Haber kapak görseli
Genel
11 dk okunma süresi
Mindfulness

Doğa ile uyum içinde yaşama sanatı: Ayurveda

Ayurveda, insan vücudu dahil evrenin tümünün doğanın beş elementinden meydana geldiğine inanır: Boşluk, hava, ateş, su, toprak... Bu beş element, doğanın yapı taşlarıdır. Ayurveda’nın temelinde, her bireyin kendi benzersiz yapı taşına yani “dosha”ya sahip olduğu inancı yatar.

ATOM DAMALI

@atom.damali

Bugüne kadar gerçekleştirilmiş bilimsel ve felsefi çalışmaların halen çözememiş olduğu birçok derin mevzu var. Evrenin yaratılışı, insanoğlunun duygu ve zihin yapısının evrimi, bilinç kavramının nasıl ortaya çıktığı gibi... İnsan sağlığı üzerine yapılmış ilk araştırmalar ve bu konularla ilgili yapılan ilk çalışmalar, binlerce yıl önce “hayat bilimi” anlamına gelen Ayurveda araştırmaları ile başlamış. Binlerce yıl öncesinde bu konulara çözüm getirmeye çalışan Hintli bilgeler, geliştirdikleri Ayurveda felsefesinde bunlar gibi birçok bilinmeyen konuda hipotezler oluşturmuşlardı. Kadim Hint felsefe okullarından biri olan Sankhya; evreni oluşturan elementlerin incelenmesi, sıralanması, sınıflandırılması, beden ve ruh arasındaki ilişkilerin açıklanmasının yanında yaradılış ve evrenin oluşumuyla ilgili olarak bugün dahi geçerliliğini sürdürebilen fikirler oluşturmuşlardı. Yaradılıştan sonra insanın soyut kavramlarının, önce farkındalığa, sonra da bilince ve en sonunda da maddeye dönüşümünü çözmeye çalışmışlardı. Bu vedik araştırmalar arasında yer alan Adi Shankara isimli bir bilge kişi, bu felsefeyi geliştirerek yaşam katmanlarını kolayca anlaşılabilecek bir model haline getirmişti. Bu modele göre, insan yaşamı üç boyutta yapılanmaktadır:

  1. Beden adı verilen fiziksel yapı,
  2. Zihin adı verilen astral yapı,
  3. Ruh adı verilen ruhsal yapı.

Beden, zihin ve ruh arasındaki bağlantılar, “çakra” adı verilen, bedenin salgı bezleri (endokrin) sistemi ve merkezi sinir sistemi ile bağlantılı, görünmez enerji kanallarıyla sağlanmaktadır.

Fiziksel beden, madde ve enerjiden oluşmaktadır. Yoga egzersizleriniz sırasında farkındalığınızı fiziksel bedeninize odakladığınız takdirde, çevreyi temsil eden doğa, vücut ve enerjiden oluşan fiziksel yapınızın üç altyapısını da hissedebilirsiniz.

Her an birbirleri ile madde ve enerji alışverişinde bulunan doğa ile fiziksel beden arasındaki sınırı belirlemek mümkün değildir. Her an içimize çektiğimiz ve dışarı verdiğimiz nefes, beş duyumuzla içimize aldığımız her şey, vücut kimyamızı şekillendiren ritimler doğanın birer parçasıdır. Aldığımız her nefes, doğa ile bedenimizin nasıl bir dinamik ilişki içerisinde olduğunun göstergesidir. Yediğimiz her lokma, doğanın özelliklerini ve moleküllerini taşıyan besinlerden oluşmaktadır.

Ayurveda’ya göre insan ve doğanın nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu görebilmek için gelin, temel Ayurveda kavramlarını bir kez daha hatırlayalım: Ayurveda, insan vücudu dahil evrenin tümünün doğanın beş elementinden meydana geldiğine inanır: Boşluk, hava, ateş, su, toprak... Bu beş element, doğanın yapı taşlarıdır. Ayurveda’nın temelinde, her bireyin kendi benzersiz yapı taşına yani “dosha”ya sahip olduğu inancı yatar.

Doğadaki 20 nitelik, yaşadığımız dünyadaki tüm sıfatları kapsamaktadır. Bunlar aslında birbirinin ters anlamını taşıyan 10 temel niteliktir. Evrendeki her şeyin nitelikleri bu 20 sıfatla tanımlanabilmektedir. Buna; mevsimler, yiyecekler, içecekler, nesneler ve duygular da dahildir. Doğanın yapı taşları olan beş elementin her biri, bu sıfatların bir kısmının karışımı olarak algılanabilir.

Bu nitelikler, bedenlerimizin doğa deneyimlerine nasıl tepki verdiğini anlamamıza yardımcı olur. Örnek olarak, mevsimlere bakabiliriz. Yaz aylarında vücutta ısıyı artıran bir ısı kalitesi mevcuttur. Dengeyi bulmak için serinletici bitkiler kullanarak, serin sularda yüzerek ve ay ışığı altında güneşten daha fazla zaman geçirerek tam tersini geliştirebiliriz. Kış aylarında vücutta üşümeyi artıran bir soğukluk özelliği vardır. Bunu dengelemek için sıcak tutan giysiler giyebilir, sıcak yağ masajı yapabilir, buhar uygulayabilir, sıcak banyo yapabilir, ateşin yanında oturabilir ya da vücudu ısıtmak ve güç kazanmak için egzersiz rejimimizi artırabiliriz.

İnsanların farklı beden ve zihin yapılarını gösteren üç dosha’yı (Vata, Pitta ve Kapha) oluşturan beş elementin (toprak, su, ateş, hava ve boşluk) her biri bu niteliklerden oluşur. Her bir dosha, bu elementlerin benzersiz bir kombinasyonuna karşılık gelir. Örneğin; Vata hava ve eter, Pitta ateş ve su, Kapha da toprak ve su ile ilişkilendirilir. Ayurveda uzmanları, bu element enerjilerini ve vücut içindeki tezahürlerini anlayarak dengeyi geri getirmek ve şifayı teşvik etmek için tedavileri kişinin ihtiyaçlarına göre uygular. Neticede her bir dosha, doğanın belirgin sıfatları ile ilişkilendirilmiştir:

Vata: Boşluk ve hava (Soğuk, hafif, kuru, düzensiz, hareketli, berrak, kaba)

Pitta: Ateş ve su (Sıcak, hafif, yoğun, hareketli, sıvı, yağlı, keskin)

Kapha: Su ve toprak (Soğuk, ağır, durağan, devamlı, yoğun, yağlı, bulutlu)

Ayurvedik prensiplere göre, bu element enerjilerindeki dengesizlikler, dosha’larda uyumsuzluğa ve neticesinde hastalıklara yol açar. Bu nedenle Ayurvedik tıbbın temel amacı; sadece semptomları tedavi etmek yerine, hastalıkların kök nedenlerini ele alarak dengeyi geri getirmektir.

Ayurveda’nın temel felsefesi; insanlığın doğal dünya ile iç içe, sağlığımızın da çevrenin ritimleri ve döngüleriyle sıkı sıkıya bağlı olduğunun farkındalığıdır. Doğanın insan sağlığı üzerinde derin bir etkisi olduğunu kabul eden Ayurveda, bu nedenle doğanın dengesini korumak, sağlığı teşvik etmek ve iyileşmeyi desteklemek için doğal dünyayı kullanır.

Doğa, Ayurveda uygulamalarında bol miktarda şifalı bitki, bitki ve mineral sağlayan en güçlü şifacı olarak görülmektedir. Bu doğal ilaçlar, soğuk algınlığından kronik hastalıklara kadar çok çeşitli rahatsızlığın tedavisinde kullanılmaktadır. Ayurveda uygulayıcıları ekolojik dengenin korunmasını sağlayarak, şifa malzemelerinin sürdürülebilir ve doğayla uyumlu bir şekilde tedarik etmenin önemini vurgular.

Doğa, bizim sadece bir “beden” ve “zihin” olduğumuzdan daha fazlasını hatırlamamıza ve bütün ile bağlantılı olmamıza izin verir. Ayurveda’ya göre; sağlığımız, Vata, Pitta ve Kapha enerjileri üzerinden beş elementin (toprak, su, ateş, hava ve boşluk) uyum ve denge ile ilişkilendirilmesine dayanır. Bu, doğadan kopmanın riskli ve incelenmesi gereken bir şey olduğu anlamına gelir. Doğa ile uyum, esasen bizi iyileştiren bir olgudur.

Beslenme vücudumuzun temel gereksinimidir

Alınan besinler, vücudumuzun yapılanması ve yürüttüğümüz aktiviteler için gerekli enerjiyi sağlamaktadır. Beslenme fizyolojik bir durum olmasının yanı sıra aynı zamanda psikolojik bir ihtiyaçtır. Ayurveda kapsamındaki en etkin kalem “beslenme”dir. Ayurveda’ya göre, yediğimiz ve içtiğimiz besinlerin tümünün en doğal şekilde doğadan temin edilmiş olması önemlidir. Bu kapsamda Ayurveda, işlenmiş gıda ürünlerine ve ürün özelliklerini değiştiren sanayileşmiş gıda üretimine karşıdır. Gerçekte gıdaların bedenimiz ve zihnimiz üzerinde yaptığı etkiler daha önemlidir. Ağzımıza aldığımız bir besin, hangi hücremize nasıl bir ileti yollamaktadır, hangi enzimlerimizi harekete geçirebilmektedir, sindirim ateşimize nasıl etki yapmaktadır? Ayurveda, bu noktalara daha çok önem vermektedir.

Baharatlar, doğanın bize verdiği en büyük hediyedir

Doğanın beslenmemize verdiği en büyük hediye, baharatlar ve şifalı bitkilerdir. Ayurveda anlayışında, farklı baharatların beden üzerinde değişik lezzet etkileri bulunmaktadır. Bazı baharatların serinletici özellikleri varken, bazılarının ısıtıcı, bazılarının kurutucu, bazılarının da hafifletici etkisi vardır. İşte doğru baharat seçimi ile doğanın armağanı baharatların bu şifa verici lezzet ve etkilerini kullanarak, dengesizleşmiş olan dosha’larımızı tekrar dengeye getirmek mümkündür.

Yoga, doğanın ihtişamı ortasında uygulandığında yeni bir boyut kazanarak, faydalarını artırır

Özünde yoga ve doğa benzer ruhlardır; ikisi de besleyici, ikisi de iyileştirici, ikisi de sınırsız bilgelikle doludur. Açık havada yoga yapmak, duyulara bir ziyafet sunarak bizi çevreleyen güzelliklere dair artan bir farkındalık uyandırır. İster gün batımının canlı tonları, ister kuş cıvıltılarının senfonisi, ister toprağın kokusu olsun; doğa, uygulayıcıları kucaklayarak onları kendilerini tamamen şimdiki ana kaptırmaya davet eder. Doğa ile iç içe yapılan yoga, farkındalığa açılan bir kapı haline gelir; dış dünyanın enginliğiyle tamamlanan içe doğru bir yolculuktur. En temel yoga asanası ile güneşi selamlarken veya temel pozları yaşarken, çevremizdeki ince nüanslara uyum sağlar. Derin bir mevcudiyet ve bağlantı duygusu ile anda yaşayabiliriz. Yaprakların hafif hışırtısı, esintinin bedenimizi okşaması ve güneşin sıcaklığı, asanaların ayrılmaz parçaları haline gelir, duyusal deneyimi zenginleştirir ve farkındalığı derinleştirir.

Prana, bedenimizde taşıdığımız doğal yaşam enerjisidir

Bedende yaşam enerjimizi akış halinde tutan güç, nefesimizdir. Pranayama çalışmalarında aldığımız her nefes ile bitkilerin ürettiği oksijenle vücudumuzu yeniler ve hücrelerimizi besleriz. Tersine nefesimiz, doğaya bitki yaşamını sürdüren fotosentez sürecinin hayati bir bileşeni olan karbondioksiti serbest bırakır. Böylece aldığımız her nefes, ekosistemlerin hassas dengesini ve dayanıklılığını destekleyerek yaşam döngüsüne katkıda bulunur. Nefes, özünde bizi doğal dünyayla birleştiren, birbirimize bağlılığımızı sürekli hatırlatan bir köprüdür. Bir dağ zirvesinin taze havasını veya denizin tuzlu esintisini içimize çektiğimizde, kendimizi tamamen doğanın duyusal deneyimine kaptırır, etrafımızı saran güzelliklere ve harikalara uyanırız.

Ayurveda’nın temel unsurlarından olan meditasyonun doğanın güzelliği ve sükuneti içinde yapılması, bedenimize ve zihnimize dönüşümsel bir boyut kazandırır

Bir ağacın koruyucu dalları altında otururken, bir dağ manzarasının genişliğine bakarken veya kıyı boyunca hafifçe vuran dalgaları dinlerken, şahit olduğumuz doğanın duyumsal zenginliği ve huzuru, bedenimizin, zihnimizin ve duygularımızın şifalanması için ilave kaynaklar sunar. Kalbimizi evrenin bilgeliğine açtığımızda, yaratılışın kutsallığını fark eder, doğal dünyanın kucaklamasında huzur, güç ve sükunet buluruz.

Yaşamda beş farklı biyolojik doğal ritim vardır: Sirkadiyen ritim, mevsimler ritmi, Ay ritmi, medcezir ritmi, astrolojik ritim

Doğal ritimlerin yaşama etkisi derin ve kapsamlıdır çünkü doğanın döngüleri ve ritimleri, bizi içsel olarak etkiler, yaşamımızı yönlendirir. Doğanın ritimleri, yaşamımıza bir denge ve harmoni hissi kazandırır. Mevsimlerin değişimi, güneşin doğuşu ve batışı gibi doğal olaylar, biyolojik saatimizi düzenler ve uyum sağlamamıza yardımcı olur. Doğanın ritmik ve tekdüze özellikleri, stres seviyelerini azaltmaya yardımcı olabilir. Güneşin doğuşu ve batışı gibi doğal ışık döngüleri, uyku-uyanıklık döngümüzü düzenler. Doğal ışık alımı, vücudumuzun iç saatini düzenleyerek daha iyi bir uyku kalitesi sağlar. Doğal ritimler, duygusal refahımızı destekler. Doğada zaman geçirmek ve doğal olaylara tanıklık etmek; ruh halimizi iyileştirir, iç huzurumuzu artırır, yaratıcılığımızı ve üretkenliğimizi teşvik eder, bizi dengeye, sağlığa ve iç huzura yönlendirir. Böylece daha tatmin edici ve anlamlı bir yaşam sürmemize yardımcı olur.

Masaj, doğa ile derin bir bağlantı kurmanın ve doğal iyileşme süreçlerini desteklemenin etkili bir yoludur

Doğal ortamlarda yapılan masaj stresi azaltır, zihni rahatlatır. Ormanlık bir alanda veya deniz kenarında yapılan masaj; kuş sesleri, rüzgarın hafif esintisi ve doğanın sesleri eşliğinde daha derin bir rahatlama sağlayabilir. Doğal yağlar, masajın etkisini artırabilir ve cilt sağlığını destekleyebilir. Bitkisel yağlar, esansiyel yağlar veya bitki özleri gibi doğal yağlar, vücudu besler, nemlendirir ve terapötik etkiler sunar. Doğal ortamlarda yapılan masaj, cildin sağlığını ve solunum sistemini destekleyebilir. Temiz hava ve doğal ışık, cildin nefes almasına ve sağlıklı bir dolaşım sağlamasına yardımcı olur. Kuş, dalga veya hafif rüzgar gibi doğal sesler, masaj sırasında zihni sakinleştirir ve stresi azaltır. Doğanın sesleri ruhu besler ve doğal iyileşme süreçlerini destekler. Doğal ortamlarda yapılan masaj, topuklar ve vücut arasındaki doğal bağlantıyı güçlendirir. Topraklama veya yerden bağlantı; vücudu yatıştırır, enerjiyi dengelemeye yardımcı olur ve stresi azaltır. Sonuç olarak; masaj ve doğa bir araya geldiğinde, beden, zihin ve ruh için derin bir iyileşme ile rahatlama sağlanabilir. Doğanın gücünden ve güzelliklerinden yararlanarak yapılan masajlar, sağlık ve iyilik halini destekler, doğal dengenin yeniden sağlanmasına yardımcı olur.

Doğa ile uyumlu bir şekilde tasarlanmış günlük ayurvedik rutinler, bireysel beden ve zihin yapımıza ilaveten, doğal ritimlere ve mevsimsel değişikliklere uygun olarak kişiselleştirilmiş olmalıdır

Güneşin doğuşuyla uyanmak... Güneşin doğuşu, doğal ritimlere bağlı olarak uyanmanın en uygun zamanıdır. Bu, vücudu ve zihni güne hazırlamak için enerji verici ve canlandırıcıdır. Burun içine doğal yağlar uygulamak (nasya), sinüsleri temizler ve solunum sistemini güçlendirir. Bu, sabah rutinine eklenerek temiz hava almak ve doğal uyanma sürecini desteklemek için uygulanabilir. Yoga veya Tai Chi gibi yavaş, akıcı hareket formları vücudu esnetir, güçlendirir ve zihni sakinleştirir. Bu egzersizler açık havada yapılabilir, böylece doğanın taze havasından ve manzarasından faydalanılabilir.

Mevsime uygun taze, yerel ve organik yiyecekler tüketmek önemlidir. Doğal olarak yetişen meyve, sebze ve otları içeren bir beslenme planı vücudu besler ve denge sağlar. Gün boyu su tüketmek ve mevsime uygun bitki çayları içmek, vücudu nemlendirir ve temizler. Günün sonunda doğal ışığın azaldığı bir zamanda, vücudu ve zihni, rahatlatıcı aktivitelerle dinlendirmek önemlidir. Yürüyüş, meditasyon, doğa yürüyüşleri veya manzara izleme gibi doğa ile bağlantılı aktiviteler, rahatlamayı ve iyileşmeyi teşvik eder. Doğal uyku döngülerine uyum sağlamak için uyumadan önce doğal ışığın azaltılması ve sakinleştirici aktivitelerin yapılması önemlidir. Sıcak bir banyo, hafif bir masaj veya meditasyon, uyku kalitesini artırabilir ve vücudu yenileyebilir.

Ayurveda, sağlıklı yaşam için toksinsiz bir yaşam önermektedir

Doğa, toksinlerin hem üretilmesinde hem de azaltılmasında çok önemli rol oynar. Bazı toksinler; bitkiler, mantarlar, bakteriler ve diğer organizmalar tarafından savunma mekanizmaları ya da metabolik süreçlerin yan ürünleri olarak doğal olarak üretilir. Buna karşılık birçok bitki, toprak ve sudaki toksinleri absorbe etme, biriktirme ve dönüştürme yeteneğine sahiptir. Bu şekilde doğanın sağlıklı yapısı sürdürülebilir bir yapıda dengelenebilmektedir. Ancak toksinlerin büyük kısmı endüstriyel kirlilik, tarımsal atıklar ve atıkların uygunsuz şekilde bertaraf edilmesi gibi insan faaliyetlerinin sonucu olarak yaratılmaktadır. Bu kirleticiler; toprağı, suyu, havayı kirleterek ekosistemleri ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. İnsan faaliyetleri genellikle toksinleri çevreye doğal süreçlerin kaldırabileceğinden daha hızlı bir oranda sokar. Bu nedenle hem doğal ekosistemlerin hem de insan sağlığının korunması için kirliliğin en aza indirilmesi ve koruma çalışmalarına öncelik verilmesi şarttır.

Ayurveda, toksinlerin birikimini kontrol altına alabilmek için özel detoks teknikleri ile vücuttaki toksinleri temizlemeyi veya azaltmayı amaçlar

Bu detoksifikasyon sürecinde, doğanın sağladığı imkanlar önemli bir rol oynar ve birçok doğal yöntem, vücudun doğal detoksifikasyon sürecini destekler. Doğal meyve, sebze, otlar ve diğer bitkisel kaynaklar, vücudu temizleyici ve detoksifikasyon süreçlerini destekleyici besin maddeleri sağlar. Antioksidanlar, lifler ve diğer besin maddeleri, toksinlerin vücuttan atılmasına yardım edebilir ve sağlıklı bir sindirim sistemi oluşturabilir. Doğanın insanlığa hediyelerinden olan şifalı bitkilerle karıştırılmış temiz su tüketimi, böbreklerin ve idrar yollarının toksinleri atmasına destek verir. Isı ve doğal yağların Ayurvedik Panchakarma teknikleriyle beraberce uygulanması, cilt ve sindirim sistemi yoluyla toksinlerin bedenden dışarı atılmasına yardımcı olur.

Doğal ortamlarda bol oksijen almak, akciğerlerin toksinleri temizlemesine ve vücudu oksijenle doldurmasına yardım eder

Ormanlık alanlarda yürüyüş yapmak veya deniz kenarında derin nefes almak, solunum yoluyla detoksifikasyonu teşvik eder. Doğa, stresi azaltmak ve zihni sakinleştirmek için mükemmel bir ortam sağlar. Stres hormonlarının azalması, vücudun detoksifikasyon süreçlerini destekler ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu nedenlerle, Ayurveda ve doğanın birbirini destekleyerek uygulanması, vücudun doğal detoksifikasyon süreçlerini destekleyen birçok fırsat ve kaynak sunar. Sağlıklı yaşam tarzı seçimleri yapmak ve doğal çevreyi keşfetmek, vücutta toksin birikimini azaltmaya ve genel sağlığı iyileştirmeye yardımcı olur.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo