Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
History Of War

İkinci Dünya Savaşı’nda Mihver devletleri: Gizli paktlar, güç dengeleri ve çöküş

Hitler, Mussolini ve Hirohito’nun ortak düşmanlar üzerinden kurduğu bu kırılgan ittifak; gizli paktlar, kişisel egolar ve kaynak yetersizliğiyle şekillendi. Mihver Devletleri, kısa sürede dünyanın kaderini tehdit eden bir güce dönüşse de iç çatlaklar ve stratejik hatalar bu ölümcül ortaklığın sonunu hazırladı.

Yazan: Frances White

Hitler, Mussolini’yi etkilemek için hiçbir masraftan kaçınmadı. İtalyan liderle buluştuğunda ona Almanya’nın gücünü göz alıcı bir şekilde sergiledi: Uzun bir geçit töreni düzenledi ve etkileyici askeri ekipmanlarını gözler önüne serdi. Tüm bunlar “Bize karşı değil, bizimle birlikte savaşmalısın.” mesajını veriyordu. İtalya bu çağrıya olumlu yanıt verdi.

İki ay sonra, Kasım 1936’da İtalya, Almanya ve Japonya ile birlikte Anti-Komintern Paktı’nı imzaladı. Bu pakt, uluslararası komünist örgüt Komintern’e karşıymış gibi görünse de esasen Sovyetler Birliği’ni hedef alıyordu. İmzacı ülkeler, Sovyetler Birliği ile savaşa girilirse “ortak çıkarlarını korumak için” birlikte hareket edeceklerine dair anlaşmışlardı. Dışarıdan bakıldığında bu pakt, Hitler ile Mussolini’yi Batı değerlerini komünizme karşı savunan cesur savaşçılar gibi gösteriyordu. Oysa gerçekte bu anlaşma onların yayılmacı hedeflerini besliyordu. Bu pakt, daha sonra Mihver Devletleri adını alacak ittifakın ilk işaretiydi.

Mayıs 1939’a gelindiğinde Almanya ve İtalya savaşın kaçınılmaz olduğunu anlamıştı. Aralarında imzaladıkları Dostluk Paktı (diğer adıyla Çelik Paktı), taraflardan biri savaşa girerse diğerinin onu destekleyeceğini öngörüyordu. Ancak paktın içinde, gelecekte Avrupa’da birlikte yürütecekleri savaşa yönelik gizli protokoller de yer alıyordu. Japonya da bu sözde Dostluk Paktı’nı imzalamayı düşünmüştü ama hedef Sovyetler değil de İngiltere ve Fransa olunca geri çekildi. Savaş için kurulan ittifak artık somut bir gerçeğe dönüşmüştü.

Ancak Almanya Eylül 1939’da Polonya’yı işgal ettiğinde İtalya henüz hazır değildi. Ordusunu savaşa hazırlamak için yıllara ihtiyacı vardı ve o aşamada savaşa girmesi imkânsızdı. İtalya’nın savaşa hazır hale gelmesi Haziran 1940’ı buldu. O zamana kadar Hitler Batı Avrupa’ya yayılmıştı ama Japonya ve İtalya bunu çok önemsemiyordu çünkü her Mihver Devleti dünyanın başka bölgelerinde toprak kazanmayı hedefliyordu.

Her ne kadar farklı cephelerde üstünlük sağlamak için savaşıyor olsalar da bu üç lider, ortak gibi görünmenin öneminin farkındaydı. Bu nedenle 27 Eylül 1940’ta Üçlü Pakt imzalandı. Paktın temel amacı, ABD gibi büyük bir gücü savaşa sokmamaktı. Paktı imzalayan ülkeler, halihazırda savaştıkları ülkeler dışında kendilerine karşı çıkan herkese karşı birleşeceklerine söz veriyordu. Ayrıca pakt, iki ayrı nüfuz alanı kuruyordu: Japonya, Avrupa’daki yeni düzenin liderleri olarak Almanya ve İtalya’yı tanıyordu; Almanya ve İtalya da Japonya’nın Doğu Asya’daki liderliğini kabul ediyordu.

Mesaj açıktı: Bu üç devlet, yeni kuracakları imparatorlukların önünde duran herkesi yok etmek üzere birleşmişti. Başta kendi başlarına büyük hayaller peşinde koşan üç devlet sonunda birleşmiş, dünyanın en güçlü devletlerine kafa tutan ölümcül ve tehlikeli bir güç haline gelmişti. Mihver doğmuştu.

Mihver diplomasisi

Mihver Devletleri ortak bir amaç için birleşmiş kardeşler gibi görünüyordu ama kapalı kapılar ardındaki bu ittifaklar ne kadar sağlamdı?

  • Mussolini + Hitler

Kâğıt üzerinde Führer’in Il Duce ile ortak noktası çoktu: İtalyan faşizmiyle Nazizm çok benzer ideolojilerdi ve Hitler, Mussolini’nin hayranıydı. Buna rağmen ilişkileri oldukça gergindi. Mussolini ilk andan beri Hitler’den hoşlanmıyordu. Kavgam’ı sıkıcı bulduğunu söylemiş ve ilk tanışmalarında çevirmen kullanmayı reddetmişti. Oysa Mussolini pek Almanca bilmiyordu ve Hitler’in aksanını neredeyse hiç anlayamıyordu. Görüşmeden sonra Hitler’i “aptal küçük bir maymun” olarak tanımladı. Hitler’in aşırı ırkçı görüşlerini Mussolini’nin onaylamaması bu küçümsemeyi daha da pekiştirdi. Ancak aralarındaki kişisel sürtüşmelere rağmen ikisi de siyasi hedeflerinin öncelikli olduğunu kabul ediyordu. Propaganda çalışmaları ikiliyi arkadaş gibi gösterdi ve aralarındaki ittifak Avrupa tarihinin seyrini değiştirdi.

  • Hitler + Hirohito

Hitler’in imparatorla yüz yüze görüştüğüne dair hiçbir kayıt yok ve bu detay, aslında ilişkilerinin tabiatını simgeliyor. Aralarındaki dostluk tamamen çıkara dayalıydı ve devam etseydi muhtemelen felaketle sonuçlanacaktı. Hitler, Japonları müttefik olarak meşrulaştırmak için onlara “onursal Ari” demiş olsa da özel konuşmalarında şöyle diyordu: “Kendimizi efendi olarak görelim ve bu insanları en iyi ihtimalle kırbaçla yola getirilmesi gereken cilalanmış yarı maymunlar olarak kabul edelim.” Japonlar da farklı değildi: Avrupalılardan üstün olduklarına inanıyorlardı. Ancak iki taraf da birbirinin sağladığı avantajların farkındaydı ve görüş ayrılıklarına rağmen liderler birbirlerinin âdeta yansımasıydı. Mihver Devletleri zafer kazansaydı bu ilişki muhtemelen epey kötü sonuçlanacaktı.

  • Mussolini + Hirohito

Hirohito’nun Hitler ile pek bir teması yoktu ama Mussolini ile teması daha da azdı. Belki hiç iletişim kurmamış bile olabilirler. Ancak Mussolini, Hitler’in şüphelerine rağmen Japonların desteğinden emindi. Özellikle Pearl Harbor saldırısı Mussolini’yi çok memnun etti çünkü Amerikalıların tarafsız kalmasını korkaklık olarak görüyordu ve Japonya’nın onları savaşa zorlaması hoşuna gitti.

Mihver'in güçlü ve zayıf yönleri

  • Teknoloji

Savaşın başında Alman bilim insanları ve mühendisleri Müttefik Devletlerdeki meslektaşlarının çok ilerisindeydi. Jetler, sentetik yakıt, en yeni roketler ve bombalar gibi teknolojik yenilikler ellerinde mevcuttu. Bu bilim insanları o kadar başarılıydı ki savaşın ardından Müttefik Devletler onları Paperclip Harekâtı’yla ülkeden kaçırıp işe aldı.

  • Askeri güç

1936 yılına gelindiğinde Alman ordusu 3 milyon askerden oluşuyordu. Hitler yıllar öncesinden ordusunu savaşa hazırlamıştı ve bu da açıkça belli oluyordu. 1939’da Almanya’nın 100 piyade ve 6 zırhlı tümenine karşılık İngiltere’nin yalnızca 10 piyade tümeni vardı. İtalya dünyanın en büyük bombardıman filolarından birine, Japonya ise en büyük donanmalardan birine sahipti.

  • İnisiyatif

Savaşın başlarında Mihver Devletleri stratejik inisiyatifi elinde bulundurmanın avantajlarını yaşadı. Müttefik Devletler hâlâ Hitler’in ne kadar ileri gideceğini bekleyip görmeye çalışırken Führer Polonya’yı ve ardından Sovyetler Birliği’ni işgal planlarını çoktan hazırlamıştı. Başlangıçta Müttefik Devletler yalnızca düşmanlarının hamlelerine tepki vermek zorundaydı. Bu da Mihver’i son derece güçlü bir konuma taşıdı.

  • Kaynak eksikliği

Savaşa yol açan asıl sorun, Mihver Devletleri’ni savaş boyunca da rahatsız etti: İflasın eşiğindeydiler. Savaş uzadıkça ordularını beslemek için gerekli kaynaklara ulaşmakta zorlandılar. Çatışmalar sona erdiğinde Almanya’nın uçaklarını uçuracak kadar bile yakıtı kalmamıştı.

  • Tek komuta

Başlangıçta bu bir avantaj gibi görünüyordu çünkü Hitler kendi kararlarını özgürce alabiliyordu, ancak savaş ilerledikçe bu durum büyük bir zayıflığa dönüştü. Hitler tüm cepheleri bizzat yönetmeye çalıştı. Oysa bu görev, Müttefik Devletlerin yaptığı gibi, işin ehli generallere bırakılmalıydı.

  • Parçalanmış ittifak

Mihver Devletleri esasen düşmanları aynı olduğu için bir araya gelmişti ama zamanla ittifakta çatlaklar oluşmaya başladı. İtalya, askeri gücünün yetersizliği nedeniyle savaş boyunca tereddütlü davrandı. Hitler’in erken zaferleri egosunu şişirdi ve hedeflerinden taviz vermeye yanaşmadı. Japonya ise genel olarak Avrupalı güçlere -müttefik olsalar da olmasalar da- güvenmiyordu.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo