
Fedakârlığın ağır bedelleri
Yazı: Hakan Mengüç
“İlişkide fedakârlık şart” derler. Karşılıklı fedakârlıklar söz konusu değilse o gemi yüzmezmiş, karaya otururmuş bir yerde. Fedakârlık şart. Kendinden vermediğinde ilişkiden bir şey alamadığın yaklaşımı çoğunlukla kimlerde var?
Uzun süreli ilişkilere sahip olanlar genelde fedakârlığın esas olduğunun altını çizerler ama bu doğru bir yaklaşım değildir. Uzun süreli oluşunu fedakârlık temelinden alan bir ilişki mutsuz bir ilişkidir. Tarafların birbirine tutunduğu, sınırların dışına çıkmama karar aldığı ama içeride de çok mutlu, huzurlu ve güvende hissetmediği, destek ve sevgi bulamadığı bir ilişkidir. Uzun süreli ilişkilerin formülünü hatırla: 4S + 1İ.
Sevgi, saygı, sadakat, sabır ve ilgiyle desteklenmiş, beslenmiş bir ilişkide mutluluktan, huzurdan ve güvenden söz edebiliriz. Taraflardan birinin ya da iki tarafın da karşılık olarak kendilerini diğerine ya da ilişkiye feda ettiği bir birliktelik, bir arada duruyor olmaktır sadece, birliktelik bile değildir. Bir olamamaktır, biz olamamaktır.
Sağlıklı ve kuvvetli ilişkiler fedakârlık gerektirmez, karşılıklı emekle, sevgiyle, saygıyla, sadakatle ve ilgiyle büyüyüp serpilir. Zamanla daha da güçlü köklenir, toprağa daha sağlam tutunur ve neredeyse dışarıdan herhangi bir güçle artık yıkılamaz hale bile gelir.

“Bize hiçbir şey olmaz” güveniyle sürüp giden ilişkilere denk geldin mi hiç bilmem, dışarıdan bakıldığında dahi hemen belli eder kendini. Emin ol 50 yıllık emektar ilişkilerden söz etmiyorum, genç çiftler arasında da bu güveni ve sarsılmazlığı yakalamış olanlar var. Aralarındaki sevgi, saygı, sadakat ve ilgi öylesine parlak ve net bir şekilde göze çarpıyor ki “Ne kadar güzel ve güçlü bir çift” diye geçiyor zaten içinden. Kimse diğerini kıskanmıyor, kimsenin aklı geride kalmıyor, kimse dönüp öteki ne yapıyor diye bakmıyor, kimse kimseyi denemiyor, sınamıyor, yoklamıyor, kimse kimseden beklenti içinde değil, çiftler birbirlerine karşı son derece dürüst ve samimi, birinin bir şeye ihtiyacı varsa dile getiriyor, istiyor, zaten aralarında güçlü bir özen ve ilgi var. Kimse diğerine kendini feda etmemiş, öteki için kendinden vazgeçmemiş, ikisi de karşılıklı olarak birbirlerini destekliyor, birbirlerinin ihtiyaçlarının farkında ve duyarlı. Doğal olarak böyle bir çiftin etrafa yaydığı enerji “Bize bir şey olmaz” enerjisi ve güveni. Tepeden tırnağa 4S + 1İ ile sarılıp sarmalanmışlar.
Şunu da unutma ki bize bir şey olmaz demek, ölünceye dek birlikte olmak demek değil. Sonsuz bir sevgiyle, saygıyla, sadakatle ve ilgiyle bir gün ayrılmaya da karar verebilirler. Çünkü sevgi, saygı, sadakat ve ilgili bir ilişki için eğer hayırlı olan ayrılıksa bunu da aynı duyarlılıkla yaparlar. Sadakatlerine halel vermeden, aradaki sevgiyi, saygıyı dejenere etmeden, aradaki ilgiyi kötüye kullanmadan ya da birbirlerini sevmedikleri halde ilişkiye tutunma ihtiyacıyla samimiyetsiz ve yalan bir duyguyla ilişkiye yapışma fedakârlığı göstermeden aynı samimiyetle, dürüstlükle, sevgiyle birbirlerini hiç yaralamadan yollarını ayırabilirler. Bu sağlıklı, kuvvetli, dürüst ve samimi bir ilişkilenmedir. Unutma ki ayrılıklar da sevdaya dahil olduğundan mutlu ilişkiler, insanların ayrılmadığı, zorla da olsa birbirine apıştığı ilişkiler değildir. Sevgi, saygı, sadakat, sabır ve ilgi dolu son derece samimi ve dürüst ayrılıklar da vardır ve ilişkinin bir parçasıdır.
Bizler çoğunlukla fedakârlıklar da olsa, acılarla da olsa, kendimizi yok ederek, ilişkinin içinde çürütüp harcayarak da olsa o ilişkiyi çok uzun yıllar sürdürebiliyor olmayı zafer sanıyoruz ama öyle değil. Başarılı ilişki uzun yıllar sürmüş olan değildir, uzun yıllar hiç bitmemiş olandır. Bazıları ayrılmadıkları halde bir arada değiller aslında. Kendilerini bir ilişkinin içinde sanan ama aslında çoktan birbirlerinden ayrılmış olan sayısız insan tanıyorum. Karşılıklı fedakârlıklarla ilişkiye tutunmuş olan, bir sürüncemeyi zafer sanan çok insan var elbette.
Bir ilişki, taraflardan birinin fedakârlığı sayesinde devam ediyorsa, orada mutluluktan söz edemeyiz, bir tükenişten söz edebiliriz ancak...
Fedakârlık, içinde kırgınlık ve öfke biriktirir. Haksızlığa uğramış olmak, değersiz hissetmiş olmaktır. Fedakâr insan, bunca zaman kendinden koparıp verdiklerine rağmen, ilişki içinde kendini bir türlü mutlu hissedememiştir, değerli hissedememiştir, o ilişkide gelişmemiştir, beslenmemiştir, sadece tükenmiştir, yorulmuştur ve artık kim olduğunu bile unutmuştur. Uğradığı bu haksızlıktan dolayı da çok kırgındır, çok kızgındır.
Kimse için kendini feda etme, kimsenin de senin için kendisini feda etmesini bekleme. Çünkü bu bir sevgi biçimi değildir. Çiftler karşılıklı birbirlerini desteklemeliler, sevmeliler. Karşılıklı beklenti içinde olmak son derece tüketicidir. “Sen benim için ne yapacaksın bakalım, hadi sen de bana bir şey ver, benim için bir şey yap ki sevildiğimi hissedeyim” beklentisi yok edicidir, yıkıcıdır. Kişinin ne birlikte olduğu insana saygısı, sevgisi, bağlılığı kalır, ne kendine saygısı kalır, ne de yaşadığı ilişkiye... Olay artık bir alacak-verecek meselesine dönmüş demektir ve bir şekilde hesaplar görülsün, defterler dürülsün sürüncemesi devam etmektedir.
Aklında olsun, gizli narsistler özellikle bu sürüncemeyle besler kendilerini. “Ben senin için hayatımı feda ettim, ben senin için nelere katlandım, sen bu defterleri kapatıp öyle kolay çekip gidemezsin, önce benimle hesaplaşacaksın!” duygusu, tam bir gizli narsist yaklaşımıdır. İçerideki kuvvetli bir değersizlik duygusundan ve terk edilme korkusundan kaynaklanmıştır. Karşı tarafın elini kolunu, vicdanını, aklını, sağduyusunu öyle bir esir alır ki gerçekten vedalaşması da, kalp kırmadan ayrılması da, gönül rahatlığıyla bu ilişkiyi sonlandırması da pek mümkün olmaz. Karşı tarafı bir şekilde suçlu, nankör, vicdansız, adaletsiz ve kötü hissettirmeyi başarır.
Bu yüzden fedakârlık çok tehlikeli bir yaklaşımdır çünkü samimi değildir. Çoğu zaman emek vermekle karıştırılır ama emek karşı tarafı borçlu çıkarmaz, kötü hissettirmez, nankörlükle suçlamaz, bedel ödetmek üzere hayat boyu duygusal bir köleliğe sürüklemez. İlişkileri sağlıkla hayatta tutan şey fedakârlık değil emektir, sevgidir, saygıdır, sadakattir, sabırdır, ilgidir. Fedakârlık son derece hesaplı kitaplı, içten içe hezeyanlı, yaralı, korkulu bir süreçtir.
Bertolt Brecht’in şu sözünü hep hatırlamanı isterim:
“Aşk bir şey verme arzusudur, bir şey alma arzusu değil...”












