
Empatiyle bencilliğin arasındaki çizgi merhamet
SEVGİ KELEŞ
Merhamet, bir canlının içinde bulunduğu kötü duruma karşı hissedilen üzüntü halidir. Kendi içinde şefkat ve empati de barındırır. Öyle ki insan karşısındakinin acısını anlayabildiği kadar, o acıyı kendi acısı gibi hissederek davranabildiği kadar insandır. Empatiden, merhametten ne kadar uzak olursa, bencillik yönü daha fazla ağır basacaktır. Aslında insanları sevmeyen, şefkat göstermeyen biri, özünde kendini de sevemez. Derinlerde bir yerlerde kendini hızla yargılayan, öz şefkatten uzak bir tutum içinde olabilir. Daha çocukluk zamanından itibaren empati, merhamet, şefkat gibi alanların geliştirilerek pekiştirilmesi önemlidir. Empatiden uzak olan birinin merhamet dolu olması çok zor olur.
Bununla birlikte her konuda olduğu gibi merhamet konusunda da denge unsuru çok önemlidir. Çünkü merhametli olacağım derken suistimal edilmeye de açık olabiliriz. Bazen çevremizdeki kişiler, gereğinden fazla kurban ya da mağdur rolünde görünebilir, merhametli tarafımızdan faydalanmaya çalışıyor olabilir. Merhametli davranırken farkında olmadan kendimizi negatif olabilecek her türlü alana açabiliriz. Çevreye faydalı olduğumuzu düşünürken aslında kendimizden eksiltmeye, karşı tarafın da bize karşı olan tutum ve davranışlarında ihmale, aşırıya giden durumlar yaratmasına vesile olabiliriz. Merhamet kelimesi kulağa çok pozitif geldiği için yaptığımız şeyin de doğrudan pozitif olduğunu düşünebilir; bu pozitif yükten kaynaklı olarak da sonucunun bizde oluşturduğu hasarı uzun zaman göremeyebiliriz. Üstüne üstlük merhametli olduğumuz ya da merhametli olduğumuzu düşündüğümüz konularda olumsuz tepki alarak, hata yaptığımızı fark ettiğimizde karşı tarafı nankörlükle suçlayabiliriz.

Sınırları korumak zordur
Merhamet; tıpkı fedakârlık, yardımlaşma gibi çok güzel bir kavramdır. Tabii ki belli bir oranda, belli bir kontrolde ve belli bir zamanda gerçekleştiği takdirde! Ne zaman ki tıpkı fedakârlıkta, sorumlulukları paylaştığımızda, yardımlaşmada olduğu gibi merhamet alanında da dengeyi kuramazsak yaşamın zorluklarıyla yüzleşebiliriz. Çünkü karşı taraf bizim merhametli olan alanımızdan fayda sağlamaya başlayabilir ve yavaş yavaş bu bir sömürüye dönüşebilir. Öyle ki üzerimize bize ait olmayan sorumluluklar yüklenebilir. Sanki suçlu bizmişiz, tüm sorumluluklar bize aitmiş gibi hissetmemiz söz konusu olabilir. Bununla birlikte bize ait olmayan sorumluluklarla ilerlerken olabildiğince kendi vicdanımızla, kendi yapmış olduğumuz şeylerle sıkışıp kalmış da hissedebiliriz. Merhametli olmak adına bazı şeyleri sürdürmeye çalışırken, bir yandan da kendi alanlarımızı ve sınırlarımızı korumak bir hayli zor olacaktır. Bunu yapamadığımız için de öz saygımız, kendimize karşı olan sevgi ve şefkat algımız düşebilir. Bir başkasının ihtiyacı olduğunu düşünerek ona yardımcı ve faydalı olmaya çalışırken, kendimize yardımcı ve faydalı olmayı ihmal edebiliriz. Özellikle vicdanı etkileyen bir alan olduğu için merhametle ilgili konularda suistimale uğramak daha olasıdır.
Merhamet denge üzerine kuruludur
Bu yazımızda, merhametin kulağa güzel gelen yanlarından ziyade gereğinden fazlasını sunduğumuz ve kendimizi oluştururken aslında kendimize zarar verdiğimiz hakkında konuşarak farklı bir bakış açısı elde etmenizi istiyorum. Neticede şifa ile zehri ayıran şey tam olarak denge konusudur. Evren her konuda denge üzerine kuruludur, merhamet de aynı şekildedir. Buradaki denge kaydığı zaman hayatımızda nelere sebep olabileceğiyle ilgili yeni bir bakış açısı kazanmaya niyet ederek, bu konuyla ilgili ipuçlarına göz atalım:
Doğru yer ve zamanı gözlemlemek
Özellikle merhametle ve yardımlaşmayla ilgili konular açısından bakarsak, bunların hangi zamanda ve ne şekilde yapıldıkları büyük önem taşıyor. Bir konuda yardım ediyor ya da merhamet gösteriyorsanız, bu durumun kesinlikle sizi kalben, ruhen ve zihnen şüpheye düşürmemesi gerekiyor. Konunun sizden bir şeyleri fazlasıyla eksiltmemesi, siz feda ediyorken karşı tarafın kâr etmemesi, sizin bilinçli bir şekilde sınırlarınızı fark etmeniz gerekli ve çok önemli. Konunun muhatabı mısınız, yoksa mağduru mu? Acaba karşı taraf kendini mağdur olarak aktarırken sizi de kendisiyle beraber, kendisine ait bir mağdur haline mi getirmeye çalışıyor? Aslında burada tam olarak sizden beklentisi ne ve siz şu an bu merhametli rolde kalarak neyi göstermeye çalışıyorsunuz? Bu soruların cevapları üzerinde biraz düşünmek ve makul adımlar atmak daha katkı dolu olur. Böylece aklınıza ilk geleni yapmazsınız, kendinizi suçlamazsınız ya da vicdanınızı rahatsız etmeyecek seçeneklerle ilerlemeyi benimsersiniz. Aslında bir noktada alışagelmiş, sürdürülebilir şekilde olan model budur. Aksi takdirde bir süre sonra görürüz ki aslında arzulamadığımız, hayır demek istediğimiz, yapmak istemediğimiz tüm yardımlar, tüm merhamet ettiğimiz ya da etmeye çalıştığımız konular bizde yük oluşturur. Bu yüzden aşırı fedakârlık, aşırı merhamet gibi durumlar, bir süre sonra kalp kırıklığı yaşamak, öz şefkat ve öz sevgi değerlendirmesinde geride kalmak, karşımızdaki kişiye öfke duymak gibi sonuçlara yol açabilir. Ayrıca yaptığımız fedakârlıklar ve gösterdiğimiz merhamet karşı tarafa yönelik bir zorunlu olma hali oluşturabilir. Bu sebeple doğru zaman, doğru yer, doğru düşünce ve veri, sağlanacak faydanın gerçekliği ve sürdürülebilir oluşu bizler için çok önemli ve değerlidir.

Gerçekten bir mağduriyet ve yardım alanı mevcut mu?
Çoğunlukla karşı taraf kendini o kadar mağdur gösterir, o kadar güzel aktarımda bulunur ki kendinizi o kişiye yardım etmekten, onu affetmekten başka çareniz yokmuş gibi hissedersiniz. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da karşı tarafın bir kurban edasıyla göstermiş olduğu manipülatif hareketlerdir. İlişkideki veya iletişimdeki kişi; kendi menfaatleri doğrultusunda, doğrudan sizin şefkat ve merhamet alanınıza, vicdanınıza oynayarak kendi zorda kaldığı konuyu size geçirmeye çalışıyor olabilir. Manipülasyon konusunda iyi olan kişiler, gerçek yüzlerini uzun vadede, zaman içinde mutlaka gösterir. Ancak ilk başta fark etmek çok zordur. Bu yüzden bazı konulardaki tutum ve davranışların sonucunda kimin kazançlı çıktığını, sizin konunun muhatabı olup olmadığınızı, aslında belki de mağdur olduğunuzu fark etmekle işe başlayabilirsiniz. Burada önemli olan bizim sorumluluk alanımızın, yardım çizgilerimizin nerede başlayıp, nerede bittiğini fark edebilmektir. Bu, merhamet alanımızı makul bir ölçüye getirebilir. Belki de yetiştirilirken merhamet alanında ilgi ve empati özelliklerimizin çok fazla olması gerektiği vurgulanmış olabilir. Bize kültürel olarak çok fazla fedakâr, çok fazla merhametli olmanın pozitif olduğu öğretilmiş olabilir. Bu nedenle iyi bir insan olmak isterken suistimale açık bir insan da olabiliriz. Unutmamamız gerekir ki başka insanların sınırları olduğu kadar, bizim de sınırlarımız vardır. Karşımızdaki kişilere gösterdiğimiz saygı ve merhamet kadar, kendimize de saygı ve merhamet göstermeli, sınırlarımızı korumalıyız.
Merhametli olmak nasıl bir etikete sahip olmamızı sağlıyor?
Aslında bu soruyu ve cevabını çok dikkatli bir şekilde ele almak gerekiyor. Çünkü bizler merhametli olacağız derken bazı etiketlere sahip olabiliyoruz. Belki de karşımızdaki kişiler, bizimle ilgili olarak “O beni hiç kırmaz, kesinlikle dediğimi yapar, çok uyumludur, zaten beni üzmeyecektir, bu konuda destek sağlayacaktır” gibi bize danışmadan dahi bizimle ilgili birçok konuda fikir sahibi olabilir. Şimdiye kadar onlara verdiğimiz desteklerden kaynaklı olarak da bu konuda kendilerini haklı görebilirler. Bunların hakları olduğunu düşünebilirler. Buna maruz kalmak, bir süre sonra bizim enerjimizi ve sınırlarımızı aşağı çeker. Bir noktada merhametsiz olan insanların merhamet alanlarına hizmet etmekten yorulacağımız için tahammülümüzü, sabrımızı, iyi niyetimizi tüketir. Kendimizle, yakınlarımızla, çevremizle ilgili gerçekten merhamet göstermemiz gereken konularda bunu yapamaz duruma gelebiliriz. Çünkü enerjimizi, güzelliklerimizi olmaması gereken yerlerde, olmaması gereken kişilere harcamışızdır. Bu da otomatik olarak kaosa sebep olur. Bu aşamada olması gereken yere ve duruma, olması gerekenleri yerleştireyim dediğimizde dengeler tamamen kayacaktır.
Her şeyin ait olduğu yerde ve seviyede kalması, kişinin hayatına huzur içinde devam etmesini sağlar. Bunun için dışarıdaki kişilerin hayatlarındaki rollerimizde bizimle ilgili hangi etiketlerin kullanıldığına bakmak, aslında bize o rolü ne kadar oynayıp oynamayacağımızla ilgili fikir verecektir. İnsanlar kafalarında bizi sığdırdıkları rollere göre hareket etmemizi ister. Bu yüzden onların hayatında biz ne ifade ediyoruz ve ifade ettiğimiz bu alan bizim için doyurucu mu, bizim talep ettiğimiz şey bu mu diye kontrol etmek gayet önemlidir ve güzel sonuçları olacaktır.
Kendimizi kendi içimizde hangi etiketlere sığdırıyoruz?
Kendimizi anlayışlı, kibar, sorun çözücü, çözüm odaklı, herkes tarafından alkışlanan, olduğu her yerde saygı gören, kabul edilen, onaylanan biri olarak etiketlendiriyorsak, doğal olarak kendimizi ilgimiz olan ya da olmayan birçok durumun içinde, birçok konuyu yönetmeye çalışırken bulabiliriz. Dışarıdan onay, takdir ve alkış bekliyorsak, çevremizdeki insanların sorunlarını çözmeye çalışırken kendi hayatımızı kaçırıyorsak, sınırlarımız ortadan kalkmış gibiyse, diğerlerinin bizim için ne düşündüğü çok önemliyse ve tribünlere oynuyorsak, tabii ki buradaki etiketlerle bize verilmiş olan rolleri yerine getirmek için ona göre davranacağımız bir hayatımız olacaktır. Bunun yerine aklımızı, mantığımızı, zamanımızı, bilgi ve becerilerimizi dengede tutarak; kendimizi zora sokmayacak ve zihnimizde vicdanımızla, ruhumuzla savaşmayacak şekilde kararlar alarak merhametli davranmak daha iyidir. Merhametli davranmak, her şeyi yapabilen biri olmak demek değildir. Duruma göre merhametsiz olmak ya da o anki durumda evet ya da hayır diyebilmek de aynı şekilde dünyanın en kötü insanı olmak anlamına gelmez. Bir şeyin neden olduğu kadar, ne zaman ve nasıl olduğu da önemlidir. Bu yüzden kafamızda yer eden kendimizle ve çevremizle ilgili ön yargılarımız, merhamet alanımızı artı-eksi yönde etkileyecektir.
Önceki merhamet cetvelinize bakın
Geçmişte yapmış olduğunuz çok merhametli, uç noktalardaki fedakârlıkları gözden geçirdiğinizde şu anda o kişilerle ilişkiniz ne durumda? Hayatınızdaki varlıkları hâlâ aynı şekilde devam ediyor mu? Siz aynı durumda olduğunuzda onlar da size sizin onlara davrandığınız gibi davranıyorlar mı? Onlar da sizin için aynı merhameti, özveriyi gösteriyorlar mı? Kendinizi bu ilişkide, iletişimde doymuş hissediyor musunuz? Yoksa zamanında çok merhametli olduğunuz, büyük fedakârlıklar yaptığınız, sınırlarınızı ortadan kaldırdığınız, gece gündüz uğraştığınız, onun sorunlarını kendi sorunlarınız olarak bildiğiniz, faydalı olmak için kendinizi hırpaladığınız insanların negatifleriyle mi mücadele ediyorsunuz? İlk sorulara değil de son soruya cevabınız evetse o zaman merhametli olacağım diyerek sınırlarınızı ortadan kaldırdığınız için aslında birçok kişinin size öfke beslemesine sebep olmuşsunuz demektir. Yardımseverlik, fedakârlık ile merhamet, güzel ve pozitif kelimeler gibi görünseler de aslında hayır diyemeyip sınırlar korunamadığı, denge sağlanamadığı durumlarda negatif bir alan oluşturur. Bu noktada dışarıdan almanız gerektiğini düşündüğünüz onaylara neden bu kadar bağlı olduğunuz, insanların işine yararsanız, onların işlerini kolaylaştırırsanız hayatlarında alacağınız bakış açısına neden sahip olduğunuz gibi konuların üzerine düşünmeniz gerekiyor. Sadece varlığınızın bile onurlandırılmaya değer olduğunu, varlığınızın her şeyden üstün ve kıymetli olduğunu fark etmeniz birçok durumu değiştirecektir.
Acaba merhametsiz miyim?
Mağdur rolüyle manipülasyon tekniğine başvuran kişiler, çoğunlukla merhamet alanına yüklenmeye çalışır. Eğer hayır derseniz, sınırlarınız varsa, sorumluluğun onlara ait olduğu bir konuda yardımcı olmazsanız sizi doğrudan merhametsizlikle suçlayabilirler. Konuyu çarpıtabilir, genele vurabilir, sizin vicdansız, empatiden uzak biri olduğunuzu söyleyebilirler. Böyle şeylerle karşılaşmanız ihtimal dâhilindedir. Burada fark etmemiz gereken en önemli şey, evet, merhamet çok pozitiftir, çok güzeldir, tıpkı fedakârlık, tıpkı yardımlaşma, tıpkı empati gibi, ancak ne zaman ki bir başkasının rolünü alırsınız, onun hayatından, enerji alanından, imtihan bölgesinden rol çalmaya başlarsınız, tüm bunlardan siz sorumlu hale gelirsiniz. Sonrasında yaşamadığınız hayatın ödemeniz gereken bedelleriyle yüklenirsiniz. Bu da otomatik olarak öfkeye yol açar. Bir süre sonra karşı taraf size “Yapmasaydın o zaman!” diyebilir. Ya da yapılandan memnun kalmayabilir. Her iki türlü de aslında merhamet konusunda iyi bir şey yapmaya çalışırken istemediğiniz, kötü bir sonuca varmış olursunuz. Bu yüzden merhamet konusunun da hayatımızın her alanında olduğu gibi denge içinde olması gerekir.
Yaşamın her anında daha huzurlu, daha dengeli olabilmek için dışa değil, içe dönük olunmalı; yardım, fedakârlık, empati ve merhamet alanlarına da içsel dengeyle beraber bakılmalı. Belki de insan en çok kendini sevmeli, kendini suçladığı alanlarla yüzleşebilmeli, kendini içselleştirme adı altında tüm doğrularını da yanlışlarını da tekrar gözden geçirmeli; belki de insan en çok kendine merhamet göstermelidir.












