
İlk barut savaşları: Orta Çağ kalelerini yıkan devrim
Yazan: Edoardo Albert
Fransa Kralı VIII. Charles, 1494’te İtalya’yı işgal ederken Orta Çağ’ı sona erdirmek gibi bir niyeti yoktu. Onun tek istediği biraz saygı kazanmak ve Napoli’yi ele geçirmekti. Ancak orduları, yüzlerce yıldır dimdik ayakta duran kaleleri ve hisarları yerle bir ederken, Orta Çağ barut dumanları içinde sona erdi.
Napoli, 15. yüzyılın sonlarına doğru Paris’ten sonra Avrupa’nın en kalabalık ikinci şehriydi. 1494’te ölen Kral I. Ferdinand neredeyse elli yıl boyunca krallığı yönetmiş, ekonomik ve kültürel genişlemeyle damgasını vurmuştu. Yakışıklı ama nefret edilen oğlu Alfonso’yu varis olarak bırakmasına rağmen, Avrupa hükümdarları ortamda bir fırsat sezdiler.
Bunların başında Fransa Kralı VIII. Charles geliyordu. Kral, kısa boylu, çirkinliği dillere düşmüş ve genellikle alay konusu olan biriydi. Tahta çıktığında sadece 13 yaşındaydı ancak zekasıyla ünlü ablası Anne, VIII. Charles reşit olana kadar naip olarak hüküm sürmüştü. Kendi saray mensupları bile bu hastalıklı, bir tarafa yatık yürüyen genç hakkında iyi düşüncelere sahip değildi. Ancak çıkık gözlerinin ve uzun burnunun ardında ince bir zekâ vardı.
Fransa krallarının Napoli tahtı üzerinde uzun süreden beri devam eden, ancak zayıf bir hak iddiası vardı. Napoli Kralı Ferdinand öldüğünde VIII. Charles bu iddiayı yeniden canlandırmaya karar verdi.
Sorun, Napoli’ye nasıl ulaşılacağıydı. Deniz yoluyla yapılacak bir işgal, Akdeniz fırtınalarının filoyu batırma riskini beraberinde getiriyordu. Kara yolu ise, önce İtalya’nın kuzeyindeki birçok cumhuriyet, dükalık ve devlete ait toprakları aşmayı; ardından da İtalya’nın çizme şeklindeki arazisinin ortasında çapraz bir kuşak oluşturan Papalık Devletleri’nden geçmeyi gerektiriyordu. Üstelik bu devletlerin hiçbirinin Fransız ordusunu kendi topraklarına kabul etmesi mümkün değildi.

Barut Kralları
Ancak VIII. Charles’ın kapıları açmak için eşsiz bir yöntemi vardı. Toplar, bir yüzyıldır Avrupa’daki muharebe sahalarının bir parçası haline gelmişlerdi. Ancak bunlar, taşınmaları için öküz ekiplerine ihtiyaç duyulan, mevzilendirilmeleri günler süren devasa büyüklükteki ve hantal yapılı kuşatma toplarıydı. Bu silahlar uzun sürecek bir kuşatma için uygun olsa da hareketli seferler için kullanışlı değildi. Bununla birlikte, Yüz Yıl Savaşları’nın son yıllarında Fransızlar ilk modern sahra toplarını geliştirmişti. Ağır demir yerine, daha hafif olan bronzdan toplar dökmeye başladılar. Bunu yaparken de topların namlularına doğrudan muylular yerleştirdiler.
Top namlusunun ağırlık merkezinin hemen önünde, namlunun iki yanında yuvarlak birer çıkıntı olan muylular top arabasının üzerindeki yuvalara monte edilerek topun namlu açısının kolayca yükseltilip alçaltılmasını sağlıyorlardı. Top arabalarından bahsetmişken, ayrıca Fransızların modern top arabasını da geliştirdiğini belirtmekte fayda var. Top, ateşleme sırasında dengeleyici görevi gören kuyrukla birlikte iki tekerlekli bir araba üzerine monte edilmişti.
Bu icatlar, Orta Çağ kuşatma savaşlarının hantal büyük demir canavarlarını, sonraki dört yüzyıl boyunca dünyanın muharebe sahalarına hâkim olacak sahra topçularının öncüleri haline getirdi. VIII. Charles, işte bu toplarla İtalya’nın çizme şeklindeki toprakları boyunca ilerleyişini durdurmaya çalışan kalelerin ve şehirlerin surlarını yerle bir etti. Gururlu Napoli şehri, 22 Şubat 1495’te VIII. Charles’a hiç savaşmadan teslim oldu.
Zırhlı Şövalyenin Son Saldırısı Ancak bu değişimin ortaya çıkardığı ironik sonuç, Fransızların farkında olmadan muharebe meydanlarındaki egemenliklerine kendi elleriyle son vermiş olmalarıydı. Zırhlı ve atlı şövalyeler, önceki beş yüz yıl boyunca Avrupa’daki muharebe meydanlarının en üstün birlikleriydi. Fransız şövalyeleri ise bu sınıfın en üstün temsilcileriydi. Ara sıra yaşanan yenilgilere rağmen, zırhlı şövalyelerin toplu hücumu Orta Çağ muharebe meydanlarının kilit taktiğiydi. Fransızlar sadece taktiklerin değil, ona eşlik eden kültürün de kabul görmüş ustalarıydı. Esasen şövalyelik fikri tamamen bir Fransız icadıydı.
Artık sahra topçuluğunun geliştirilmesiyle, aceleyle eğitilmiş bir grup köylünün yapacağı top atışının, tüm hayatını savaşa hazırlanarak geçirmiş zırhlı bir şövalyeyi paramparça edebilmesi mümkün hale gelmişti. Bu gelişme, muharebe sahasının sınıf bağlamında demokratikleşmesinin başlangıcını teşkil ediyordu.
Şövalyelere karşı uygulanan taktiklerdeki değişimin ilk işaretleri İsviçre mızrakçı birliklerinin yükselişiyle ortaya çıkmıştı. Bu paralı askerler, zırhlı saldırılara karşı gösterdikleri direnç ve maaşlarını alma konusundaki tavizsiz kararlılıklarıyla Avrupa’daki muharebe meydanlarında şöhret kazanmışlardı.
Artık sahra topçularının yanında, arkebüz (namlı ağzından doldurulan yivsiz tüfek) kullanan yeni birlikler de pahalıya mal olan zırhları deliyordu. Her şey değişiyordu ve kimse bu değişikliklerle nasıl başa çıkacağını tam olarak bilmiyordu.
Pota
VIII. Charles’ın 1494’te İtalya’yı istila etmesi, kısa aralıklarla 1559’a kadar sürecek olan İtalyan Savaşları’nı başlattı. Bu istila, Avrupa’nın geri kalanına İtalyan şehir devletlerinin hem zenginliğini ve hem de göreceli zayıflığını gösterdi. Floransa, Milano, Venedik, Papalık Devletleri ve Napoli birbirleriyle karşılaşacak güçte olsalar da Avrupa’nın geri kalan devletlerinin ordularına karşı koyamadılar. Avrupa’nın geri kalanı, Alpler’in ötesinde elde edilebilecek zengin ganimetlerin olduğunu fark etmişti. Dahası, İtalya’da savaşmak, rakiplerini alt etmeye çalışırken, Avrupa güçlerinin doğrudan çatışma tehlikesinden genel olarak kaçınabilmeleri anlamına da geliyordu.
Sonraki 65 yıl boyunca Fransa, İspanya ve Kutsal Roma İmparatorluğu bir dizi savaşta birbirleriyle mücadele ettiler. Bunlara İngiltere, İskoçya ve Osmanlı İmparatorluğu gibi uzaktaki ülkeler zaman zaman destek verdi. Bu dönemde sürekli değişkenlik gösteren, ihanet ve ikiyüzlülükle karakterize edilen baş döndürücü ittifaklar ortaya çıktı. Kısacası bir noktada herkes herkesle savaştı.
Bu savaşlar, yeni savaş yöntemlerinin geliştirildiği, test edildiği ve mükemmelleştirildiği birer pota haline geldi. Bu testleri yapanlar ise yeni bir askerî sınıf olan istihkâmcılık yani askerî mühendislikti.

Yeni Çağın başlamasında büyük rol oynayan istihkâmcılar
Barut devrimi Rönesans döneminde gerçekleşti. Bu bir keşifler çağıydı. Kristof Kolomb 1492’de Yeni Dünya’ya ulaşmıştı, birkaç on yıl önce Gutenberg dizgi (yeniden tertiplenebilen harfler) ve matbaayı icat ederek bir bilgi devrimini başlatmıştı. Doğa filozofları ise bilginin sınırlarını zorluyordu. Bu kapsamda, Kopernik 1543’te güneşi güneş sisteminin merkezine ve Dünya’yı da onun etrafında dönen bir yörüngeye yerleştiren teorisini yayınlamıştı. Eskiden kesin olduğu kabul edilen hususlar artık sarsılıyordu. Bu kaos, İtalyan Savaşları’nda çok belirgin bir şekilde ortaya çıktı.
Yeni icat edilmiş barutlu silahlar, Fransızların İtalya’da ilerleyerek Napoli Krallığı’nı ele geçirmelerine olanak sağladı. Ancak henüz kimsenin çözemediği şey, fethettikleri toprakları nasıl koruyacaklarıydı. Nitekim, 1495’in Eylül ayına gelindiğinde Fransızlar Napoli’yi tekrar kaybetmişti. Kendi güç merkezlerinden bu kadar uzakta bir krallığı elde tutmak için gerekli siyasi yapıya, lojistik ağa veya komuta yapısına sahip değillerdi.
Bu, İtalyan Savaşları boyunca tüm savaşan tarafları rahatsız edecek bir sorundu. Eski stratejiler, taktikler ve lojistikle yeni savaşlar yürütüyorlardı. Bu kaostan kurtulmak bir yol bulmak lazımdı ve bu iş için yeni bir sınıf olan istihkâmcılık ortaya çıktı.
Bu savaşlar İtalya’da gerçekleştiği için, ilk istihkâmcıların çoğu İtalyandı. Bu sınıfa mensup kişiler, özellikle balistik, barut üretimi, top ve silah imalatı, mayınlama, döşenen mayınları etkisiz hale getirme, kale inşa etme, tahkimat hazırlama, lojistik ve hatta paralı askerleri finanse etmek için yeterli parayı toplama faaliyetlerini yürütme gibi yeni işlerde uzmanlaşmak zorunda kaldılar.
Söz konusu istihkâmcıların en büyüğü Gabriele Tadino idi. Kendisi, Lombardiya’daki Bergamo şehri yakınlarında küçük bir kasaba olan Martinengo’nun yerlisiydi. 1478 civarında doğduğunda Martinengo, Venedik’in kuzey İtalya’da ele geçirdiği iç bölgeler olan Stato da Tera’nın sadık bir parçasını teşkil ediyordu.
Gabriele Tadino, 1508’de Venedik Ordusu’na katılmak için Martinengo’dan ayrıldı. O dönemde Venedik, Cambrai Birliği’nde kendisine karşı birleşmiş düşmanlardan oluşan bir koalisyonla karşı karşıyaydı. Gabriele Tadino bir daha asla evine dönmedi. Tadino, bu yeni nesil askerlerin bir temsilcisiydi. Babası doktordu ama soylu değildi. Tadino, Quattrocento döneminde İtalya’da yaygınlaşan ve aritmetik, geometri gibi pratik becerileri öğreten scuole d’abaco okullarında (abaküs okulları) eğitim görmüştü.
Kaos ve savaş
O dönemde askeri eğitim soylular için, binicilik, silah kullanımı ve şövalyelik becerilerine odaklanmıştı. İstihkâmcıların ise, bir kuleyi vurmak için topa kaç derecelik bir yükseliş vereceklerini, ayrıca hedeflere yandan ateş edebilmek için nereye mevzi kazacaklarını ve barutun güvenilirliğini nasıl test edeceklerini bilmeleri gerekiyordu. Tadino, 1508’den 1516’ya kadar süren Cambrai Birliği Savaşı sırasında bu becerileri görev başında öğrendi.
Savaşta en az dokuz taraf yer aldı ve bunların çoğu çeşitli aşamalarda taraf değiştirerek eski müttefiklerine hiçbir sakınca görmeden ihanet etti. Nitekim, Machiavelli bu savaş şiddetlenirken yazdığı Prens adlı eserde, savaşta yer alan güçlerin söylemlerinin ardında gizlenen asıl çıkarlara vurgu yapıyordu.
Ancak değişken güç politikalarının dışında, Cambrai Birliği Savaşı başka bir şeyi daha ortaya koydu: Henüz kimse muharebe meydanlarında kazanılan zaferleri stratejik başarıya dönüştürmenin yolunu bulamamıştı. Fransızlar Agnadello, Ravenna ve Marignano muharebelerinde büyük zaferler kazandılar. Ancak sonunda herkes hemen hemen savaşın başındaki durumuna dönmüştü. Kısacası hiç kimse taktik seviyedeki başarıları stratejik hedeflere dönüştüremiyordu.
Gabriele Tadino savaşta
Tadino, Cambrai Birliği Savaşı sırasında yaşanan en önemli muharebelerin ve kuşatmaların çoğunda yer aldı. Agnadello Muharebesi’nde felaket niteliğindeki Venedik yenilgisinden kurtulmayı başardı, Padua Kuşatması’nda önemli bir rol oynadı ve Brescia’nın yağmalanması sırasında yaralanarak esir alındı. Bu kritik dönemde ondan daha geniş savaş deneyimine sahip çok az insan vardı.
Tadino bu bilgiyi çok iyi kullandı. Savaş sona erdiğinde Venedik’e hizmet etmeyi sürdürdü. Ancak 1522’de Venedik’in sömürgesi durumundaki Girit’e görevlendirildiği sırada Rodos’a gelerek Hospitalier Şövalyeleri’ne yardım etmesi istendi. Hospitalier Şövalyeleri Orta Çağ’ın son Haçlı tarikatlarından birisiydi ve Tapınak Şövalyeleri başarısız olurken onlar ayakta kalmayı başarmışlardı. Çünkü Kutsal Topraklar’daki Haçlı Krallıkları fethedildikten sonra Rodos adasında kendilerine bir üs kurmuşlardı. Ancak 1522’de Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, imparatorluğunun deniz yollarını tehdit eden bu korsan yuvasından kurtulmaya kararlı büyük bir orduyla Rodos’a çıkarma yapmıştı.
Osmanlılarla bir antlaşma imzalamış olan Venedikli yetkililerin Rodos’a müdahale etmeme konusunda verdikleri açık emirlere rağmen, Tadino bunu dinlemeyip kuşatmanın tamamlanmasından hemen önce Rodos’a yelken açtı. Rodos’ta altı ay boyunca şehrin savunmasını yönetti. İtalyan Savaşları sırasında kazandığı deneyimi, düşman topçusuna karşı açılan top ateşlerinin yönlendirmesine, şehrin surları aşıldığında yeni savunma hatlarının kurmasına ve surların altından tünel kazmaya çalışan Osmanlı lağımcılarının tespit edilerek bunlara karşı tünel kazılmasına olanak sağladı.
Rodos’ta yaşananlar, bir kilometrekareden daha küçük bir alana sıkışmış yeni bir savaş biçimiydi. Topları erken bir tarihte kullanmaya başlayan Osmanlılar, Rodos’taki savunma hatlarına büyük miktarda topçu ateşi açarken, Şövalyeler de yeniden düzenlenmiş savunma mevzileriyle onları püskürtüp, takviye kuvvetinin ve kışın gelmesini beklediler. Kanuni Sultan Süleyman’ın, kış fırtınaları sırasında adada mahsur kalma riskini kesinlikle göze alamayacağını düşündüler. Öte yandan onlara göre, Hristiyan prenslerin aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp yardım için Rodos’a bir ordu göndermeleri de an meselesi olmalıydı. Ancak bu beklentilerin ikisi de gerçekleşmedi. Berbat hava koşullarına rağmen Kanuni Sultan Süleyman Aralık ayına kadar Rodos’ta kaldı. Çünkü Avrupa kralları eski bir Haçlı tarikatına yardım etmekten çok kendi aralarındaki rekabetle meşgullerdi.

Yenilmeden çekilme
Tadino’nun Rodos savunmasını yönetmedeki ustalığı o kadar büyüktü ki ezici üstünlüklerine rağmen Osmanlılar Hospitalier Şövalyeleri’nin savunmasını aşamadılar. Ancak Şövalyeler de denizden yardım gelemeyeceğinin farkındaydılar. Sonunda Sultan Süleyman durumu müzakere etmeye karar verdi. Bu çerçevede Şövalyelere onurlu bir şekilde geri çekilmelerini teklif etti. Geri çekilme sırasında Şövalyelerin silahlarını, sancaklarını ve kutsal emanetlerini yanlarına alarak adayı terk etmelerine izin verdi. Rodos sakinlerine ise Osmanlı yönetimi altında kalıp kalmamaya veya yeni bir yurt için adadan ayrılıp ayrılmamaya karar vermeleri için üç yıl süre tanıdı.
Şövalyeler Sultan’ın şartlarını kabul ederek yeni yılın ilk gününde, 212 yıldır üsleri olan Rodos’tan yeni bir yurt bulmak için çıktılar. Sonunda stratejik açıdan hayati öneme sahip olan Malta adasında yeni yurtlarını buldular.
Tadino ise Şövalyelerin ayrılmasından birkaç gün önce Rodos’u terk etmişti. Yetenekli kişileri istihdam etme konusunda her zaman istekli olan Sultan Süleyman, ordusunu uzun zamandır hayal kırıklığına uğratan İtalyan istihkâmcısı hakkında bilgi alıyordu. Tadino’nun Sultan’ın emrine zorla sokulmasını engellemek için Şövalyeler, kendi çekilişlerinden önce onu gizlice adadan çıkardılar.
Sultan Süleyman’ın ordusu 1565’te Malta’ya çıkıp adayı ele geçirmekte başarısız kalınca, Sultan 33 yıl önce Şövalyeleri yenememiş olmasından dolayı üzülecekti.
Dersleri öğretmek
Hospitalier Şövalyeleri geçici olarak üssüz kalmış ve Venedik verilen emirleri dinlemeyen eski istihkâmcısı Gabriele Tadino’yu affetmemişti. Bu şartlar altında Tadino’nun yeni bir işe ihtiyacı vardı ve bunu İmparator V. Charles’ın yüce makamında buldu. V. Charles, gerçek anlamda ilk küresel imparatorluğun hükümdarıydı. Krallığı İspanya, Hollanda, Kutsal Roma İmparatorluğu ve İspanya’nın Yeni Dünya adı verilen bölgedeki topraklarını kapsıyordu. Tadino gibi yeni savaş yöntemlerinde uzman bir adamın hizmetinde olması, özellikle Fransa kralı Francis ve Kanuni Sultan Süleyman gibi düşmanlarıyla başa çıkma konusunda V. Charles’ın elini büyük ölçüde güçlendirecekti.
Tadino, İspanyol topçu birliklerinin genel komutanlığına getirildi. Kendisi İmparatorluk genelinde top üretim ve tedarik sürecini takip edecekti. Daha önce üretim ve tedarik işleri yerel olarak yürütülüyordu. Ancak Tadino göreve geldikten sonra, İspanyol topçu birliklerinin üretimi için standart özellikleri belirleyen “Segunda ordenanza de las Guardas” başlıklı teknik şartnameyi yazarak yürürlüğe koydu. Bu şartname, üretimin standart hale getirilmesine yönelik ilk adımdı.
Bu sırada doğuda Kanuni Sultan Süleyman yeniden harekete geçmiş ve 1526’da Mohaç Muharebesi’nde ezici bir zafer kazanarak Macaristan Krallığı’na fiilen son vermişti. Artık V. Charles’ın imparatorluğunun doğu kanadı Sultan’a açık hale gelmişti. Sultan, 1529’da Viyana’yı kuşattıysa da bu saldırı püskürtüldü. Ne yazık ki kaynaklarda Tadino’nun bu kuşatmaya hazırlık için oynadığı rol hakkında bilgi yoktur. Ancak Osmanlılar 1532’de tekrar Avusturya’ya girdiğinde, Tadino Osmanlı kuvvetlerinin ilerlemesini yavaşlatan ve nihayetinde taarruzun yönünü değiştiren derinlikte savunma tedbirlerinin alınmasında kilit bir rol oynadı. Derinlikte savunma, özetle birbiri ardına sıralanmış siper hatlarından oluşuyordu.
Tadino, Osmanlı birliklerinin geri çekilmesinin ardından, Osmanlı saldırılarına karşı hazırlanmış savunma hattını oluşturan kalelerin yerleri, tasarımı ve inşası üzerinde daha fazla çalıştı. Eski bir dostu olan matematikçi Nicolo Tartaglia’nın, Tadino’nun balistik alanındaki pratik deneyimini matematiğe çevirerek yazdığı balistik ve savaş el kitabında bu işin uzmanı olarak tanıtıldı. Böylece on yıllarca süren savaşlarda biriktirdiği damıtılmış deneyimi, özellikle Rönesans dönemine özgü bir yöntemle daha geniş kitlelere yayılmış oldu. Söz konusu kitabın yazılmış olması, topçuluğu pratik bir bilime dönüştürme yolunda önemli bir adımdı.
Orta Çağın son şövalyesi, modern dünyanın ilk askeri
Gabriele Tadino, duygusal olarak gerçekten Orta Çağ’a ait bir insandı. Hospitalier Şövalyeleri’nin yardım çağrısına kayıtsız kalmamak için Venedik ordusundaki kariyerini bir kenara bıraktı. Onun bu davranışı, Hristiyan aleminin ortak düşmana karşı savunulması gerektiğini vurgulayan Haçlı seferi anlayışının cazibesine kapılmasının bir sonucuydu. Hospitalier Şövalyeleri’nin yardım talebi, giderek milliyetçi hale gelen Avrupa krallarının görmezden geldikleri bir çağrıydı.
Ancak Gabriele Tadino, barutlu silahların nasıl kullanılacağını ve bunlara karşı nasıl savunma yapılacağını öğrenen ilk önemli istihkâmcılardan biriydi. Kendisi bu bilgileri V. Charles’ın imparatorluğunun geneline yaydı. Böylelikle profesyonel orduları, bu konuya ilişkin özel lojistiği ve tüm bunların masraflarını karşılamak için gerekli vergi toplama sistemlerini kurarak modern dünyanın askerî yapısının ilk mimarlarından biri oldu. Bu hususlar dikkate alındığında, Gabriele Tadino gerçekten de Hristiyanlığın son şövalyesi ve aynı zamanda modern dünyanın ilk askeriydi.
Images: Alamy, Getty












