
Doğa sizi uyanmaya davet ediyor, duyuyor musunuz?
Selin Su Atay
Biz de her an değişiyoruz, uyuyup uyandığımızda bıraktığımız yerden devam etmek istiyoruz bazen ama hayat kaldığımız yerden değil, olduğumuz yerden devam ediyor. Bu hizalanmayı kaçırırsak, anı kaçırıyoruz. Gelişen teknolojiler ve hayatımızda büyük yer kaplayan telefon, bilgisayar, tablet ve televizyon ekranları sebebiyle odaklanma ve dikkat verme sürelerimiz giderek kısalıyor. Günlük hayatın koşuşturmacasında nasıl akşam olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. Durum bu olunca da güvenli bir limana ihtiyaç duyuyoruz, değişimi istemiyoruz; her şey bu kadar hızlıyken aynı kalacağına güvenebileceğimiz bir şeyler olsun istiyoruz.
Oysa değişim bizim dostumuzdur. Evrimsel olarak bugüne gelebilmemizin en önemli sebebidir. Canlı olmanın en büyük göstergesi, etrafta değişen koşullara uyum sağlama kapasitesidir. Yaz mevsimi; kasvetli ve içine kapanık kış ile ne yapmak istediğine tam karar veremeyen bahardan sonra ağaçların değişimi göğüsleyip, çiçeklendiği mevsimdir. Giderek uzayan günler, kuş cıvıltıları, ısınan hava, rengarenk çiçekleriyle ağaçlar, kış mevsiminde kendini uykuya bırakan doğanın yeniden canlanışını müjdeler. Sanki doğa, bu kadar güzel olarak bizi de uyandırmak istiyor gibidir.
“Dikkatini ana getir!” Söylemesi, uygulamasından hayli kolay bir kalıptır. Özellikle de bir şeyler pek istediğimiz gibi gitmiyorsa, dikkatimizi andan olabildiğince koparmak için yeni yeni yollar ararız. Fakat yaz aylarında doğanın bize sunduğu duyusal şölen, dikkatimizi ana getirmek için aslında mükemmel bir fırsattır. Şuursuzca etrafa bakınırken hiç beklemediğiniz bir yerden gözünüze çarpan toz pembe-beyaz erik ağacı çiçekleri, derin bir nefes aldığınızda içinize çektiğiniz çimen kokusu, güneşin alnından gölgeye geçtiğinizde teninize değen hafif esinti, yaz meyvelerinin özlenen tatları ile araba kornaları arasından kulağınıza çalınan kuş cıvıltıları, o küçük anların farkına varmak için çok büyük fırsatlardır.
Yapılan bilimsel çalışmalar; aşık olduğumuzda beynimizden salgılanan nörokimyasalların dikkatimizi artırdığını, bu sebeple de hayata dair her şeyin bize daha güzel gözüktüğünü gösteriyor. Fakat bu etki ancak ilişkinin başlarında gözüken “balayı etkisi”dir yani sürdürülebilir bir hal değildir. Bu yüzden birçok öğreti, kendi hayatınızla aşka düşmeyi, hayatta olmaya aşık olmayı öğütler. Yaz ayları, bunun için karşımıza çıkan büyük bir fırsattır.
Bu yazı hayatla aşka düşmek için değerlendirmek isterseniz, işe belki de çoktan unutulmuş yeni yıl niyetlerinizi gözden geçirmekle başlayabilirsiniz. Sizin yeni yıl niyetleriniz nelerdi, ne durumdalar? Hayata geçirmeye başladıklarınız nasıl gidiyor? Henüz üstüne aksiyon almadıklarınızı tekrar gözden geçirmeye ne dersiniz? Doğa bile 12 ayda dört mevsim değiştiriyor, bizim de değişmeye hakkımız olamaz mı? Belki niyetleriniz artık o kadar önemli değil sizin için ya da belki kendiniz için en doğru aksiyon planını henüz belirleyemediniz! Halen önemli olduğunu düşündükleriniz varsa, şu an yapabileceğiniz en ufak şey nedir? Her gün biraz biraz üstüne koyarsanız nasıl olur? Eğer şu an aklınıza gelen bir şey yoksa, bu yaz kendinize meditasyon yapma alışkanlığı edinmeyi hediye etmeye ne dersiniz? Her gün, sanki diş fırçalamak gibi bir gereklilikmişçesine, kendinize beş dakika ayırarak başlamak; bunun için evde kendinize sessiz ve güvende hissettiğiniz bir köşe hazırlamak kulağa nasıl geliyor?
Doğa değişir, hayat değişir, biz değişiriz! Bu değişimin bizim istediğimiz yönde olması içinse kendi niyetlerimizi belirleyebiliriz. Yeni niyetleriniz her neyse, hayatınızda fikirlerine önem verdiğiniz birilerine anlatmayı deneyin. Bunu yaparak gerçekleşmesini kolaylaştırır, hayallerinizin sorumluluğunu almış olursunuz. Yaz mevsimi, eğer doğanın bize bir hediyesi ise siz de yeni niyetlerinizle kendinizden bir parça doğaya ve hayata hediye etmeye var mısınız?












