Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
Pozitif

Gülün enerjisi, güzelliği ve şifası

Binlerce yıldır güzellik iksiri ve şifa kaynağı olarak kullanılan gül; aromaterapide, yemek kültüründe ve edebiyatta da önemli bir yere sahip. Enerjisi çok yüksek olan bu mis kokulu bitki, günümüzde modern tıbbın da araştırma konuları arasında...

Aytaç Özkardaş Gozzi

İlkçağlardan beri sevgi ve güzelliğin sembolü olan gül, güzel kokusu ve içeriğinde bulunan eşsiz maddelerle aynı zamanda bir şifa kaynağı. Osmanlı ve İslam kültüründe çok önemli bir yere sahip olan güller artık eskisi gibi kokmuyor, parklarda bir peyzaj ögesi olmaktan öteye gidemiyor. Gül kokusunu bilmeyen bir kuşak, sentetik olarak üretilen gül kokularını da pek sevemiyor. Oysa günümüzde parfüm endüstrisinin hammaddesi olarak kullanılan güllerin vatanı Anadolu. Kokulu güller arasında en değerli türlerden biri olan rosa damascena, dünyada sadece Isparta yöresi ve Bulgaristan’ın Kazanluk Vadisi’nde yetişiyor. Mayıs ayı ortalarından haziran ortasına kadar sadece bir ay açan rosa damascena, çok özel iklim ve toprak şartları isteyen nadir bir gül türü. Yumuşak, katmer katmer pembe yaprakları ve yoğun kokusuyla dikkat çeken güller, dünya güzellik endüstrisinin çok değer verdiği bir bitki.

Bülbülün güle aşkı

Bir güzellik iksiri olduğu kadar yemek kültüründe, edebiyatta ve eski tıpta da önemli yeri olan gülle ilgili bilgi almak için görüştüğümüz İstanbul Medipol Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayten Altıntaş, en büyük isteğinin büyük bir şifa kaynağı olan gerçek gül suyunun değerinin anlaşılması ve halkın bu basit ama etkili ürüne ulaşabilmesi olduğunu vurguluyor. Gülün şifalarını anlatmadan önce kültürümüzdeki yerinden de bahseden Prof. Dr. Altıntaş, şöyle devam ediyor: “Gül, insanlık tarihinde çok önemli bir çiçek. Ama İslam’da çok daha farklı, çok daha önemli bir yeri var. Tanrı aşkı hep gülle sembolleştirilmiş. Hz. Muhammed’in sembolünün de gül olduğu biliniyor. Yunus Emre, ‘Çiçek eydür ey derviş gül Muhammed teridir’ diyor mesela. Halk arasında ‘gül koklamak sevaptır’ denmesinin nedeni de budur. Osmanlı edebiyatında çokça kullanılan motiflerden biridir. Gül ve bülbülün aşkı şiirlerde inanılmaz bir çeşitlilikle işlenmiş, nakkaşlar gülü inanılmaz bir güzellikte resmetmişler.”

Gül kokusu belleği artırıyor

Güle çiçekler dünyasında bu kadar özel bir yer veren ve kendisinden “bütün ağaçların nuru, bütün çiçeklerin şahı” (Ebu Hanife ed- Dineveri- Kitab-ı Nebat) diye söz edilmesine neden olan, kuşkusuz o çok özel kokusu. “Şimdiki gençlik gül kokusunu sevmiyor çünkü tanımıyor. Güllerin çoğu kokmuyor artık” diyen Prof. Altıntaş, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Dünyada inanılmaz çeşitlilikte gül var. Ancak kokulu güller sınırlı ve gittikçe kokularını kaybediyorlar. İbn-i Sina’dan Osmanlı hekimlerine hepsi gül kokusunun belleği artırdığı üzerinde birleşiyor. Kuran-ı Kerim’i hatmetmek isteyenlerin hafızalarını artırmak için gül kokladığı, Kuran’ın arasına gül konulduğu biliniyor. Bu araştırmaları yaparken modern tıbbın gül kokusu ile hiçbir alakası olmadığını düşünüyordum ancak sonra bazı çalışmalar buldum. Örneğin, Almanya’da yapılan bir araştırmada gül kokusunun hafızaya etkisini araştırıyorlar. İzole odaların birinde limon, diğerinde rezene, bir diğerinde ise gül kokusu bulunuyor. Denekleri zeka testine tabi tutup, beyinlerine elektrotlar bağlayarak bir gece o odalarda yatırıyorlar. Uyurken beyni inceliyorlar, uyandıktan sonra bir test daha uyguluyorlar. Sonuçlar şaşırtıcı! Gül kokusunun hafızayı artırdığı, beyni daha iyi çalıştırdığı ortaya konuyor.”

Prof. Dr. Altıntaş ayrıca, son araştırmalarda en yüksek enerjiye sahip olan bitkinin gül olduğunun yer aldığını da vurgulayarak, “Artık her meyvenin, sebzenin enerjisi ölçülebiliyor. Ama bu bildiğimiz anlamda kalori hesabı gibi bir şey değil. Ve en yüksek enerji 384 MHz frekans ile gülde bulundu. Yani gülün enerjisi o kadar büyük ki belki de bu yüzden böylesine büyük bir simge oldu” diyor.

Aromaterapide gülün yeri

Gül, aromaterapide çok özel bir yere sahip. Gül yağının içerisindeki 85 farklı maddeden biri olan feniletenol, rahatlatıcı ve uyku verici etkiye sahip. Bu nedenle depresyon tedavisinde, gerilimli ruh durumlarında kullanılıyor. Uykudan önce gül koklamak kişiyi yatıştırıyor. Aromaterapistler, gül kokusunun bizi pozitif, huzurlu ve güvende hissettirdiğini söylüyor. Güven duygunuzu kaybettiğinizde, şüphe ve korkularınıza takılı kaldığınızda gül koklamak biraz olsun size yardımcı olabiliyor. Ayrıca gül kokusu kalp enerjisini uyarıyor, kalp çakrasını açıyor, sevgi, neşe ve empati yaratmaya yarıyor.

Osmanlı’da gül ile tedavi

Sadece bir ay açan kokulu gülleri saklamak ve faydalarından yıl boyunca yararlanmak için insanoğlu çeşitli yöntemler geliştirmiş. Eski tıp kitapları incelendiğinde gülle yapılan tedaviler başlıca üç bölüme ayrılıyor; gül suyu, gül yağı ve gülün şeker ve balla karıştırılması ile elde edilen gül macunu, gül reçeli, gül şerbeti gibi ürünlerle yapılan tedaviler...

“Gül solup gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden alabiliriz. Gül suyundan dediler.” Mesnevi

Gül suyu: Eski tıpta gül suyunun en çok faydalanılan yönü ferahlatıcı, serinletici etkisi. Bayılmalara, sıkıntılara karşı rahatlamak için de kullanılıyor. İbn-i Sina, bu ferahlatıcı etkiden dolayı ateşi düşürmek için kullanılabileceğini söylüyor. Yine eski kitaplarda bayılanları ayılttığı, baş ağrılarını geçirdiği, ağız ve boğaz ağrılarına iyi geldiği anlatılıyor. Göz kanlanmalarında, şişkinliklerde de gül suyundan faydalanılıyor. Hatta gül suyu, göz ilacı olarak hekimler tarafından yakın zamana kadar kullanılmış. Öte yandan asırlar boyunca kadınlar tarafından cildi temizlemede, sıkılaştırmada, nemlendirmede, yumuşatmada, yaşlanmasını geciktirmede, canlandırmada kullanılan doğal bir tonik gül suyu.

Ancak tabii ki bu kitaplarda bahsedilen gül suyu, günümüzde raflardaki birçok ürün gibi sentetik yollarla üretilmiş değil. Güllerin su buharı distilasyonu ile damıtılması ve buharlaşan maddelerin soğutulmasıyla elde edilen güzel kokulu sıvılardan söz ediliyor. Günümüzde gerçek anlamda iyi bir gül suyuna ulaşmanın zorluğunu vurgulayan Prof. Altıntaş, gül suyunun Osmanlı kültüründeki yeri ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Osmanlı’da zengin-fakir her evde mutlaka gül suyu bulunuyordu. Sarayda da gerek ziyafetlerde gerekse kadınlar arasında kırışıklıklara karşı bir güzellik iksiri olarak kullanılıyordu. Bizim kolonya kültürümüz bile gül suyundan geliyor. III. Selim’in bir fermanında kahve, şerbet ve gül suyu ile yapılan ikram törenlerinin artık 40 kişi yerine 15 kişi ile yapılması buyruluyordu. Eğer yabancı bir devlet yetkilisi gelmişse yine törenin 40 kişi ile yapılabileceği vurgulanıyordu. Yani bu törenler o kadar önemli ki söz konusu ritüeli 40 kişi gerçekleştiriyor.”

Gül macunu: Gülün şeker ve balla karıştırılması ile elde edilen gül macunu, gül balı, gül şurubu, cüllap, gülbeşeker gibi hazırlama yöntemleri farklı bu ürünlerin en sık kullanıldığı hastalıklar, mide ve karaciğer rahatsızlıkları. Örneğin, gülün balla karıştırılıp güneşte bekletilmesiyle hazırlanan gül balının midedeki salyayı azaltacağı, bağırsakları temizleyeceği anlatılıyor. Prof. Altıntaş, eski kitaplardan yola çıkarak bir de gül macunu tarifi veriyor: “400 gram gül yaprağı temizlenir, 800 gram şeker ile ovulur, 20-30 gün güneşte bekletilir ve sırlı çömleğe konulur. Eski kaynaklara göre, bu macunun en önemli etkisi balgam salgısının düzenlenmesi, mide ve karaciğeri kuvvetlendirip rahatlatmasıdır.”

Gül iksiri: Zeytinyağı ve susam yağı gibi çeşitli yağların içine gül yaprakları dolduruluyor. Yağlar iyi bir çözücü olduğu için bu sayede gül yapraklarının içindeki maddeler çözülüyor. Osmanlı tıbbında gül iksiri olarak anılan bu karışım; kırışıklıklar, alerjiler ve döküntüler gibi her türlü deri hastalığında kullanılıyor.

Gül sürmesi

Osmanlı kadınlarının güzelleşmek için kullandığı ürünlerden biri de gül sürmesi. Prof. Ayten Altıntaş, Osmanlı tıp kitaplarının ışığında gül sürmesinin yapımını şöyle anlatıyor: “Kurutulmuş iyi cins güller uygun bir kapta ateş üzerinde kavrulur, toz haline getirilir. Çok ince elekten elenir ve göze sürme olarak çekilir. Dönemin hekimleri, bu sürmenin kirpikleri gürleştirdiğini söylüyor.”

Kurutulmuş gül ile iki tarif

Prof. Ayten Altıntaş’ın araştırmaları sonucu ulaştığı iki tarif, kuru kokulu güllerle Osmanlı’da nasıl şifa bulunduğunu ortaya koyuyor.

Gözler için: Bir tutam kuru gül, kahve cezvesinde yeterince su ile haşlanır, soğutulur. Tercihen gül yaprakları ile beraber göz kapaklarına pansuman yapılır. Bu pansuman gözlerdeki şişliklerin inmesine ve gözlerdeki ağrının dinmesine yardımcı olur.

Sivilceler ve tahrişler için: Gül kurusu ufalanarak toz haline getirilir. Yüzdeki sivilcelere pudra gibi sürülür. Bu gül tozu; kasık ve baldırlardaki tahrişlerde, ağız içi yaralarda ve çıbanlarda da kullanılır.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo