
Futbolun kaybı, tiyatronun 72 yıllık kazancı: Haldun Dormen’in sahne ışıkları altındaki yaşam öyküsü
İşte yeşil sahalardaki sakatlığından, tiyatro sahnelerine uzanan yaşam öyküsü...

Haldun Dormen, Kıbrıslı iş insanı Sait Ömer Bey ile İstanbullu Nimet Rüştü Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailenin "Önder" olan soyadı, babasının tercihiyle anlamı olmayan ancak daha özgün bulduğu "Dormen" ile değiştirildi. Henüz bir yaşındayken ailesiyle İstanbul Şişli’ye yerleşen Dormen, yirmi yaşına kadar Atatürk Evi’nin karşısındaki Ömer Bey Apartmanı’nda yaşadı.

Haldun Dormen, 2024 yılında verdiği bir röportajda, çocukluk döneminde yaşadığı bir kırılma noktasının onu sahnelerle nasıl buluşturduğunu şu sözlerle paylaşmıştı:
"Ben 8-10 yaşlarında futbol oynarken ayağımı sakatladım, sakat kaldım. Tiyatroyu, sinemayı çok seviyordum. Futbol oynayamıyorum ya bu tür şeyleri iyi yapmaya karar verdim. Olumlu bir insan olduğum için 'Ben yaparım', 'Herkesten iyi dans ederim' dedim."

GALATASARAY LİSESİ'NDEN YALE ÜNİVERSİTESİ'NE UZANAN EĞİTİM HAYATI
Sahne deneyimini ilk kez Galatasaray Lisesi’nde ortaokul öğrencisiyken tecrübe ederek, "Demirbank" oyununda "yirmi beş kuruş" rolünü üstlendi. Robert Koleji’ndeki lise eğitiminin ardından tiyatro eğitimini ABD’deki Yale Üniversitesi’nde tamamlayarak yüksek lisans derecesiyle mezun oldu. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çeşitli tiyatrolarda iki yıl boyunca oyuncu ve yönetmen olarak görev yapan Dormen, Hollywood’daki Pasadena Playhouse’da dört ayrı oyunda sahne aldı.

"İSTEDİĞİN ŞEYİ OL AMA EN İYİSİNİ OL"
Haldun Dormen, Amerika’da iş seyahatinde olan babasına yazdığı mektupta gelecek hedeflerini şu sözlerle paylaştı:
"İdealim Türkiye'de iyi ve kıymetli bir sinema sanayii kurabilmek için Amerika'daki Yale Üniversitesi'nin Dramatic Arts kısmında üç senelik prodüktörlük tahsili yapmaktır. Bir gün muvaffak olabileceğime katiyetle eminim. Sevdiğim bir meslek için kimsede bulunamayacak kadar çok enerjim var. Dürüst ve hakkıyla çalışan bir insanın da tam manasıyla muvaffak olmamasını kabul etmiyorum. Türkiye'de adamakıllı bir sanat topluluğu yaratmak niyetindeyim. O zaman artık Türkler de birtakım serserilere sanatkâr demek mecburiyetinde kalmayacaklar."
Sait Dormen’den gelen yanıt, oğlunun deyimiyle "dünyanın en güzel mektubuydu" babası ona, "İstediğin şeyi ol ama en iyisini ol, bana söz ver" diyerek destek verdi.
Yale’deki eğitimine başlayan Dormen, kısa sürede oradaki yaşama uyum sağladı ve yoğun bir şekilde çalıştı. Mezun olduktan sonra iki arkadaşıyla Saranac Lake kasabasında bir tiyatro kurdu. Her aşamasında bizzat çalıştığı bu tiyatro, ona mesleki açıdan büyük tecrübe kazandırdı. Bu deneyimin ardından ülkesine dönmeye karar verdi.

İstanbul’a dönen Haldun Dormen, Muhsin Ertuğrul’un yönetimindeki Küçük Sahne’ye katılarak "Cinayet Var" oyunundaki dedektif rolüyle ilk kez Türk izleyicisinin karşısına çıktı. Bu dönemde Beyoğlu Parmakkapı Sokak’ta, genç amatörlerle birlikte 60 kişilik bir cep tiyatrosu kurarak dinamik bir yapı oluşturdu.
22 Ağustos 1955 gecesi Süreyya Sineması’nda Dormen Tiyatrosu’nun ilk perdesini açan sanatçı, 1957 yılında Küçük Sahne’nin yönetimini devralarak oyunlarını orada sergilemeye devam etti. Aynı yıl sahnelediği "Papaz Kaçtı" komedisiyle Dormen Tiyatrosu’nu resmen kurdu. Bu çatı altında, Türk sanat dünyasına damga vuracak onlarca ismi yetiştirdi.

HALDUN DORMEN VE BETÜL MARDİN
Küçük Sahne’de perdeler açılmaya devam ederken Haldun Dormen’in hayatına Betül Mardin dahil oldu. Kendilerini tamamen kariyerlerine adamış çiftin yıllar içinde bir oğulları dünyaya geldi. Adını büyükbabasından alan Ömer Dormen, bu sanat dolu yuvanın neşesi oldu.

Haldun Dormen, kariyeri boyunca ilk tutkusu olan sinemadan hiç kopmadı. Kendi tiyatro kadrosuyla çektiği "Bozuk Düzen" ve "Güzel Bir Gün İçin", Altın Portakal ödülüne layık görüldü.
Sahnede ise Ayfer Feray ile başrolü paylaştığı "Şahane Züğürtler", döneminin en büyük oyunlarından biri oldu. Bir diğer yankı uyandıran işi ise Erol Günaydın’ın yazdığı, Cemal Reşit Rey’in müziklediği "Yaygara 70" oldu. Bu müzikal, "İstanbul Masalı" adıyla Londra ve Roma'da sahnelenerek sınırları aşmayı başardı.

Dormen Tiyatrosu inişli çıkışlı bir süreçten geçerken, Haldun Dormen’in Betül Mardin ile olan evliliği de sarsıntılar yaşadı. İkili boşanma kararı alsa da dostluklarını ömür boyu sürdürdü. Takvimler 1972’yi gösterdiğinde, Dormen, büyük emeklerle kurduğu tiyatrosuna nokta koydu.
Kendi tiyatrosunu kapattıktan sonra Egemen Bostancı gibi yapımcılarla ortak projelere yöneldi. "Merhaba Müzik" ile gelen başarının ardından, Türk tiyatro tarihinin unutulmazları arasına girecek olan "Hisseli Harikalar Kumpanyası" doğdu.

30 YILLIK SAHNE FENOMENİ
1980’li yıllar, Dormen için sadece müzikal başarıları değil, yeni mecraları da beraberinde getirdi. Deneyimlerini kaleme aldığı kitaplarla okura, Kamera Arkası adlı programıyla ise sinema tutkunlarına ulaştı.
Bu dönemin en köklü adımı, 1930’ların ikonik eseri 'Lüküs Hayat' operetini İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yeniden sahneleme teklifiydi. Dormen’in rejisiyle tekrar hayat bulan yapım, tam 30 yıl boyunca kapalı gişe oynayarak bir sahne fenomenine dönüştü.

Haldun Dormen’in dinmeyen üretim tutkusu, çocukluk kahramanı Afife Jale’ye bir saygı duruşu olan Afife Tiyatro Ödülleri’ni doğurdu ve bu girişim kısa sürede Türkiye’nin en prestijli sanat onuruna dönüştü.
2000’lerin başında "Dadı" dizisiyle televizyona dönerek yeni nesillerin de sevgilisi olan usta sanatçı, aynı yıllarda sahneye bu kez sadece "aktör" kimliğiyle çıktı. 90’lı yaşlarında bile Moliere’in 'Kibarlık Budalası'nda başrol üstlenerek, ömrünün her anını tiyatroya vakfettiğini bir kez daha kanıtladı.
Benzer Haberler

Her sayıda yeni bir atmosfer deneyimleyeceğiniz dergi dünyası

Dört nala gelen değişim: 2026 'Ateş Atı' yılına hazır mısınız?

Bad Bunny’den tarihi Super Bowl 2026 performansı: Şovda neler vardı?









