
Parıltının yeni adresi: “Tasarımlarımızı daha geniş bir deneyim alanına taşımanın mutluluğunu yaşıyoruz”
Röportaj: Sinem Kın
Kendine güvenen, stilini özgürce ortaya koyan kadınlardan ilham alan In The Mood For Love, artık Boyner çatısı altında daha geniş bir kitleyle buluşuyor. Markanın karakteristik parıltısını, cesur renklerini ve güçlü tasarım anlayışını Boyner’in ilham veren moda seçkisiyle bir araya getiren iş birliği, modayı yalnızca giyim değil; aynı zamanda bir ruh hali ve kendini ifade etme biçimi olarak ele alıyor.

HELLO!: In The Mood For Love’ın estetik dünyasında atmosfer, mekan hissi ve güçlü görsel kompozisyonlar önemli bir yer tutuyor. Bu yaratıcı yaklaşım, markanın tasarım diline nasıl yansıyor?
Rezzan Benardete: Tasarımı yalnızca bir ürün yaratma süreci olarak görmüyoruz; bizim için önemli olan, her koleksiyonun kendi atmosferini kurabilmesi. Bir siluetin hareketi, bir dokunun ışıkla kurduğu ilişki ya da bir parçanın yarattığı ruh hali tasarım sürecinin ayrılmaz bir parçası. Mimari bakış açımın da etkisiyle her koleksiyona mekansal bir perspektiften yaklaşıyorum. Nasıl bir mekanın karakteri oranlar, ışık ve malzeme arasındaki dengeden doğuyorsa, tasarım dilimiz de benzer bir hassasiyetle şekilleniyor. Bu nedenle koleksiyonlarımızda yalnızca güçlü görsel kompozisyonlar değil, aynı zamanda belirli bir duygu ve atmosfer de yaratmaya çalışıyoruz. Sonuçta ortaya çıkan parçaların kadına yalnızca bir stil değil, kendini ifade edebileceği bir alan sunmasını önemsiyoruz. In The Mood For Love’ın dünyasının merkezinde de tam olarak bu var: Güçlü ama zahmetsiz, dikkat çekici ama doğal bir duruş.
HELLO!: Markanız, payetler, cesur renkler, güçlü siluetler ve enerjik tasarım diliyle kadınlara kendilerini daha net ifade etme alanı sunuyor. Bir kadının tasarımlarınızı giydiğinde kendisiyle ilgili ne hissetmesini ya da neyi hatırlamasını istersiniz?
Banu Bora: In The Mood For Love’ın dünyasında payetler, renkler ya da dikkat çekici siluetler birer süsleme unsuru değil; bir ruh halinin yansıması. Beni en çok etkileyen, kadınların girdikleri ortamı değiştirmeye çalışmadan varlıklarıyla hissedilir olması aslında. Tasarımlarımızın da benzer bir etki yaratmasını önemsiyorum. Güçlü ama zahmetsiz, iddialı ama hiçbir şeyi kanıtlama ihtiyacı duymayan bir duruş. Sonuçta bir parçanın hatırlatmasını istediğim şey özgüven değil; çünkü özgüven zaten orada. Belki sadece onu yeniden görünür kılmak.
HELLO!:Koleksiyonun yaratım sürecinde sizi besleyen kadın figürleri, görsel referanslar ya da dönemler neler oluyor?
R. Benardete: In The Mood For Love, görsel dünyasını farklı dönemlerin ihtişamından, sinematografik sahnelerden ve modern şehir kadınının özgüveninden besliyor. Bizim için ‘kutlama’ fikri yalnızca özel anlarla sınırlı değil; kadının kendini iyi hissettiği, stilini özgürce ifade ettiği her anın içinde var. Bu nedenle hayatı kendi ritminde yaşayan, kendi stilini kuran ve bulunduğu ortama karakter katan kadınların enerjisi tasarımlarımıza yön veriyor. Güçlü ama aynı zamanda oyunbaz bir tavır taşıyan bu kadın figürleri, marka dünyamızın en önemli ilham kaynakları arasında. Parıltıyı ise yalnızca gösterişli bir detay olarak değil; ruh halini dönüştüren, özgüven ve görünürlük hissini güçlendiren bir tasarım dili olarak ele alıyoruz.

HELLO!: Markanın dünyasında parıltı, renk, doku ve formlar; aynı zamanda estetik bir duygu taşıyor. Bir koleksiyonun çıkış noktasını belirlerken sizi en çok hangi unsurlar yönlendiriyor?
B. Bora: Bizim için koleksiyonun başlangıç noktası her zaman bir his. Teknik bir tasarım fikrinden önce, o parçanın nasıl bir ruh hali taşıyacağına bakıyoruz. Çünkü bir siluet, bir renk ya da bir doku tek başına değil; yarattığı duygu kadar güçlü. Bazen bir payetin ışıkla kurduğu ilişki bütün koleksiyonun yönünü belirliyor, bazen güçlü bir renk paleti ya da vücuda net bir duruş kazandıran bir form. Ama hepsinin ortak noktası şu: Bir enerji yaratmak. Gündüzden geceye uyum sağlayan ama her zaman bir tavır taşıyan parçalar üzerinde çalışmayı seviyoruz.
HELLO!: In The Mood For Love’ın Boyner ile buluşması, markanın daha geniş bir kitleyle temas etmesi açısından önemli bir adım. Bu birliktelikle markanın gelecekteki yolculuğunu nasıl görüyorsunuz?
R. Benardete: In The Mood For Love için Boyner ile buluşmak, markanın estetik ve duygusal dünyasını daha görünür ve erişilebilir bir alana taşımak anlamına geliyor. Bugüne kadar kendi kanallarımız ve seçili satış noktalarımız üzerinden özel bir kitleyle buluşuyorduk. Şimdi Boyner’in güçlü mağaza deneyimi ve dijital kanalları sayesinde bu dünyayı daha geniş bir kitleyle paylaşma imkanı yakalıyoruz. Bu iş birliğini yalnızca yeni bir satış kanalı olarak değil, modayı bir ruh hali olarak ele alan yaklaşımımızı daha fazla kadına ulaştıran stratejik bir adım olarak görüyoruz.
B. Bora: Boyner ile birlikte In The Mood For Love’ın özgür, eğlenceli ve karakterli ruhunu daha geniş bir deneyim alanına taşıyoruz. Markamızın dünyasında her zaman güçlü bir duygu, parıltı ve kendini ifade etme özgürlüğü var. Cesur renkler, ışıltılı dokular, feminen siluetler ve kutlama hissi artık daha fazla kadınla buluşacak. Boyner’in farklı stil dünyalarına alan açan yapısı, bizim cesur ve duygusal tasarım dilimizle çok doğal bir şekilde örtüşüyor. Bu birliktelikle daha fazla kadına stilin yalnızca giyinmek değil; iyi hissetmek ve anı kutlamak için güçlü bir ifade biçimi olduğunu anlatmak istiyoruz.
HELLO!: Eğer In The Mood For Love bir şehir olsaydı, hangi şehir olurdu ve neden?
R. Benardete: Benim için kesinlikle Paris ile İstanbul arasında bir yerde dururdu. Paris’in zamansız zarafeti, mimari dokusu ve estetik hafızası; İstanbul’un katmanlı ruhu, ışığı ve hiç dinlemeyen pırıltılı enerjisi markanın dünyasıyla çok örtüşüyor.
B. Bora: Ben de Paris derdim. Özellikle gün batımından sonra bambaşka bir enerjiye bürünen, sofistike olduğu kadar özgür hissettiren Paris. Kendine güvenen, stilini doğal bir şekilde taşıyan kadınların şehri gibi... In The Mood For Love’ın dünyasında da aynı denge var: Feminen ama güçlü, dikkat çekici ama zahmetsiz.
“Modayı bir ruh hali olarak görüyoruz”
Banu Bora, “In The Mood For Love’ın dünyasında payetler, renkler ya da dikkat çekici siluetler birer süsleme unsuru değil; bir ruh halinin yansıması. Beni en çok etkileyen, kadınların girdikleri ortamı değiştirmeye çalışmadan varlıklarıyla hissedilir olması aslında” diyor.

Boyner Kadın, Erkek ve Çocuk Giyim Kategori Direktörü Merve Hacıhüseyinoğlu
HELLO!: Boyner, farklı stil dünyalarına ve güçlü hikayeye sahip markalara da alan açıyor. In The Mood For Love’ın Boyner seçkisine dahil olması, Boyner’in moda yaklaşımı açısından nasıl bir anlam taşıyor?
Merve Hacıhüseyinoğlu: Dönüşüm yolculuğumuzu yalnızca ürün çeşitliliğini artırmak olarak değil; müşterilerimize ilham veren, keşif duygusunu canlı tutan bir deneyim sunmak olarak görüyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda seçkimizi her geçen yıl geliştirirken, moda camiasının dünyaca ünlü güçlü oyuncularının yanı sıra özgün tasarım anlayışı ve güçlü hikayesiyle öne çıkan markalara da yer veriyoruz.
In The Mood For Love’ın Boyner seçkisine dahil olması da bu bakışımızın doğal bir uzantısı. Modern feminenliği kendine özgü bir estetikle yorumlayan marka, seçkimize yeni bir enerji ve farklı bir bakış açısı katıyor. Bizim için en değerli tarafı ise In The Mood For Love’ın özgün dünyasını daha geniş bir kitleyle buluşturarak müşterilerimize ilham veren yeni keşifler sunabilmek. Çünkü Boyner’de modayı yalnızca takip edilen değil, keşfedilen ve deneyimlenen bir alan olarak görüyoruz.
Benzer Haberler

Grimaldi Sarayı'nda, daha önce yayımlanmamış kareleriyle Monako Prensesi Charlene

Sosyal medya ve beslenme

Yasemin Öğün & Betina Demişulam iki markadan güçlü bir stil ortaklığı









