Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
İstanbul Life

“Enerjimi hep bu şehirden alırım”: Vittorio Zagaia ile İstanbul, spor ve hayat üzerine

Şehrin çok kültürlü dokusunda büyüyen, iş dünyasında lojistikten wellness’a uzanan bir yolculuk… Technogym Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Ceo’su & Galata Taşımacılık Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Ceo’su Vittorio Zagaia, sosyal sorumluluk projeleri ve sağlıklı yaşam tutkusuyla da dikkat çekiyor. Şehrin enerjisini işine, işindeki disiplini de yaşamına taşıyan Zagaia ile İstanbul, spor ve semt kültürü üzerine konuştuk.

RÖPORTAJ: YASEMİN SAVCI

Vittorio Zagaia’yı sizden dinleyebilir miyiz?

1974 yılında İstanbul’da doğdum. Annem Gökçeadalı Rum, babam İtalyan. Çok kültürlü bir evde, farklı dillerin ve geleneklerin iç içe geçtiği bir ortamda büyüdüm. Henüz 15 yaşında liman operasyonlarında çalışmaya başladım; bu erken deneyim bana iş disiplinini, zamanı doğru yönetmeyi ve sahadaki detaylara hâkim olmayı öğretti. 23 yaşında Galata Taşımacılık’ı kurdum, 2006’da ise Technogym’in Türkiye, KKTC ve Türkmenistan’daki distribütörlüğünü üstlendim.

İstanbul size ne ifade ediyor?

İstanbul benim hem köklerim hem de ilham kaynağım. Farklı kültürlerin, inançların ve yaşam biçimlerinin bir arada nefes aldığı; her köşesinde ayrı bir hikâye barındıran bir şehir. İşim ne kadar global olsa da, enerjimi hep bu şehirden alırım.

Farklı kültürlerle büyümenin size katkıları neler oldu?

Farklı kültürlerle büyümek bana empatiyi ve köprü kurmayı öğretti. İş hayatında farklı bakış açılarını anlama, ortak bir dil bulma ve çözüm üretme yeteneğimi bu çok kültürlü altyapıya borçluyum. Sosyal hayatta ise farklı mutfakları, müzikleri, gelenekleri doğal bir zenginlik olarak görebilmemi sağladı.

Tophane’de büyüdünüz, iş hayatına atıldınız. Semtin size kattıkları neler?

Tophane, benim için sadece bir semt değil, hayata bakışımı şekillendiren bir okuldu. Sokak kültürü, insan ilişkilerindeki samimiyet ve dayanışma ruhu, iş dünyasında bile yanımdan ayırmadığım değerler. Orada öğrendiğim “mahallenin birbirine sahip çıkma” anlayışı, bugün yaptığım sosyal sorumluluk çalışmalarına da yön veriyor.

Sözü açılmışken sosyal sorumluluk projelerinizden bahsedelim mi biraz?

Gölcük depreminden bu yana yaşanan tüm deprem felaketlerinde ve ülkemizde meydana gelen orman yangınlarında Galata Taşımacılık olarak her daim yardım faaliyetle rinde bulunduk, hem yardım malzemelerini bölgeye ulaştırmak için tüm kapasitemizi seferber ettik hem bilfiil kendimizin oluşturduğu yardımlarla mağdur olan vatandaşlarımızın ve hayvan dostlarımızın yanında yer aldık. KAÇUV ile uzun soluklu bir iş birliğimiz var; çocukların tedavi süreçlerinde yanlarında oluyoruz. Hayatımın önemli bir parçası da patili dostlarımız. Sahiplendiğimiz köpeklerimizle hem ofisimize neşe katıyor hem de hayvan sahiplenmenin önemini vurguluyoruz. Onlar bana karşılıksız sevginin, sadakatin ve anda kalmanın değerini hatırlatıyor.

“Çok kültürlü, çok sesli, tarihi ve insanıyla sürekli besleyen bir şehirde çocukluk geçirmek insana derin bir aidiyet duygusu veriyor.“

Eski İstanbul’da doğup büyümek bir ayrıcalık. Şimdiki haliyle karşılaştırınca ne düşünüyor, nasıl hissediyorsunuz?

İstanbul’da büyümek benim için büyük bir şanstı. Çok kültürlü, çok sesli, tarihi ve insanıyla sürekli besleyen bir şehirde çocukluk geçirmek insana derin bir aidiyet duygusu veriyor. O dönemlerde İstanbul daha sakin, mahallenin komşuluk ilişkileri daha kuvvetliydi. Bugün ise çok daha hızlı, dinamik ve zaman zaman yorucu bir şehir. Ama aynı zamanda bu hızın içinde yepyeni fırsatlar, farklı kültürlerin buluşma noktaları ve ilham verici bir enerji de var. Ben İstanbul’un değişimlerine üzülmek yerine, bu dönüşümün sunduğu yeni imkânlara odaklanmayı tercih ediyorum.

Sizin bir de şövalyelik unvanı ve devletnişanı hikâyeniz var. Anlatır mısınız?

2007’de İtalya Hükümeti tarafından Avrupa’nın en genç şövalyelik nişanı alan vatandaşı oldum, 2024’te bu unvan Subay seviyesine yükseltildi. 2011’den bu yana da Fildişi Sahili Cumhuriyeti’nin Türkiye Fahri Konsolosu’yum. Bu nişanlar, sadece kişisel bir onur değil; temsil ettiğim değerlerin ve iki ülke arasındaki dostluğun takdiri.

Gelelim İstanbul’daki spor alışkanlıklarına... Nasıl değerlendiriyorsunuz?

İstanbul’da spor kültürünün son yıllarda ciddi bir ivme kazandığını görüyorum. Artık insanlar sadece forma girmek için değil, sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmek için sporu günlük hayatlarının bir parçası haline getiriyor. Açık havada koşu, bisiklet, yoga gibi aktivitelerden fitness stüdyolarına kadar geniş bir yelpazede seçenekler var. Ancak İstanbul’un temposu nedeniyle spora vakit ayırmak her zaman kolay değil, bunu programlayarak hayatımızın bir parçası haline getirmemiz gerekli. Son yıllarda bilinç artıyor ama hâlâ potansiyelimizin gerisindeyiz. Sporun yalnızca fiziksel değil, zihinsel sağlık ve stres yönetimi için de en etkili yöntem olduğunu daha çok anlatmamız gerekiyor. Sağlıklı yaşam sadece egzersiz yapmaktan ibaret değil; dengeli beslenme, kaliteli uyku, stres yönetimi ve doğayla temas da bu bütünün parçaları. Ama bence en önemli başlangıç noktası: Hareket... Günlük hayata entegre edilecek küçük ama sürdürülebilir alışkanlıklar, uzun vadede büyük fark yaratır. Özellikle evde sporu mümkün kılan akıllı ekipmanlar, zamanı sınırlı olanlar için müthiş bir çözüm. Örneğin Connected Dumbbell, QR kodla bluetooth üzerinden bağlanarak yapay zekâ destekli bir program sunuyor; hareketlerinizi doğru tekrarlarla yapmanızı sağlıyor ve kişiye özel antrenman planları oluşturuyor. Bu yaklaşımın arkasında ise; sporun evrenselliği, teknolojinin gücü ve İtalyan tasarımının zarafeti var. Biz bu üçlüyü hem ürünlere hem de insanların yaşamına entegre etmeye çalışıyoruz.

İstanbul’da spor yaparak yaşamak isteyenlere tavsiyeleriniz neler olur?

İstanbul, doğru bakarsanız bir açık hava spor salonu gibi. Sabahın erken saatlerinde Bebek–Rumeli Hisarı hattında yürüyüş ya da koşu yapmak güne müthiş bir başlangıç sağlar. Bisiklet için sahil yolunun yanı sıra Belgrad Ormanı’nın gölgeli parkurları mükemmel bir tercih. Adalarda yüzmek ya da Maçka Parkı’nda yoga yapmak da şehrin içinde doğayla bağ kurmanın en keyifli yollarından. Her yerde size özel antrenman seçeneklerine ulaşmak artık çok kolay. Örneğin akıllı uygulamalarla ister açık havada ister kapalı alanda, online derslere katılabilir; ekipmanlı ya da ekipmansız antrenman önerilerinden kişiselleştirilmiş programlar oluşturabilirsiniz. iOS ve Android tabanlı tüm akıllı telefonlara indirilebilen uygulamalar sayesinde performansınızı eş zamanlı takip edebilir, verilerinizi eğitmeninizle paylaşabilirsiniz. Üstelik bazı televizyonlarda bu uygulamalar standart olarak yüklü geliyor; böylece evinizin salonu bir fitness stüdyosuna dönüşebiliyor. Özetle evde aktif kalmak isteyenler için akıllı ekipmanlar büyük bir fırsat. Adeta kompakt bir spor salonu gibi çok geniş bir yelpazeyi tek bir ekipmanla yapmayı mümkün kılan cihazlar, ileri teknoloji ürünlerle birlikte kişisel hedeflerinize göre antrenmanlar oluşturmanıza ve performansınızı sürekli ölçmenize imkân veriyor. Modern yaşam bize hız ve konfor sunuyor ama sporla dengelenmiş, doğayla uyumlu bir hayat hem bedenimize hem de gezegene nefes aldırır.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo