
Dünyayı kurtaracak merhamet adlı çınar topraklarımızdadır
İLKAY BUHARALI
Dünyanın gözleri önünde, insanlık tarihinde bugüne kadar örneği görülmemiş vahşilikte bir merhametsizlik yaşanırken yazıyorum bu satırları...
Savaşın bile bir adabı, bir ahlakı, etik değerlerinin olduğu günlerden; sığınma kamplarında masum sivillerin, sokaklarda top oynayan çocukların, hastanelerdeki yaralıların acımasızca katledildiği günlere gelinmiş bir dünyadan yazıyorum bu satırları... “Merhamet” adlı çınarın kurumaya terk edildiği o sevgi yağmuruna susamış dünyadan...
İndim gönül haneme, günlerdir soruyorum kendime; peki ama nedir “merhamet”?
İki isim geliyor aklıma... Biri Hz. Muhammed, diğeri de Gazi Mustafa Kemal Paşa.
Hz. Muhammed’in bir hadisi ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yaşadığı bir olay o kadar diri ki aklımda! Her ikisinin de merhamete bakışı o kadar hayranlık uyandırıcı ki!
Demem o ki, merhamete tüm bakışım bir hadise dayanır ve gerçek merhametin bana göre en iyi örneği, Mustafa Kemal’in hayatındadır.
Umarım kalbimdekileri olduğu gibi dökebilmek nasip olsun kelimelerime...
Sanırım bundan dört yıl kadar önceydi.
Kitapları çok satan bir yazar ama daha önemlisi çok sevdiğim insan Azra Kohen’den duyup, günlerce sarsıntısını yaşadığım sözdür ya da özdür merhamet kavramına bakışımı tam olarak oturtan...

Son peygamber Hz. Muhammed, 1400 yıl öncesinde demiştir ki:
“Adaletiniz merhametinizden de önce gelsin!”
Yani merhametiniz mutlaka olmalı!
Ama onun da önünde adalet durmalı!
Kendi süzgecimden geçirip, kendi kabımca alabildiğimi şöyle bir örnekle açayım...
Diyelim ki üç yaşındaki çocuğunuz aynı yaştaki başka bir çocukla kavga ediyor. Gözünüzden sakındığınız evladınız, canınızdan bir parçadır değil mi? Çocuğunuz kavgada bir de dayak yiyor, üstelik aldığı darbeden dolayı dudağı da kanıyor. Kendi evladınıza merhametle koşup, diğer çocuğa kızmak pek çoğumuzun otomatik reaksiyonudur.
Ancak öncelik sırasının taraflı duygusallığa bulanmış merhamette değil, adalette olması gerekmiyor mu? Evladınız bile olsa, merhametinizin önünde tüm görkemiyle adalet durmalı!
“İyiler mi?” diye her iki çocuğa birden kol kanat açmak, kendi evladının dudağı kanıyor ve canı acıyorken bile adil davranabilmek...
Tek bir cümle ile anlatılmış muazzam bir ifade: “Adaletin merhametinden de önce gelmeli!”
“Merhamet merhamettir canım; adalet önce gelse ne olur, ardından gelse ne olur?” diyebilir insan.
Oysa, hak edişten önce sahne alan merhamet, gerçek “merhamet” değildir. Hatta belki biraz fazla iddialı olacak ama böylesine bir merhamet, kolayca kör vicdana dönüşebilir ve merhamet sandığınız şey aslında merhametsizliğin ta kendisi oluverir.
Bunu da şöyle bir örnekle açıklayayım...
Sokakta dilencilik yapan 10 yaşlarında bir çocuğa para verdiğinizi düşünelim. Görünüşte o an vicdanınızı rahatlattınız, iyi bir şey yaptınız. Oysa ki bir an detaylıca düşünseniz, para vererek o çocuk için iki kötü ihtimalden birine destek olduğunuzu anlayacaksınız. Yıllarca Umut Çocukları Derneği’nin başkanlığını yapan, kendisi de bir sokak çocuğu olarak büyüdükten sonra hayatını bu alanda çalışmaya adayan Yusuf Ahmet Kulca’dan öğrendiğim bir şeydir bu. Sokaktaki bir çocuğa para verdiğiniz her an, onun sokakta kalmasına destek oluyorsunuz. Ona, yaşamını sokakta sürdürebilme imkanı veriyorsunuz. Paranızın, çocuğu zorla çalıştıran ve az sonra elinden parasını alacak bir dilenci mafyasına gitmesi durumu da ikinci kötü ihtimal. Çok üzücü ama düşünmeden yaptığınız sözde merhametli bir hareketle, başka çocukların da bu kötü insanların ellerine düşmesine destek oldunuz. İnanılmaz, değil mi? Oysa merhamet etmiş, bir an kendinizi rahatlatmıştınız. Belki yanağını okşasanız, yemek ısmarlasanız, yapabiliyorsanız eğitimi için kalıcı bir yardımda bulunsanız, bunu yapamıyorsanız da onu bir yardım kuruluşu ile buluştursanız, gerçek bir katkı sağlamış olabilirdiniz.
Bugün Filistin’de vahşice katliam yapan İsrail de tanrılarının buyruğunu yerine getirdiğini söylüyor.
İyi de nasıl bir Yaradan ki bu, hepsini kendisi yaratmışken bir kısmını, diğerinden sadece ırksal sebepler ile ayırsın?! Bir ülke ki kendi halkına gösterdiği sözde merhamet ile onları koruduğunu söylerken bir başka halkı; masum, sivil, çocuk, genç, yaşlı demeden yok ediyor. Ya o insanların yaşama hakkı?
Adaletleri yok ki merhametleri olsun... Oysa öyle özel ruhlar geçti ki bu dünya sahnesinden... Tarih emsalsiz bir merhamet örneğini bizim topraklarımızda, kadim Anadolu’da kaydetti!

Yıl 1934...
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümü nedeniyle düzenlenen törenlerde bir konuşma yapıyor. İnsanlık tarihine geçmiş ve bana göre, dünyanın merhameti en iyi anlatan konuşması.
Bir cephe düşünün ki silahları bitince bedenlerini siper yapan askerler korumuş. Kurşun, kurşunu havada vurmuş.
Tarihin en büyük ve en çetin savaşlarından birinin yaşandığı Çanakkale’de hem karada hem denizde verilen mücadelelerde iki taraftan 500 binden fazla can verilmiş. Dile kolay!
Ve bu kanlı savaşın sadece birkaç sene sonrasında, bu muazzam fakat bir o kadar da hüzünlü mücadelenin kahraman ve muzaffer komutanı, düşman askerlerinin annelerine hitap ediyor.
Konuşmanın o bölümü şöyle:
“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Atatürk’ün bu hitabına daha sonra bir Anzak annesi şu sözler ile cevap yazıyor:
“Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, alicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi. Bir ana olarak bana bir teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine ‘Ata’ demek istiyoruz. Çünkü yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi... Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla...”
Yeri geldiğinde düşmanına bile bağrını samimiyetle açabilmektir “merhamet”!
Ve tüm kalbimle inanıyorum ki dünyayı kurtaracak merhamet adlı çınar, hala bu topraklardadır...












