
Chi nedir? Kadim tıptan günümüze sağlık ve enerji dengesi
DR. LEVENT BUDA
Günümüzden tam 6000 yıl önce Lao Tzu, akupunktur ve klasik Çin tıbbının temellerini atarken şöyle bir cümle kurar: “Önce bir vardı! Birden iki oldu. İkiden de sonsuz.” Sonra da ekliyor: “Bu sonsuzların her birinin içerisinde Chi akmalı. Sonsuzların da arasında Chi akmalı. Bir de her bir sonsuz ile bir arasında da Chi akmalı. Eksik olan kısmı ise bütün varlıklar arasında Chi akmalı. Sonsuz insan ise sadece onun içinde, kendi örnekleri arasında ve yaratım gücünün Chi’si arasında akması yetmez. Evrendeki diğer canlı varlıklar arasında da Chi akmalı.”
Biz bütün hekimlerin, hazırladığı yemini ettiğimiz Hipokrat ise üç önemli kavramdan bahsediyor:
- Bir sistem tıkır tıkır işliyorsa, o sisteme dışardan müdahale etmemeliyiz. Yani saat dişlileri arasına bir toz girmezse, hep doğruyu gösterir diyor. Travma kavramını (fiziksel, zihinsel ya da duygusal) dile döküyor.
- Bir hastalık ortaya çıkmışsa, gösterdiği belirtilerin tersine çalışan ilaçlar ile hastalığı iyileştirebiliriz. Bu kavramı daha sonra Bergamalı Galen ele alıp geliştiriyor ve günümüz tıbbının temellerini atıyor.
- Hastalığın benzeri şikayetleri, bedende çıkaran bir madde o hastalığı da iyileştirir. Ardından İsviçreli Paracelsus ve Alman Hahnemann, bu kavramı alıp geliştirip günümüz homeopatisinin gelişmesinin önünü açıyor.
700 vecizeli Bhagavad-Gita’da her ne kadar Hinduizm’in temelleri yazılmışsa da Krişna ve Aruna arasındaki sohbetlerde yaşama dair pek çok ipucu vardır. Chi kavramı ve Chi akışları hakkındaki bilgilerin yanı sıra yoga ve meditasyon gibi bireysel iyilik halini destekleyen yöntemlerin temel kavramlarını aydınlatır.
1873 yılında Antik Mısır’ın Teb şehrinde bir mumyanın kolları arasında Antik Mısır tarihçisi Ebers tarafından bulunan Ebers Papirus’u hermetik tıbbın temelleri hakkında bilgiler verirken, pek çok bitkinin tıpta kullanımı hakkında bilgi vererek, günümüz fitoterapisinin temellerini oluşturur. Bitkisel monogramların doğuşunun temellerini atar.
E, ne oldu şimdi bunları anlattım... Aslında sağlık ve hastalık kavramının oluşmasının ana felsefi kavramlarının basit tarihçesiydi bunlar. Sağlık hepimizin arzuladığı, hep içinde kalmaya zorladığımız bir kavram. Hastalık ise sadece sağlık düzeyimizdeki bir denge bozukluğu, eğer bu perspektiften bakarsak! Ne demişti Hipokrat, travma yoksa hastalık da yok. Tabii ki bu kadar basit değil ancak her hastalığın özde bir başlatıcısı var. İşte bu başlatıcıya herkesin meşrebinde verdiği tepkiler ise hastalığın çıkış şeklini, belirtilerini ve ağırlığını etkiliyor. Meşrebin temeli ise genetik miras gibi gözükse de ardından eklediğimiz bireysel özellikler de en az miras kadar etkili.
Eski Yunan’da geliştirilen Eidolon kavramı işte buna işaret ediyor ve bilinçte oluşan dengesizlikler ile beden içerisinde akan dengesiz Chi, hastalık oluşumunu ve belirtilerin çıkışını destekliyor. Önce metabolik ve ölçülemez düzeyde çıkan dengesizlikler, ardından şikayetlerin çıkışını desteklediği gibi dengesizliğin ölçülebilir sonuçlarını biz doktorların eline done olarak veriyor. Aslında Lao Tzu’dan başlayan süreçte, insanın hastalık kavramına kafa yoruşu hiç bitmeyecek. Ancak bütün bu temel kavramların geldiği nokta Chi! Chi, bir enerji. Bizde bireysel akan, bizle çevremiz arasında akan ve en temeli de yaratım gücü arasında akan ve bize bahşedilen... Bireysel akan enerjiye “yaşam gücü” ya da yaygın kullanımıyla “ruh” diyelim. Yaşamımızın kaynağı... Belki üflenmiş, belki de Michelangelo’nun Sistine Şapeli’nde resmettiği üzere bir dokunuş... Ekisistenste olan ve canlılık kavramının sürdürülmesi için gerekli olan. Ölü ile bizim aramızdaki en belirleyici durum. Devamlılığını sürdüren tek şey. Sonsuzlar arasında akan enerjiye de günümüzde “iletişim” diyoruz. Hem elektronik iletişim araçlarıyla, hem beden dilimizle, hem de verbal olarak bunu sağlıyoruz. Ancak çevremize saçtığımız enerji, bir de çevreden topladığımız enerji sadece bu üç iletişim aracı sınırlı değil ki! Aslında her birimiz çevreden enerji toplayan birer paratoner olduğumuz gibi, aynı zamanda da çevreye enerji saçan birer vericiyiz. Çevremizde gördüğümüz insan yaratımı cihazlar da bizim birer kopyamız. 5G kavramı da bunun bir yansıması. Tek sorun; bunu yaparken kendi bedenimizin, topluluğumuzun yaptığı gibi naif ve zararsızca yapamıyor oluşumuzda.
Şimdi işi biraz genişletelim... Çevremizdeki tek canlı insan değil ki! Hayvanlar ve bitkiler de var. Hatta çok daha küçük ancak mikroskop gibi aracılarla görebildiğimiz canlılarla birlikte ve bir arada yaşıyoruz. Elbette bütün bu canlılarla iletişimimiz de son sürat devam ediyor. Onlardan bir şeyler alıyoruz ve onlara bilgi aktarıyoruz. Yani özde her an ve her dakika hiçbir şey yapmazken ya da uyurken bile çevremiz ve “bir” ile düzenli bilgi alışverişimiz devam ediyor.
Bahar geldi, sonsuz enerji kaynağı güneş gücünü artırmaya başladı. Böylece Chi akışı hızlandı. Hızlı akan Chi, doğanın soğuk kış uykusundan uyanışını tetikledi. Hızlanan atom altı parçacıklar, evrene pozitif enerjinin akışını artırdı. Böylece biz insanlar da daha iyi hissetmeye başladık. Bu anlamda besin kaynaklarımız içerisindeki Chi akışı da hızlandı. Bahar ile hızla uyanan doğa, bize çevremizden aldığımız radyasyonel Chi yanında yüksek enerjili besin kaynakları ile desteğini her anlamda artırdı. Şimdi yapılması gereken ne derseniz... Sağlık da hastalık da açıkladığımız felsefi kavramlar ışığında birer dengeli veya dengesiz enerji akışı ise uyanan doğanın ışığında artan pozitif enerjiyi bedenlerimize doğru olarak almak, bizim en temel yaklaşımımız olmalıdır. Bu amaçla, bireysel farkındalık ve enerjiyi dengeleme yöntemleri (mindfulness ve diğer meditatif yaklaşımlar, yoga, dua ve daha birçokları) bizim önce bireysel, sonra da toplumsal sağlığımız ve korunması açısından çok faydalıdır. Ardından da gelen düzgün, sağlıklı ve yüksek enerjili yaşam enerjisi kaynaklarıdır, ki bunlar da önce besin kaynaklarımızdır. Canlı ve taze yaşam enerjisi kaynağı olarak bitkiler en önemli yeri tutar. Hem besin kaynağı hem de dengesiz enerji akışı ile oluşan hastalıkların şifalanması için doğru, yüksek ve iyileştirici enerji kaynağı olarak bitkilerin kullanımında fitoterapi için önemli bir yer arz ederken, benim yaptığım ana iş olan homeopatinin de remedi kaynaklarının yaklaşık yüzde 75’ini oluştururlar. Yani hem dengeli hem de dengesi bozulmuş yaşam enerjisi için bitkiler doğru enerji kaynaklarıdır. Bu bahar ile birlikte önemini artırır.












