Haber kapak görseli
Genel
13 dk okunma süresi
History Of War

Hitler’in yıldırım savaşı

Modern savaş tarihinde birbirine denk iki gücün bu kadar tek taraflı bir şekilde karşı karşıya geldiği çok az örnek vardır. Fransa Muharebesi sadece birkaç haftada sona erdi.

Will Lawrence

Blitzkrieg yani “yıldırım savaşı” Almanca bir terim olsa da aslında Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı ne kadar hızlı ve etkili bir biçimde işgal ettiğini anlatmak için Batı medyasının türettiği bir terim. Bu çatışmada Almanya’nın gelişmiş askeri gücü, asker sayısı yetersiz ve silahları zayıf Polonya kuvvetlerine karşı büyük bir üstünlük sağlamıştı. Hitler bu güç gösterisi sayesinde İngiltere ve Fransa’nın işgali tanıyacağını umuyordu.

Ama öyle bir şey olmadı. Ekim ayının başlarında Hitler, Fall Gelb (“Sarı Plan”) adını verdiği saldırıyı duyurdu. Bu planın amacı Lüksemburg, Belçika ve Hollanda üzerinden batıya ilerleyerek Fransızların ve müttefiklerinin ordularını yıpratmak; o sırada İngiltere’ye karşı hava ve deniz saldırıları için zemin oluşturmak; nihayetinde de Fransa’yı ele geçirmekti.

Hitler, Fall Gelb ile neyi başarmak istediği konusunda netti ama teknik detaylara dair belirli bir planı yoktu. Almanya’nın önceki liderler gibi Hitler de bu detayları komutanlara bırakmıştı. Ancak bu karar, planın hazırlanmasında gecikmelere yol açtı. İlk başta planı hazırlamakla görevlendirilen General Halder, Hitler’in hızlı ve kesin zafer talebine uygun bir plan hazırlamayı başaramadı.

O dönemde askeri komuta kademesi Hitler’i pek desteklemiyordu. Bu nedenle saldırı planı defalarca revize edildi. Generaller -haklı olarak- sonbahar ve kış aylarının geniş çaplı bir işgal için uygun olmadığını savunuyordu. Sonunda planı ilerletmek, komuta kademesinde bulunan az sayıdaki Hitler destekçisinden birine düştü.

Bu kişi, Ordu Grubu A’nın kurmay başkanı General von Manstein’dı. Aklındaki fikir, tüm riskleri göze alarak, mekanize birliklerle Ardenler üzerinden sürpriz bir saldırı düzenlemekti. Bu bölge Maginot Hattı’nın devasa kalelerinin kuzeyinde kalıyordu ve Fransız savunmasının en zayıf noktasıydı. İkinci bir blitzkrieg yaşanacaktı ve belki Polonya’dakinden daha da büyük bir zafer elde edilecekti.

Sürpriz saldırı görevi, on Alman panzer tümeninin yedisini içeren Ordu Grubu A’ya düşüyordu. Ordu Grubu A önce Maas (Meuse) Nehri’ne ulaşacak, oradan ya Maginot Hattı’nın güneyine ya da Somme Vadisi boyunca Manş kıyılarına ilerleyecekti. Üç panzer tümeninden oluşan Ordu Grubu B ise bu sırada Müttefik kuvvetlerini Belçika’ya çekip orada tutarak Grup A’nın savunmasız sağ kanadına saldırmalarını önleyecekti. Panzer tümeni bulunmayan Ordu Grubu C ise Maginot’yu savunan birlikleri meşgul ederek Grup A’nın sol kanadına saldırmalarını önleyecekti.

Saldırı 10 Mayıs’ta Luftwaffe’nin hücumuyla başladı. Yaklaşık 500 adet çift motorlu bombardıman uçağı sabahın erken saatlerinde havalanarak Fransa, Belçika ve Hollanda’daki 72 uçak pistine yöneldi. Gün doğmadan paraşütçüler Lahey ve Leyden yakınlarındaki noktalara iniş yaptı. En cesur saldırılardan biri Belçika’daki Eben-Emael Kalesi’ne gerçekleştirildi. Askerler sürpriz etkisinden faydalanarak planörlerle kalenin çatısına indi, savunucuları içeride kıstırdı ve beton delici patlayıcılarla içeri girmeyi başardı.

Sürpriz faktörü her şeydi. Bunun en iyi kullanılacağı yerse tarafsız bir ülke olan Hollanda’daydı. Hollanda’nın küçük ordusu 100 yılı aşkın süredir savaş görmemişti. Yüzyıllardır başvurdukları en iyi savunma stratejisi, Amsterdam’ı çevreleyen karmaşık kanal ağının içine çekilerek gerilla tipi savaş yürütmekti. Ancak bu strateji, gökten yağan Luftwaffe bombaları karşısında işe yaramadı. 22. Hava Tümeni’nin paraşütçüleri Hollanda’nın iç kesimlerine inerek Ordu Grubu B’nin gelmesini beklemeye başladığında savaşın kaderi belli oldu. 15 Mayıs’ta Hollanda hükümeti teslim oldu.

Belçika’nın kaderi de çok farklı değildi. O da tarafsız kalmayı umarak İngiliz-Fransız kuvvetlerinin topraklarına girmesine izin vermemişti. Ancak Ocak 1940’ta Sarı Plan’ın ilk taslakları Belçikalıların eline geçince bunları İngiliz ve Fransızlara iletmişlerdi.

Saldırı Hitler’in umduğu gibi gelişti. Ordu Grubu B’nin Belçika’ya yönelik taarruzu İngiliz ve Fransız birliklerini ileri çekti. İngilizler ve Fransızlar, Belçikalıların direnerek geri çekilmekte olduğunu bilseler de moralleri yüksekti. Müttefikler bunu düşmanın ana saldırısı sanıyor, asker sayılarının üstünlüğü sayesinde bu ilerlemeyi durduracaklarına inanıyordu.

Ancak Almanların esas darbesi geçilmez sanılan Ardenler üzerinden geliyordu. Yoğun şekilde mekanize edilmiş Ordu Grubu A gümbür gümbür ilerliyordu. O güne dek görülmemiş büyüklükte bir tank grubu 160 km’den daha derine girmişti ve Maas Nehri’ne doğru ilerlerken neredeyse hiç direnişle karşılaşmamıştı.

Ordu Grubu A’nın en büyük sorunu lojistikti. Yaklaşık 1.800 tank kullanan 86 tümen vardı. Panzerler, zırhlı araçlar, topçu birlikleri ve ikmal konvoyları trafik sıkışıklığında birbirine giriyor; hareket emirlerini koordine etmek için deli gibi uğraşıyorlardı.

Yine de ilerleyiş sürdü. 12 Mayıs akşamı ilk zırhlı tümenler Maas Nehri’ne iki farklı noktadan ulaştı. Fransızlar köprüleri havaya uçurmuştu ve direnişleri sertti ama Almanları durduramadılar. Ertesi günün sonunda dört köprübaşı kurulmuştu. Luftwaffe’nin ağır bombardıman uçakları ve Stuka pike bombardıman uçakları Fransız topçu mevzilerini felç ederken, tank ve uçaksavar ateşi de batı yakasındaki Fransız savunma hatlarını etkisiz hale getirdi.

İlk geçenler piyade ve motosikletli alaylar oldu. 16 km daha ilerleyerek Chémery’ye ulaştılar. Bu sırada General Heinz Guderian, tankları için inşa edilen yüzer köprünün inşasını bizzat denetliyordu. Aslında bu, Müttefik Devletlerin köprübaşlarını ve geçici yüzer köprüyü hedef alan bir karşı saldırı başlatması için ideal bir zamandı. Ama sadece göstermelik bir girişimde bulundular ve o da kısa sürede geri püskürtüldü.

Almanlar Ardenler’den gerçekleştirdikleri bu ani saldırı sayesinde Fransız 2. ve 9. Orduları arasındaki bir kesişim noktasına çıktılar. Bu ordular yeterince eğitim almamış yedeklerden oluşuyordu. Fransızlar, Almanların aksine, sekiz aydır süren “Sahte Savaş” dönemini (Bazı kaynaklarda “Tuhaf Savaş” olarak da geçer.) yedeklerini eğitmek için kullanmamıştı. 14 Mayıs akşamı 9. Ordu, 16 km batıya çekilerek yeni bir savunma hattına geçmeye karar verdiğinde, Guderian’ın kurduğu köprübaşı artık yaklaşık 48 km genişliğinde ve 24 km derinliğindeydi. 14 Mayıs’ta İngiliz ve Fransız bombardıman uçakları Sedan’daki kritik yüzer köprüyü yok etmeye çalışsa da 170 ağır uçaktan yaklaşık yarısı düşürüldü. Guderian’a göre “Flak (Alman uçaksavar topu) şanlı bir gün yaşamıştı”.

Fransız savunma hattında artık gedik açılmıştı. Gedik, güneyde Sedan’dan kuzeyde yaklaşık 80 km uzaklıktaki Dinant’ya uzanıyordu. Ordu Grubu A’nın üç öncü panzer kolordusu bu yarıktan akın etti: Guderian Sedan civarından, kurnaz Tümgeneral Erwin Rommel ise Dinant üzerinden ilerliyordu. Fransız 9. Ordusu çekilince Korgeneral Reinhardt diğer iki panzer kolordusunun arasında kalan Monthermé’den tanklarını geçirme imkânı buldu.

Rommel ve Reinhardt, 15 Mayıs’ta da ilerlemeyi sürdürdü. Panik içindeki 9. Ordu askerlerinin arkasından manevra yapıyorlardı. Fransız Kara Kuvvetlerinin Hindiçinli makineli tüfekçileri nehirden geçişe kahramanca karşı koysa da sonunda alt edildiler. (Onların direnci, yıllar sonra Vietnam’da yaşanacakların habercisiydi.) 9. Ordu’nun diğer birlikleri ise kısa sürede topluca teslim oldu.

Başka yerlerdeki deneyimli Fransız birlikleri ise daha sert direniş gösterdi. Dinant’nın kuzeyinde 1. Ordu kahramanca savaştı ve sonunda Lille’de kuşatılana kadar direnmeye devam etti. Bu sırada 9. Ordu, General Henri Giraud’nun atanmasıyla toparlanmaya çalıştı. Charles de Gaulle komutasındaki 4. Zırhlı Tümen karşı saldırılara başladı. Ancak bu saldırılar cesurca olsa da büyük ölçüde etkisiz kaldı.

Alman panzerleri cepheyi yarmışken Hitler ve genelkurmay başkanları temkinli olmaya çalışıyordu. Örneğin General Halder, hızla ilerleyen panzer koridorunun kenarlarına, ana birliklerin çok gerisinde kalan piyade tümenlerinin konuşlandırılmasını istiyordu. Panzerler Maas Nehri’ni geçtikten sonra 64 km ilerlemişti.

Sahada ise Guderian ve Rommel gibi dinamik komutanlar Manş Denizi’ne kadar ilerlemek için sabırsızlanıyordu. Ordu Grubu A’ya bağlı yedi panzer tümeninin tamamı Maas’ı geçerek devasa bir demir yumruğa dönüşmüştü. Karşılarında ise 2. ve 9. Orduların çözülmekte olduğunu görüyorlardı. Zafere ulaşmalarına ramak kalmıştı.

Bu sırada güneydeki Fransız garnizonları Maginot Hattı’nda hapsolmuştu. Etkili ulaşım sistemleri olmadığı için tamamen harekete geçemiyorlardı. Kuzeyde ise Fransız 1. Ordusu, İngiliz Seferi Kuvvetleri (BEF) ve kalan Belçika birlikleri, Ordu Grubu B karşısında yavaş yavaş geri çekiliyordu. Ancak tüm bunlara rağmen Hitler’in kaygıları galip geldi ve 17 Mayıs’ta Alman taarruzunu tamamen durdurma emri verdi.

Ne var ki Hitler’le yüksek komutanlık arasında tartışmalar sürerken panzer birlikleri yeniden harekete geçerek ilerlemeye devam etti. 19 Mayıs itibarıyla Guderian’ın tümenleri Somme Nehri’nin ağzındaki Abbeville’e sadece 80 km mesafedeydi. Abbeville’e ulaşmaları Müttefik kuvvetlerini ikiye bölecekti. Müttefiklerin artık bir karşı saldırı başlatmaları şarttı. Fransız Genelkurmay Başkanı General Gamelin, Somme’un kuzey ve güneyindeki Müttefik ordularının birlikte karşı taarruza geçmesini emretti.

Blitzkrieg ile mücadelenin yolu, panzer koridorlarının savunmasız kanatlarına saldırmaktan geçiyordu. Ancak 19 Mayıs’ta, emir henüz yeni verilmişken Gamelin’in yerine General Weygand atandı. Weygand durumu değerlendirmek amacıyla emri iptal etti. 21 Mayıs’ta benzer bir plan hazırladığında ise artık çok geçti. Almanlar Abbeville’e ulaşmış, 9. Ordu tamamen dağılmış, 1. Ordu ve BEF ise kuzeyde sıkışıp kalmıştı.

Karşı saldırı planının etkisi 21 Mayıs’ta belirginleşti. BEF birlikleri Arras’ta bir karşı taarruz başlattı: İki tank taburu (74 tank), iki piyade alayı ve Fransız 3. Hafif Mekanize Tümeni’nden 70 tank, Rommel’in 7. Panzer Tümeni’nin ve korkutucu SS Totenkopf Tümeni’nin kanatlarına saldırarak geçici de olsa büyük bir kargaşaya neden oldu. İngiliz tankları sayıca az olmalarına rağmen kalın zırhları yakın mesafeli çarpışmalarda onlara belirgin bir üstünlük sağladı. Savaş deneyimiyle ünlü Rommel bile sarsılmıştı. Yanlış bir değerlendirme yaparak, kendisine saldıran birliklerin en az beş tümen olduğunu sandı.

Arras’taki saldırı, Alman ilerleyişini genel anlamda durdurmakta pek işe yaramasa da BEF için kritik bir dönüm noktası oldu. Alman yüksek komutanlığı, panzer öncü birliklerinin fazla hızlı ve fazla ileri gittiğini anlamıştı. 24 Mayıs’ta panzer taarruzunun Manş kıyısına ilerlemesini durdurma kararı alındı. Alman birlikleri iki gün boyunca hareketsiz kaldı. Bu durum 26 Mayıs’ta BEF’e hayati bir zaman kazandırdı. O gün, Dunkerque’teki sahillerden ve limandan BEF’in tahliyesini amaçlayan Dinamo Harekâtı başlatılmıştı. BEF, İngiltere’nin tek ordusuydu ve böylesine acımasız bir Alman saldırısı karşısında yok olma riskini artık göze alamazdı.

Hitler elbette BEF’i elinden kaçırmak istemiyordu ama yanlış bir karar aldı: Luftwaffe’nin göklerdeki hâkimiyeti sebebiyle deniz yoluyla tahliyeyi imkânsız sandığı için BEF’i yok etme onurunu Göring’e ve hava kuvvetlerine verdi. Ne var ki Hitler hatasını fark ettiğinde Dunkerque’in savunma hattı çoktan kurulmuştu. 4 Haziran’da Dunkerque düşene dek, İngiliz donanmasının cesareti, sayısız küçük tekne sahibinin fedakârlığı ve İngiliz Hava Hava Kuvvvetlerinin (RAF) katkısıyla 300.000’den fazla Müttefik askeri tahliye edilmişti.

Dinamo Harekâtı’nın başarısı İngiltere’de zafer olarak görülse de gerçekler pek öyle değildi. Hitler belki İngiltere’nin sahadaki tek ordusunu ezip geçme fırsatını kaçırmıştı ama Dunkerque’teki geri çekilme, Fransa Muharebesi’nin kaderini belirleyecek yıldırım harekâtının doruk noktasıydı. Belçika Ordusu 27 Mayıs’ta Dunkerque’in kuzeyinde teslim oldu. Fransız 1. Ordusu’nun inatçı askerleri de üç gün sonra Lille’de teslim olmak zorunda kaldı.

Almanlar sadece üç haftada bir milyondan fazla esir alırken yalnızca 60.000 asker kaybetti. İngilizleri Fransa’dan püskürttüler, Hollanda ve Belçika ordularını yok ettiler. Fransızlar 90 tümenden 30’unu kaybetmişti ve ellerinde sadece üç zırhlı tümen kalmıştı, yani neredeyse tanksız kalmışlardı. Müttefik Devletlerden savaşmaya devam eden tek kuvvet, Somme’un güneyinde hâlâ çatışan iki İngiliz tümeniydi.

Weygand’ın elinde 66 tümen kalmış, bunların da çoğu yorgun düşmüştü. Üstelik artık blitzkrieg’in yükünü çekmiş olandan bile daha uzun bir cephe hattını savunmak zorundaydılar. Öte yandan Almanlar 89 piyade tümeni ile 15 motorize ve panzer tümenini cepheye sürme imkânına sahipti. Bu motorize birlikler, ikişer panzer tümeni ve birer motorize piyade tümeninden oluşan beş gruba ayrılmıştı. Bu yapı, Avrupa’daki savaşın geri kalanında kara savaşlarının modeli haline gelecekti.

Luftwaffe de orduyla tam uyum içinde operasyonlarına devam ediyordu. Gerektiğinde gökyüzünü doldurabilecek 2.500 saldırı uçağı (avcı ve bombardıman) mevcuttu. Fransızlar ise ABD’den alelacele satın aldıkları ve İngiltere’nin destek için gönderdiği uçaklara rağmen bu sayının yarısından bile azına sahipti. 5 Haziran’da Alman saldırısının ikinci aşaması olan Fall Rot (“Kırmızı Plan”) başladığında Fransa’nın kaderi çoktan belli olmuştu.

Weygand, kalan birlikleriyle birlikte azimli bir direniş gösterdi. Manş Denizi’ndeki Abbeville’den Maginot Hattı’na kadar uzanan “Weygand Hattı”nın savunması, stratejik açıdan sağlam bir prensibe dayanarak, satranç tahtası düzeninde kuruldu. Ormanlar ve köyler askerlerle ve tanksavarlarla doldurulmuştu. Böylece, bu noktalar panzer öncü birlikleri tarafından geçilse bile bağımsız olarak direnebilecek şekilde organize edilmişti.

Ancak bu savunma başarısız oldu. Mesele korkaklık ya da strateji eksikliği değil, Fransızların gerekli teçhizattan yoksun olmasıydı. Savunmacılar şiddetle savaştı ve özellikle 5-6 Haziran’da düşman tanklarına ağır kayıplar verdirerek bazı başarılara imza attılar. Yine de ilk Alman birlikleri 14 Haziran’da Paris’e ulaştı ve tüm cesaret hikâyelerine rağmen Fransa 22 Haziran’da Compiègne’de kayıtsız şartsız teslim olmaya zorlandı. Fransa Muharebesi sona ermişti.

Fransa’nın yenilgisi öylesine ani ve eziciydi ki savaşı takip eden pek çok kişi olup biteni tam anlamıyla kavrayamadı. Fransız kuvvetlerinin teçhizatı hareketli savaş için yetersizdi. Askerler çoğunlukla kötü eğitilmişti ve genel olarak da zayıf liderlik sergilenmişti. Basitçe ifade etmek gerekirse, Fransa kendisinden üstün bir savaş makinesine boyun eğmişti. 1940’ta Hitler’in Batı’daki zaferini garantileyen şey blitzkrieg’in yıkıcı gücü oldu. Haziran sonuna gelindiğinde Hitler gözünü Manş Denizi’nin ötesine, İngiltere’ye dikmişti. Artık Avrupa’nın kaderi pamuk ipliğine bağlıydı.

KARŞI KARŞIYA GELEN KUVVETLER

Müttefikler Hitler’in yağmacı ordusu karşısında yetersiz kaldı.

Fransa Muharebesi sırasında asker sayısı ve malzeme bakımından Alman kuvvetleriyle İngiliz-Fransız kuvvetleri kara savaşında hemen hemen eşit güçteydi. Batıda 136 Alman tümeni vardı. Bunların üçte biri savaş tecrübesi yüksek, seçkin birliklerden oluşuyordu. Fransızlar ve İngilizler birlikte 104 tümen toplamışlardı. Buna ek olarak 22 Belçika ve 10 Hollanda tümeni de vardı.

Müttefiklerin yaklaşık 3.000 tankı vardı. Almanlarda bu sayı 2.500 civarındaydı ama bunların 1.500’ü nispeten zayıf olan Panzer I ve Panzer II modelleriydi. Almanların en etkili zırhlı araçları, 349 adet Panzer III, 278 adet Panzer IV ve panzer alaylarına katılmış yaklaşık 330 Çek tankıydı. Müttefikler açısından en güçlü tanklarsa Fransız S-35 ve Char B1 modelleriydi. S-35 yani Souma, o dönem dünyanın en iyi tanklarından biri olarak kabul ediliyordu.

Almanya’nın asıl üstünlüğü gökyüzündeydi. Fransızların yaklaşık 1.200 avcı ve bombardıman uçağı vardı, İngiliz Hava Kuvvetleri de 600 uçakla destek veriyordu. Buna karşılık Luftwaffe, 3.000 ila 3.500 avcı, bombardıman ve keşif uçağından oluşan devasa bir filoya sahipti. Üstelik bu güç, kara birlikleriyle tam bir uyum içinde çalışıyordu. Özellikle Stuka adlı pike bombardıman uçakları harekâtın ilk günlerinde hayati bir darbe indirdiler.

ALMANYA’NIN BATI’YI İSTİLASI

  1. İstila başlıyor 10 Mayıs Ordu Grubu B, kuzeyden yaklaşarak Müttefikleri ileri çekti. Ordu Grubu A Ardenler üzerinden ilerlerken Ordu Grubu C güneydeki Maginot Hattı ile ilgilendi.
  2. Dinant ve Monthermé 12-15 Mayıs Rommel, Dinant’daki zayıf direnişi kolayca aşıp Maas Nehri’ni geçti. Kısa süre sonra 9. Ordu geri çekilirken Reinhardt da Monthermé üzerinden nehri geçti.
  3. Sedan Muharebesi 13-14 Mayıs Guderian, Sedan’da Fransızları yenilgiye uğratarak Maas Nehri’ni geçti. Guderian, Rommel ve Reinhardt nehri geçince panzer birliklerinin çıkışı başladı.
  4. Abbeville’e varış 20 Mayıs Almanlar Manş Denizi kıyısındaki Abbeville’e ulaşınca Somme Nehri’nin kuzeyindeki İngiliz-Fransız kuvvetlerini keserek onları Dunkerque’te kıskaca aldılar.
  5. Dinamo Harekâtı 26 Mayıs - 4 Haziran Hitler’in 24 Mayıs’ta panzer ilerleyişini durdurma kararı, İngiliz ve Fransızlara Dunkerque çevresini güvenli hale getirip BEF’i tahliye etme fırsatı verdi.
  6. Paris’in düşüşü 14 Haziran Fransa’nın nihai işgal planı Fall Rot çerçevesinde Almanlar dokuz gün içinde Paris’e girdi. Bu Müttefikler için yıkıcı bir darbe oldu. Sonun yaklaştığı artık kesindi.
  7. Brest ve Bordeaux’ya varış 19 Haziran Hoth’un panzer birlikleri 19 Haziran’da Brest’e ulaştı. Böylece Almanya Manş Denizi’nin Fransız kıyılarında kontrolü ele geçirdi, adından güneye ilerleyerek Bordeaux’yu da aldı.
  8. Fransa, Almanya ile ateşkes imzalıyor 22 Haziran Fransa teslim olduğunda Almanya, Bordeaux’dan İsviçre sınırına kadar uzanan bir hattın kontrolünü ele geçirmişti.

Görsel: Alamy

Görseller: Alamy (Eiffel Kulesi), Bundesarchiv Bild 101I-769-0236-23 / Borchert, Erich (Eric) / CC-BY-SA 3.0 (Panzer)

Görsel: BundesarchivBild 146-1972-045-08 / CC-BY-SA 3.0 (Rommel)

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo