
Franco Mihver Devletleri'ne katılmış olsaydı tarihte ne değişirdi?
Hitler’in ordusu 1 Eylül 1939’da Polonya’ya girerek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığında, İspanyol diktatör Francisco Franco Madrid’de iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Franco’nun Milliyetçi Ordusu, İspanya İç Savaşı’nda (1936-39) zafer kazanmak için büyük ölçüde Nazi silahlarına, tanklarına ve uçaklarına bel bağlamıştı. Buna rağmen Franco, Alman savaş çabalarını desteklemek üzere Avrupa’nın diğer faşist güçlerinin arasına katılmadı. Bunun yerine temkinli ve nispeten tarafsız bir yaklaşım benimsedi. İspanya’nın II. Dünya Savaşı’na katılma ihtimali, Cebelitarık’ın ve dolayısıyla Akdeniz’in kontrolünü kaybetme ihtimalinden korkan Müttefikler için çatışmaların yaşandığı yıllar boyunca bir endişe kaynağı olmaya devam etti.
İspanya İç Savaşı sırasında ve sonrasında Franco’nun başında olduğu İspanya ile Nazi Almanyası arasındaki ilişkiler nasıldı?
Francisco Franco ile Adolf Hitler arasındaki ilk ve tek kişisel karşılaşma, Ekim 1940’ta Alman işgali altında bulunan Fransa’nın Hendaye kasabasının tren istasyonunda gerçekleşti. Burada hayal kırıklığına uğrayan Hitler daha sonra Benito Mussolini’ye Franco ile bir kez daha görüşmektense birkaç dişini çektirmeyi tercih edeceğini söyledi. Hitler, Hendaye’ye, İspanya ile daha yakın bir ilişki kurmanın Vichy Fransa’sındaki istikrar üzerinde yaratabileceği etkiyi değerlendirmek için gitmişti. Franco’nun Kuzey Afrika’daki Fransız imparatorluğunun büyük bölümünün İspanya’ya devredilmesi yönündeki talepleri Hitler tarafından kabul edilmediği için yapılan görüşmede bir anlaşmaya varılamadı. Bununla birlikte, Hitler Franco’yu İngiltere üzerindeki baskıyı arttırmak ve düşmanın savaş çabalarının bir kısmını İspanya’nın oluşturabileceği tehdide karşı yönlendirmek açısından yararlı bir müttefik olarak görüyordu.
Naziler, İspanya İç Savaşı sırasında İspanya’ya çeşitli silahlar, tank, asker ve Luftwaffe (Nazi Almanyası Hava Kuvvetleri) vasıtasıyla hava desteği vererek Milliyetçilerin zafer kazanmasını sağlamışlardı. Almanlar o dönemde yeni askerî teçhizatlarını muharebe sahasında test etmeye hevesliydi. Ayrıca İspanya’daki olaylar, İngiltere ve Fransa’nın dikkatini Almanya’nın Doğu Avrupa’daki kurnazca hamlelerinin üzerinden kaydırmak için uygun bir ikincil gösteri niteliği de taşıyordu. Franco, İspanya İç Savaşı’nda zafer kazandıktan sonra Generalissimo (siyaset marifetiyle silahlı kuvvetler başkomutanı) olarak anılmaya başlandı. Kendisi 1941’de İspanyol gönüllülerin Batılı Müttefiklere karşı değil sadece Sovyetler Birliği’ne karşı savaşmaları şartıyla Almanya saflarına katılmalarını onayladı. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın gidişatı Mihver Devletleri’nin aleyhine dönmeye başladığında Franco, kurnazca bir yaklaşım sergileyip tutum değiştirerek “katı tarafsızlık” politikası benimsedi.

Franco, İkinci Dünya Savaşı patlak vermeden önce Mihver ittifakına katılmaya davet edildi mi ya da bu yönde baskı gördü mü ve İspanya neden tarafsız kaldı?
Franco hamlelerini yaparken her zaman ihtiyatlı davranıyordu. Hitler, Generalissimo’nun İspanya İç Savaşı sırasında maddi yardıma değer, Nazi davasına yararlı bir sempatizan rolü oynayabileceğinin en başından beri farkındaydı. Ancak İspanya’yı Avrupa’daki çatışmada savaşan taraflardan biri haline getirme umudu ya çok azdı ya da hiç yoktu. Franco Mihver’e katılmak için çok yüksek bir bedel biçmişti. Bu nedenle Hitler’in İspanya’dan umabileceği en iyi şey, Pirene Dağları güneyinde Bolşevizm karşıtı bir kale durumunda olan bu ülkeden alacağı siyasi destekti. Franco, Almanya’ya ideolojik destek stratejisini benimserken, Müttefiklerin Avrupa savaşında bir İspanyol ordusuyla yüzleşmek zorunda kalmayacağı mesajını da ihtiyatlı bir şekilde verdi. Hükümetin, İspanya’yı yoksullaştıran, halk arasında yaygın bir açlığa yol açan ve ekonomiyi harabeye çeviren üç yıllık iç çatışmalar nedeniyle yıkılıp paramparça olmuş bir ülkeyi yeniden inşa etmeye odaklanabilmesi için tarafsızlığını koruması şarttı.
Müttefik Devletler arasında İspanya’nın sınırlı bir şekilde de olsa savaşa gireceğine dair ne kadar endişe vardı?
Müttefikler arasında İspanya’nın Nazi safında savaşa gireceğine dair yersiz bir endişe olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Hitler’in Yıldırım Harbi (Blitzkrieg) sırasında Britanya’yı dize getirememesi ve bu ülkeyi istila edememesi, Alman Ordusu’nun Rusya’da yaşadığı felaketle birlikte, savaşın sonucunun hiçbir şekilde belli olmadığını açıkça ortaya koydu. Yine de İspanya’nın savaşan bir ülke olmasını önlemek için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması zorunluydu.
Çatışmanın başından itibaren başta İngiltere olmak üzere Müttefikler, Mihver Devletleri ile İspanya arasında daha yakın ilişkiler kurulmasını engellemek ve böylece İspanya’nın savaşa girme olasılığını sınırlamak için bir dizi politika uyguladı. Müttefikler İspanya’nın politik kararlarını şekillendirmek için bir teşvik sistemi oluşturdular. İngilizler, iki ülke arasında oluşabilecek herhangi bir ayrışmanın İspanyol ticareti ve sanayisi için önemli bir kayıp anlamına geleceği düşüncesini vurgulayarak, karşılıklı bir çıkar ağı oluşturmaya odaklandı. Bu politika, İspanya’nın savaştaki hareketlerini şekillendirmek için kilit bir faktördü. İspanya ve Birleşik Krallık arasında 1940 sonbaharından itibaren yürürlükte olan ekonomik anlaşmalarla İspanya, ekonomik hayatının devamlılığı için çok gerekli olan ve sadece İngiltere ve ABD’den temin edebileceği ürünleri aldı. Kısacası, İspanya İngiltere ve Batı yarımküreden tedarik edebileceği kaynaklara bağımlı hale geldi.

İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde İspanyol Ordusu’nun durumu nasıldı?
İspanya İç Savaşı 1939’da sona erdiğinde, Franco’nun Milliyetçi Ordusu 60 tümen ve yaklaşık bir milyon askerden oluşuyordu. Ülkeyi yeniden inşa etmek için işçi ve çiftçilerin terhis edilme ihtiyacı, Franco’nun İspanyol silahlı kuvvetlerinin boyutunu önemli ölçüde azaltmasında kilit bir faktör oldu. Bu işlemin ardından çoğu iki yıl süreyle zorunlu olarak silahaltına alınan asker statüsünde olmak üzere, ordunun mevcudu 250.000’e düştü.
İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Franco’nun ülkesinin iki taraf karşısında hangi konumu alacağını belirlemesi gerekiyordu. Franco buna ilaveten, Müttefiklerin ve hatta Hitler’in ülkesinin kontrolünü ele geçirmeye karar vermesi halinde, Almanya’nın istila tehdidini de göz önünde bulundurmak zorunda kaldı. Böylece Franco uyguladığı bazı askerî kesintileri tersine çevirmeye karar verdi. 1942’de Müttefiklerin Kuzey Afrika’ya çıkarma yapması ve Almanya’nın Vichy Fransa’sını işgal ederek çatışmaları Pirene Dağları’nın yakınlarına taşıması üzerine alarma geçen Generalissimo, asker sayısını 750.000’in üstüne çıkaran kısmi bir seferberlik emri verdi. Mali kısıtlamalar nedeniyle kara kuvvetleri kadar olmasa da İspanyol Hava Kuvvetleri ve Donanma da güçlendirildi.
Franco İspanya’yı Mihver Devletleri ile müttefik yapsaydı, Cebelitarık’ı ele geçirme ihtimali olur muydu ve bu yerin kaybedilmesi Müttefiklerin Akdeniz’deki operasyonlarını nasıl etkileyebilirdi?
Hitler, Şubat 1941’de Franco’ya yazdığı bir mektupta Cebelitarık’a yapılacak bir saldırının ve Boğaz’ın kapatılmasının Akdeniz’deki durumu bir anda değiştireceğini söylüyordu. Führer bu değerlendirmesinde yalnız değildi.
Winston Churchill, savaş sırasında Cebelitarık’ın İngilizlerin elinde kalmasını sağlamak için büyük çaba sarf etti. Eğer Britanya hava bombardımanıyla yok edilemiyorsa, nefes alması engellenerek boğulmak suretiyle teslim alınmalıydı. Bu da Cebelitarık Boğazı’nın kapatılması anlamına geliyordu. Cebelitarık’ın düşmesiyle Mihver tüm Akdeniz’in kontrolünü ele geçirecek, Ortadoğu’daki İngiliz Ordusunun önünü kesecek ve büyük bir savaş alanını bütünüyle kapatmış olacaktı. Bu da Müttefiklerin nihai zafer umutlarını suya düşürecekti. Bu nedenle Churchill savaşın en cüretkâr kumarlarından birini oynadı: Franco’nun tarafsızlık taahhüdüne bağlı kalmasını sağlayacak üst düzey İspanyol askerî yetkililere 13 milyon dolar rüşvet dağıtmak ve gerekirse bir hükümet darbesi yaptırmak. Bu maksatla toplamda sekiz üst düzey yetkili ve kritik makamlarda bulunan bazı alt rütbeli personel rüşvet operasyonuna dahil edildi. Verilen rüşvetler amacına ulaştı, parayı alanlar ordu içinde çeşitli rütbelerde bulunan savaş yanlısı subayların etkinliğini kırdı. Böylece Churchill daha rahat bir nefes alabildi.

Franco’ya bağlı kuvvetlerin Fransa’nın Naziler tarafından istila edilmesine herhangi bir katkılarının olması ihtimali var mıydı? Bağımsız olarak mı hareket etmişlerdir? Yoksa İspanyol topraklarının üçüncü bir istila rotası için hazırlanma alanı olma ihtimali söz konusu olabilir miydi?
Franco, özellikle de Fransa’nın Kuzey Afrika topraklarının İspanya’ya verilmeyeceği belli olduktan sonra, Fransız topraklarının kontrolünü ele geçirmeye hiçbir zaman ilgi göstermedi. Generalissimo, bir Alman ordusunun İspanya’ya girmesine kesinlikle karşı çıkıyordu. Naziler ülkeyi Cebelitarık’a giden bir istila yolu olarak kullanmak istiyordu ama Franco bunun İspanya’yı Müttefiklerin saldırısına açık bırakacağını biliyordu. Bir ara gizlice Nazi Almanya’sı Silahlı Kuvvetleri’nin (Wehrmacht) ülkeye girişine izin vermeyi ve ardından diplomatik bir protesto düzenlemeyi düşündü. Ancak Alman zaferinin hiçbir şekilde garanti olmadığı anlaşılınca bu tuhaf fikirden derhal vazgeçildi. Hitler Britanya ya da Rusya’da zafer kazansaydı, Franco’nun Alman birliklerini desteklemek üzere Pireneler bölgesine asker göndermesi mümkün olurdu. Dahası, İspanya’nın savaşa girmesine şiddetle karşı çıkan önemli sayıda yüksek rütbeli İspanyol subayı yetkilisi vardı.
Mihver ittifakına girmek İspanya’yı içeride nasıl etkileyebilirdi? Bu hamle Ülkeyi istikrarsızlaştırma riski taşır mıydı? İkinci bir iç savaş ya da Franco’ya karşı Müttefik destekli bir isyan riski var mıydı?
İspanya İkinci Dünya Savaşı’na Mihver Devletleri’nin yanında katılmış olsaydı, kısa vadede sonuç ülke için bir felaket olurdu. Çünkü Franco içerde ekonomik çöküş, moral bozukluğu ve üç yıl süren iç savaşın ardından neredeyse tamamen yok olmuş bir altyapı gibi hususların meydana getirdiği korkunç bir durumla karşı karşıyaydı.
Silahlı kuvvetler tamamen kontrol altına alındığı için ikinci bir iç savaş riski olmasa da ülke yeni bir silahlı çatışmaya girmeyi göze alamazdı. Ancak daha uzun vadede, İtalyan ve Alman diktatörlüklerinde olduğu gibi Franco rejiminin de sonunu getireceği için bunun sonuçları faydalı olurdu. Bu durumda İspanya, Franco’nun 1975’teki ölümüne kadar geçen savaş sonrası yıllar boyunca Avrupa ulusları tarafından siyasi olarak dışlanmaktan kurtulurdu. Öte yandan İspanya Avrupa’nın yeniden inşasına katılabilir, kurulduğu tarihte Birleşmiş Milletler’in ve nihayetinde o zamanki adıyla Ortak Pazar’ın bir üyesi de olabilirdi. Bunların yerine, giderek beceriksizleşen bir diktatör ülkeyi 40 yıl boyunca zalimce kontrolü altında tuttu.

Neler oldu?
Franco yanlıları İspanya İç Savaşı'nda zafer kazandı (1939)
Franco’nun güçleri, 1 Nisan 1939’da Madrid’e girerek zafer ilan etti. Ancak üç yıl süren acımasız iç savaş İspanya’yı yoksullaştırdığı için Franco liderliğindeki yeni devlet, ayakta kalma mücadelesine kilitlendi. İç savaşın ardından Franco askerî gücünü de önemli ölçüde azaltmak zorunda kaldı. Yerle bir edilmiş ülkeyi yeniden inşa etmek için askerleri serbest bırakmak amacıyla Milliyetçi Ordu’nun personel mevcudunu dörtte üç oranında düşürdü. Silahlı kuvvetlerden geriye kalanlar ise İkinci Dünya Savaşı’na katılma konusunda isteksizdi ve komuta kademesinin çoğunluğu bir dış askerî müdahaleye şiddetle karşıydı.
İspanya’nın müttefiklere bağımlı olması sağlandı (1939-45)
Britanya, İspanya ile karşılıklı çıkara dayanan ekonomik bir bağ oluşturdu. Bu, İspanya’nın Müttefiklerle ilişkilerini koparması halinde ekonomik yoksullukla karşı karşıya kalacağı anlamına geliyordu. Kurulan bağ sayesinde İngiltere, İspanya’nın Müttefiklerden ve ABD’den sadece en temel ürünleri alabilmesini sağladı. Bu ekonomik gerçeklik İspanya’nın Müttefiklere karşı anlamlı bir eylemde bulunmasını engelledi ve Hitler İspanya’yı güneyde anti-komünist bir kale olarak kullanmakla yetinmek zorunda kaldı. Bu arada İspanyol askerî komuta kademesi ülkenin tarafsızlığını sağlamak için Churchill’den toplam 13 milyon dolar rüşvet aldı.
Nazi güçlerinin İspanya'ya erişimi engellendi (1939-45)
Almanya, Akdeniz’deki Mihver gücünü artırmak için Cebelitarık’ı almak istiyordu. Bu nedenle Naziler ülkeyi bir istila rotası olarak kullanmak amacıyla İspanyol rejimiyle müzakereye çalıştı. Generalissimo kısa bir süre Wehrmacht’ın İspanya topraklarından geçmesine gizlice izin vermenin yollarını düşündüyse de bu fikirden hemen vazgeçti. Franco, Nazilerle yapılacak böyle bir işbirliğinin İspanya’yı savaşa sürükleyeceğini bildiği için Wehrmacht’ın girişine izin vermedi.

Neler olabilirdi?
Mihver Devletleri'nin Akdeniz'i kontrol altına alması (1939)
İspanya savaşa katılmış olsaydı, Cebelitarık’ı savunan İngiliz birlikleri çok zor duruma düşecek ve kısa süre içinde kontrolü kaybedeceklerdi. Böylece Cebelitarık Boğazı kapanacak ve Orta Doğu’daki İngiliz Ordusu’nun ulaşımı kesilecekti. Böylece Müttefik kuvvetlerin geri kalanından izole edilmiş olan Orta Doğu cephesinin durumu temelden değişecek ve Müttefiklerin zafer kazanmaları pek mümkün olmayacaktı.
İspanya'nın ekonomik olarak çökmesi (1939-45)
Franco, artık bir Mihver müttefiki olması nedeniyle İngiltere ve ABD ile olan ekonomik bağlarını koparacaktı. Bu durumda, İspanya’nın harap olmuş ekonomisini ve altyapısını onarmak neredeyse imkânsız olacak, bu amaçla ülke Almanya’dan alabileceği her türlü yardıma bel bağlayacaktı. Ancak, durum ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın ikinci bir iç savaş pek olası değildi çünkü Cumhuriyet Ordusu 1939’da ezilmişti.
Franco İspanya'sının sonu (1945)
Mihver güçlerinin yenilgisinden sonra İspanyol diktatörlüğü Mussolini ve Hitler rejimleriyle birlikte çökecekti. Böylece İspanya, 1975 yılına kadar Franco yönetimi altında acı çekmek yerine, savaş sonrası Avrupa’nın yeniden yapılanmasının bir parçası olabilir; ayrıca 1945’te Birleşmiş Milletler’e ve 1957’de ise Avrupa Ortak Pazarı’na katılabilirdi.
Benzer Haberler

Bir Britanya İkonu'na ait efsanenin arkasındaki gerçekler: Supermarine Spitfire

USS Maine Gemisi'ni kim batırdı?

En iyi kılıç nasıl dövülür? Antik çağdan katanaya kılıç yapımının tarihi









