
Tanrıçalar çağı: Christopher Nolan'ın The Odyssey filmindeki efsane kadınlar
Hazırlayan: Sinem Kın
Bazı hikayeler zamanın ötesindedir. Her çağ onları yeniden anlatır; çünkü insanlar değişse de tutkular, savaşlar, özlem ve umut aynı kalır. Homeros’un yaklaşık üç bin yıl önce kaleme aldığı ‘Odysseia’ da işte bu hikayelerden biri. Truva Savaşı’nın ardından evine dönebilmek için tanrılarla, canavarlarla ve kendi kaderiyle savaşan Odysseus’un destanı, bugün hâlâ dünyanın en güçlü anlatılarından biri kabul ediliyor.
Christopher Nolan ise bu ölümsüz destanı yalnızca dev bir macera olarak değil, kadın karakterlerinin gücü üzerinden yeniden okumayı seçiyor. Çünkü Odysseus’un yolculuğunu asıl şekillendirenler karşısına çıkan yaratıklar değil; hayatına yön veren kadınlar. Beklemeyi seçen Penelope… Yol gösteren Athena… Baştan çıkaran Calypso… Bir savaşın başlamasına neden olan Helen…
Nolan’ın şimdiye kadarki en büyük prodüksiyonlarından biri olarak gösterilen ‘The Odyssey’, tamamı gerçek mekanlarda ve yeni nesil IMAX teknolojisiyle çekildi. Yönetmen, filmi “Homeros’un destanına içtenlikle yaklaşan” bir yorum olarak tanımlarken; yabancı basın da yapımın görsel ihtişamından çok, karakterlerinin duygusal derinliğini öne çıkarıyor. Çünkü bu kez destanın merkezinde yalnızca bir kahraman değil, onu var eden dört farklı kadın hikayesi bulunuyor.
Mitolojinin güçlü kadınları bir arada
‘The Odyssey’ filminin Paris galasında filmin güçlü kadın oyuncuları Lupita Nyong’o, Anne Hathaway, Zendaya ve Charlize Theron aynı karede buluştu. Yunan mitolojisinin ikonik karakterlerine hayat veren dörtlü, kırmızı halıda zarif görünümleriyle filmin epik atmosferini yansıttı.

Anne Hathaway bekleyişin kraliçesi
Penelope, Yunan mitolojisinin en güçlü kadınlarından biri. Çünkü onun gücü ne bir kılıçtan ne de tanrısal yeteneklerden geliyor. Gücü, vazgeçmemesinden geliyor. Odysseus’un yirmi yıl boyunca geri dönmesini beklerken krallığını tek başına ayakta tutuyor, kendisini evlenmeye zorlayan taliplerini ise her gece söktüğü dokuma hilesiyle yıllarca oyalıyor. Mitolojide Penelope yalnızca sadakatin değil, aklın ve direncin de sembolü kabul ediliyor. Anne Hathaway, röportajlarında karakterin kendisini en çok etkileyen yönünün ‘beklerken bile güçlü kalabilmesi’ olduğunu söylerken, antik çağın annelik anlayışını anlamaya çalışmanın oyunculuğuna farklı bir derinlik kattığını anlatıyor. Nolan’ın Penelope’si de bekleyen bir kadın değil; bir krallığı sessizce yöneten görünmez kahraman.

Charlize Theron baştan çıkaran sonsuzluk
Calypso ölümsüzdür. Issız adasında Odysseus’u kurtarır ve ona sonsuz yaşam teklif eder. Ancak bu teklif aslında vazgeçilmesi en zor tuzaktır. Çünkü Calypso’nun sunduğu şey aşk kadar esarettir. Yunan mitolojisinde o, arzunun ve vazgeçememenin simgesi olarak görülür. Charlize Theron’un güçlü ve gizemli ekran enerjisi, bu karakteri klasik ‘baştan çıkaran kadın’ kalıbının ötesine taşıyor. Nolan’ın yorumunda Calypso, yalnızca Odysseus’u değil, izleyiciyi de şu soruyla baş başa bırakıyor: Sonsuz bir hayat mı, yoksa eve dönebilme umudu mu?

Zendaya bilgeliğin sesi
Athena, Zeus’un başından doğan savaş ve bilgelik tanrıçası. Gücü kaba kuvvette değil; zekada, stratejide ve doğru zamanda doğru hamleyi yapabilmesinde saklı. Odysseus’un en büyük koruyucusu olarak yolculuğu boyunca ona rehberlik ediyor, kimi zaman kimliğini değiştirerek görünmeden yardım ediyor. Mitolojide aklın, sezginin ve medeniyetin simgesi kabul edilen Athena, destanın görünmeyen mimarı. Zendaya’nın canlandırdığı karakter de yalnızca bir tanrıça değil; Odysseus’un vicdanı, pusulası ve kaderini değiştiren görünmez güç olarak öne çıkıyor. Oyuncu, filmin en heyecan verici yanının Nolan’ın bu efsaneyi ‘insani duygular üzerinden yeniden kurması’ olduğunu söylüyor.

Lupita Nyong’o bir savaşın yüzü
Yunan mitolojisinde Helen yalnızca dünyanın en güzel kadını değildir; bazen tek bir insanın bütün bir çağın kaderini değiştirebileceğinin sembolüdür. Paris’in Helen’i Truva’ya kaçırması, tarihin en büyük savaşlarından birini başlatır. Buyüzden Helen, güzelliğin aynı zamanda nasıl bir yük olabileceğini anlatan en trajik karakterlerden biridir. Lupita Nyong’o ise karakteri canlandırmanın kendisi için büyük bir onur olduğunu söylerken, Nolan’ın oyuncularını yalnızca rolü oynamaya değil, karakterlerinin düşünce dünyasını birlikte inşa etmeye davet ettiğini anlatıyor. Helen’i yalnızca güzelliğiyle değil, taşıdığı tarihsel ağırlıkla yorumlayan bu yaklaşım, Nolan’ın destana getirdiği en modern dokunuşlardan biri olarak görülüyor.
Benzer Haberler

Roma'da aşk dolu bir "evet": İbrahim Selim ve Ayşe Şeyma Keten'in düğününden özel kareler

Parıltının yeni adresi: “Tasarımlarımızı daha geniş bir deneyim alanına taşımanın mutluluğunu yaşıyoruz”

Grimaldi Sarayı'nda, daha önce yayımlanmamış kareleriyle Monako Prensesi Charlene









