
Her mevsimin kaçış rotası: Bolu
Yazı: Erdal İpekeşen, Eren Başağan
Cennet, sadece göklerde değil, ayaklarımızın altında da uzanıyor.” İstanbul’dan çıkıp direksiyonu Bolu’ya kırınca önümüzde açılan muhteşem manzaralar, insanın aklına doğa bilimci, yazar, çevre filozofu John Muir’in bu sözlerini getiriyor. Zira daha Hendek’i geçerken bizi sarıp sarmalayan yeşil, serpiştiren karın altında aştığımız her kilometrede sanki biraz daha artıyor, biraz daha koyulaşıyor. İstanbul’un yanı başında sayılacak kadar yakın, her şeyi birkaç günlüğüne de olsa arkada bırakacak kadar uzak Bolu’nun vaat ettikleri henüz yolu yarılamamışken gerçeğe dönüşüyor.
Bolu, dört mevsimi yaşayan Türkiye’de dört mevsimin de hakkını tek başına en iyi veren yerlerden biri. Kış sporlarından outdoor etkinliklere, doğa fotoğrafçılığından kültürel zenginliklerin keşfine dek farklı aktiviteler sunuyor. Uluslararası işaret sistemiyle belirlenen ve farklı zorluk derecelerine sahip Türkiye’nin en uzun yürüyüş rotalarına sahip Bolu’da iki günlük program bile, bol oksijenden başınızın döneceği çok özel bir tatil haline geliyor. Tatilde ne yapacağınızı belirleyen en önemli etmen ise elbette mevsim.

Köroğlu'nun zirvesine yolculuk
Şimdi Bolu’nun tam zamanı örneğin. Çünkü Aralık-Mart ayları arasında şehir yoğun kar yağışı alıyor, sunduğu manzara ve aktivite çeşitliliği artıyor. Kartalkaya, Arkut Dağı ve Gölcük’ün tabiat yapısı, kayak, doğa yürüyüşü, teleferik ve yamaç kızağı tutkunlarına hitap ediyor. Özellikle de Bolu’ya 38 kilometre uzaklıktaki Türkiye’nin en gözde kayak merkezlerinden Kartalkaya, tam bir kayak ve snowboard merkezi. Biliyorsunuz Kartalkaya, Batı Karadeniz bölgesinde, Bolu ilinin güneydoğusunda, Köroğlu Dağları üzerinde yer alıyor. Kayak merkezi ve çevresi çam ormanlarıyla kaplı ki her mevsimi ayrı bir güzellikte... Buraya sadece kayak için gitmeniz de şart değil. Leziz yemekleri, seyrine doyum olmayan manzaraları, hatta kar topu savaşı yapmak da son derece iyi nedenler. Turla gitmiyorsanız, aracınızda mutlaka kar lastiği ya da zincir bulundurun. Ve unutmayın her türlü zahmete değer. Yarısı buz tutmuş derelerin yanından, dev ağaçlardan oluşan, yarı ılıman iklimin etkisi sayesinde yeşilliğini koruyan ormanın içinden geçerken büyüleneceğinizden eminim. Merkeze vardığınızda modernize edilmiş klasik yayla evi ve/veya lodge tipi otellerde konaklayabiliyorsunuz. Kar kalınlığı normal kışkoşullarında üç metreye ulaşabilen Kartalkaya, Alp kayağı, kayaklı koşu (cross-country), hediklerle doğa yürüyüşü ve tur kayağı için çok uygun. Merkezde toplam uzunluğu 30 kilometreyi bulan 28 pist bulunuyor. Kayak alanları bin 850 ile 2 bin 250 metre arasında değişiyor. Üç telesiyej, 10 teleski ve beş babylift hizmet veriyor. Kartalkaya’da ayrıca Türkiye’nin en profesyonel snowpark projesi yer alıyor. Avusturya’dan gelen mühendislerin projelendirdiği Türkiye’nin bu ilk profesyonel snowparkında üç ana rampa, bir corner, üç handrail ve üç box mevcut.
Elbette Kartalkaya, sadece spor yapılan bir yer değil. İçlerinde restoranlar, yüzme havuzu, disko, bar ve oyun salonlarının yer aldığı konaklama mekânları var. Hafta sonları gece kayağı gösterileri de düzenleniyor. Merkezde iki kafe-bar hizmet verirken, otellerin bünyesindeki barlarda DJ performansları eşliğinde düzenlenen eğlenceler gecelere renk katıyor.
Bolu’da kış sporu ve kayak imkânıyla dikkat çeken bir diğer merkez ise 1300 metre yüksekliğe sahip Gerede-Esentepe Arkut Dağı Kayak Merkezi. Asırlık çam ağaçlarının bulunduğu Esentepe pistlerinde her yıl uluslararası kayak yarışmaları düzenleniyor.

Göller diyarı
Fakat Bolu, kışa hapsolmayacak kadar renkli, çeşitli bir yer. Her şeyden önce asıl alamet-i farikası elbette Türkiye’nin hiçbir bölgesinde örneğine rastlayamayacağınız zenginlikteki tabiatı. Kilometrelerce uzanan çam ağaçları, birbirine komşu gölleri, yaylalarıyla doğayla baş başa vakit geçirmek isteyenler için dört dörtlük bir yer. Özellikle de Bolu’nun 42 kilometre kuzeyinde bulunan Yedigöller Milli Parkı. Doğanın tüm renklerinin mükemmel bir uyumla kaynaştığı, sarının en sarı, mavinin en mavi, yeşilin en yeşil olduğu, 1642 hektar büyüklüğünde bir masal diyarı burası. Kuzeyden güney yönüne doğru sıralanmış ve isimlerini özelliklerinden almış Seringöl, Büyükgöl, Deringöl, Küçükgöl, İncegöl ve Nazlıgöl, kendine has büyüleyici atmosferiyle ayrı birer dünya.
Abant Dağları üzerinde, deniz seviyesinden 1328 metre yükseklikte yer alan Abant Gölü de, Bolu’nun görmeden ayrılmamanız gereken yerlerinden kuşkusuz. Maviyle yeşilin hemhâl olduğu bu yer yılın her vakti büyüleyici. Yedi kilometreyi bulan çevresinde uzun uzun yürürken, doğa fotoğrafları için de eşsiz kareler yakalayabilirsiniz. Eğer şanslıysanız göl çevresinde dolaşırken su samurları, yaban kazları ve kızıl geyikler de sizi selamlayabilir.
Bolu’da doğa o kadar cömert ki, 2006 yılında sulama amacıyla Abant Gölü’nün yedi katı büyüklüğünde tasarlanarak yapılan Seben gölü bile bugün tertemiz, masmavi sularıyla kano, sörf, balıkçılık, su topu ve yüzme tutkunlarının cazibe merkezi. Yemyeşil çam ormanları ve yaylalarıyla ziyaretçilerine sükûnet vaat eden Seben’de, gölün ortasında yükselen cami de farklı bir görsel deneyim sunuyor.
Tıpkı Seben gibi yapay olarak oluşturulmuş bir başka set gölü deGölcük. Bugün Bolu’nun doğa harikalarından kabul edilen Gölcük tabiat parkıyla en çok ziyaret edilen yerlerinden. Siz de Bolu’ya gelmişken burayı atlamayın, klasik ‘göl kıyısındaki ev’ fotoğrafını çekmeden dönmeyin. Üstelik kent merkezine 15 kilometre uzaklıktaki bu gölün çevresinde yürümek de daha kolay. Sadece 1300 metre. Üstelik Gölcük’ü ziyaret, artık sadece gündüzle sınırlı değil, geceleri de tabiatın koynunda konaklayabiliyorsunuz.

Treking için harika
Bolu’nun sahip olduğu doğal güzelliklere yürüyüş yollarını eklemeden olmaz. 2 bin 300 metreyi bulan uzunluktaki yürüyüş yollarıyla Bolu, trekking tutkunlarının vazgeçilmez destinasyonları arasında. Kanyonlar, doğanın Bolu’ya cömertçe bahşettiği bir diğer tabiat harikası. Bolu’da keşfedilen altı kanyonun her biri, adeta film sahnelerinden fırlamışçasına görkemli, doğanın vahşi güzelliğini yansıtan ama trekking için de son derece güvenli ve keyifli rotalar. Yürüyüşün ardından çam ağacından yapılmış ahşap bungalov evlerde konaklama imkânı bulunuyor.
Bolu’nun uçsuz bucaksız yaylalarını da unutmamak gerek. Karapınar, Bakırlı, Aladağ, Kızık, At, Sarıalan, Gerede, Kıbrısçık, Mengen, Mudurnu, Göynük ve Seben, Bolu’nun başlıca yaylaları.
İtalya’dan dünyaya yayılan, hayatın her saniyesinin zevk alınacak hızda yaşanmasını savunan ‘Cittaslow’ hareketinin Türkiye’deki nadir temsilcilerinden Göynük ise, ziyaretçilerini geçmişe doğru nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Doğal güzelliklerinin yanı sıra, tarihi dokusu, kendine has mimarisi ile büyüleyici bir atmosfere sahip olan Göynük, mutlaka görülmesi gereken bir huzur sığınağı.

Tarih, inanç, efsane
Pek öne çıkmamakla beraber Bolu, tarihi ‘huzur sığınakları’ açısından da zengin. Şehir Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin egemenlikleri sırasında inşa edilmiş çok sayıda yapı, kilise ve camiye ev sahipliği yapıyor. Seben ilçesinde Orta Bizans döneminden kalan Çeltikdere Bizans Kilisesi, haç biçiminde kesme taş ve tuğladan inşa edilen yapısı ile görülmeye değer. Osmanlı döneminde inşa edilen ve aslına uygun restorasyonlarla günümüze taşınan Yıldırım Bayezid, Kadı, Saraçhane, İmaret, IIıca, Karaköy, Süleyman Paşa, Kanuni ve Yukarı Tekke camileri minare ve kubbe tasarımları, çeşmeleri, kitabeleri, iç ve dış işlemeleriyle geçmişin mimari çizgilerini günümüze taşıyor. Bolu’daki Tokadi Hayreddin ile Göynük’teki Akşemseddin ve Ömer Sikkin Türbeleri gibi alternatifler de kentin inanç turizmi potansiyelini güçlendiriyor.
Cami, türbe ve kiliseleri bir yana yüzyıllardır pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış Bolu, arkeolojik zenginlikleriyle de adından söz edilmesini hak ediyor. Örneğin Bolu Müzesi’nde sergilenen ve prehistorik çağlardan Osmanlı dönemine kadar tarihlenen arkeolojik kalıntılar son derece ilgi çekici, Frig Kaya Kabartması, Kaya Evleri ve Asar Kalesi de aynı şekilde bölgenin zengin tarihini gözler önüne seriyor.
“Bolu” deyince ilk akla gelen Köroğlu efsanesini ise Kent Müzesi’nde, Türkiye’nin en geniş Köroğlu envanterini inceleyerek keşfetmek mümkün. Konu Köroğlu olunca, dahası da var… Malum Köroğlu, mertliğin, cesaretin, adaletin simgesi. Sadece Anadolu’da değil Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Özbekistan’da ve daha birçok farklı coğrafyada destanlaşan şair, halk ozanı ve kılıç ustası. Türk Dünyası’nın Robin Hood’u. Köroğlu’nun izleri burada hâlâ sürülüyor. Örneğin Bolu’nun Dörtdivan ilçesine bağlı Sayık Köyü’nde Köroğlu’nun doğduğu iddia edilen bir ev var. Bu nedenle Türk dünyasının ortak kahramanı, yiğitlik ve adaletin sembolü Köroğlu’nu dünyaya tanıtmak amacıyla her yıl yaz sonu, sonbahar başı ‘Marka Şehir Bolu ve Uluslararası Köroğlu Festivali’ düzenleniyor. Türk Cumhuriyetleri’nden de geniş katılım oluyor. Festivalde çeşitli konserler, yarışmalar, halk oyunları, tiyatro gösterileri, sergiler, çocuk oyunları, çalıştaylar, sempozyumlar, doğa ve bisiklet yürüyüşleri gerçekleşiyor.

Lezzetin başkenti
Elbette Bolu ile ilgili bir yazıyı mutfaktan, özellikle de ünü Osmanlı mutfağına ulaşan, lezzetli yemeklerin kaynağı Bolulu aşçılardan söz etmeden bitirmek mümkün değil. Hatta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aşçısının da Bolu-Mengenli olduğunu ekleyelim. Gelenek, bugün de devam ediyor. Mengen Aşçılık Okulu’nda yetişen şefler, Türkiye’nin ve dünyanın farklı restoranlarına transfer oluyor. Artık bu aşçıların ünü o kadar yayılmış durumda ki, her yıl Ağustos ayında Mengen’de Uluslararası Mengen Aşçılık ve Turizm Festivali ile Mayıs ayında Bolu şehir merkezinde ‘Mutfak Günleri’ düzenleniyor. Yani Bolu gezilerinizden birini bu tarihlere denk getirmenizi ve fark yaratan mutfağın tadına bakmanızı hararetle öneririm. Özellikle de Bolu’ya özgü en bilinen yemeklerin; yani patates çorbası, Abant kebabı, orman kebabı, alt üst böreği, keşli cevizli mantı ve un helvasının.
Yemyeşil kent merkezi
Genellikle çevresi doğal ve kültürel açıdan çok zengin olan şehirlerin merkezi ikinci planda kalır, çok kez uğramadan geçip gidilir. Bolu, bunu yapmak istemeyeceğiniz yerlerden biri. Her şeyden önce yemyeşil parklarıyla, Türkiye’de fark yaratan bir kent merkezi olduğu için bunu istemeyeceksiniz. Çünkü Bebek Meyve Ormanı, Bolu’da, Çayırköy mevkiinde. Burası 200 dönümlük alana kurulu bir meyve ağacı ormanı. ‘İki Fidanı Birlikte Büyütelim’ projesi kapsamında, Bolu’da her yeni doğan bebek için bir meyve ağacı dikimi ile başlamış. Şimdiye kadar elma, armut, kiraz, vişne, döngel, ceviz, fındık ve ayva gibi 10 bin meyve ağacı toprakla buluşmuş. Yine kent merkezindeki 110 dönümlük Atatürk Orman Parkı ile 70 dönümlük Karaçayır Parkı da, Bolu’nun binaları arasında yeşilini kaybetmemesinin nedenlerinden. Bu güzel kent merkezinin sunduğu başka güzellikler de var tabii. İzzet Baysal Caddesi’nde piyasa yapmanın, kafelerde oturup yorgunluk kahvesi içmenin, Yıldırım Bayezid Camii, Aşağı Taşhan, Yukarı Taşhan’ı gezmenin keyfi başka. Velhasılı Bolu’nun her mevsimi de, her hali de başka.
Bolu'yu ziyaret etmek için 10 neden
- Eşsiz doğasını keşfetmek
- Yemyeşil yürüyüş rotalarında başının oksijenin fazlalığından dönmesini yaşamak
- Ülke çapında ün salmış aşçılarının hazırladığı yemekleri tatmak
- Abant, Yedigöller ve Gölcük gibi doğa harikalarını fotoğraflamak
- Köroğlu efsanesinin izini sürmek
- Kaplıcalarında şifa bulmak
- Kartalkaya’da kayak keyfi yapmak
- Taşhan ve Yıldırım Bayezid Camii gibi tarihi yapılarını ziyaret etmek
- Akkaya travertenlerinin kaynak sularında tazelenmek
- Mudurnu, Göynük, Seben gibi ilçelerini ziyaret etmek












