Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
All About History

Göksel varlıklar: Tarihten günümüze melek karşılaşmaları ve gizemi

Onlar yalnızca cennette var olan soyut varlıklar değil, tersine birçok insan meleklerin her an etrafımızda olduğuna inanıyor

Yazan: Edoardo Albert

İnsanların meleklerle karşılaşması mümkün mü? Belki siz hiç karşılaşmadınız ama tanıdığınız birilerinin buna inandığına emin olabilirsiniz. Yapılan araştırmalar, dünya genelinde her üç kişiden birinin bir şekilde meleklerle karşılaştığını düşündüğünü ortaya koyuyor. Bir başka araştırma ise Britanya’da 800’den fazla melek görme iddiasını incelemiş. Hikâyeleri anlatanlarsa, sadece başına olağanüstü olaylar gelen sıradan insanlar… Aslında meleklerin hikâyesi de tam burada başlıyor: Sıradan insanların, olağanüstü bir varlıkla karşılaşmasıyla…

Bu tür karşılaşmalara dair en eski anlatılardan biri, Tevrat’ın ilk kitabı olan Yaratılış’ta (Genesis) yer alıyor. Günün en sıcak saatlerinde, göçebe İbrahim, Havron’daki Mamre Meşeliği’nde çadırının girişinde otururken birden karşısında üç adam belirir. Onların sıradan yolcular olmadığını hemen anlayan İbrahim, hızla yerinden kalkıp misafirlerini karşılar ve çadırında dinlenmeleri, hatta yemek yemeleri için ısrar eder. Ziyafet sona erdiğinde, bu yabancılar yıllardır çocuk sahibi olamamış İbrahim ve yaşlı karısı Sara’ya bir oğulları olacağı ve ona İshak adını verecekleri müjdesini verir. Çadırın içinde konuşmaları dinleyen Sara, bunlara gülüp geçer. Ama tahmin edin ne olur? Bir süre sonra gerçekten de bir oğulları olur. Meleklerin getirdiği müjde gerçekleşir.

MELEKLERİN HABERCİ OLARAK ROLÜ

Meleklerin en önemli özelliği, Tanrı’nın habercileri olmalarıdır. Aslında, “melek” kelimesi, Aramice/Süryanice ve İbranice “malach”tan gelir ve “haberci” demektir. Bu yüzden, kadim kutsal metinlerde ve mitlerde meleklerden bahsedildiğinde, onların kim olduğundan çok, taşıdıkları mesaj önemiydi. Ancak zamanla ve insanlar bu gizemli haberciler hakkında daha fazla düşünmeye başladıkça, bazı meleklere isimler verildi. Tevrat ve İncil’de adı geçen melekler genellikle anonimdir, ancak üç tanesinin ismi vardır: Mikail, Cebrail ve Rafael. Rafael’in adı, yalnızca Katolik ve Ortodoks İncil’lerinde bulunan Tobit Kitabı’nda geçer ve Protestan ile Yahudi kutsal metinlerinde yer almaz. Cebrail, İslam’da da önemli bir figürdür. Kur’an’a göre, Hz. Muhammed’e vahiy getiren melektir. Bu anlamda meleklerin en ünlüsü Cebrail, meleklerin en bilinen rolünü de pekiştirir: Mesaj iletmek. Cebrail aynı zamanda, Nasıra’da yaşayan sıradan bir genç kız olan Meryem’e bakire olmasına rağmen bir oğlu olacağını ve o oğulun, Davut soyunun üzerinde hüküm süreceğini bildiren melektir. Tabii bu haber, Roma egemenliği altındaki küçük bir Yahudi kasabasında yaşayan fakir bir genç kız için kolay kabul edilebilecek bir şey değildir. Meleklerin mesajlarının bir diğer ilginç yönü ise, genellikle o an için anlaşılması zor olmalarıdır. Olayların akışı içinde zamanla anlam kazanan bu mesajlar, her ne kadar belirsiz olsa da, meleklerle karşılaşanlar hissettikleri ağırlık sebebiyle durumun ciddiyetini hemen kavrardı. Yani, evet, meleklerin ağırlığı vardır.

MELEKLERLE KARŞILAŞMA

Meleklerle karşılaşma vakaları yalnızca İncil veya diğer kutsal kitaplarla sınırlı değil. Yüzyıllar boyunca birçok kişi, meleklerle çeşitli şekillerde karşılaştığını iddia etti ve bu tür deneyimler hâlâ devam ediyor. İngiliz sanatının öncü ismi William Blake, sekiz yaşındayken Peckham Rye’da yürürken “Her dalı yıldızlar gibi parıldayan, melek kanatlarıyla dolu bir ağaç gördüğünü” söylemiştir. Bu görüler hayatı boyunca devam etmiş ve gördüklerini aktarma çabası, şiirlerine ve resimlerine garip, parlak bir canlılık katmıştır.

Ama meleklerle karşılaşanlar sadece dâhi sanatçılar değil. Bu, sıradan insanların da başına geliyor. Araştırmacı Emma Heathcote-James, Birleşik Krallık’taki melek görme vakalarını araştırmak için bir anket düzenlemiş ve kendisine 800’den fazla olay bildirilmiş. Yanıt verenlerin yüzde 31’i meleğin geleneksel beyaz elbiseler içinde, yüzde 17’si insana benzer bir formda göründüğü belirtmiş. Geriye kalanlar ise, melekle olan karşılaşmalarını daha çok fiziksel bir his, bir koku, bir ses, ışık ya da içsel bir duygu gibi tanımlamış. Melekler insan formunda göründüğünde, genellikle bir uyarı yapar ya da birini tehlikeden kurtarır. Ancak, kurtarılan kişi onlara teşekkür etmek için döndüğünde, melek kaybolmuş olur. Orta Doğu’da gerçekleşen bir olayda; dağda kaybolan iki gezgin, uzun beyaz entarili bir adam gördüklerini ve bu kişinin onları güvenli bir yere yönlendirdiğini ancak teşekkür etmeye fırsat bulamadan adamın kaybolduğunu bildirmiş. Gerçi o coğrafyada beyaz entari giymiş erkekler normal bir görüntü. Bazen ise bir melek, bir felaketi engellemek için fiziksel müdahalede bulunabilir. Ankete katılanlardan biri, caddeden karşıya geçmek için başını kaldırmadan adım atmaya hazırlanırken, birinin onu fiziksel olarak tutup geri çektiğini, hemen ardından bir aracın önünden geçtiğini ancak o anda orada kimseyi görmediğini belirtmiş. Bunların dışında melekler, bazen de kendilerini güzel bir parfüm kokusu olarak gösterebilir.

Meleklerle karşılaşan kişiler için bu deneyim genellikle çok anlamlı ve derin bir kişisel deneyimdir, hafife alınacak bir konu asla değildir. Katılımcılar arasında kendilerini ateist veya agnostik olarak tanımlayan bir azınlığın olması, meleklerle görmenin sadece melekleri bekleyen ya da onlara inanan insanlarla sınırlı olmadığını gösteriyor.

MELEK ASLINDA NEDİR?

Melekler, kendilerini bazen görkemli bir ihtişamla ya da sadece sıradan insanlar gibi veya ışık, duygu, ses gibi soyut şekillerde gösterebilirler. Yani, onlar normal varlıklar değildir. Adları, yaptıkları işi anlatan birer simgedir, onların aslında ne olduklarına dair bir şey söylemez.

Öncelikle, melekler sahip oldukları doğaüstü güçlere rağmen tanrı değiller. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi melek inancının yer aldığı dinlerde yalnızca bir Tanrı vardır. O, her şeyi yaratan, yeri ve göğü, insanları ve hayvanları ve tabii ki melekleri yaratan varlıktır. Melekler, tıpkı bizler gibi, bizden daha güçlü bir varlık tarafından yaratılmışlardır. Biz et, kan ve kemikten yapılmış, somut varlıklarız. Ama meleklerin neyle yaratıldıkları konusunda net bir görüş birliği yoktur. Eski Yahudi düşüncesine göre, melekler ateşten yapılmıştır. İslam geleneği ise meleklerin nurdan, cinlerin ise ateşten yaratıldıklarını söyler. Hristiyan teologları melekleri ışık varlıkları olarak kabul eder. Ancak tüm bu açıklamalar gerçeklerden çok birer metafordur, zira melekler, Maxwell denklemleriyle açıklanabilecek bir dalga fonksiyonu değildir. Onlar, fiziksel bedene sahip olmayan ama istediklerinde fiziksel biçimler alabilen ya da maddesel dünyayı etkileyebilen varlıklar. Ancak özleri saf ruhtur. İnsanlar gibi hem madde hem ruh taşıyan melez varlıklar değildir. Meleklerin belirli bir fiziksel görünümü yoktur; her biri benzersizdir ve biri diğerinden, tıpkı bir kedinin köpekten farklı olduğu gibi farklıdır. Bu yüzden, insanlardan radikal biçimde ayrılırlar.

MELEKLERİN FARKLI DERECELERİ

Melekler zaman zaman insan formunda görünseler de, tanıklar bazen gördüklerini tarif etmekte zorlanır, sanki kelimeler, karşılaştıkları gerçekliği ifade etmeye yetmiyordur. Bu tür anlatımlarda melekler, altı çift kanatlı, dört bedene sahip ya da tekerlek biçiminde tasvir edilir ve bu da onların doğasının bizim kavrayışımızın ötesinde olduğunu gösterir. Eğer her melek gerçekten farklı bir türse, bazılarının tarif edilemeyecek kadar tuhaf yaratıklar olmasını beklemek gerekir. İnsanlarla bağlatıda olanların insana benzeyen melekler olduğu, diğerlerinin ise farklı işlerle ilgilendiği düşünülebilir.

Yahudi, Müslüman ve Hristiyan düşünürleri, melekler arasında kozmik bir hiyerarşi olduğuna inanmışlardır. Bu fikir, bir 5. yüzyıl rahibi olan Dionysius Areopagite tarafından detaylı şekilde geliştirilmiştir. Dionysius, en kutsal sayı üç olduğu için, melekler arasında üç temel kademe olduğunu, her kademe içinde de üç ayrı sınıf bulunduğuna inanıyordu. En alt kademede, insana dair işlerle ilgilenen melekler bulunuyordu ve bu kademe; melekler, başmelekler ve egemenlikler adlı sınıflardan oluşuyordu. Orta kademe, uluslar ve kaderlerle ilgilenen kademeydi ve burada güçler, yönetimler ve hükümranlıklar bulunuyordu. En yüksek kademe, Tanrı’ya odaklanandı ve burada tahtlar, kerubim ve serafimler yer alıyordu. Bu mantığa göre, İncil’de adı geçen melekler, yani Cebrail, Mikail ve Raphael, düşük dereceli başmeleklerdi. Ancak herkes bu görüşü kabul etmez, çünkü Mikail, Vahiy’de göksel orduların lideri olarak şeytana karşı savaşan bir figür olarak tanımlanmıştır. Mikail, insan işleriyle de dikkat çeker; örneğin 12 yaşında Fransız bir kız olan Joan’a görünüp ona İngilizleri Fransa’dan kovma görevini verir. Tarihin en olağanüstü kadersel hikâyelerinden birinde Joan, ne yapıp edip Fransız kralını tavsiyesine uymaya ikna eder ve İngilizler gerçekten de yenilgiye uğrar, ancak Joan İngilizler tarafından yakalanır ve idam edilir.

Sonuç olarak meleklerin getirdiği mesajlar her zaman önemli olsa da, her zaman rahatlatıcı değildir. Bazen son derece sarsıcı, hatta tehlikelidirler. Çünkü melekler bizim gibi değildir; öyle keskin ve çarpıcı bir gerçekliğe tanıklık ederler ki, bu gerçeklik insan ruhunu tüm yanılsamalarından sıyırıp alabilir ve bu asla kolay ya da huzurlu bir süreç değildir.

“VE GÖKLERDE SAVAŞ BAŞLADI…”

İyi meleklerin yanında Tanrı’nın lütfundan mahrum bırakılanlar da teolojinin bir parçasıdır

Melekler ışıkta yükselmiş olsa da, hepsi orada kalmamıştır. Adem ve Havva, ‘diğer vahşi hayvanlardan daha kurnaz’ olan yılan tarafından kandırılarak cennetten düşerler. Eyüp Kitabı’nda şeytan, Eyüp’ü test etmeye çalışır. Daha sonra, şeytan ve yılan aynı varlık olarak tanımlanır: “düşman hep o yılan, şeytan, iblistir.” Peki ya şeytan kimdir? O, meleklerin en parlak olanı, Tanrı’ya isyan eden ve tüm yandaşlarıyla birlikte Mikail tarafından gökten kovulan Lüsifer’dir. Tanrı, yarattığı yeni varlık olan insanı onlara tanıtınca, Lüsifer ve taraftarları bu karma varlığa saygı göstermeyi kabul etmez ve isyan çıkarırlar. En parlak melek olması sebebiyle Lüsifer, kibirlidir ve bu kibir onu en derin cehenneme sürükler. Onunla birlikte kovulan düşmüş melekler de saf ruhtur aslında ama yozlaştıkları için kötüdürler ve dünyada kaos yaratırlar. Tanrı ile kıyaslanacak güce sahip olmasalar da, insandan çok daha güçlü ve zekidirler.

Görseller: Getty; Alamy

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo