
Ren Nehri’nde ölüm: Arnhem Muharebesinin iç yüzü
Yazan: Anthony Tucker-Jones
İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni’nden geriye kalan bitkin askerler, 26 Eylül 1944’ün erken saatlerinde Ren Nehri’nin kuzey kıyısını tahliye etmeye başladı. Bu gelişme, Mareşal Bernard Montgomery’nin Market Garden Harekâtı’nı yüz kızartıcı bir şekilde sona erdiriyordu.
Söz konusu harekât, dokuz gün önce hava indirme birlikleriyle Arnhem’de Ren Nehri’ni geçerek Nazilerin endüstriyel kalbi olan Ruhr’a doğru ilerlemek amacıyla büyük umutlarla başlamıştı. Ancak bu hedefe ulaşılamadı.
Market Garden Harekâtı, Brian Horrocks komutasındaki İngiliz 30. Kolordusu’nun önce Eindhoven’daki ABD 101. Hava İndirme Tümeni’ne, ardından Nijmegen’deki ABD 82. Hava İndirme Tümeni’ne ulaşmak için verdiği mücadelelerle zamana karşı yürütülen kâbus gibi bir yarışa dönüştü.
Arnhem ve Oosterbeek’teki İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni’ni takviye etmeye yönelik üçüncü hamle ise kötü bir şöhret kazanarak “çok uzaktaki bir köprü” olarak anılmaya başlandı.
Korgeneral Brian Horrocks, Nijmegen’deki Alman direnişinin yanı sıra, 2. SS Panzer Kolordusu’nun gücünün azalmış olmasına rağmen Arnhem’de bulunması nedeniyle başarısız oldu.
Yarbay John Frost’un komuta ettiği 1. Paraşüt Tugayı’nın cesur 2. Taburu, 17 Eylül’de Arnhem Köprüsü’nü ele geçirmesine rağmen, Tümgeneral Roy Urquhart, Oosterbeek’teki İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni’nin geri kalan birlikleriyle ona ulaşamadı.
Horrocks’un 30. Kolordusu 19 Eylül’de Nijmegen’e ulaştığında, Yarbay Frost’u Arnhem’den atmak, Alman Mareşal Walter Model için bir öncelik hâline gelmişti. Heinz Harmel komutasındaki 10. SS Panzer Tümeni askerlerine, “İngilizler saklandıkları deliklerden çıkmadığına göre, onları havaya uçuracağız.” emrini verdi. Topçularına verdiği talimat ise, “Burada tuğla yığınından başka bir şey bırakmayın.” şeklindeydi.
Yarbay Frost, köprünün kuzey ucunda 9. SS Panzer Tümeni ve 10. SS Tümeni’ne bağlı birlikler tarafından tamamen kuşatılmıştı. Almanlar, İngiliz paraşütçülerin elinde bulunan binaları teker teker yok etmek için çok sayıda top ve tank kullandılar.
Bu birliklerden birinde görev yapan Er Horst Weber, iki Tiger tankının önündeki evleri yerle bir edişini görmüştü. Şahit olduklarını daha sonra, “Gürültü korkunçtu, ama yine de her şeye rağmen yaralıların çığlıklarını duyabiliyorduk.” sözleriyle dile getirdi.
Binalar çökerken içlerinde savunma yapan askerler sokağa dökülmüş ve oracıkta vurulmuşlardı. Daha sonra Ren Nehri’nin güney kıyısındaki Alman kuvvetleri de çatışmaya dâhil oldu. İki adet 88 mm çapındaki top, köprünün güney ucunun her iki yanına konuşlandırılmış ve oldukça yakın mesafeden paraşütçüleri ateş altına almıştı.
Yarbay Frost, kısa süre sonra bu korkunç durum karşısında endişelenmeye başladı. O anda hissettiklerini daha sonra, “30. Kolordu’dan bizi umutlandıracak herhangi bir işaret hâlâ yoktu.” sözleriyle ifade edecekti.

Yarbay Frost’un Ezici Güç Karşısında Yenilmesi
Bu arada Arnhem’in batısında, Yüzbaşı Hans Möller’in askerleri ve Yarbay Spindler’in komutasındaki muharebe grubu, Tümgeneral Urquhart’ın Yarbay Frost’u takviye etmesini engellemek için çatışıyordu.
Dört İngiliz taburunun çeşitli unsurları Den Brink bölgesine ve yakındaki St. Elizabeth Hastanesi’ne ulaştı. Bu sırada Spindler’in komuta ettiği muharebe grubu, Oosterbeek istikametinde İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni’nin geri kalan birliklerini çevirerek onları bir tuzağa sürüklüyordu.
Alman tankları ve SS mekanize piyade birlikleri, 19 Eylül sabahı saat 04.30’dan itibaren İngilizlerin hastane bölgesinden Utrechtseweg ve Onderlangs yolları boyunca, şehir müzesini geçerek doğuya ilerleme girişimlerini defalarca engelledi.
Yüzbaşı Möller, başlangıçta paraşütçülerin kuşatmayı yaracağından korkmuştu; ancak düşündüğü gibi olmadı. Bunun yerine paraşüt birlikleri, ölümcül bir tuzağa doğru ilerlediler.
İngilizler ilerlemeye çalıştıkları sırada üç taraftan açılan yoğun ateşe maruz kaldı. Kısa süre sonra hücum topları da bu ateşe dâhil oldu.
Sabah saat 06.00’da Alman uçaksavar birlikleri, İngiliz paraşütçülerinin nehir yolu boyunca köprüye doğru hızla ilerlediğini gördü. Bunun üzerine Almanlar, 20 mm ve 37 mm’lik uçaksavar toplarıyla ateş açarak İngiliz birliklerini ağır kayıplara uğrattı ve ilerleyişlerini durdurdu.
Almanların ateş istikametlerini gösteren, parlak ışıklar saçan izli mermiler adeta bir havai fişek gösterisini andırıyor; yola ve çevredeki binalara çarparak sekiyordu.
Bu sırada başka bir noktada İngilizler köprüye yaklaşık 1,5 kilometre kadar yaklaştı. Müzenin yanında, bir Alman taarruz topu ve Yüzbaşı Möller’in zırhlı yarı paletli araçlarından ikisi İngiliz birlikleriyle karşı karşıya geldi. Almanlar karşı saldırıya geçti ve İngilizler geri püskürtüldü.
Sabah saatleri ilerledikçe Yüzbaşı Möller, düşmanın “tamamen bitkin düştüğünü ve ağır kayıplar nedeniyle güvenlerinin sarsıldığını” amirlerine rapor etti.
Demiryolunun kuzeyinde, Heijenoord Diependal olarak bilinen yüksek arazide bulunan Yüzbaşı Krafft’ın eğitim taburu, saat 16.00’da Oosterbeek’in kuzeybatısında, demiryolu ile Ede–Arnhem yolu arasına planörlerin indiğini gördü. Bunlar, Polonya 1. Hava İndirme Tugayı’nın öncü birliklerini bölgeye taşıyordu.
Gökyüzünde beliren Luftwaffe savaş uçakları, planörleri ve onları çeken uçakları hedef aldı. Bu, Luftwaffe avcı uçaklarının söz konusu muharebe sırasında nadiren görüldüğü anlardan biriydi.
Yüzbaşı Krafft, iki bölüğün ilerlemesini emretti ve bu birlikler planörlere ateş açtı. Krafft durumu, “Planörler çok sayıda isabet alarak delik deşik oldu. İçlerindeki kan izleri, düşmanın havada ciddi kayıplar verdiğini gösteriyor.” sözleriyle rapor etti.
Bu nedenle Polonyalı birliklerin geri kalanı, iki gün sonra nehrin güneyine paraşütle inmek zorunda kaldı. Bu gecikme ise ölümcül sonuçlar doğurdu.
Korgeneral Hans von Tettau’nun başında olduğu muharebe grubu, akşam saat 19.00’da doğuya, Oosterbeek’e doğru ilerlerken keşif amaçlı bazı küçük taarruzlar gerçekleştirdi; ancak bu girişimler geri püskürtüldü.
Buna rağmen hava karardığında, 2. SS Panzer Kolordusu Komutanı Korgeneral Wilhelm Bittrich, askerlerinin sergilediği çabalardan oldukça memnundu. İlk hava indirme harekâtının ardından İngilizler Arnhem’e yaklaşık 3.000 kişiden oluşan beş tabur sevk etmişti. O zamandan beri Almanlar, çoğu yaralı olmak üzere 1.700’den fazla askeri esir almış ve yaklaşık 120 kişiyi öldürmüştü. İngilizler neredeyse iki tugayın tamamını kaybetmişti.
20 Eylül’e gelindiğinde, Mareşal Walter Model, Yarbay John Frost’un Arnhem Köprüsü civarında daha fazla dayanamayacağını biliyordu. Bölgedeki İngiliz mevzileri yanmış harabelere dönüşmüş, birlikler ağır kayıplar vermişti. Ayrıca cephane de neredeyse tükenmişti.
Yarbay Frost’un garnizonu, gücünün doruğundayken yaklaşık 700 askerden oluşuyordu. Ancak üç gün süren yoğun çatışmaların ardından yalnızca 150 asker silah kullanabilecek durumdaydı. Bu askerlerin çoğu karargâhın içinde ve çevresinde sıkışıp kalmıştı.
O akşam İngiliz birlikleri nihai olarak ezici bir şekilde yenildi. Ertesi gün sabah saat 05.00 sularında Arnhem Köprüsü çevresindeki düzenli direniş sona erdi ve aralarında yaralı hâlde bulunan Yarbay Frost’un da olduğu hayatta kalan askerler Almanlar tarafından esir alındı. Yarbay daha sonra, “Arnhem’deki 1. Paraşüt Tugayı’nın subayları ve askerleri kadar cesur ve inatçı bir şekilde savaşan başka bir birlik olamazdı.” diyecekti.

Oosterbeek’te Kapana Kısılma
Mareşal Model’in bir sonraki önceliği, Oosterbeek’te İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni’nden geriye kalan birlikleri yok etmekti. Mareşalin elinde, İngilizlerin başparmak şeklinde tertiplenmiş savunma çemberine yaklaşan yarım düzine muharebe grubu bulunmasına rağmen, bunu gerçekleştirmek söylendiği kadar kolay değildi.
Geçici olarak bir araya getirilmiş bu Alman birliklerinin çoğu, tümen ya da kolordu seviyesinde bir yana, tugay seviyesinde harekât için bile yeterince eğitilmemişti. Bu birlikleri koordine etmek sürekli bir çaba gerektiriyordu. Ayrıca açıkça dile getirilmese de, Alman ordusu ile Waffen-SS arasında sürekli bir sürtüşme vardı.
Mühimmat, erzak ve takviye birliklerinin tahsisi de sürekli bir sorun teşkil ediyordu. Buna karşılık Tümgeneral Roy Urquhart’ın askerleri iyi mevzilenmiş ve direnmeye kararlıydı.
Mareşal Model’in elinde yeterli sayıda tank bulunmaması, Alman birliklerini daha çok kuşatma manevralarına dayalı bir savaş tarzı benimsemeye zorladı. Ayrıca Oosterbeek ve çevresindeki ağaçlık park alanı, tankların kullanımı için uygun değildi. Bölgeye giren zırhlı araçlar, her dönemeçte pusuya düşürülüyordu.
Bunun yanı sıra, Nijmegen’in kuzeyindeki Betuwe bölgesine doğru ilerleyen İngiliz 30. Kolordusu’nun, nehrin karşı kıyısındaki 1. Hava İndirme Tümeni’ne topçu desteği sağlaması da Alman taarruzlarını zorlaştırıyordu.
Mareşal Walter Model, Korgeneral Brian Horrocks’un Betuwe’de aceleyle hazırlanmış Alman savunma mevzilerini aşarak Arnhem Köprüsü’ne ulaşabilmesi için hızlı hareket etmesi gerektiğini biliyordu. Ren Nehri’nin güneyindeki demiryolu hattını ve Elst’i elde tutma zorunluluğu, zaten sınırlı olan kaynakların tükenmesine yol açıyordu. Buna ek olarak, Polonyalı paraşütçülerin Driel’e ulaştığı haberi durumu daha da karmaşık hâle getiriyordu.
Korgeneral Hans von Tettau, çeşitli birliklerden aceleyle oluşturulmuş askerlerini, Tümgeneral Roy Urquhart’ın savunma hattının batısındaki Bilderberg Ormanı boyunca ileri sürdü. Bu kuvvetler; Hermann Göring Eğitim Alayı’na bağlı Worrowski Taburu ile Arnheim, Eberwein, Helle ve Schulz SS taburlarından oluşuyordu. Kuzeyde Yüzbaşı Krafft’ın muharebe grubu ve Bruhn Muharebe Grubu, doğuda ise Allworden, Spindler ve Möller’in muharebe grupları yer alıyordu.
Operasyonlar 21 Eylül sabahı saat 08.00’de, tüm İngiliz mevzilerini hedef alacak şekilde başladı. Albay Schramm’ın Worrowski Taburu, İngilizleri Heveadorp feribotuna hâkim olan Westerbouwing Tepeleri’nden söküp attı. Bu başarı ağır kayıplar pahasına elde edilmiş olsa da, Alman ateş destek birlikleri Ren Nehri üzerinde üstünlük sağlamayı başardı.
Aynı zamanda Tümgeneral Urquhart’ın Oosterbeek’te nehir boyunca uzanan savunma hattının çevresi 640 metrenin altına kadar daraltıldı.
Yeterli kuvvete sahip olmayan Korgeneral Tettau ise önündeki önemli fırsatı değerlendiremedi ve nehir boyunca daha ileri bir taarruz gerçekleştiremedi. Oysa böyle bir hamle, Tümgeneral Urquhart’ı tamamen tecrit edebilirdi. Buna rağmen Almanlar, Westerbouwing Tepesi’ni ele geçirerek Ren Nehri’nin kuzey kıyısının bu bölümüne tamamen hâkim bir görüş avantajı elde etti.
10. Deniz Kadro Tümeni’nden piyade olarak savaşan denizciler, Westerbouwing’i işgal etmek üzere bölgeye sevk edildi. Tettau Muharebe Grubu’nun o gün gerçekleştirdiği diğer saldırılarda ise ya çok sınırlı ilerleme sağlandı ya da hiç başarı elde edilemedi.
Güçlü İngiliz direnişi karşısında, zayıf durumdaki 9. SS Panzer Tümeni, doğu Oosterbeek çevresine saldırarak yalnızca küçük bir alanı ele geçirebildi.

“Cadı Kazanı”
Tümgeneral Roy Urquhart, elde kalan tüm birliklerini Hartenstein Oteli çevresindeki savunma hattının gerisine çekmişti. Bu geri çekilme, Arnhem’den dönmeye çalışan taburların ağır kayıpları pahasına gerçekleşti.
Artık İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni’nden geriye kalan yaklaşık 3.500 asker, dehşet içindeki 8.000 kadar Hollandalı sivil ile birlikte Oosterbeek’in batı kesiminde toplanmıştı. Bir zamanlar sakin bir pazar kasabası olan bu yerleşim, harabeye dönmüş; oteller ise kanlı hastaneler hâline gelmişti. Almanlar bu bölgeyi haklı olarak “cadı kazanı” olarak adlandırıyordu.
Ertesi gün Almanlar, 15 adet ağır Tiger II tankını bölgeye sevk etti. Teorik olarak bu tankların Urquhart’ın savunmasını kolaylıkla yarması bekleniyordu; ancak deneyimsiz mürettebat İngiliz tank avcılarından çekiniyordu. Ayrıca tankların piyade desteğinden yoksun olması, birlikler arasındaki koordinasyonun zayıflığını gösteriyordu. Bir Tiger II’nin kaybedilmesinin ardından, diğerleri seyyar topçu gibi kullanılmaya başlandı.
Mareşal Walter Model, 23 Eylül’e kadar Oosterbeek’e yönelik saldırılarda 13 tank ve üç taarruz topu kaybetti. Walter Harzer komutasındaki 9. SS Panzer Tümeni’nin yaşadıkları ise şu sözlerle ifade edildi: “Savunulan alan daraldıkça, İngiliz birlikleri her yıkıntıyı ve her karış toprağı daha inatçı bir şekilde savunuyordu.”
Oosterbeek’teki muharebeler giderek karmaşık bir hâl alırken, Mareşal Model, İngilizlerin Ren Nehri üzerinden takviye ve ikmal almasının engellendiği haberiyle moral buldu. Buna karşılık İngiliz 43. Piyade Tümeni birliklerinin Driel’e ulaşması ciddi bir endişe kaynağıydı.
22 ve 23 Eylül’de, sırasıyla akşam saat 21.00’de ve sabah 02.00’de, Polonyalı birlikler tarafından İngiliz hava indirme birliklerini takviye etmek amacıyla iki girişimde bulunuldu. Lastik botlarla yapılan ilk geçiş, Alman paraşütçülerinin makineli tüfek ve havan ateşi altında ağır kayıplarla sonuçlandı. Amfibik araçlarla yapılan ikinci girişim ise çamurlu arazi ve yoğun sis nedeniyle başarısız oldu. Şafak söktüğünde yalnızca birkaç yüz Polonyalı asker karşı kıyıya geçebilmişti.
Kuşatma altındaki paraşütçüler için “cadı kazanı”ndaki şartlar neredeyse dayanılmaz hâle gelmişti. Tümgeneral Urquhart durumu şu sözlerle özetliyordu: “Artık yaklaşık 2.500 kişi kalmıştık; bu sayı başlangıçtaki gücümüzün dörtte biriydi. Günlerdir sayıca ve silahça yetersiz askerlerim, aç ve yakın mesafede savaşmak zorunda kaldı.”
Urquhart, mümkün olduğunca çok yaralının tıbbi yardım alabilmesi için Almanlara teslim edilmesine karar verdi. İngiliz sağlık subayı Albay Graeme Warrack, 24 Eylül Pazar sabahı Arnhem’in kuzeyindeki Villa Heselbergh’de bulunan Alman birliklerini ziyaret etti. Kendisine, 9. SS Tümeni’nden mevkidaşı Binbaşı Dr. Egon Skalka eşlik ediyordu.
Bir Kızılhaç bayrağı altında ilerleyen Warrack, ilk olarak Alman hatlarının gerisinde kalan Schoonoord Oteli’nde kendini tanıttı ve “Yaralılarımızın tahliyesi için gerekli düzenlemeleri yapmak istiyorum; bu amaçla tümen doktorunuzla görüşmek istiyorum.” dedi. Skalka ise, “Bu iş için doğru kişiye geldiniz.” şeklinde karşılık verdi.

Yaralıların Kurtarılması
Albay Warrack, kuşatma altındaki bölgede en az 600 İngiliz, Hollandalı, Alman ve Polonyalı yaralının yedi farklı noktada toplandığını bildirdi. Gerçekte bu sayı çok daha fazlaydı; ancak Warrack, tümenin uğradığı yıkımın boyutunu gizlemek istiyordu.
Daha önce yaralıların tedavi edildiği bir sargı yeri altı kez vurulmuş, ardından alev almış ve yaklaşık 150 yaralı açıkta kalmıştı. Binbaşı Skalka, Warrack ve tercümanı Hollandalı irtibat subayı Yarbay Arnoldus Wolters’i Alman karargâhına götürürken gözlerini bağlamadı. Bu durum, muhtemelen psikolojik bir etki yaratmayı amaçlıyordu.
Çünkü gözleri bağlanmayan bu heyet, Arnhem’de yaşanan yıkımın tüm dehşetine tanıklık etti. Etraflarında yanmış binalar, sokaklarda yatan cesetler ve parçalanmış askerî teçhizat vardı. Tüm bu manzara, köprüye doğru ilerlemeye çalışan İngiliz birliklerinin uğradığı felaketi açıkça gözler önüne seriyordu.
Karargâha ulaşan heyet, Albay Walter Harzer ve Kurmay Başkanı Vekili Yüzbaşı Wilfried Schwarz ile görüştü. Her iki subay da prensipte anlaşarak konunun Korgeneral Wilhelm Bittrich’e iletilmesi gerektiğini belirtti.
Yüzbaşı Schwarz bir harita açarak Albay Graeme Warrack’tan sargı yerlerinin bulunduğu noktaları işaretlemesini istedi. Kısa süre sonra Bittrich ortaya çıktı. Binbaşı Dr. Egon Skalka’nın kendisini selamlamasının ardından öneriyi desteklediğini belirtti; çünkü her iki tarafın tıbbi tesisleri de sürekli ateş altındaydı. Yaralıların, İngiliz ve Alman sağlık personelinin birlikte görev yaptığı St. Elizabeth Hastanesi’ne taşınması makul bir çözüm olarak değerlendirildi. Paraşütçülerin direncinden etkilenen Bittrich, öneriyi hemen kabul etti.
Saat 17.00’de sona eren ateşkes süresince yaklaşık 450 yaralı Almanlara teslim edildi. Almanlar ayrıca yaralılarla dolu Tafelberg Oteli’nin kontrolünü de ele geçirdi. Binbaşı Skalka, Oosterbeek’te gördüklerini “Ölüm ve enkazdan başka bir şey yok.” sözleriyle ifade etti. Yaralıların tahliyesi sırasında İngilizlere teslim olmaları da önerildi; ancak Albay Warrack’ın cevabı netti: “Teslim olmaya gelmedik.”
Ateşkesin sona ermesiyle Alman bombardımanı yeniden başladı. Tanklar ve piyade birlikleri İngiliz mevzilerine bir kez daha taarruz etti. İngilizler ise ellerinde kalan son tanksavar toplarıyla karşılık verdi. Alman tanklarından biri, lahana tarlasında konuşlanmış altı librelik bir topun isabetiyle devre dışı kaldı.
Bu sırada Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne bağlı Hawker Typhoon uçaklarının bölgede belirmesiyle, İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni sekiz gün sonra ilk kez hava desteği almış oldu.
24 Eylül gecesi Almanlar, İngiliz topçusunun yoğun bombardımanıyla alarma geçti. Korgeneral Brian Horrocks, nehir üzerinden yeni takviye birlikler göndermeye çalıştıysa da Alman ateşi buna engel oldu. Güçlü akıntı da durumu zorlaştırdı ve çıkarma harekâtı kaotik bir hâl aldı. 300’den biraz fazla piyade karşı kıyıya ulaşabildi; ancak bunların çok azı hava indirme bölgesine varabildi, çoğu ise Alman kontrolündeki ormanlık alana dağıldı.

Gitme Zamanı
Tümgeneral Roy Urquhart, artık durumun umutsuz olduğunu kabul etmek zorundaydı. O anı daha sonra, “Hâlâ ayakta olanlardan daha fazlasını bekleyemezdim.” sözleriyle anlatacaktı.
25 Eylül sabahı saat 08.08’de, İngiliz 30. Kolordusu’na gönderdiği mesajda, 1. Hava İndirme Tümeni’nin tahliyesini amaçlayan Berlin Operasyonu’nun o gece gerçekleştirilmesi gerektiğini bildirdi.
Akşam saat 21.00’de İngiliz topçusu, savunma hattını çevreleyen Alman mevzilerine yoğun ateş açtı. Bu ateş ayrım gözetmeksizin hem Almanları hem de Hollandalıları etkiledi. Almanlar da havan ve topçu ateşiyle karşılık verdi. Yüzbaşı Möller bu anları, “Yer sarsılıyordu. Ateş ve tozdan oluşan, daha önce hiç görmediğimiz büyüklükte bir perde mevzilerimizin üzerinde yükseliyordu.” sözleriyle aktardı.
Westerbouwing’deki Alman birlikleri, yetersiz ışık nedeniyle nehirde olup biteni tam olarak göremiyordu. Güney kıyıda İngiliz ve Kanadalı istihkâmcılar küçük tekneler hazırlamıştı. Saat 21.30’da başlayan geçiş sırasında güçlü akıntı bazı tekneleri sürükledi. Alman gözetleme noktaları bunu başlangıçta yeni bir takviye girişimi olarak değerlendirdi.
Bu sırada Alman devriyeleri, yüzlerini siyaha boyayarak kamufle eden ve teçhizatlarını bezle saran İngiliz paraşütçülerini pusuya düşürdü. Bu durum, İngilizlerin nehre doğru çekilmeye çalıştığını ortaya koyuyordu. Ancak herkes geri çekilmek istemiyordu. Planör pilotu Başçavuş George Milburn’un “Burada kalıp savaşmayı tercih ederim.” sözleri bunu açıkça gösteriyordu.
Kısa süre içinde atılan işaret fişekleri, nehirde bir tür sürekli tahliye operasyonu yürütüldüğünü ortaya koydu. Bunun üzerine Alman topçu ve havan birlikleri Ren Nehri’ni yoğun ateş altına aldı. Makineli tüfeklerden çıkan izli mermiler geceyi aydınlatıyor, havanlar ise İngilizlerin çıkış noktalarını hedef alıyordu.
Başçavuş Milburn, yaşananları “Nehre varmamıza çok az bir mesafe kala batıdan açılan çok namlulu havan ateşi altına girdik.” sözleriyle anlattı. Kendisi ve iki arkadaşı hendeğe atladığında, askerlerden biri anında hayatını kaybetti.
Savaş muhabiri Erwin Kirchhof ise, “Birdenbire Alman havanları onları yakaladı. Üç, belki de dört hücum teknesi karşı kıyıya ulaşabildi.” diyerek durumu aktardı.
Yaklaşık 95 asker nehrin kuzey kıyısında ya da geçiş sırasında vuruldu; birçok asker yaralandı. Sadece bir saat içinde İngiliz teknelerinin yaklaşık yarısı batmıştı.
Daha sonra saygın bir aktör ve yazar olarak tanınacak olan Yüzbaşı Dirk Bogarde, o anları şu sözlerle anlatıyordu: “Makineli tüfeklerin ve havanların gürültüsü altında, çaresizce akan nehirden yanan şehre doğru, geceyi yırtan kıpkırmızı izli mermilere bakıyorduk. O sırada Hollandalı sivillerden oluşan küçük bir grup, kendileri için değil ama bir İngiliz’in ‘parti’ olarak adlandırdığı bu ortamdan ayrılıp geri dönebilen az sayıdaki misafir için ağlıyordu.”
Bazı askerler Ren Nehri’ni yüzerek geçmeye çalışırken, diğerleri nehrin ortasında geri dönen tekneler tarafından kurtarıldı. Planör pilotu Louis Hagen, yüzerek karşıya geçmeye çalışırken zor anlar yaşadı. O anı daha sonra, “Göl kenarında büyüyen ve dört yaşından beri yüzen biri olarak boğularak ölmem ne kadar saçma olurdu.” sözleriyle anlatacaktı. Hagen, tüm eşyalarını bırakarak yüzmeye devam etti ve sonunda karşı kıyıya ulaşmayı başardı.
Ağır kayıplara rağmen tahliye faaliyetleri sürdü. Almanlar, gece yarısından sonra bile bu hareketin amacını tam olarak kavrayamadı. Korgeneral Hans von Tettau, durumu “Aşağı Ren cephesindeki Knoche Muharebe Grubu bölgesinde düşman yeni geçiş girişimlerinde bulundu ve bunlar çoğu zaman yoğun ateşle püskürtüldü.” sözleriyle ifade etti.

Ölüm veya Esaret
Saat 02.00’de Oosterbeek çemberinin içinden büyük bir patlama sesi yükseldi. Artçı birlikler, geride kalan son mühimmatı da imha etmişti. Çekilmeyi koruyan toplar, kullanılmaz hâle getirilmeden önce son atışlarını yaptı.
Batıdaki tahliyeler saat 03.30’da sona ererken, doğudakiler saat 07.20’ye kadar sürdü. Bu süreçte yaklaşık 10.000 kişilik kuvvetten 2.398 asker tahliye edilebildi. Bunların arasında bitkin hâlde bulunan Tümgeneral Roy Urquhart da vardı.
Korgeneral Tettau, yaşananları tam olarak kavrayamamış ve “Sadece az sayıda tekne karşıya geçebildi. Mürettebat sabah saatlerinde etkisiz hâle getirildi ya da ele geçirildi.” değerlendirmesinde bulunmuştu. Buna karşılık Yüzbaşı Möller, düşmanın gece boyunca geri çekildiğini ve yıkımın ardında kaybolduğunu biliyordu.
Geride yalnızca ağır yaralılar, sağlık görevlileri ve tahliyeye yetişemeyen artçı birlikler kalmıştı.
26 Eylül sabahı Almanlar, hedefleri Hartenstein Oteli olacak şekilde üç koldan saldırıya geçti. Direnişle karşılaşsalar da öğleden sonra saat 14.00’te çatışmalar sona erdi. Yaklaşık 315 esir Oosterbeek’te toplandı, 300 asker ise kuzey kıyıda dağınık hâlde bulundu. Bu askerlerin çoğu yaralı, aç ve bitkindi. Bu sırada yaklaşık 250 asker bölgeden kaçmayı başardı; bazıları güvenli bölgelere ulaşabildi.
Toplamda İngilizler yaklaşık 1.200 ölü ve 6.642 esir verdi. Esirlerin yaklaşık üçte biri yaralıydı. Arnhem Muharebesi, Mareşal Walter Model için ise 1.100 ölü ve 2.200 yaralıya mal oldu.
Müttefikler, Market Garden Harekâtı’nı kısmi bir başarı olarak göstermeye çalışsa da bu görüş pek kabul görmedi. Gerçekte, İngiliz 1. Hava İndirme Tümeni’nin tüm çabalarına rağmen Müttefiklerin Ren Nehri’ni aşma girişimi başarısız olmuştu. Yine de dikkat çekici olan, bu birliklerin son derece zor koşullar altında günlerce direnebilmiş olmalarıydı.

Kim Suçluydu?
Arnhem’deki felaketin nedenleri ve sorumluları onlarca yıl boyunca farklı görüşlerle tartışıldı:
- Bernard Montgomery
Montgomery, Almanların vereceği tepkiyi hafife almakla suçlandı. Daha sonra 2. SS Panzer Kolordusu hakkında, “Etkili savaşamayacaklarını düşünerek yanıldık.” itirafında bulundu.
- Frederick Browning
İngiliz 1. Hava İndirme Kolordusu Komutanı Browning, SS birliklerinin varlığına dair istihbarat uyarılarını göz ardı etti.
- Roy Urquhart
Zayıf düşman beklentisiyle hareket etti. Alman zırhlı birliklerinin varlığı kendisi için büyük bir sürpriz oldu.
- John Frost
Arnhem Köprüsü’nü ele geçirene kadar karşısında SS Panzer birlikleri olduğunu fark etmedi.
- Brian Horrocks
Komutasındaki 30. Kolordu’nun yavaş ilerlemesi eleştirildi. Kendisi bu sorumluluğu kabul etti.

“Cadı Kazanı” Nasıl Ortaya Çıktı?
- 17 Eylül
Market Garden Harekâtı başladı. Yarbay John Frost Arnhem Köprüsü’nü ele geçirdi ancak bağlantı koptu.
- 19 Eylül
Almanlar takviye kuvvetleri engelledi.
- 20 Eylül
Saat 19.10’da İngiliz 30. Kolordusu Nijmegen’de Waal Nehri’ni geçti.
- 21 Eylül
Saat 05.00’te Frost’un direnişi sona erdi.
Saat 08.00’de Almanlar Oosterbeek’e genel taarruz başlattı.
Westerbouwing Tepeleri ele geçirildi.
- 22 Eylül
30. Kolordu Driel’e ulaştı. Alman saldırıları püskürtüldü.
- 22–23 Eylül
Polonya birlikleri takviye girişiminde bulundu.
- 23 Eylül
Alman tankları bölgeye sevk edildi.
- 24 Eylül
Yaralı tahliyesi için temas kuruldu.
Saat 17.00’de ateşkesle 450 yaralı teslim edildi.
- 25 Eylül
Saat 08.08’de tahliye kararı alındı.
Saat 21.00’de topçu ateşi başladı.
Saat 21.30’da tahliye başladı.
- 26 Eylül
Saat 02.00’de son mühimmat imha edildi.
Saat 03.30’da batı tahliyesi sona erdi.
Saat 07.20’de doğu tahliyesi sona erdi.
Saat 14.00’te Oosterbeek’teki son direniş sona erdi.
Alamy, Getty












