Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
History Of War

Soğuk Savaş’ta ikinci büyük gerilim: Skybolt krizi ve İngiltere’nin nükleer mücadelesi

İçeriği Paylaş

Küba Füze Krizi sona erer ermez Amerika Birleşik Devletleri başka bir nükleer silah anlaşmazlığının içine düştü. Bu kez müttefiki Britanya ile Skybolt balistik füzesinin geliştirilmesi konusunda yaşanan anlaşmazlık, İngiltere’nin nükleer stratejisini yeniden tanımlayan bir diplomatik darbeye yol açtı.

Yazan: Clive Webb

Ekim 1962’de yaşanan Küba Füze Krizi sırasında dünya nükleer savaşın eşiğindeyken, ABD Başkanı John F. Kennedy hareket tarzı konusunda sivil ve askeri yetkililerden birbiriyle çelişen baskılarıyla karşılaşmıştı. Başkan, bir karara ulaştığı durumlarda bile, bunların doğru politikalar olduğuna dair güvenceye ihtiyaç duyuyordu. Kennedy bu desteği İngiltere Başbakanı Harold Macmillan ile yaptığı transatlantik telefon görüşmelerinde bulmuştu.

İngiliz başbakanı karar alma sürecinde aktif bir rol oynamadı. Kennedy, Macmillan’a “En yakın biçimde temasta olabiliriz ve olmalıyız.” güvencesini vermeden önce Sovyet gemilerinin Küba’ya nükleer füze taşımasını önleyecek bir deniz ablukası uygulamaya karar vermişti bile.

Bu sözler eyleme dönüştürüldüğünde, Amerikan Başkanı’nın İngiliz Başbakanı’nın tavsiyesini fiilen talep etmeden onu bilgilendireceği anlaşılıyordu. İngiltere’nin Washington Büyükelçisi David Ormsby-Gore bu konuda “Dürüst olmak gerekirse Londra tarafından, ABD’nin eylemini değiştirecek bir şey söylenmiş olabileceğini düşünemiyorum.” demişti.

Macmillan yine de kriz boyunca kendi siyasi hesaplarıyla boğuşan bir başkana uzman danışman görevi gören güvenilir bir sırdaş olmuştu. Aralarındaki bağ, sadece birkaç yıl önce 1956 Süveyş Krizi nedeniyle karşı karşıya gelmeleriyle gerilen ülkeleri arasındaki “Özelİlişkiyi” güçlendirdi. Bu nedenle Küba Füze Krizi’nin çözümünden sadece birkaç hafta sonra İngiltere ve ABD’nin transatlantik ortaklıklarının geleceğini tehdit eden bir anlaşmazlığa düşmeleri ani ve dramatik bir gelişme oldu. Gerilim, Washington’un havadan fırlatılan Skybolt balistik füzesini iptal etme kararı üzerine ortaya çıktı ki, Londra kendi nükleer caydırıcılık stratejisini bu füzeye dayandırmıştı. Bu olayların 68. yıldönümü, sadece krizin nedenleri üzerinde değil, aynı zamanda kalıcı diplomatik ve askeri sonuçları üzerinde de düşünmek için bize bir fırsat sunmaktadır.

İngilizlerin Nükleer Caydırıcılık Arayışı Skybolt krizi, İngiliz hükümetinin Amerikan teknolojisine bağımlı olmakla birlikte, aynı zamanda kendisine ait bir ulusal nükleer caydırıcılık olanağını da sürdürme kararlılığından kaynaklanmıştır. 1950’lerde Thor füzelerini fırlatmak için kullanılan V-bombardıman uçakları, gelişmiş Sovyet savunma sistemlerine karşı savunmasız olmaları nedeniyle artık kullanılmaz hale geliyordu. Daha iyi bir caydırıcı güce ihtiyaç duyan hükümet 1955 yılında Blue Streak adlı yeni bir orta menzilli balistik füze geliştirme programı başlattı. “Kara Delik” aslında bu program için daha iyi bir isim olabilirdi. Şubat 1960’ta İngilizler bu programı ve bununla birlikte bağımsız bir nükleer caydırıcılık hedefini de iptal ettiler.

Blue Streak adlı programın başarısız olmasında çeşitli faktörler rol oynamıştı. Füzelerin fırlatılacağı yeraltı hangarları saldırıya karşı savunmasızdı. Sadece dört ila beş dakikalık bir erken uyarı sistemine sahip olan Blue Streak bir savunma silahı olarak etkisizdi. Sovyet antibalistik yeteneklerindeki ilerlemeler nedeniyle saldırı amaçlı kullanımında da sınırlamalar vardı. Bütçesinin 500-600 milyon sterlin arasında olduğu tahmin edilen Blue Streak, çok büyük bir maliyete karşılığında çok az şey sağlıyordu.

İngiliz hükümeti bunun üzerine nükleer caydırıcılığının geleceğini güvence altına almak için Atlantik’in diğer yakasının, yani ABD’nin yardımına ihtiyaç duydu. Bu kapsamda Başbakan Macmillan, Mart 1960’ta ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower ile ABD liderinin Maryland’deki kır dinlenme yeri olan Camp David’de bir araya geldi.

Toplantı, ABD’nin İngiltere’ye Skybolt modeli havadan fırlatılan balistik füze tedarik etme taahhüdünü içeren bir Mutabakat Muhtırasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Açık bir satış koşulu olmamakla birlikte, Macmillan da Polaris füzeleriyle donatılmış ABD denizaltılarının İskoçya’daki HolyLoch üssüne stratejik erişimine rıza gösterdi.

Mutabakat Muhtırası dikkatlice okunduğunda önemli bir şerh göze çarpıyordu. Söz konusu şerh, “Bu teklif geliştirme programının başarılı bir şekilde ve zamanında tamamlanmasına bağlıdır.” şeklindeydi ve bu küçük ayrıntının ilerde çok büyük etkileri olacaktı.

Kasım 1960’ta Demokrat John F. Kennedy, Cumhuriyetçi Richard M. Nixon’ı yenerek Amerika Birleşik Devletleri’nin 35. Başkanı oldu. Washington’a yeni bir yönetimin gelmesi Skybolt anlaşmasını ilk başta etkilemedi. ABD Savunma Bakanı Robert McNamara, bütçesini arttırmak suretiyle füze araştırma ve geliştirme programını hızlandırdı.

Daha sonra fikrini değiştiren McNamara 7 Kasım 1961’de Skybolt’un iptal edildiğini açıkladı. Bunu yapmasının esas nedeni olarak teknik sorunlardı çünkü füzenin tüm fiili testleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Skybolt’un ne zaman faaliyete geçeceğine dair tahminler 1964’ten 1966’ya ötelendi. Bununla birlikte, McNamara iptali gerçekleştirdiğinde 354 milyon dolar olarak planlanan bütçe 493 milyon dolara ulaşmıştı. Bu da bütçesini zaten fazlasıyla aşmış olan bir program için daha fazla harcama yapılması ihtimalini ortaya çıkarıyordu.

Kennedy yönetiminin de stratejik hesapları vardı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nda görevli birçok politika hazırlayıcı personelin görüşü, Batı Avrupa’nın savunmasına en iyi şekilde, NATO tarafından komuta edilen balistik füze denizaltıları ve savaş gemilerinden oluşan bir Çok Taraflı Güç oluşturulmasıyla en iyi şekilde sağlanabileceği yönündeydi. Dolayısıyla İngiltere’nin bağımsız bir nükleer caydırıcı güce sahip olması halinde bu planın uygulanma olasılığı yoktu. McNamara Haziran 1961’de yaptığı bir konuşmada böyle bir gücü “tehlikeli, pahalı, eskimeye eğilimli ve güvenilirlikten yoksun” bulduğunu açıkça belirtmişti. Skybolt’un geri çekilmesi İngilizlerin bu isteklerinden vazgeçip ABD Dışişleri Bakanlığı’nın stratejisine uymaktan başka çarelerinin kalmamasına yol açacaktı.

“Özel İlişki”de Yaşanan Gerginlikler

Skybolt’un iptal edilmesi, iki hükümet arasındaki ‘özel ilişki’ için çözülme tehdidi oluşturan bir gerilimin keskinleşmesine neden oldu. Tarihi olarak, bu krizle ilgili birbiriyle rekabet halinde iki açıklama yapılmıştır. Buna göre ortada ya bir ‘karışıklık’ ya da bir ‘fesatlık’ vardı. İngiliz yetkililer Skybolt’un aniden ve sürpriz bir şekilde iptal edilmesinin şaşkınlığını yaşadıklarını ileri sürdüler. İngiliz Savunma Bakanı Peter Thorneycroft’un parlamentoda yaptığı açıklama, aralarında Başbakan Macmillan’ın destekçilerinin de bulunduğu milletvekillerinin öfkesine neden oldu. Macclesfield’den Muhafazakâr Parti Milletvekili olmadan önce İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde (RAF) üst düzey bir subay olarak görev yapmış olan Arthur Vere Harvey, “İngiliz halkının ABD tarafından itilip kakılmaktan bıktığını” söyleyip bu durumu protesto eden kişiler arasındaydı.

O dönemdeki tüm protestolara rağmen, tarihçiler arasında, İngiliz yetkililerin Skybolt’un yaklaşan iptali konusunda sözde bilgisizliklerini büyük ölçüde gizledikleri konusunda giderek artan bir fikir birliği vardır. Muhabir Henry Brandon bu konuda “Yazılar duvardaydı ama İngiliz Hükümeti onlara inanmadı ve inanmak istemedi.” diyecekti.

Transatlantik iletişim her zaman açık ve tutarlı değildi. Washington’un Küba Füze Krizi sırasında İngiltere’ye tedarik edilecek Skybolt füzeleri için yapılacak antlaşmanın olası iptalinden daha acil endişeleri vardı. Ancak Washington, Londra’ya füzenin aşırı pahalı ve düşük performanslı olduğu konusunda pek çok uyarıda bulundu. RAF araştırma personeli programla ilgili düzenli raporlar hazırladı, İngiliz savunma kurumlarında görevli kıdemli bilim adamları Amerikalı meslektaşlarıyla toplantılar düzenledi. Hatta Başbakan Macmillan’ın kendisi de füze için “işe yaramazsa almayız” dedi.

O halde Washington Skybolt programını durdurduğunda İngiliz hükümetinin görünüşte belirgin bir şaşkınlıkla ve ihanet olarak nitelenebilecek bir tutumla tepki vermesinin nedeni neydi? Yetkililer yeni füzeyle ilgili teknik sorunlar hakkında tüm bilgilere sahip olmakla birlikte, programın sürdürülmesi için nispeten az sayılabilecek bir lobi faaliyeti yürüttüler. Görünürdeki bu atalet olayların farklı bir şekilde yorumlanmasına da yol açacaktı. Buna göre İngiliz yetkililer diplomatik krizi manipüle ederek Washington’u Skybolt programına bir alternatif sunması için baskı yapacaklar, böylece ulusal bir nükleer caydırıcılık sağlama yolundaki stratejik hedeflerini güvence altına alabileceklerdi. Eğer durum öyleyse, bu manipülasyon başarılı olmuştu.

Nassau Anlaşması

Yükselen transatlantik gerilim, Başkan Kennedy ve Başbakan Macmillan arasında 19-21 Aralık 1962 tarihleri arasında Bahamaların Nassau kentinde acil bir zirve yapılmasına neden oldu. Başbakan hemen diplomatik kozunu oynadı ve ulusal nükleer caydırıcılığın kaybedilmesinin sadece hükümetini değil daha geniş Anglo-Amerikan ittifakını da çökerteceği uyarısında bulundu. Macmillan, Kennedy’nin Skybolt’a bir alternatif sağlayarak en önemli stratejik ortağını desteklemek için “ahlaki bir yükümlülüğü” olduğu noktasında ısrar etti. Başkan Kennedy masaya birkaç seçenek koydu.

Bunlardan ilki, İngiltere’nin araştırma ve geliştirme masraflarının yüzde 50’sini ödemesiyle Skybolt programının yenilenmesi teklifiydi. Macmillan bunu reddetti. Testlerde yaşanan başarısızlıklar Skybolt’un artık güvenilir bir caydırıcı silah olmadığını göstermişti. Kennedy’nin ikinci teklifi İngiltere’ye havadan fırlatılan seyir füzeleri Hound Dog satılması idi. Macmillan bu teklifi de reddetti.

Başbakan Macmillan’ın gözünü diktiği şey denizaltından fırlatılan balistik füze Polaris’ti. Ancak ABD bu silahı sadece Dışişleri Bakanlığı tarafından desteklenen Çok Taraflı Güç’ün bir parçası olarak sunmaya istekliydi. Sonunda iki taraf bir uzlaşmaya vardı. Buna göre; ABD, NATO komutası altındaki İngiliz denizaltılarını Polaris füzesiyle donatacaktı. Macmillan, İngiltere’nin bu füzeleri tek taraflı olarak “Majestelerinin Hükümeti’nin üstün ulusal çıkarların tehlikede olduğuna karar verebileceği durumlarda” kullanabileceği şeklinde bir uyarıda bulundu. Ancak bu madde sembolikti zira İngiltere’nin füzeleri fırlatabileceği herhangi bir başka durumu kabul etmek zordu.

Nassau yine de Başbakan Macmillan için bir zaferdi. İngiltere Polaris’in tedariki için ABD’ye bağımlı kalmaya devam edecek ama yine de bir dünya gücü olarak statüsünü koruyan bir nükleer caydırıcı silaha sahip olacaktı. Macmillan sadece İngiltere ile ABD arasındaki münakaşadan değil, kendi ülkesi içindeki münakaşadan da galip çıkmıştı.

Küba Füze Krizi Başbakan Macmillan’a İngiltere’nin nükleer caydırıcılığını sürdürmesinin gerekli olduğunu göstermişti. Halkın haberi olmadan, ülkenin doğu kıyısı boyunca konuşlandırılan füzeler, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki çekişme boyunca yüksek alarm durumunda kalmıştı. Muhalifler yine de bu nükleer kalkanın, dünyayı yıkıcı bir çatışmadan geri döndüren süper güç politikasında İngiltere’ye daha büyük bir etki sağlamak için hiçbir şey yapmadığına dikkat çekti. Ancak İngiliz hükümeti için bu sadece bir güç meselesi değil, aynı zamanda Macmillan’ın deyimiyle “nükleer kulüpteki” yerini korumak gibi bir gurur meselesiydi. Nassau Anlaşması yine de İngiltere’ye başka bir birliğin üyeliğine mal oldu. Anlaşmanın imzalanmasından sadece birkaç hafta sonra, Fransa Başbakanı Charles de Gaulle, İngiltere’nin Çok Taraflı Güç oluşturulması ihtimalini baltalamasına kızarak, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılma başvurusunu veto etti.

İngiltere’nin Yeni Nükleer Politikası

Skybolt krizinin çözümü sadece İngiliz hükümeti için değil aynı zamanda silahlı kuvvetler için de önemli sonuçlar doğurdu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra RAF Bombardıman Komutanlığı, İngiliz nükleer caydırıcılığının stratejik gelişiminde ve hedeflerin nükleer başlıklarla vurulması yeteneğinde merkezi bir rol oynamıştı. Blue Streak’in iptal edilmesi bu işlevsel ve sembolik statünün kaybedilmesi tehlikesini doğurunca RAF, V-bombardıman gücünün İngiliz nükleer savunması için önemini koruyacağı gerekçesiyle Skybolt için yoğun lobi faaliyetlerinde bulundu. Skybolt’un iptal edilmesi üzerine Hava Kuvvetleri, Pandora adında havadan fırlatılan alternatif bir füze önerdi. Yapılan tahminlerine göre bu füze nispeten ucuz olacak ve üç yıl içinde kullanıma hazır hale gelecekti.

Genelkurmay Başkanı Louis Mountbatten bunun maliyetinin üç kat daha fazla olacağını ve RAF’ın öngördüğünden en az iki yıl daha uzun süreceğini söyledi. Mountbatten daha önce Birinci Deniz Lordu olarak görev yapmıştı ve İngiliz nükleer caydırıcılığının geleceği konusundaki tutumu, Polaris’in benimsenmesi için baskı yapan Donanma Personelinin tutumunu yansıtıyordu. Donanma, Polaris füzelerini fırlatmak için kullanılan denizaltıların, karada konuşlu savunma sistemlerine göre daha fazla güç sağlayacağı ve beka kabiliyetinin daha yüksek olduğunu savunuyordu. Bu düşünce Pandora projesinin hayata geçirilmesine engel oldu.

Bu gelişmeler üzerine Polaris füzesinin kabulü İngiliz politikasında bir dönüm noktasını temsil ediyordu. Çünkü RAF, büyük bir çaresizlik içinde elinde tutmaya çalıştığı nükleer caydırıcılığın komutasını Donanmaya devrediyordu. Mountbatten’in biyografisini kaleme alan Philip Ziegler’e göre, “bunun sonucunda iki askeri kuvvet arasında gerginlik ve kırgınlık yaşanmış; RAF “köşeye sıkıştırılarak hakkı olan mirasın ellerinden alındığı inancıyla baş başa kalmıştır.”

Yaşanan olaylarda son bir dönüm noktası daha vardı. Nassau Anlaşması’nın imzalanmasından sadece bir gün sonra, ABD Hava Kuvvetleri Skybolt için bir deneme uçuşu daha gerçekleştirdi ve bu kez başarılı oldu. Bir an için bu gerçek ve simgesel bombanın Polaris’in satışını engelleyeceğinden korkuldu. Başkan Kennedy çok öfkeliydi ve İngiltere’nin fesatlığın kudrete galip gelebileceğini gösterdiği bu diplomatik anlaşmazlıktan dersler çıkarmak için bir rapor hazırlattı.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo