
Eşitlikten köleliğe
Yazan: Jonathan Gordon
Geçmişte Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770 - 1831) Afrika kıtasının “tarihin bir parçası olmadığını; sergileyecek hiçbir tarihsel ilerleme ya da gelişim göstermediğini” iddia etmişti. Bölgenin dünya tarihine katkısını hepten yok sayan bu görüşün tamamen saçmalık olduğu apaçık ortada olmasına rağmen, ne yazık ki hâlâ birçok kişi için Afrika tarihi, ilgiyi hak etmeyen koca bir boşluktan ibaret.
Bu yaklaşımı reddeden İngiliz tarihçi ve yazar Toby Green ise kaleme aldığı kitap ve makalelerinde, Batı Afrika’nın tarihine, geçmişte tarihçilerin Batı Avrupa’yı ele aldığı ciddiyetle ve derinlikle eğiliyor. Atlantik Okyanusu üzerindeki köle ticareti öncesinden başlayarak, Amerika ve Avrupa’da yaşanan devrimler çağına uzanan geniş araştırmaları, bölgede yaşanan ekonomik ve toplumsal dönüşümleri mercek altına alıyor. Yazar, tarihin tozlu katmanlarını aralayarak Batı Afrika’daki olayların ne denli zengin ve çeşitli bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Bu gravür, kölelerin Kauri (Cowrie) kabukları karşılığında satılmasını tasvir ediyor
Green’in aktardıklarından öğrendiğimize göre Afrika’nın bu bölgesi, 16. yüzyıla girerken Avrupa ile başa baş bir konumdaydı. Green bu durumu şöyle ifade ediyor: “Hiç abartısız söyleyebilirim ki örneğin Mali, o dönemde Avrupa’daki pek çok yerden daha zengindi ve küresel ölçekte daha iyi bağlantılara sahipti.” 14. yüzyılda Mali İmparatorluğu’nun hükümdarı olan Mansa Musa’nın, tarihte yaşamış en zengin insan olduğuna inanılıyor. Bu da Batı Afrika’nın zenginliğini ve dönemin küresel dengeleri içindeki yerini anlamak açısından kuşkusuz çarpıcı bir örnek.
Green şöyle diyor: “Batı Afrika’nın farklı bölgelerinde, Gold Coast ve Senegambiya gibi yerlerde çıkarılan altın, sadece yerelde değil, daha geniş bir coğrafyada ekonomik sistemlerin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştu. Örneğin, 16. yüzyılda İspanya’da kullanılan altın paralara “maravedi” adı veriliyordu ve bu isim, Batı Sahra’da kullanılan bir altın para birimi olan “al-Murabitun”dan türemişti. Yani, Avrupa’ya giden altının kaynağı burasıydı. Bölgedeki hükümdarlar, bazı tahminlere göre, tarihte yaşamış en zengin insanlar arasındaydı ve Çin, Irak gibi yerlerle ticari bağlantıları vardı ki o dönemde Avrupa devletleri henüz bu ölçekte bağlantılara sahip değildi.”
Kauri (Cowrie) kabukları, Batı Afrika ve çevresindeki bölgelerde, hatta Çin’de popüler bir para birimiydi
Peki, bu iki büyük coğrafi ve ekonomik bölge, yani Batı Afrika ile Avrupa nasıl birbirinden ayrışmaya başladı? Toby Green’in, araştırmalarında ele aldığı temel sorulardan biri de bu. “Avrupa’nın 15. yüzyıl sonlarından itibaren Afrika’yla yürüttüğü ticaret, tarih yazımında genellikle Avrupalıların bir avuç süs eşyasıyla gelip istediklerini alıp gittikleri bir süreç gibi gösterilir. Oysa durum böyle değildi,” diyor yazar. O dönemde yapılan şey aslında para karşılığında bir ticaretti ve Batı Afrika’da kullanılan para birimleri oldukça çeşitliydi.
En yaygın olanlarından biri de kauri (cowrie) adı verilen küçük deniz kabuklarıydı. Bunlar, 13. ve 14. yüzyıllardan başlayarak, 19. yüzyıl sonlarında sömürgecilik öncesi dönem sona erene dek Batı Afrika’da başlıca para birimlerinden biri olarak kullanıldı. Aslen Hint Okyanusu’ndaki Maldivler’den gelen bu kabuklar, önce İpek Yolu üzerinden Orta Asya’ya, oradan da Sahra altı Afrika’ya ulaşmıştı. Dayanıklı, birbirine benzer ve küçük oldukları için kolayca taşınabilen bu kabuklar, özellikle küçük ölçekli ticarette altına kıyasla çok daha kullanışlıydı. Green, bu para biriminin neden bu kadar işlevsel olduğunu şöyle açıklıyor: “Cowrieler, tartılarak değer biçilebildiği için oldukça kullanışlıydı. Üstelik çok küçük olduklarından, altın gibi yüksek değerli metallerle yapamayacağınız türden ufak tefek alışverişlerde rahatça kullanılabiliyorlardı.”
Mansa Musa ile ilgili en bilinen hikâyelerden birine göre, Mekke’ye yaptığı hac yolculuğu sırasında Kahire’den geçerken o kadar çok altın dağıtmıştı ki şehirde ciddi bir enflasyon artışına yol açmıştı
Bu, kıtalar arasındaki ekonomik uçurumun açılmaya başladığı ilk adımdı. Green şöyle diyor: “Afrika pazarları, Avrupalı tüccarların kolayca elde ederek büyük miktarlarda getirdiği cowrie (deniz kabuğu) ile dolup taşıyordu. Bu gelişme ilk bakışta olumlu gibi görünse de işin özünde önemli bir fark vardı: Klasik ekonomi teorisine göre, bir bölgede para arzı hızla artarken buna karşılık üretim ve ticaret hacmi büyümüyorsa, bu durum genellikle enflasyona yol açar. Avrupa’da ise durum farklıydı; Çin ve Hindistan’dan gelen imalat ürünleri pazarı doldururken, Avrupa mallarının başka bölgelere ihracı da hız kazanmıştı. Oysa Afrika’da bu ölçekte bir imalat ürünü akışı yoktu; ticaret büyük oranda doğal kaynaklar üzerinden yürüyordu. Sonuçta, Afrika’da dolaşımdaki para miktarı hızla artarken üretim sınırlı kaldı. Bu da yerel para birimlerinin değer kaybetmesine ve enflasyonun yükselmesine neden oldu.”
Köleleştirilen Afrikalıların çektiği acı Batılı ülkelerde refahı artırırken, Batı Afrika’nın kadim zenginlikleri yavaş yavaş değer kaybetti ve bölgeyi giderek daha da içinden çıkılmaz bir döngüye soktu
Ardından, bu döngüyü daha da pekiştiren Atlantik köle ticareti başladı. Green şöyle açıklıyor: “Bu ticaretin ve Afrika’ya giren para birimlerinin büyük bölümü köle ticaretinin bir parçasıydı. Şöyle bir tablo ortaya çıkmıştı: Az önce anlattığım süreç yüzünden Afrika para birimlerinin değeri düşerken, kıtanın başlıca ihracat kalemleri olan altın ve esir edilmiş insanlar, Afrika dışında büyük bir ekonomik değer yaratıyordu.”
Sonuç olarak, para birimleri cephesinde altının göreli değeri giderek artıyor ve bu da Avrupalı tüccarların alım gücünü daha da yükseltiyordu. Öte yandan, köleleştirilen insanlar birer meta olmanın dışında iş gücü olarak kullanıldığından, ekonomik anlamda “artı değer” dediğimiz şeyi yaratıyorlardı. Green bu süreci şöyle özetliyor: “Afrika’daki para birimleri değer kaybederken, kıtadan çıkan ihracat ürünleri, yani altın ve insanlar, Afrika dışında ciddi bir ekonomik değer yaratmaktaydı. Bu durum, Afrika’nın iç ekonomik sistemini daha da kötüleştiriyor ve bu yıkıcı döngüyü şiddetlendiriyordu.”
15. yüzyıl sonlarında Songhay İmparatorluğu’nu yöneten hükümdarlardan Büyük Askia’nın mezarı
Bu noktadan sonra gerileme döngüsünün nasıl devam ettiğini görmek zor değil. Dahası, kölelik kavramının Atlantik köle ticaretiyle benimsenen yeni boyutu, yani köleliğin kalıtsal bir durum olduğu ve babadan oğula geçtiği düşüncesi, bu durumu daha da kötüleştirdi. “İşte bu aşamada kölelik kavramı ciddi bir kafa karışıklığına yol açtı, zira o dönemde kölelik, farklı toplumlarda ve kültürlerde farklı biçimlerde karşımıza çıkar,” diyor Green. Batı Afrika’da daha önce de var olan kölelik anlayışı çoğunlukla toplum dışından gelen bireylerin zamanla topluma entegre edilmesiyle ilgiliydi. Green’e göre, “bu kişiler savaş esirleri ya da göçmenler olabilirdi ama asıl önemli nokta, söz konusu toplumla herhangi bir akrabalık bağlarının bulunmamasıydı. Genellikle birkaç kuşak sonra yeni akrabalık ilişkileri kurarak topluma dâhil olurlardı.” Oysa Yeni Dünya’daki tarlalarda ve madenlerde çalıştırılmak üzere köleleştirilen Afrikalı kadın ve erkeklerin ticaretiyle birlikte yeni ve acımasız bir anlayış ortaya çıktı: Bu insanların çocukları da doğuştan köle sayılıyor, özgürlük şansı ellerinden tamamen alınıyordu.
Mali İmparatorluğu’na dönüşen eski Malinke Krallığı’nın başkenti Kaba Kangaba’da bir tapınak
Tabii Green’in de vurguladığı gibi, Batı Afrika tarihini yalnızca kölelik ekseninde ele almak bölgenin geçmişine büyük haksızlık olur. Hegel gibi isimler bu coğrafyanın dünyaya katkılarını küçümsemiş olsa da Batı Afrika halklarının üretkenliği, yaratıcılığı ve gelişimi kölelik çağında bile devam etti. Green şöyle diyor: “Afrika tarihinin, özellikle kıta dışında çoğunlukla kölelik penceresinden ele alındığını görüyoruz. Oysa bu dar bakış açısı, aynı dönemlerde bölgede özellikle sanat ve müzik alanında yaşanan büyük başarıları gözden kaçırmamıza neden oluyor. Bölgenin tarihini araştırırken bunları da mutlaka hesaba katmalıyız. Ancak bu zor bir süreç, zira Batı Afrika’nın sömürgecilik öncesi dönemine ait tarihî kaynaklar tek bir yerde ya da birkaç arşivde toplanmış değil. Aksine, dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdalar. Farklı Avrupa ülkelerinde; İspanya, Portekiz, Hollanda ve Britanya’daki arşivlerde pek çok kayıt mevcut. Ayrıca Latin Amerika’da, Brezilya, Peru, Şili ve Kolombiya’da da çokça ize rastlamak mümkün. Bu da aslında bir taraftan Afrika tarihinin ne kadar geniş bir etki alanına sahip olduğunun göstergesi.”
Kauri (Cowrie) kabukları, Afro-Küba dinlerinde önemli bir unsur olmayı sürdürdü
Ancak Green’e göre, özellikle Batılı kaynaklar hikâyenin yalnızca bir yönünü yansıtıyor. “Eğer sadece bu yazılı kaynaklara bakarsanız, Afrika tarihindeki gerçekten önemli meselelerin sadece kölelik, ticaret ve Afrika-Avrupa ilişkilerinden ibaret olduğu izlenimine kapılabilirsiniz,” diyor Green ve ekliyor: “Oysa Batı Afrika’da bir araştırma yaparsanız, bölge tarihinde esas neyin önemli olduğuna dair çok farklı bir görüşe sahip olursunuz. Aslına bakılırsa, Batı Afrika’nın büyük bir kısmında tarih, yazılı belgelerden ziyade sözlü anlatılarla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bu sözlü gelenekte Atlantik köle ticareti oldukça sınırlı bir yer tutar. Eğer yalnızca bu yerel kaynaklara başvurursanız, bu kez de Afrika tarihindeki en önemli unsurların krallıklar, din, göç hareketleri ve aile ilişkileri olduğunu düşünürsünüz. Oysa gerçek şu ki tarihî dengeyi doğru biçimde yansıtabilmek için hem yerel hem de dış kaynaklara başvurmak gerekir.”
Afrika’nın adeta dünya tarihinden dışlanmasını ve bu coğrafyanın zengin geçmişinin yok sayılmasını engellemenin yolu, bölge tarihini araştırırken işte bu iki perspektifi birlikte ele almaktan geçiyor.
“Afrika ve Avrupa arasındaki dengesiz ticaret Afrika’da enflasyon artışına yol açtı”
KÖLE TİCARETİ ÖNCESİ BATI AFRİKA
Avrupa ile boy ölçüşmüş güçlü Afrika ülkeleri
GANA İMPARATORLUĞU
Kuruluş ve yıkılış tarihi: MS 500 - 1200 civarı Yayıldığı en geniş alan: 1.600.000 km2 Batı Sahra’da develerin taşıma aracı olarak kullanılmaya başlamasıyla birlikte bölgedeki ticaret imkânları gelişti. Bundan faydalanan Gana İmparatorluğu (Wagadou olarak da bilinir), altın ve tuz ticareti sayesinde zenginleşerek topraklarını genişletti.
MALİ İMPARATORLUĞU
Kuruluş ve yıkılış tarihi: MS 1230 - 1670 civarı Yayıldığı en geniş alan: 1.294.994 km2 Manden Kurufaba olarak da bilinen Mali İmparatorluğu, olağanüstü zenginliğiyle tanınsa da aynı zamanda dönemin Batı Afrika’sında ortak bir dilin yaygınlaşmasında, kültürel kimliğin gelişmesinde ve hukuk sisteminin oluşturulmasında belirleyici bir rol oynadı.
SONGHAY İMPARATORLUĞU
Kuruluş ve yıkılış tarihi: MS 1000 - 1592 civarı Yayıldığı en geniş alan: 1.400.000 km2 Afrika tarihindeki en büyük devletlerden biri olan Songhay İmparatorluğu, Gao kentinden doğmuş ve bir dönem Mali İmparatorluğu’nun parçası olmuştu. Ancak Mali’nin gücünü yitirmesiyle birlikte Gao öne çıktı ve eski efendisini geride bırakarak onun topraklarının büyük kısmını ele geçirdi.

Bir köle gemisinin iç düzenini gösteren bu çizim, “Orta Geçit” (Middle Passage) olarak bilinen deniz yolculuğunun dehşetini gözler önüne seriyor. Bu yolculuklar boyunca yüz binlerce Afrikalı havasızlık, açlık ve hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti
ATLANTİK KÖLE TİCARETİ
Dehşet verici bu insan ticareti ağı hem bireylerin hem de kıtaların kaderini belirledi
15. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da başlayan denizcilik atılımları, yalnızca keşifleri değil, dünya tarihinin en karanlık ticaret ağlarından birini de beraberinde getirdi: Atlantik köle ticareti. Yaklaşık dört yüzyıl boyunca süren bu sistemde, Batı Afrika kıyılarından Amerika kıtasına milyonlarca insan zorla taşındı; yaşamları, aileleri ve kimlikleri ellerinden alındı. Avrupa sermayesinin birikiminde büyük rol oynayan bu ticaret, Afrika’nın ekonomik ve toplumsal yapısını da kökten sarstı.
Portekiz ve İspanya’nın önceliği
Atlantik köle ticaretinin ilk adımları 1440’lı yıllarda atıldı. Portekizli denizciler, Afrika kıyılarında kurdukları ticaret noktalarında altın ve baharatla birlikte insan alım satımına da yöneldiler. 1493’te Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına ulaşmasının ardından, Yeni Dünya’da kurulan kolonilerde tarım ekonomisi hızla gelişti. Ancak bu plantasyon ekonomisinin iş gücü ihtiyacı, yerli halkın büyük kısmının kısa sürede katledilmesi ya da hastalıklarla ölmesi nedeniyle karşılanamaz hâle geldi. Bunun üzerine gözler Afrika’ya çevrildi. İspanyol ve Portekizli tüccarlar, köleleştirdikleri Afrikalıları başta Karayipler ve Brezilya olmak üzere Amerika’nın dört bir yanına taşımaya başladılar.
Üçgen Ticaret
16. yüzyıldan itibaren İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi diğer Avrupa devletleri de bu ticarete dahil oldu. Ortaya çıkan sistem, “Üçgen Ticaret” olarak adlandırılır: Avrupa’dan Afrika’ya kumaş, silah ve alkol gibi mamul ürünler götürülür; karşılığında köleler alınır; bu insanlar Amerika kıtasına taşınır; oradan şeker, tütün ve pamuk gibi tarım ürünleri Avrupa’ya getirilirdi. Bu döngü, hem sermaye birikimi sağlıyor hem de köleliğe dayalı bir ekonomik sistemin temelini oluşturuyordu.
Rakamlarla acı gerçek
Atlantik köle ticareti boyunca, yaklaşık 12,5 milyon Afrikalı kıtadan zorla çıkarıldı. Bunlardan yaklaşık 10,7 milyonu hayatta kalarak Amerika kıtasına ulaştı. Yolculuk esnasında, yani bilinen adıyla “Orta Geçit”te (Middle Passage) 1,8 milyon kişi, hastalık, açlık, kötü muamele ve intiharlar nedeniyle hayatını kaybetti. Gemilerde insanlar birbirine zincirleniyor, dip dibe yatırılıyor ve günlerce güneş ışığı görmüyordu.
Brezilya bu ticaretin en önemli varış noktasıydı. Tüm kölelerin yaklaşık %40’ı, yani 4 milyonu aşkın insan bu ülkeye götürüldü. Karayipler ise bir diğer büyük merkezdi. Kuzey Amerika, yani günümüzdeki ABD toprakları ise aslında kölelerin toplam sayısının yalnızca %5’ine ev sahipliği yaptı. Ne var ki köleliğin sonraki yüzyıllarda burada sistematik hale gelmesi korkunç bir trajediye yol açtı.
Kıtanın değişen iç dinamikleri
Afrika’daki bazı yerel krallıklar ve tüccarlar, köle ticaretine doğrudan dahil oldular. Savaş esirleri, suçlular ya da dışlanmış gruplar Avrupa’ya satıldı. Lakin zamanla bu iş öylesine kârlı hâle geldi ki bazı bölgelerde sadece köle elde etmek amacıyla savaşlar çıkarılmaya başlandı. Böylece iç siyasi dengeler altüst oldu; geleneksel toplum yapıları ve ilişkiler zayıflarken, topluluklar arasındaki güven duygusu da derinden sarsıldı.
Köleliğin mirası
Atlantik köle ticareti, yalnızca bireylerin değil, kıtaların kaderini de şekillendirdi. Afrika’daki değerli insan kaynağını çekip alan bu sistem, kıtanın ekonomik gelişimini frenledi. Genç ve üretken nüfusun kaybı, imalatın ve teknolojik ilerlemenin yavaşlamasına neden oldu. Aynı zamanda, özellikle Batı Avrupa ve Amerika’daki sanayileşmenin önünü açan sermaye birikiminin en önemli dayanak noktalarından biri ne yazık ki bu insan ticaretiydi.
“16. yüzyılda İspanya’da altın paralar için kullanılan maravedi kelimesi, Batı Sahra’daki al-Murabitun adlı altın paradan türemişti”
DR. TOBY GREEN
UZMAN BİYOGRAFİSİ
Doktorasını Birmingham Üniversitesi Batı Afrika Çalışmaları Merkezi’nde tamamlayan tarihçi Toby Green, 2015 yılında British Academy’den Yükselen Yıldız Ödülü’nü kazandı ve şu anda Londra King’s College’da Afrika Tarihi ve Kültürü alanında kıdemli öğretim üyesi olarak çalışıyor.
Benzer Haberler

Brocken hayaleti nedir? Almanya’nın sisler içindeki en ürkütücü doğa efsanesi

Gettysburg muharebe meydanı: Amerikan İç Savaşı’nın en kanlı ve en lânetli savaş alanı

Houska Şatosu: Cehenneme açılan kapı efsanesi









