başladı. Dennis Elkin, şafak vakti çok da uzak olmadığı için trenin şakır şakır gittiğinden emin oluyordu. Elbette trende kamptaki herkese yetecek kadar yer yoktu. Ancak Kamp Komutanı Albay Ercole Suppa silah zoruyla tutulduğu, kamp muhafızları öldürüldüğü, yaralandığı veya sürüldüğü için, kalan tutukluların kuzeye yani Nazi Almanyası’na gönderilme riski çok düşüktü.

Aşırı derecede yüklenmiş kurtarma treni, Cary-Elwes’in tüm düşmanlara karşı savunduğu kavşaktan hızla geçerek geri döndü. Şafaktan hemen önce dost hatlarına ulaştı. Lokomotif, Dennis Elkin’in güvenli bir şekilde ulaşmak için can attığı Chiatona İstasyonu’ndaki tamponlara çarptı.
Ortaya çıkabilecek tüm olumsuz ihtimallere rağmen, gerçek hayatta imkânsız görünen bir görev başarılmıştı. İşte tam da o zaman, inanılmaz bir hikâyenin belki de en şaşırtıcı kısmı yaşandı. Pisticci Kampı’ndan kurtarılan partizanlardan birkaçı, SAS’a katılmak için hemen gönüllü oldu ve savaş boyunca SAS personeliyle birlikte çalıştı. Bunlardan bazıları savaşın sonunda Britanya’ya dönecek ve orada evlenerek yuva kuracaktı.
Böylesine bir cüret ve ataklıkla yapılan görevin yüksek cesaret madalyalarıyla taçlandırılması gerekirdi. Ancak SAS personeline ilk etapta bir ödül verilmedi. Lokomotifi kullanan Dennis Elkin, “SAS’a bağlı bir birlikle tren kullanarak Alman işgali altındaki topraklara gittiği” için hazırlanan raporlarda ödül alması için teklif edilen tek kişiydi.
İlerleyen zamanlarda, Yüzbaşı Couraud’ya “savaş esirlerini kurtarmadaki cesur çabaları” nedeniyle Askerî Haç (Military Cross-MC) verilecekti. Ne var ki, bu iş ancak Nisan 1944’te gerçekleşti. Verilen bu nişanda tren kurtarma görevinden hiç bahsedilmiyor, bunun yerine, “kaçak savaş esirlerini kurtarmak için İtalya’da cephe gerisinde yürütülen operasyonlar”a atıf yapılıyordu. Verilen beratta, Yüzbaşı Couraud’nun “bir omzuna isabet eden ve bir kolunu tamamen kullanılamaz hale getiren” bir kurşunla düşman hatlarını geçerken gösterdiği cesaret vurgulanıyordu.
Ödül beratına “Bu beratla ilgili açıklama ve tanıtım yapılamaz” ifadesini içeren dikkat çekici bir kaşe vurulmuştu. Binbaşı Cary-Elwes daha sonra bir yüksek cesaret nişanıyla ödüllendirilecekti, ancak bu nişan İngilizler tarafından verilmedi. Kendisi Fransızlardan Legion d’Honneur ve Croix de Guerre madalyalarını alacaktı. Lakin bu madalyalar ancak savaş bittikten sonra verilecekti.
SAS tarafından basıldığı andan itibaren Pisticci Kampı’ndaki cehennem sona erdi ve artık Mussolini’nin amaçladığı işler için kullanılmadı Kısa süre sonra Müttefikler bölgeyi ele geçirdi ve Pisticci savaştan kaçan yaklaşık 18.000 mültecinin barındığı bir yere dönüştü.
Op Loco kod adlı Pisticci Baskını, SAS’ın yürüttüğü inanılmaz bir dizi görev için bir başlangıç noktası teşkil edecekti. Üst düzey Müttefik komutanları, İtalyan kamplarında tutulan 80.000 Müttefik savaş esirinin kaderinden endişe duyuyordu. Kamuoyunun duygularını çok iyi anlayan ve kendisi de Boer Savaşı’nda esir düşen Winston Churchill, bu konuyu en önemli öncelik haline getirdi.
Bir süre sonra A-Force kod adlı son derece gizli bir birlik faaliyet göstermeye başladı. A-Force, tamamen sıra dışı yöntemler uygulayan Albay Dudley Wrangel Clarke’ın komuta ettiği, aldatma ve savaş esiri kurtarma operasyonları yürüten bir birlikti. A-Force, hem Müttefik savaş esirlerini, hem de tehlike altında kalanları Nazi Almanya’sının birlikleri tarafından yakalanmadan önce kurtarmak için mümkün olan her yolu denedi. Op Loco operasyonunun hemen ardından, SAS da bu amaca hizmet etmek üzere görevlendirildi. Özetle bu iki birim, savaş esirlerini arayıp bulduktan sonra Müttefik hatlarına geri getireceklerdi.
Binbaşı Cary-Elwes ve Yüzbaşı Couraud’nun başında bulunduğu SAS, 1943’ün sonbahar ve kış ayları boyunca bir dizi cesur kurtarma görevi daha gerçekleştirdi. Bunu yaparken, SOE’nin muadili ve aynı zamanda CIA’nın öncülü olan Amerikan Stratejik Hizmetler Ofisi (American Office of Strategic Services-OSS) ile iş birliği yaptı. Düşman topraklarına beraberce paraşütle inen SAS ve OSS birlikleri, gerçekten cesur görevler üstlendi. Ayrıca, bazı görevler için İtalyan balıkçı teknelerinden oluşan bir kayık filosu da kullanıldı. Düşmanın burnunun dibinde seyreden ve İtalyan balıkçı tekneleri gibi davranan bu SASOSS filosu, savaş esirlerini güvenli bir şekilde evlerine getirmek için İtalya’nın uzak kıyılarına defalarca akınlar düzenledi.
Yüzbaşı Couraud gibi kişilerin inanılmaz bir cesaretle tekraren gerçekleştirdikleri operasyonlar, birçok kişiyi güvenli ortama ulaştıracaktı. Ancak bunun ağır bir bedeli de olacaktı. SAS’ın eylemlerini simgeleyen gösteriş ve cesaretle dolu bu operasyonlar, aynı zamanda OSS’nin ruhunu da temsil ediyordu. Bir görev için SAS ve OSS tarafından ortaklaşa teşkil edilen bu birliklerin sonuncusu, Haziran 1944’e kadar düşman topraklarından çekilemedi. Bu birlikte görev yapan askerlerden bazıları, dokuz ay boyunca düşman hatlarının gerisinde kalarak, cüretkâr sabotaj görevleri ve bir dizi suikast gerçekleştirdi.
Images: TGTR Media, Elwes family, Middleton Family
Images: TGTR Media, Elwes family, Middleton family, Mayne family
Benzer Haberler

İlk barut savaşları: Orta Çağ kalelerini yıkan devrim

Göklerin efendileri: II. Dünya Savaşı’nda avcı uçaklarının stratejik rolü

Trireme: Antik Yunan’ın Persleri durduran ölümcül savaş gemisi









