Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
İstanbul Life

CI kendini yenileyerek yola devam ediyor

Sanat dünyasının merakla beklediği Contemporary Istanbul (CI), 24-28 Eylül tarihleri arasında Akbank ana partnerliğinde, Tersane İstanbul’da izleyiciyle buluştu. Bu yıl 20. yaşını kutlayan fuar Türkiye ve dünyanın dört bir yanından galerileri bir araya getirirken, özel projeleriyle de dikkat çekti. Fuarın 20 yıllık yolculuğunu ve bu yılki edisyonun öne çıkanlarınıCI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ile konuştuk.

YASEMİN BAY

Contemporary Istanbul (CI), 20 yıl önce nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Türkiye’nin, daha da önemlisi İstanbul’un bir çağdaş sanat fuarına ihtiyacı vardı. 1992’de kurduğumuz İKON Events ile Türkiye ve yurt dışında geniş ölçekli kongreler, etkinlikler ve sergiler düzenleyerek organizasyon, operasyon ve nitelikli hizmet üretme deneyimlerine sahip olduk. 2001-2005 arasında, lokal bir fuar olan Art Istanbul ile iç pazarın dinamiklerini ve aynı zamanda dış pazarları inceleme fırsatını kullandık. Art Istanbul döneminde gittiğim Art Basel (Basel) fuarı esnasında, İsviçre’nin o dönem sadece 350-400 bin nüfusa sahip olan bu kentinde karşılaştığım sanatın ve insanların coşkusuyla İstanbul’un da buna benzer bir coşkuya ihtiyacı olduğunu bir kez daha anladım. Kriterlerimiz arasında bizim için en öne çıkan konu CI’ı, her yıl farklı projelerle büyütmek vardı. Her yıl farklı bir projeyle fuara yenilik katarak ilerledik. Dünyada teknoloji bazlı sanatçılara Plug-in bölümünde ilk kez ve aralıksız yer veren sanat fuarı olduk. Kapalı alan dışına çıktık, açık alanlarda, parkta sanat eseri sergilemek, ülkemizin önde gelen 50 koleksiyonerinin yapıtlarını içeren “Collector’s Stories” sergisini fuar alanında gerçekleştirmek, Virtual CI ve Focus ülke sergileriyle galerileri ağırlamak bu yenilikler arasındaydı. Keza özel ve tek sanatçı sergileri oluşturmak, küratöryel çalışmalara yer vermek de önemliydi. Dünyada, farklı fuarlarda her yıl gelişen sanat etkinliklerini yakından takip ettik. CI’ın son yıllarda Tersane İstanbul’da gerçekleşmesi ise tıpkı Art Basel Paris’in Grand Palais’da yer alması gibi, dünyada tarihi alanlarda çağdaş sanat fuarlarının düzenlenmesinin bir örneği; CI’ın kendini yenileyerek yeni bir yola, devam etmesi, hepsi hikâyenin bir parçası.

İlk edisyonla bugünü kıyasladığınızda Türkiye sanat ortamında en çok değişen şey sizce nedir?

Yirmi yılda Türkiye sanat ortamında da çok şey değişti. Sanatın üretimi, bu üretimin korunması, devamlılığı, dağıtımı, pazarlaması, tanıtımı, ithalatı, ihracatı ve finansmanı yanında koleksiyoner dünyasıyla ilişkiler yönlerinden gerçek anlamda bir sanat pazarının oluşması, gelişmesi sürecini halen yaşıyoruz. İstanbul’da ve Türkiye’nin farklı bölgelerinde yeni kurumlar açıldı. İstanbul Bienali’ni takip eden başta Mardin Bienali, Çanakkale Bienali, Sinop Bienali ve Komagena Bienali gibi bienallerimiz geldi. Galerilerimiz yurt dışı fuarlara katılıyorlar. Türkiye’nin üçüncü kuşak koleksiyonerleri yetişti. Ayrıca özel sektörün önde gelen kurumları ile başlayan, son 10 yılda kurulan ve büyüyen kurumlarca da fark edilerek benimsenen sanata yakın olma, yaşanan önemli bir değişim. CI, ulusal ve uluslararası alanda bilinir bir marka oldu. Artık daha çok sanat alıcısı, koleksiyoner ve sanatçımız var. Sanat izleyicisi de bu bağlamda gelişti diyebilirim. Örneğin çağdaş sanat izleyicisi şimdi çok daha fazla. Bunda da gelişen nitelikli sanat etkinliklerinin çok önemli etkisi var.

20 yıllık yolculukta CI’ın Türkiye sanat ekosistemine en büyük katkısı ne oldu?

Çağdaş sanat fuarları yalnızca sanatçılar, galeriler ve koleksiyonerler için bir buluşma noktası değildir, aynı zamanda bulunduğu şehre kültürel bir enerji, dinamizm ve ekonomik canlılık kazandırır. İstanbul yüzyıllar boyunca sanat, kültür ve tarih açısından önemli bir merkez oldu; CI’la bu mirası çağdaş sanatla buluşturarak şehre farklı bir kimlik kazandırdık. İstanbul ve Türkiye çağdaş sanat alanında, gerek sanatçılar, galeriler gerekse koleksiyonerler açısından oldukça zengin. Bu zenginliğin görünür olması da CI’ın üstlendiği bir görev. Şehrin, dünya genelindeki çağdaş sanat destinasyonları arasında yerini almasında CI ana oyuncular arasında. CI, hem İstanbul’un hem de Türkiye’nin marka olarak algısına artı bir değer getirdi ve dünyadaki algıyı olumlu olarak geliştirdi. Özellikle fuarın uluslararası boyutunun güçlenmesi, her yıl farklı ülkelerden galerileri ve sanatçıları İstanbul’a getirmesi şehri küresel sanat takviminin vazgeçilmez duraklarından biri haline dönüştürdü. Diğer taraftan da CI, yerel sanatçıların uluslararası sahneye çıkması için platform yaratarak Türkiye’nin sanat üretim potansiyelini dünyaya tanıtma misyonunu üstlendi. Aynı zamanda İstanbul’un sanat izleyicisinin, dünya çapındaki sanat eserlerini yakından inceleme, uluslararası galerilerle tanışma ve küresel sanat dünyasına dair yeni perspektifler kazanmasının yolunu açtı.

Bu 20 yılda sizin için unutulmaz bir an ya da kırılma noktası var mıdır?

Her yıl farklı bir fuara hazırlanıyoruz. Tersaneİstanbul’a geçtiğimiz yıl bizim için kırılma noktasıdır. Çünkü bu şekilde fuar da büyüdü, daha çok uluslararası ve ulusal işbirliğimiz oldu diyebilirim. Diğer yandan, CI’ın marka değeri de değişti ve bu sayede İstanbul’un sanat izleyicisinin, dünya çapındaki eserleri ya kından incelemesinin, uluslararası galerilerle tanışmasının ve küresel sanat dünyasına dair yeni perspektifler kazanmasının yolunu açtı.

Sizce CI’ın uluslararası sanat fuarları arasındaki konumu nedir?

CI hâlâ genç fuarlardan biri. Bunun en önemli nedeni ülkemizin gelişmekte olması. Bunun yanı sıra 2014’den sonra gerek yurt içinde gerekse de çevremizdeki ülkelerde yaşanan gerginlikler fuarın ergenlik döneminin uzamasına yol açtı. 20 yıl bir fuarın gelişimi için önemli bir zaman, ülkemizin sanatının ve sanat pazarının gelişmesinde kamu kurumlarının kararlılığı ve planlamaları önem taşırlar. Bu sadece kamu kurumları değil özel kurumların da kararlılığıyla yüksek ivme kazanır. Sanat fuarlarının uluslararası alandaki konumu fuar dönemlerindeki ziyaretçi sayısıyla da belirleniyor. Ayrıca, ne kadar uluslararası ziyaretçinin geldiği de önemli bir gösterge. 10. yılımızda bizler zaten bu konuda, uluslararası ziyaretçi ve basın konusunda özel bir çalışma yapmıştık. Özellikle yurtdışındaki önemli sanat fuarları ve bienaller dolayısıyla kurduğumuz ilişkiler, İstanbul’un global sanat dünyasında daha fazla tanınmasına katkı sağlıyor. Ayrıca, kentin çağdaş sanat alanında ihtiyaç duyabileceği yenilikçi projeler gerçekleştirmek ve bu projeleri global sanat dünyasıyla entegre etmek de önemli hedeflerimizden. Özellikle dijital sanat ve yeni medya gibi yenilikçi alanlarda yapılan çalışmalar, İstanbul’u çağdaş sanat anlayışında öncü şehirlerden biri yapma yolunda ilerletiyor. Partnerlerimizle birlikte yaptığımız işbirliğinin ötesinde bir güç birliği anlayışını oturtarak, İstanbul’un tarihi dokusu içinde çok daha güçlü, nitelikli ve hızlı ilerleyeceğimizi, dünyadaki sanat takviminde, yaz ayları bitiminde gerçekleşen önde gelen çağdaş sanat fuarı olarak CI’ın yer alacağını öngörüyorum.

20. yıl edisyonu için nasıl bir program kurguladınız?

Bu yıl Focus ülkemiz Amerika ve bu oldukça önemli. Amerika’nın çağdaş sanat sahnesine odaklanıyor. Katılımcı galeriler arasında Amanita, Revolver Galería, Pontone / Friedrichs Pontone, Leila Heller Gallery ve Heft Gallery yer alıyor. Her bir galeri kendine özgü bir küratöryel bakış açısı mevcut diyebilirim. Diğer yandan, “Dağılan Koordinatlar: İstanbul ve Değişen Sanat Peyzajı” temasıyla CIF Dialogues alanı da öne çıkıyor. Programda Guggenheim Müzesi’nden Jennifer Stockman, Brooklyn Müzesi’nden Anne Pasternak ve Sabancı Müzesi’nden Ahu Antmen gibi önemli isimler yer alıyor. BMW Art Car Koleksiyonu’nun 50. yılı anısına, iki ikonik araç, Alexander Calder’in 1975 tarihli efsanevi Art Car’ı Türkiye’de ilk kez sergileniyor.

CI ayrıca, İstanbul’un küresel kültür ağlarındaki yerini pekiştiren bir dizi kurumsal iş birliğine de ev sahipliği yapıyor. İş birliği yapılan kurumlar arasında Barjeel Art Foundation (Sharjah), UBS Digital Art Museum (Hamburg) ve Sigg Art Foundation (Le Castellet) yer alıyor. Sigg Art Foundation, kurucu Pierre Sigg’in koleksiyonundan, resim ve dijital kültürün kesişiminde yer alan eserleri sergiliyoruz.

20. yılı kutlarken İstanbul’un kültür-sanat hayatına nasıl bir katkı sunmayı hedeflediniz?

Özellikle CI Dialogues ile sanatçıları, sanat yöneticilerini, akademisyenleri, küratörleri, yazarları bir araya getirdiğimiz konuşmalarda hem İstanbul’un sanatsal dinamiklerini, hem de sanat ortamındaki yeni eğilimleri ve yaklaşımları ortaya koyduk. Diğer yandan, uluslararası sanatçılar ve galerilerle Türkiye’deki galeriler ve sanatçılarla buluşturmak ve aynı platformda bir araya getirmenin de önemli olduğunu düşünüyorum.

20 yılda CI’ın en büyük başarı hikâyesi sizce hangisi?

Kendimizi her daim geliştirebiliyor olmamız ve yeniliklere uyum sağlayabilmemiz. Örneğin, pandemide Virtual CI düzenlememiz, CI Bloom gibi genç bir fuar oluşturmamız, Açıkhava The Yard sergileri, Tersane İstanbul’da daha geniş alanda iş birlikleri ve etkinlikler düzenlememiz, önceki yıllarda başlattığımız ilk dijital sanat fuarı Plug-in… Hepsi gelişimin ve hikayemizin bir parçası. Her zaman bu sektörün önde gelen oyuncuları olan galeriler, sanatçılar, küratörler, koleksiyonerler, iş dünyası, sanat yatırımı yapan kurumlar, akademisyenlerle birlikte çalıştık. Diyalog kurup birçok düşüncemizi onlarla paylaşarak ilerlerdik. Sonuç olarak hikayenin bir bütün olduğunu ve tüm CI edisyonlarını kapsadığını düşünüyorum.

Ekonomik krizler, toplumsal dönüşümler ve zorluklara rağmen CI ayakta kalmayı başardı. Bunun sırrı nedir?

Her ne kadar zor zamanlardan geçsek de özellikle son iki yılda yanı başımızda süren savaşlara, ekonominin durumuna, depremler gibi zor olaylara rağmen sanat ortamı bir şekilde gelişti ve bu gelişime paralel olarak sanata olan ilgi arttı. Bu artan ilgi CI’ı da etkiledi. Diğer yandan, CI yaptığı işbirlikleriyle de bilinen bir yere geldi. Biz sadece fuar zamanı değil, fuar dışında kalan 11 ay boyunca sürekli CI’ın hem uluslararası hem de ulusal alanda tanıtımları için çalışmalar yapıyoruz. Yurt dışında çeşitli müzelerde ve büyükelçiliklerde gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde sanatçılar, sanat dünyasından yöneticiler ve kurumlarla bir araya gelerek CI’ın tanıtımlarını gerçekleştirdik. Bugün geldiğimiz noktada CI dünyada tanınan ve bilinen fuarlardan birisi. Ayrıca, yurt dışından birçok sanatçıyı, galeriyi ve müzeyi ağırlayabilecek bir yapıya sahip.

İstanbul’un uluslararası bir kültür başkenti olma iddiasına CI’ın nasıl bir katkısı var?

İstanbul zaten kendi başına marka olabilecek potansiyele sahip. CI’ı kurarken de en büyük hedefimiz, İstanbul’u dünya genelinde bir çağdaş sanat merkezi olarak konumlandırmaktı. İstanbul, sadece bir kültürel köprü değil; tarihsel derinliği, kültürel çeşitliliği ve dinamik yapısıyla çağdaş sanatın küresel buluşma noktaları arasında ve CI da buna katkıda bulundu. Ayrıca CI, İstanbul’un ilk fuarı olarak birçok farklı sanat etkinliğini kendi bünyesinde gerçekleştirebildi. Bugün geldiğimiz noktada yeni bir mekanla fuara dair yeni bir duruş yarattık ve bu durum şehirdeki kültür sanatı da etkiledi.

Genç sanatçılar ve yeni koleksiyoner kuşakları için CI nasıl bir platform oluşturmayı hedefliyor?

CI, genç sanatçılar ve yeni koleksiyonerler için etkinlikler düzenliyor. Ayrıca, CI Dialogues da bu bağlamda önemli bir bilgi kaynağı yaratıyor. Diğer yandan, CI’ın daha genç fuarı olarak yapılandırdığımız CI Bloom mevcut. CI Bloom genç sanatçıların hem varlığını hem de etki alanını geliştiriyor. Daha dinamik bir sanat ortamı için her edisyonda yeni sanatçılar, galeriler ve insiyatiflerle çalışmaya devam ediyoruz.

CI’ın gelecek 20 yılı için öncelikli hedefleriniz neler?

Öncelikli olan Contemporary Istanbul’un ve Contemporary Istanbul Vakfı’nın kurumsal bir yapıyla sürdürülebilirliğinin, sanatın sahip olduğu adeta sonsuz gücün toplumumuzun ve tabii tüm insanların ilgisini her zaman çeken, yenilikleri barındıran ve heyecanını, dinamizmini koruyan, kalıcı bir yapıda yaşamasıdır. Bizim önde gelen özelliğimiz şu: Dünyada birçok gelişmiş ve güçlü çağdaş sanat fuarları batı dünyasının ve sermayesinin yönetiminde. Bu ortamda CI’ın kurucuları olarak bizler bu ülkede eğitim aldık, bilgi, görgü sahibi olduk, uluslararası ilişkilerimizi geliştirdik, turizm sektörü ağırlıklı işlerimizin birikimleriyle bu 20 yıla hiçbir hız kesmeden geldik. Çağdaş finansman mekanizmaları ile bu yıldan itibaren daha güçlü olmanın planı içindeyiz. 20 yıllık Akbank beraberliğimizle birlikte özellikle İstanbul’un tarihinin içinden gelen Tersane İstanbul ile uzun süreli beraberlik anlaşması bize ayrı bir güç veriyor. CI’ın 20 yıllık yaşamında bir kamu kurumuyla teşvik, destek gibi bir ilişkisi olmadı. Sadece 20 yıldır devam eden İBB ve genç bir kurum olan TGA (Turizm Geliştirme Ajansı) ile ülkemizi temsil etme noktasına gelmiş olan markayı dünyaya tanıtmak amaçlı iş birliğimiz devam ediyor. CI’ın yanı sıra daha birçok sanat kurumunun, galerilerin, sanatçıların, müzelerin güçlenmesi şarttır. Dünyadan daha çok insanı cezbetmesi, daha güçlü bir ülke olma yolunun kısalması için de yıllardır hedeflediğimiz yapısal sorunların çözülmesi, 70 milyar dolar hacmindeki sanat pazarından pay alabilmemiz için bir vergi reformu gerekiyor. Güçlü Avrupa ülkelerinde katma değer vergisi iniyor. Almanya, Fransa ve İtalya % 6-7 oranında KDV’ye geldiler. Orta Doğu ülkelerinde bu oran sıfır iken 4 yıl önce % 5 oldu Asya’nın ticaret merkezi Hong Kong’da ise halen KDV sıfırdır.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo