
En zor yolculuk ya sana ya senden
ELİF DAĞDEVİREN
Çok yoruldum... Artık birinin geçmişinin kara bulutları altında yaşamaktan. Birinin geçmişinin bana ait olmayan travmalarını tedaviye çalışmaktan. Birinin, geçmişinin yaraları için hoyratça ve savurganca kullandığı merhemi olmaktan. O geçmişin bana ait olmayan dayaklarını yemekten. Çok yoruldum...
Benim olmayan ve hiç görmediğim bir çocuğun yokluğunu, bana ait olmamış ve hiç yaşamadığım bir servetin ve getirdiklerinin eksikliğini bana ait sanmaktan yoruldum. O tanımadığım ve benden nefret eden çocuğun kavgasını vermekten, o bilmediğim ve hiç bilmeyeceğim servetin günahını ödemekten yoruldum.
Kendi mavi gökyüzümü, kendi cıvıltımı, kendi gökkuşaklarımı özledim. İçimde her mevsim ayrı çiçekler açan bahçelerimi, kendi kışlarımdan sonra kendi baharlarımda açan çiçek dallarımı özledim.Kendi ağrılarımı özledim, daha ötesi var mı? Kendi hastalıklarımı, kendi bitkinliklerimi... Acılarım bir başkasının gri bulutlarının altında uyuştu kaldı. Acılarını özler mi insan? Onları bile özledim. En çok da... Aynaya baktığımda sis perdesi ardından hayal meyal seçebildiğimi, bir başkasının şekillendirmeye çalıştığı yüzümü görmeye çalışırken göremediğimi... Kendimi özledim.
Peki neden kalıyorum o zaman? Bütün bunları bile, göre neden kalıyorum? Onun içindeki çocuğu görüyorum zira. O da ürkek, o da korkak, o çok ama yaralı... Hayata hissettirmemeye çalışıyor o sert ceviz kabuğunun altında! Ama ben görüyorum çünkü bir tek bana gösteriyor sahici gözyaşlarını... O zaman ben de o çocuğu sarıp sarmalamak istiyorum. Sarılıp saçlarını okşamak, ben seni korurum demek. Korkma, ben varım diyebilmek bir çocuğa... Bundan daha özel, daha güçlü bir duygu var mı? Bilmem.
Anne olmadığım, olamadığım; doğurabildiğim tek çocuğun cansız bedeni beynimi ve anılarımı ele geçirdiği, bunca yıl sonra hala gözümün önüne geldiğinde o günkü gibi ruhumu paramparça ettiği için belki de “Korkma, ben varım diyebilmek” en güçlü, en özel duygu benim için. Sahiden çocuk ya da yetişkin görünümlü, fark etmez; o koca gözlerini açarak yardım çığlıkları atan birini gördüm mü, korumak kollamak en güçlü isteğim benim. Belki de bu yüzden kaldım bunca zaman, bu çocuğun acılarını bende dindirebildiğini gördüğüm için.

Ya da bilmiyorum, belki de evden dışarı adımını attığın andaki hayat bazen o kadar yorucu oluyor ki yavaş yavaş içeride yaşamakta olduğun diğer yorgunluklara alışıyorsun. Kendi tanıdık yorgunlukların çok daha iyi geliyor evin dışındakilerden. Zamanla tanıdık kavgalar, tanımadıklarının yanında “ama sonra ne güzel barışıyoruz”lara dönüyor. Dışarıdaki ile kavgadan sonra sarılıp uyuyamıyorsun ki!
Ama işte gün geliyor ve sana en çok ihtiyacı olan çocuğun “içindeki çocuk” olduğunu; sonrasında sarılıp uyuyamadığın en büyük kavganın kendinle olduğunu görüyor, daha da önemlisi anlayabiliyorsun. Ama bazen görmek yetmiyor; anlaman, içselleştirmen ve... Ve ciddi bir karar vermen gerekiyor. Harekete geçmelisin!
Sen kendini sarıp sarmalamadan, kendini sevmeden, kendinle sarılıp uyuyamadan nasıl yapacaksın? Nasıl iyi geleceksin o küçük çocuğa, çocuklara, nasıl sarılacaksın kavgalara kendi kolların, bedenin yok olmuşken.
İşte tam o sırada, belki de o anda zor gelecek bir karar verebilmen gerek. Kendine geri dönmeye, kendini tekrar bulabilmeye dair... Kavgaları, sevgileri, kızgınlıkları, özlemleri ile; gezmeleri, sohbetleri, kırgınlıkları, sarılmaları ile içinde var olduğun o konfor alanından çıkabilmek kolay değil. Artık varlığının bir parçası haline geliyor çünkü. Sadece bir parçası ise kararın kalmak da olabilir ama ya tamamı ise? Ve bunu fark etmeye başladıysan? İşte o zaman artık ayağa kalkman gerekiyor. “Bir dakika, ben de varım!”, “Burası benim alanım” diyebilmen, kaybettiğin o özel alanını koruyabilmek için savaşman, savaşmak işe yaramıyorsa kalkıp gidebilmen, canın acısa da, üzülsen de, tek başına saatlerce ağlasan da gidebilmen gerekiyor. Yani... Ya sen senden gideceksin ya da sen tekrar sana doğru yola çıkacaksın.
Kendime bir yola çıktım. İlk defa değil belki ama bu defa kararlıyım. Kendimle buluşmadan, kendimle sarılmadan, kendi içimdeki çocuğun başını okşayıp gözlerine ışığı, dudaklarına kahkahayı kalıcı olarak yerleştirmeden başka yollara girmeyeceğim artık. Ancak o çocuk beni sahici bir yetişkin kılacak zira, biliyorum. Ve ancak o yetişkin sahiden merhem olacak tekrar diğer çocuklara...
“Benim olmayan ve hiç görmediğim bir çocuğun yokluğunu, bana ait olmamış ve hiç yaşamadığım bir servetin ve getirdiklerinin eksikliğini bana ait sanmaktan yoruldum. O tanımadığım ve benden nefret eden çocuğun kavgasını vermekten, o bilmediğim ve hiç bilmeyeceğim servetin günahını ödemekten yoruldum.”












