Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
Pozitif

Duygularınıza yeniden güvenin: umut ve neşe ile başlamak mümkün

Haz ya da mutluluk duygularımızı bilinçli olarak bastırmaya mı başladık… Yoksa düşüncelerimiz öyle bir negatif bulutla sarmalandı ki eylemlerimize mi saldırmaya başladı? Bir çaresi var. Umut ve neşeye sarılarak başlayalım mı?

ELİF DAĞDEVİREN

“Ocak ortasından beri uyuşmuş gibiyim. Geçmek bilmeyen bir erteleme hali, manasız işlerle tüketilen vakit, ciddi işlere karşı konsantrasyon sorunu, bazen uyumaya koşmak bazen uyumaktan kaçmak ama her koşulda sık sık uyuyamamak…

Masal şehrinde hisler

Oysaki nicedir Viyana’da, yani bir masal şehrinde tatlı, mesut bir hayatım var. Dışarıdan bak; daha ne istersin ama tam kendimi sokaklara atıp bitmek bilmeyen parklarda yürüyeceğim, muhteşem müzeleri gezeceğim, bir kafede güzel bir kahve içeceğim ki karanlık bir bulut gelip yerleşiyor ve her huzurlu anımdan, her keyfimden vicdan azabı duymaya başlıyorum. “Dur bir dakika, benim bir derdim vardı şu anda keyiflenemem” ya da “bunca acı varken ben ne hakla mutlu anlar yaşayabiliyorum!” Tam da böyle. En yakın arkadaşlarımdan biri en ufak bir suçu yok iken bir iftirayla hücrede iken ben bu yastığa başımı nasıl rahat koyarım! Şu gariban adam plajda mendil satmaya çalışırken ben ne hakla böyle yan gelip yatar, bir mendil parasını çok görüp yirmi beş mendillik haz harcaması yaparım? Gibi gibi…

Mutluluk yasak!

Meğer yalnız olmadığım gibi bu durumun psikolojide bir de açıklaması varmış: Hedonic inhibition (Hedonik ketlenme), yani kişinin haz ya da mutluluk duygularını, bilinçli olarak bastırması; “başkaları acı çekerken ben nasıl keyif alabilir, gülebilirim ki.” Suçsuzluğuna inandığımız insanların maruz kaldığı adaletsizlik karşısındaki üzüntümüzün içimizde bir fren mekanizmasını çalıştırması. Mutluluğu ‘hak etmiyorum’ duygusuna kapılarak sürekli “mutluluk yasak” gibi bir iç sesle yaşar hale gelivermek.

Bir deneysel çalışmada katılımcılara keyif uyandıran görseller sunulmuş ancak bazılarının keyif aldıkları bu görsellere tepki vermeleri engellenmiş. Engele maruz kalan insanlarda zamanla bu görsellere beğeni azalmış. Beyin “kendini sürekli tutuyorsan bunu aslında sevmiyorsun” diyerek sürekli bastırılan keyfi anlamsız hale getirmiş. Anlaşılmış ki bu hal uzadıkça alışkanlık oluyor, mutluluğu kedere dönüştürüyor.

Eylemlerimizin duygularımıza dönüşümü

Birey zamanla hiçbir şeye sevinemez hale geliyor, mutluluk zul oluyor. Depresyon ya da duygu kaybı değil, duygulara olan güvenin kaybı! Bir şeyi sevdiğim için yaparım halinden bir şeyi yapmıyorsam sevmiyorum haline geçiş. (Psikolojideki self-perception theory/öz algı kuramı.) Yani duygudan eyleme ‘sevdiğim için yaparım’ değil, eylemden duyguya ’yapmıyorsam demek ki sevmiyorum’a dönüşme. Dikkat dikkat: Eylemlerinizin duygularınız haline gelmesi!

Hani meşhur bir söylem var: “Düşüncelerine dikkat et, sözlerin olur. Sözlerine dikkat et, eylemlerin olur. Eylemlerine dikkat et, alışkanlıkların olur. Alışkanlıklarına dikkat et, karakterin olur. Karakterine dikkat et, kaderin olur.” Tam da bunun bilimsel karşılığı işte bu deney. Ve tam da bu işte şu anda toplumca durumumuz. Düşüncelerimiz öyle bir negatif bulutla sarmalandı ki eylemlerimize, daha doğrusu keyif içeren eylemlerimize saldırmaya başladı. Ben bunu son zamanlarda çok sık yaşıyorum. Başkalarında da çok sık gözlemliyorum. Mutlu olmak ayıp gibi. Çünkü bir toplumun neşesini çaldılar! Ama… Siz de bu halde iseniz unutmayın ki insan duygularıyla, hissettikleriyle var. Bu durum dışarıdan bakıldığında depresyon gibi durabilir. Ama bu daha beter, burada esas mesele duyguların kaybı değil, duygulara olan güvenin kaybı. Depresyonun tedavisi var ama bu güveni, üstelik farkında olmadan kaybettiniz mi...

Onun için gelin bana güvenin. Sizden her şeyinizi alabilirler ama bir tek şeyinizi zorla alamazlar. Bizzat varlığınızı… Bütün yatırımlarınız yok olabilir ama kendinize yaptığınız yatırımı zorla yok edemezler. Siz izin vermedikçe! İçinizde size ait onlarca duygu dolanıp duruyor, negatifler kadar pozitifler de. Siz aralarından bazılarını seçip onlara sarılıyor ve kalıcı bir parçanız haline getiriyorsunuz. Oysaki dolanıp duran o duygulardan sarılmanız gerekenler o kadar belli ki: Umut ve neşe!

Düşmeyin böyle tuzaklara…

O yüzden düşmeyin böyle tuzaklara, yaşama dair keyiflerden korkmayın, ertelemeyin, hüznün alışkanlık haline gelmesine izin vermeyin. “Bazen keyif alabilmek gamsızlık değil, tam tersine yaşam enerjisinin yeniden üretimi yani umudun ta kendisidir.” Varlığınız ve gücünüz buna bağlı unutmayın. İnsan hissetmekten korkmadığı sürece güçlü. Hem siz güçsüz olursanız, yardıma ihtiyacı oluğunu düşündüklerinize de hiçbir faydanız olamaz.

Haksızlıkları normalleştirmeden yaşama ve kendinize sahip çıkmaya devam edin. Yapayalnız bırakılsanız da tek başınıza kalabalık olacak kadar güçlü olursanız kimse sizi silemez! Ve umut dolu kalabalıkları da böyle sizler, bizler oluştur. Hele bunu hiç unutmayın. Umut ve neşe. Sadece bu ikisine sarılmayı hatırlayın yeter!

*Yazarın notu: Bu bilgileri hemen hemen hiç girmediğim LinkedIn’de, o ana kadar takip etmediğim ve en ihtiyacım olan anda tesadüfen karşıma çıkan Alp Met hesabında gördüm. Bazı cümleleri tırnak içinde olmak üzere, alıntılama yaptığım yazısından dolayı kendisine teşekkür ediyorum.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo