Haber kapak görseli
Genel
15 dk okunma süresi
History Of War

Chaeronea Muharebesi: Antik dünyanın kaderini değiştiren savaş

İçeriği Paylaş

Kral II. Philip önderliğindeki Makedonya, Yunanistan’ın büyük bölümüne egemen olmuştu, karşısında sadece Atina ve Thebai’nin beklenmedik ittifakı duruyordu.

Yazan: Murray Dahm

Chaeronea, antik dünyanın en önemli muharebelerinden biriydi. Söz konusu muharebe Yunanistan’ın kaderini belirledi. Soru şuydu: Yunanistan Makedon egemenliği altına mı girecekti yoksa özgür mü kalacaktı? Yunanistan’ın geleceği, o zamana kadarki en büyük iki askeri gücü elinde tutan Atina ve Thebai (Thebes/Teb) şehirlerine bağlıydı. Zira diğer büyük hoplit (ağır piyade) gücüne sahip olan Sparta, 25 yıl önce Thebai tarafından yenilgiye uğratılmıştı. Ancak Chaeronea Muharebesi neticesinde Makedonya ezici bir zafer kazanarak bütün Yunanistan’ı sonraki 15 yıl boyunca Makedon iradesine bağlı tutacaktı. Bu da İskender’in MÖ334’te Pers İmparatorluğu’nu eşi benzeri görülmemiş bir şekilde fethetmeye başlamasına olanak sağladı. Chaeronea Muharebesi’nde Atina-Thebai ittifakı zafer kazansaydı, antik dünyanın tarihi ve sonraki yüzyıllar çok farklı olurdu.

Bilgi toplayabildiğimiz kadarıyla, muharebenin ayrıntıları çok daha iyi bilinmeyi hak etmektedir. Böylesine önemli bir çarpışma için, ne yazık ki elimizde günümüze kadar ulaşan çok fazla kaynak yoktur. Döneme ait en iyi kaynaklar kaybolmuştur ve elimizde sadece bu konuda yazılmış özetler ve anı mahiyetindeki menkıbeler kalmıştır. Dahası İskender’in çok sayıdaki tarihçisi, İskender’in Chaeronea’dan sonra elde ettiği devasa başarılar nedeniyle Chaeronea Muharebesi’ni atlama eğilimindedir. Örneğin biyografi yazarı Plutarkhos, İskender’in Chaeronea’daki rolü hakkında sadece tek bir cümle kaleme almıştır. Ancak İskender’in daha sonra yaşayacağı her şey aslında Chaeronea’da başlamıştı, çünkü kendisi savaş hakkında bilmesi gereken her şeyi bu muharebede öğrenmiştir. Bu muharebede süvarilere komuta ederken henüz 18 yaşında olmasına rağmen, o ilk askeri seferine 16 yaşında katılmıştı.

II. Philip muhtemelen Makedonya kralı olmayı hiç beklemiyordu çünkü kendisinden önce kral olan II. İskender ve III. Perdikkas adında iki ağabeyi vardı. Dahası, barışı garanti altına almak için II. Philip rehine olarak önce İliryalılara sonra da Thebaililere verilmiş gibi görünmektedir. Kendisi adı geçen topluluklarla kaldığı sürede Makedonya’ya yönelik en büyük askeri tehditler hakkında her şeyi gözlemleyecek ve bunları öğrenecekti. II. Philip, İllirya kralı Bardylis’in sarayındayken muhtemelen İlliryalıların süvari ve hafif silahlı birliklerin bir arada kullanıldığı taktiklere tanık oldu. Devrim niteliğinde savaş reformları gerçekleştiren ve hoplit muharebesine hâkim olan Epaminondas ve Pelopidas’ın hüküm sürdüğü Thebai’de muhtemelen hoplit hattının derinleşmesini ve daha uzun mızrağın kullanılmasını gözlemledi. Bunların hepsi II. Philip’in beklenmedik bir şekilde tahta çıkar çıkmaz benimsediği ve muharebe sahasında uygulamaya koyduğu değişikliklerle, söz konusu taktikleri kullanan hasımlarını yenmeyi amaçlıyordu.

III. Perdikkas MÖ 359’da İliryalılarla yapılan savaşta öldürülünce, II. Philip (muhtemelen kaçarak) Thebai’yi terk etti ve kral oldu. Sicilyalı tarihçi Diodorus’a göre, II. Philip hemen Makedonya ordusunu yeniden düzenlemeye koyuldu. Bu amaçla Makedonyalıları bir dizi ittifakta bir araya getirdi, onları donattı ve örgütledi. Daha sonra yeni icadı olan ve genellikle mızrak ve benzeri silahlar kullanan askerlerin birbirinden ayrılmadan art arda saflar halinde savaşmasını esas kabul eden bir muharebe düzeni olarak tanımlanan Makedonya falanksını “sürekli manevralarla” savaşa hazırladı. Bu piyade birliklerinin her birisini 1.500 askerlik altı tümen (taxis/çoğulu taxseis) şeklinde teşkilatlandırıldı. Her biri Makedonya’nın farklı bir bölgesinden çekilen bu birliklerin toplam mevcudu 9.000 kadardı. Bahse konu birlikler 16 sıra halinde dizilir ve askerleri “sarissa”adı verilen uzun bir mızrakla teçhiz edilirdi. Kaynaklarda bu mızrakların uzunluğu için 4,5-7,3 m şeklinde farklı bilgiler verilse de ortalama olarak 5,5 m uzunluğu esas almak uygun bir yaklaşımdır. Buna karşılık, “dory” adı verilen eski hoplit mızrakları yalnızca 2,5 m uzunluğundaydı.

Sarissa adlı mızrağın uzunluğuna ve asker sıralarının oluşturduğu hat derinliğine ek olarak, Makedonya falanksı her askerin sadece 45 cm genişliğinde bir yeri işgal etmesiyle “synaspismos” adı verilen dikkate değer bir esneklik ve yanaşık düzene sahip olabiliyordu. Bu, her askerin 90 cm genişliğinde bir yeri işgal ettiği geleneksel bir hoplit birliğindeki mesafenin yarısıydı. Bu nedenle, yeni düzen düşman hattında tek bir noktaya daha fazla mızrak ucu toplayarak daha büyük bir ağırlık merkezi kurmak suretiyle düşman hattını dağıtıyordu. Ancak yaşanan zorluk, falanksın diğer yanaşık düzenler kadar geniş olmamasıydı. Zira her ne kadar daha derinleşmiş olsa da normal hoplit hat derinliği 8 ila 12 sıra arasında değişiyordu. İşte bu nedenle, falanksın yanlarının korunması gerekiyordu. Bu iş genellikle hafif silahlı diğer piyadeler (hoplitler) veya süvariler tarafından yapılırdı. Yanları etkili bir şekilde korunan falankslar sonraki 150 yıl boyunca doğu Akdeniz’deki muharebe sahalarına ve İran’a hâkim olacaklardı.

II. Philip, falanks düzeni uygulayan birliklere ek olarak, Makedon süvarilerini ve hafif silahlı birlikleri de iyi kullandı ki bunlar ya paralı askerdi, ya da Müttefik krallıklardan geliyordu. Teşkil edilen bu ordu başlangıçta Makedonya’yı kuzeyden tehdit eden İliryalıların süvari ordularını ve güneyden tehdit eden hoplit ordularını yenmek için tasarlanmıştı. Chaeronea Muharebesi yeni teşkil edilen ordunun en büyük başarısı olacaktı. Elbette buradaki başarı İskender tarafından kullanılacak ve dönemde bilinen dünyanın büyük bölümünü fethedecekti ancak bunlar daha sonra, MÖ 338’de gerçekleşecekti.

II. Philip’in yeni uygulamaya başladığı falanks düzeninin ilk sınavı, MÖ 359/358’deki Methonê Muharebesi oldu. Söz konusu muharebe, Pieria’da ve günümüzdeki Nea Agathoupolis köyünün yakınlarında meydana geldi. II. Philip bu muharebede Makedonya tahtında hak iddia eden ve Atina tarafından desteklenen Argaeus adlı rakibiyle karşılaştı. Muharebeye dair ayrıntılar çok az olsa da sonuç II. Philip için tam bir zaferdir. Bu olayın ardından Atina, Chaeronea’da yenilinceye kadar bir tehdit olarak kalacaktı. II. Philip daha sonra Payonya, İllirya ve Trakya’daki düşmanlarını yendi. Müteakiben güneye doğru ilerleyerek Yunan siyasetinde giderek daha baskın bir konuma geldi.

II. Philip, MÖ 356’da yapılan Üçüncü Kutsal Savaş’ta komutayı ele aldı ve nüfuzunu daha da genişletmek için dini bir araç olarak kullandı. Bu, aynı zamanda İskender’in çok eşli II. Philip’in dördüncü karısı Olympias’tan doğduğu yıldı. II. Philip nüfuzunu genişletmeye ve fethetmesine rağmen zaman zaman isyan eden bölgelerde savaşmaya devam etti. İskender 16 yaşına geldiği zaman, II. Philip Makedon nüfuzunu Çanakkale Boğazı’na ve günümüzde İstanbul’un bulunduğu yere kadar genişletmişti, ancak Yunanistan’daki bazı şehirler hâlâ direniyordu.

Bunların en önemlileri Thebai ve Atina’ydı. Esasen adı geçen bu iki şehir, MÖ dördüncü yüzyıl boyunca zaman zaman birbirlerinin amansız düşmanları olmuş, birbirlerini müttefik değil rakip olarak görmüşlerdi. Onları birleştiren tek şey II. Philip’in ortaya çıkardığı tehditti. Dolayısıyla Thebai ve Atina’nın bir araya gelmesi beklenmedik ve son dakikada gerçekleşen bir ittifaktı. Lakin bu ittifak her iki şehir için de tam bir felaket olacaktı.

II. Philip, MÖ 338’de gelindiğinde kuzey ve doğudaki emellerini güvence altına alarak dikkatini bir kez daha güneye çevirdi. Bu aslında beklenmedik bir durum değildi, ancak aralarındaki ilişkilerde sık sık olduğu gibi, Yunan şehirleri beklenen bir saldırıya karşı birleşmek yerine küçük kavgalara girişmişlerdi. Atina’nın Makedonya tehdidine karşı koymak için Thebai ve Böotya ile ittifak yapmayı kabul etmesi aslında beklenmedik bir gelişmeydi zira Atina’da Thebai’yaşiddetle muhalif olan bir parti vardı. Her ne kadar elimizdeki kaynakların çoğu bu muharebede Atina ve Thebai’nin katkılarına odaklansa ve diğer müttefik şehirlerden söz etmese de, ittifak içinde birkaç başka müttefik şehir varmış gibi görünmektedir. Örneğin bazı kaynaklar Eğribozlular, Akalar, Korintliler, Megaralılar, Lefkadalılar ve Korfululardan bahsederken, diğerleri sadece ‘müttefikler’ terimini kullanmaktadır. Adı geçen diğer müttefikler muharebede çok az rol oynamışlardır, bu yüzden ihmal edilmeleri belki de anlaşılabilir bir durumdur.

Yunan Müttefikler II. Philip’in güneye ilerleyişini Chaeronea’da, Böotya topraklarında yer alan Kifisos Nehri Vadisi’nde engelleme konusunda anlaştılar. II. Philip güneye ilerledi ve yolunu kesen müttefik ordusuyla karşılaştı. Muharebeyle ilgili pek çok bilinmeyen nokta vardır ve muharebenin geçtiği kesin yer hâlâ tartışmalıdır. Edebi kaynaklardan muharebeye dair edinilen bilgiler tanımlanan yerle genellikle uyuşmamaktadır.

Durum biraz karışıktır çünkü elimizde iki mezar höyüğü vardır. Bunlar şehrin güneydoğusunda Thebai Kutsal Birliği’nin hayatını yitirmiş üyeleri için dikilen Chaeronea Aslanı ve daha doğuda Makedon ölüleri için yapılan bir tümülüstür. Çoğu bilim insanı muharebe sahasını belirlemek için bu iki anıtı kullanmıştır. Ancak ölen askerlerin cesetlerinin muharebe sahasından bu iki yere taşındığı açıktır. Edebi anlatılar, özellikle de Makedonyalı bir hatip olan Polyaenus’a ait değerli bir anekdot, savaşın başında II. Philip’in ordusunu bir tepeye çektiğini anlatır. Şehrin doğusunda yer aldığı düşünülebilecek bir muharebe sahasında bunun yapabileceği bir tepe yoktur. Ancak kentin batısında bu manevraya müsait bir tepe vardır ki bu Thurion Dağı’dır. Böylece, ileride açıklığa kavuşacak nedenlerle burasını muharebe sahası olarak kabul ettik.

Chaeronea Muharebesi için, Arrian, Plutarch, Curtius Rufus ve hatta Diodorus gibi kaynaklarda İskender’in sonraki savaşları için elde ettiğimiz ayrıntılı konuşlanmalardan hiçbirini elde edemiyoruz. Ancak, muharebelerdeki Makedon konuşlanmasının dikkate değer ölçüde benzer kalması nedeniyle, bu sonraki konuşlanmalarımdan yararlanabiliriz. Chaeronea’da açıkça görülen birçok dersi aldıktan sonra, “İskender neden orada olanlardan daha farklı bir yol izlemiş olsun ki?” diye kendimize sorabiliriz. Bu soru özellikle benzer taktiklerin kullanıldığı sonraki savaşlarının da İskender’e çok fazla başarı getirdiği biliniyorken, daha anlamlı olur. Her zamanki Makedon konuşlanması, Makedon hattının merkezindeki falanks düzeninin altı birlik (taxel) tarafından teşkil edilmesiydi. Bunların her biri 1.500 askere sahip olduğu için toplamda 9.000 asker vardı. Bu birliklerin her biri deneyimli bir komutan tarafından yönetiliyordu.

Falanksın sağında, iki birliğin (taxel) bir araya getirilmesiyle oluşturulan 3.000 mevcutlu kalkanlı Makedon piyade erlerinden (hypaspist) oluşan bir kuvvet vardı. Chaeronea’daki hipaspistlerin adı geçmemiştir ama II. Philip’in korumalarıyla birlikte falanksın sağında olduğu söylenir. Bahse konu birlik belki biraz daha az mevcutlu olmasına rağmen muhtemelen kastedilen birliktir. İskender’in daha sonraki savaşlarında İskender’in kendisi tarafından yönetilen Yoldaş Süvariler hipaspistlerin sağında konuşlanmıştır. Chaeronea’da ise bu birlik falanksın solunda konuşlanmıştı ama yanında süvarileri de vardı. Diğer Makedon müttefikler, piyadeler ve süvariler - özellikle Teselyalılar- İskender’in sonraki savaşlarında olduğu gibi solda konuşlanmışlardı.

Chaeronea için bu ayrıntıların hiçbirine sahip değiliz. Bize sadece II. Philip’in 30.000 piyade ve 2.000 süvarisi olduğu ve orduların şafak vakti konuşlandığı söylenir. Yine de daha sonraki konuşlanmaları dikkate alarak Chaeronea’da muhtemelen neler olduğuna dair ayrıntılar elde edebiliriz. Adı geçen falanks ve hipaspistlere bağlı askerler toplam 30.000 piyadenin yaklaşık 12.000’ini oluşturacaktır.

Süvariler açısından bakıldığında, daha sonraları İskender’in 200-300 askerden oluşan sekiz “ile” birliğine (tekil “ile”, çoğu olarak “ilai”) sahip olduğunu görürüz. Buradan hareketle Chaeronea’da da benzer (ya da biraz daha az sayıda) süvari konuşlandırılmış olması mümkündür. MÖ 359/8’de İllirya’yı istila ettiğinde II. Philip’in en az 10.000 piyade ve 600 süvarisi olduğu söylenir. II. Philip’in sonraki başarıları muhtemelen bu sayının artmasına neden olmuştur. 2.000 kadar ila ve süvari muhtemelen Teselyalılardan oluşmuştur.

Benzer şekilde Atina ve Thebai/Böotya tarafında yer alan ordular için de başka yerlerden bildiklerimizi kullanmak durumundayız. Bize sadece 1.000’den fazla Atinalı’nın öldüğü ve 2.000’inin esir alındığı söylenir. Böotyalılar için kesin bir sayı verilmez ve sadece onların kayıplarının da Atina’ya benzer olduğu ifade edilir. Diodorus muharebede Makedonyalılara karşı sadece Atinalıların ve Thebai/Böotyalıların olduğunu söyler ve diğer müttefikler hakkında sadece ipuçları verir. Ancak Atinalı hatip Demosthenes bize toplanan müttefiklerin bir listesini verir ki bunlar Eğribozlular, Akalar, Korintliler, Megaralılar, Lefkadalılar ve Korfululardır. Bu müttefikler 15.000 piyade ve 2.000 süvari sağlıyordu. Coğrafyacı Strabon da müttefik olarak Korintlilerden bahseder. Diğer müttefiklerin bu sayıda asker verdiğini, ancak Atinalılar ve Thebai/Böotyalıların daha fazla asker temin ettiğini, hatta belki de her birinin 7.500 piyade ve 1.000 süvari getirdiğini öne sürebiliriz. Bu, Yunan müttefiklerin ordularını Makedonya ordusuna eşit hale getirecekti ve belki de Yunan şehirleri arasındaki ittifakın nedenlerinden biri de bunu başarmaktı.

Müttefiklerin muharebe düzeninin sağ kolu Kifisos Nehri kıyısında bulunuyordu. O dönemdeki diğer Atina ve Thebai orduları (bilebildiğimiz kadarıyla) benzer mevcutlara sahipti. Bu nedenle verilen sayıları kabul etmek mantıksız değildir. Bu sayılar esas alındığında aynı zamanda Atina ve Thebai kuvvetlerinin muharebe sırasında %40 kayıp verdiği ortaya çıkar. Dolayısıyla muharebe her iki şehir için de yıkıcı bir yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Makedon tarafında II. Philip’in bir kanada, İskender’in ise diğer kanada komuta ettiği söylenir. Philip sağda, İskender ise soldadır ki bu daha sonraki savaşlara uymaktadır. Aynı zamanda falanksın yarısının sağ kanada, diğer yarısının da sol kanada dâhil olduğu ima edilir. Yine bu durum da daha sonra yaşananlarla uyumluluk göstermektedir. Dolayısıyla Atinalılar II. Philip’in karşısındaydı ve Thebaililer da onların yanında yer alıyorlardı.

Thebaililer’in muharebelerinde standart hale geldiği üzere, müttefikler her tümen kendi solundakinin biraz gerisinde olacak şekilde kademeli olarak dizilmiş gibi görünüyordu. Bu, Thebaililere güçlerini tek bir noktada (daha önce en büyük zaferlerini sol taraftan kazanmışlardı) toplama ve dahası, saldırılarını genellikle düşmanın sağına, tam da II. Philip’in bulunduğu yerdeki düşman komutanına yoğunlaştırma imkânı vermişti. Bu uygulama aynı zamanda Thebaililer’in en iyi birlikleriyle muharebeye girebilecekleri ve daha az güvendikleri birlikleri muharebe sahasından uzak tutabilecekleri anlamına geliyordu.

Müttefikler Chaeronea’daki muharebeye dâhil olmamış gibi göründüklerinden, alınan tüm tedbirler kademeli bir muharebe düzenini akla getirmektedir. Kuvvetlerinin muhtemelen muharebe hattının en solunda yani genellikle Thebaililer tarafından tutulan bölümde yer almalarına müsaade edilmesi Atina’ya verilen bir tavizdi. Dahası, muharebe onların topraklarında yapılıyordu, bu da böyle bir düzen almalarının bir başka nedeni olabilir. Atina ve Thebai/Böotya ordularının başındaki komutanların isimleri kesin olarak verilmemiştir. Ancak Theagenes’in Kutsal Birliğe komuta ettiğini ve bu nedenle muhtemelen Thebai kuvvetlerinin genel komutanı olduğunu biliyoruz. Atina tarafında, genellikle on kadar general vardı ve bunlar tekil olarak “strategos”, çoğul olarak ise “strategoi” şeklinde adlandırılıyorlardı. Generallerden sadece üçünün adı geçmektedir. Bunlar; Lysikles, Stratokles ve Chares’tir. Lysikles daha sonra yenilgiden sorumlu tutulmuş ve öldürülmüştür. Stratokles ve Chares ise hayatlarını kurtarmak için muharebe sahasından kaçtılar.

Tarihçi Justin bize Atinalıların karşılarındaki Makedonlardan yani II. Philip’in yanındaki askerlerden sayıca üstün olduğunu söyler. Eğer Atinalıların 7.500 askere sahip olduklarını varsayarsak, bu sayı II. Philip’in tarafında bulunan falanksından daha çok sayıda olduklarına işaret eder. Bu aynı zamanda II. Philip’in 3.000’den daha az koruması olduğunu ya da Atinalıların daha fazla askere sahip olduklarını düşündürebilir. Eğer Atinalıların daha fazla askerleri varsa, cephenin sol tarafını onlara bırakmak daha da anlaşılabilir bir durumdur. Makedonyalıların hat derinliğinin daha fazla olması, karşılarındaki askerlerden çok daha dar bir cepheye sahip oldukları anlamına da gelmektedir.

Muharebe şafaktan hemen sonra Atinalıların karşılarındaki Makedonlara saldırmasıyla başladı. Ancak burada, çatışmanın ayrıntıları bizi gerçekten hayal kırıklığına uğratıyor gibi görünmektedir. Ama her şey kaybedilmiş değildir.

Makedonyalı Polyaenus’a göre, hattını oluşturan II. Philip Atinalıların saldırısı karşısında askerlerini düzenli bir şekilde geriye çekti. Kalkanları onları Atinalıların saldırılarından koruyordu. Yüksek araziye çekildikten sonra Philip askerlerini durdurdu, sonra da hücuma geçirerek o ana kadar kazandıklarını zanneden Atinalıları bozguna uğrattı. Geleneksel anlatıma göre, Philip şu gözlemini ifade etmiştir: “Atinalılar savaşın nasıl kazanılacağını bilmiyor.” Bununla birlikte, bu anekdot söz konusu muharebeyle ilgili anlatımlarında genellikle görmezden gelinmiştir çünkü savaşın yapıldığı yerle ilgili görüşlere uymamaktadır. Fakat bildiklerimiz ışığında makul görünmektedir. Bir başka anekdota göre II. Philip Atinalıların hırslı ama fiziksel durumlarının kötü olduğunu ve kendi askerlerinin aksine deneyimsiz olduklarını biliyordu. Bu yüzden kasıtlı olarak çatışmayı uzatarak Atinalıların daha kolay yenilmesini sağlamıştır. Bu görüş başka kaynaklarda da tekrarlanmaktadır.

Ancak kaynaklarımızın çoğu, İskender ileride Büyük İskender olacağı için onun bu muharebede sırasındaki davranışlarına odaklanmaktadır. Bunlar yukarıda ifade edilen ve çoğu zaman göz ardı edilen rivayetlerle birlikte kullanılabilir. Birlikte kullanıldığında, muharebenin makul ölçüde tam bir resmini elde etmek mümkün olur. II. Philip’in geri çekilmesi ya da yüksek araziyi kullanması hakkında hiçbir şey bilmeyen Diodorus’a göre, İskender Thebaililerile karşı karşıya gelmiştir. Muharebe uzun süre çekişmeli bir şekilde devam etmiş ve her iki taraftan da çok sayıda kişi ölmüştür. Gereksiz bir ayrıntı gibi görülebilse de bu bilgi, II. Philip’in geri çekilmesi ve muharebeyi kasıtlı olarak uzatmasıyla örtüşebilir. Ardından İskender süvarileriyle düşmana hücum ederek hattı ilk yaran kişi olmuştur. Ayrıca Thebaililerin cephe hattında gedikler açıldığı da söylenmektedir ki II. Philip ancak o zaman ilerleyebilmiştir.

İskender’in aniden hücum etmesine neyin sebep olduğunu sorabilir ve süvarilerin genellikle düzeni bozulmamış ağır piyade birliklerine hücum etmediklerini söyleyebiliriz. Zira bunu yapmak genellikle felaket anlamına gelirdi. Son olarak, cephede oluşan boşluklar neydi ve bunlar nasıl ortaya çıkmıştı? Bu soruların yanıtları Polyaenus’un anlattıklarında saklıdır. Atinalılar ilerledikçe, Thebaililer sol kanatlarını ilerleyen Atinalıların sağ kanadıyla temas halinde tutmak zorunda kalıyorlardı. İlerleme hızı yüksek olduğunda bu yöntem pek de kolay değildi. Aynı şekilde Makedon falanksının sol kanadının da geri çekilen sağ kanatla temasta kalması gerekiyordu. Ancak bu iş II. Philip’in reformlarının bir parçasıydı ve Makedon falanksı böyle bir muharebe durumuna kolayca uyum sağlayabilecek şekilde tasarlanmıştı.

Bu nedenle II. Philip’in geri çekilmesini sadece muharebeyi uzatmanın ve Atinalıları yormanın bir yolu olarak değil, aynı zamanda müttefik muharebe hattını kasıtlı olarak zayıflatmanın bir yöntemi olarak da görebiliriz. Çünkü Thebaililerin hem muharebe düzenlerini korumak hem de ilerleyen Atinalılarla temas halinde olmak için çabalamaları hat üzerinde boşlukların oluşmasına yol açtı. İskender bu boşluklara hücum etmesi, II. Philip’e çekilmesini durdurması; ardından yokuş aşağı Atinalılara doğru karşı taarruza geçerek onları gafil avlaması ve sonuç olarak düşman hattının bozulmasıyla Atinalıları ve Thebailileri yenmesi için bir işaret olabilirdi. Nitekim bunu gören diğer müttefikler, düşmanla hiç temasa geçmeden muharebe sahasından kaçtılar.

İskender daha sonraki yıllarda Perslere karşı yaptığı tüm muharebelerde (özellikle de Granikos Muharebesi: MÖ 334, İssus Muharebesi: MÖ 333 ve Gaugamela Muharebesi: MÖ 331), düşman hattında boşluklar yaratmak için savaş taktikleri uyguladı ve ardından bu boşluklardan yararlanarak süvarileriyle bu boşluklara hücum etti. Chaeronea’da da aynı şeyi yaptığını kabul etmek için her türlü neden mevcuttur.

İskender düşman hattını yarınca, Thebaililer dayanamayarak muharebe sahasından kaçtılar. Kısa süre sonra müttefik ordunun geri kalanı da onları takip etti. II. Philip’in faaliyetleri, zafer içinde zafer kazanmak için İskender’le rekabet ediyormuş gibi anlatılır. Ancak her ikisinin de Atinalıları ve Thebaililer yenmek için bir plan üzerinden müştereken ve bilinçli olarak faaliyet yürüttükleri açıktır.

Thebai ordusunun seçkin birliği olan Kutsal Birliğin bu muharebenin tarihinde özel bir yeri vardır. Devlet tarafından donatılan, barındırılan ve iyi eğitilen 300 seçkin hoplitten oluşan bu birlik, İskender’in karşısında yok olmuştur. Bu askerler öldükleri yerde II. Philip’e gösterildiği zaman kendisinin böylesine cesur askerlerin kaybına ağladığı söylenir. Aslan heykeli daha sonra bir anıt mezar olarak bu askerlerin üzerlerine dikilmiştir. Bölgede yapılan kazıda 254 iskelet ortaya çıkmıştır.

Muharebede ölen bu askerlerin cesetleri bu noktaya taşınmıştır. Makedon ölüleri de üzerlerine dikilen tümülüsün bulunduğu yere taşınmıştır. Belki de Makedon takibinin ulaştığı en son hat orasıydı. Aslan ve tümülüsün bulunduğu yerler muhtemelen muharebenin topografyasında bir rol oynamamış olsa da her ikisi de sürekli olarak muharebe sahasının sınırlarını belirlemek için kullanılmışlardır. Bu da MÖ 338 yılının Ağustos ayının başlarındaMakedonya’nın tüm Yunanistan üzerindeki hâkimiyetinin kesinleştiği o kader gününde nelerin yaşandığını anlamamızı büyük ölçüde zorlaştırmaktadır.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo