Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
All About History

Devrim döneminde Küba'da yaşam

Antoni Kapcia, bu çalkantılı dönemde Kübalıların nasıl bir hayat sürdüğünü anlatıyor.

Fulgencio Batista’nın darbesinden önce Küba’daki yaşam koşulları nasıldı?

Batista’nın 1952’deki darbesinden hemen önce Küba yaklaşık 6 milyonluk bir nüfusa sahipti (günümüzde yaklaşık 10 milyon) ve sosyal açıdan bakıldığında, gözle görülür biçimde eşitsizliğin hâkim olduğu bir toplumdu. Özellikle Havana, birçok ABD şehriyle yarışacak düzeyde bir yaşam süren zengin beyaz elitlere ve yine çoğunluğu beyaz olan kentli bir orta sınıfa ev sahipliği yapıyordu. Ancak aynı zamanda ülkenin büyük kısmında, özellikle de kırsalda ve şehirlerin kenar mahallelerinde derin bir yoksulluk yaşanıyordu. Televizyon, otomobil veya doktor sayısı gibi istatistikler dikkate alındığında Küba “gelişmiş” bir ülke gibi görünebilirdi ama toplumsal yapıdaki derin uçurumların üzerini örten bu veriler yanıltıcıydı.

Batista’nın diktatörlüğü döneminde bu tablo nasıl değişti?

Batista’nın 1952’deki darbesi, ciddi toplumsal sorunlarla boğuşmakta olan Küba’yı çok daha karanlık bir döneme sürükledi. Halk arasında büyük bir yılgınlık ve umutsuzluk havası oluştu. Baskılar öylesine yoğunlaştı ki siyasi partilerin çoğu sessiz kaldı; Küba Komünist Partisi yeraltına çekildi, birçok siyasetçi ise sürgüne gitmek zorunda kaldı. Direniş yalnızca Havana’daki öğrencilerden, gençlerden ve yolsuzluk karşıtı, milliyetçi Ortodoks Parti’den geldi (Fidel Castro da bu partideydi). 1953’te Castro önderliğindeki küçük bir grup, Santiago de Cuba’daki Moncada Kışlası’na ve Bayamo’daki bir başka kışlaya baskın düzenledi. 26 Temmuz’da gerçekleşen bu saldırıların amacı, Sierra Maestra dağlarında gerilla mücadelesini başlatmak için gerekli silahları ele geçirmekti. Ancak baskınlar başarısız oldu; birçok isyancı öldürüldü ya da idam edildi, çok azı kaçabildi. Sağ kalan 50 kişi tutuklandı, yargılandı ve uzun hapis cezalarına çarptırıldı. İki yıl sonra muhalefetin zayıflığından ve kendi gücünden emin olan Batista, genel af ilan etti. Böylece, Moncada baskınına katılmış olanlar serbest kaldı ve kısa süre sonra 26 Temmuz Hareketi (M-26-7) kuruldu. Ardından Castro ve yoldaşları, 1956 sonunda yeni bir silahlı isyan hazırlığı için Meksika’ya geçti.

Eski mahkûmlar, özgürlüklerini ve Castro’nun devrimci hareketinin zaferini kutluyor

Fidel Castro, bu hareketin öncüsü ve Batista’ya karşı duran bir lider olarak nasıl öne çıktı?

1952’den önce Fidel zaten öğrenci hareketinin önde gelen ve tanınan isimlerinden biriydi. Sonrasında radikal bir avukat ve Ortodoks Parti üyesi olarak sivrildi. Ancak asıl çıkışı, 1953’teki Moncada baskınıyla oldu. Batista’nın acımasız tepkisi halk arasında büyük bir infial yarattı ve isyancılara yönelik sempatiyi arttırdı. Castro’nun 26 Temmuz’da umut ettiği de tam olarak buydu. Ardından, 1956 Aralık başında Küba’ya dönme sözünü tuttu ve Granma adlı yatla, beraberindeki 82 kişiyle yola çıktı. Lakin Sierra Maestra yakınlarında karaya vardıklarında Batista güçleri tarafından kanlı bir pusuya düşürüldüler; yalnızca 21 kişi dağlara sığınarak kurtulabildi. Yine de bu olay, Castro’nun etkisini ve karizmasını daha da arttırdı. Özellikle Amerikalı gazetecilerin Sierra’da Fidel’le yaptıkları röportajları yayımlamaları ve küçük ama giderek büyüyen gerilla grubunu tüm dünyaya tanıtmaları bu etkiyi pekiştirdi. Grubun içinde kardeşi Raúl’un yanı sıra henüz yeni katılmış olan Ernesto “Che” Guevara da vardı. Sonrasında Batista’nın Fidel’in öldüğünü ilan etmesi, ardından hayatta olduğunun anlaşılması ise popülaritesini daha da güçlendirdi. Zamanla isyancıların sayısı yaklaşık 400’e ulaştı. Küçük başarıları duyuldukça ve 26 Temmuz Hareketi’nin şehirlerdeki eylemleri Batista’nın baskısını daha rastgele ve yaygın hale getirdikçe, Castro’nun arkasındaki halk desteği hızla büyüdü.

Fidel Castro’nun yönetimi altında ülkede okuryazarlık oranı büyük ölçüde arttı

Peki, Küba halkı, Castro ve 26 Temmuz Hareketi’ni gerçekten destekliyor muydu?

1958 yılının ortalarına gelindiğinde, 1952’deki yılgınlık yerini umut ve heyecana bırakmıştı. İnsanlar, giderek artan şekilde isyancıların temsil ettiği değerlere coşkuyla destek vermeye başladı. Batista’nın baskıcı rejimi ve derin eşitsizlikler karşısında onların cesur direnişi ve yolsuzluğa dair sergiledikleri ahlaki duruş halkta güçlü bir karşılık buluyordu. Daha eşitlikçi bir Küba vadetmeleri de bu desteği iyiden iyiye arttırdı. 1958’in sonlarına doğru şehirlerdeki devrimci örgütlenme yaklaşık 3.000 kişiye ulaşmıştı. 26 Temmuz Hareketi, bağımsızlıktan (1902) bu yana ülkeyi kemiren tüm sorunların simgesi haline gelen Batista rejimine karşı halkın gözünde tek güvenilir muhalefet olarak görülüyordu.

"Castro’nun 26 Temmuz Hareketi, kararlı ve cazip bir alternatif sundu”

M-26-7 güçleri hükümeti alt etmeyi nasıl başardı?

Temelde hareket, ülkede oluşan siyasi boşluğu iyi değerlendirerek kendisini kararlı, farklı ve cazip bir alternatif olarak sundu. Daha iyi ve gerçekten bağımsız bir Küba vaadi, çok geniş kitleleri cezbetti. 1958’in sonlarına doğru devrim, artık yeni Küba için çok daha geniş tabanlı bir ittifaka dönüşmüştü. Başka bir deyişle, bölücü bir kapitalizm anlayışına ve Küba’yı anlamakta aciz kalan ABD’ye yüz kızartıcı bir bağımlılık üzerine kurulu olan hegemonyaya karşı güçlü bir ideolojik üstünlük elde ettiler. Buna ek olarak, Batista güçleri isyancıların başarıları karşısında giderek moral kaybı yaşadı. Gerillaların geliştirdiği üstün askerî beceri ve taktikler de bunda etkiliydi. Son darbeyi ise 1958’in sonunda ABD vurdu: Batista’nın baskıcı uygulamaları artık Washington için de utanç verici bir hâl almıştı ve ABD hükümeti rejime silah ve uçak sevkiyatını durdurdu.

Castro’nun zaferinden sonra Kübalıların maddi yaşam koşullarında büyük bir değişim oldu mu?

Hem de çok hızlı bir şekilde oldu. İlk üç yıl içinde (1961’e kadar), Fidel’in 1953’te Moncada baskını davasında yaptığı ünlü savunma konuşmasında dile getirdiği vaatlerin —ki bu konuşma hareketin ilk manifestosu sayılır— neredeyse tamamı hayata geçirildi. Daha da önemlisi, 1940 Anayasası’nda yer alan ama bir türlü uygulanmayan pek çok reform da devreye sokuldu. Bunlar arasında, ılımlı bir toprak reformu (büyük arazi sahiplerinin toprakları kamulaştırılarak opraksız köylülere dağıtıldı); kiraların önce azaltılıp ardından tamamen kaldırılması; toplu taşımada ilk etapta sübvansiyon sonra da ücretsiz ulaşım; başarılı bir okuma yazma kampanyası (okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 23’ten 1961’de yüzde 3’e geriledi) ve sağlık, eğitim, elektrik vb. hizmetlerin kamulaştırılması gibi adımlar vardı. Tüm bunlar Kübalıların hayatını kökten değiştirdi ve gelir dağılımı doğrudan ya da dolaylı biçimde daha adil hâle geldi. Elbette bu, mülk sahiplerinin gelirlerinin azalması ve özel eğitimin sona ermesi anlamına da geliyordu. Bunun sonucunda, ekonomik gücü ve statüsü zayıflayan orta sınıfın önemli bir kısmı ülkeden göç etti. İlk on yılda Küba’yı terk edenlerin %80’inden fazlası beyazdı. Toplum içindeki yeni gelir dağılımının en büyük kazananı yoksullar, özellikle de beyaz olmayan çoğunluk oldu.

Antoni Kapcia, Nottingham Üniversitesi’nde İspanyol, Portekiz ve Latin Amerika Çalışmaları alanında emekli profesördür. Modern Küba üzerine uzmanlaşmıştır. 2004–2020 yılları arasında Küba Araştırmaları Merkezi’nin direktörlüğünü yürütmüştür. Kitapları arasında, Havana: The Making of Cuban Culture (Havana: Küba Kültürünün İnşası, 2005) ve Leadership in the Cuban Revolution: The Unseen Story (Küba Devriminde Liderlik: Görülmeyen Hikâye, 2014) yer almaktadır.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo