Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
Pozitif

İnsan olma yolculuğu

İnsan, sadece bir varlık değil, bilincin ve ruhun sürekli geliştiği bir yolculuktur. Nefsini eğitip, ilahi isimleri özünde açığa çıkaran kişi ise hakikate doğru yürüyen bir yolcudur. Beşeriyetten insanlığa geçiş, gayret ve idrak gerektirir.

Güçlü Metin

İnsan olmak… Pasif bir direniş değil, aktif bir anarşist ve devrimci olmayı gerektiren gayreti varlığındaki isimleri en güzel ve hikmetli manaları ile nefsi eğitecek surette açığa çıkartan, gelişen, yenilenen, yürüyen Kur’an olmanın, kula kulluk etmeden sadece Allah’ın sonsuz isimleriyle kuşatılan bir evrende herkesin hizmetli olduğunu bilecek, herkesin sahibinin O olduğunu idrak ederek, ‘olan’a takılmadan bilincinden süzülen iyi ve vicdanlı olabilmek meziyetlerini sınırsızca ortaya çıkartan ve görevinin tam olarak kendi aynasında alemleri seyreden aciz bir hatırlayan olduğunu bilecek kadar ilim sahibi… Ama bunların hepsinin Allah’ın takdiri olduğunu bilecek kadar “mümin” ismini aşikar ettiren yönelişini dışa değil, öz varlığındaki Allah isimlerini doğru yapan, adı beşer, aslı kul olacak ruhun, yani ismin hem mana hem zahir alemde yansımalarını her halükarda “of” diyenden af idrakına çeviren, bazen doğru, çokça hata yapma ve hatırlama seçeneklerini kullanan evrenin sonsuz işleyişi içeresinde emanet edilen akıl sahibi olmayan ya da cansız her türlü yaratılmışa isim babında bakabilen zihin, ruh ve beden üçlemesinde aynayı Muhammedi şuura çevirmek suretiyle beynin kilit olmuş sıkışık merkezini ancak resul ve nebimiz Hz. Muhammed’i salavat ile anmak, selamlamak ile parlayacağını bilecek kadar aşkla dolmuş tüm isimleri, tek sahibi olan Allah’ın isimlerine duyduğu aşkın neticesinde ortaya çıkarttığı adına insan, yani adem denen varlığına şükür ve hamd bilinciyle yaklaşmak, verdiği sözün Allah’ın varlığını hatırlamak olduğunu bilen, acziyetini okuyabilen, kulların seyir defterlerinde uyanan Allah’ın, Rabb yani tekâmül ettiren isimleriyle kuşattığı işin sonu ve özünde hatırlanması gerekenin Allah’ın her yerden tecelli ettiği gerçeği olduğunu okuyan, uyanış yani perdeleri kalkmış olan tüm şuur sahiplerinin genel geçer adıdır insan.

Ziyadesiyle karmaşık, bir o kadar kaotik ama beşer olan kulu geleceğe dair ümitvar eden bir düşün neş’esi misali gönlünde ilahi nur ile doğan her akleden canlının inkişafını ortaya çıkartan öz inanç hedefi… İnsan olabilmek, mana aleminde ilmine can kazandırmak halinin görünür çabasıdır…

Allah Zatı’nı isimler üzerinden tanımlamak üzere vücut bulduğumuz dünya hayatının merkezinde özden öze “selam” eden varlığın daimi tecellisini seyredebilen kulun uyanış halidir, yolculuğun bütünleştiği insan olabilme hali…

Varlık, daimi bir döngünün gerçeklik yanılgısı içinde put edindiği tüm inanç kalıplarıyla kendine selam eden Allah zatının daimi ilim sürecindeki canlılık kazanan isimlerini en güzel şekilde açığa çıkarttığı halin adına da “insan” diyebiliriz…

İnsan olabilme çabası ve gayreti işin sonunda bizleri gerçek bilişsel bir seyre götürmek suretiyle okuyabilen, akıl sahiplerine hitap eden yürüyen Kur’an olan hatırlayanların arasında olduğumuz idrakine erdirmek suretiyle muazzam bir yaşamsal can suyunu bilinçten öze, oradan akıl eden, düşünebilen, değerlendirebilen, uygulayabilen olabilmek çeşnisinde gayreti tüm bu uygulamaları nefsin üst mertebelerinde gerçekleştirebilen ‘nefs’ten nefes yolcuğu galiplerinden olabilenlere insan denebilir…

Birden bütüne…

İnsan, sadece an içinde parçaların birlik haline ulaştığı ‘bir’den ‘bütün’e tevhid bilincini açığa çıkartan, bunu her hal ve hareketinde karşısındakine gösterebilen Allah’ın halife olan kulunun tezahürüdür.

Aslında insan olmak, gayretler bütünü olarak isimleri en güzel şekilde Allah ahlakı ile ortaya koyabilmektir. “Allahumme salli ala seyyidina Muhammed”

Bu noktada nefs ve insan ilişkisini iyice anlamak gerekir… Nefs, daimi olarak isteklerinin istediği an itibariyle gerçekleşmesine temayül eden Allah’ın “Kün fe yekün” ayetinin, yani “Ol der, olur” sırrına özel yaratılmış, her şeyin istediği an içinde yaratılacağını bilen ama bunu kendi yaptığını zannederek, her şeyin sahibini unutan bir Kur’an ayeti parçası olarak ayet olduğunu unutmuş bir gölgenin yansımasıdır… Ama görevi ruh, yani ismin bedeni terk etmesini engellemek için türlü çeşitli maniler koymak olan yine Allah’ın bir hizmetkarıdır…

Bize düşen ‘nefs’i eğitmek, geliştirmek, öğretmektir. İyi ve kötü kavramı yoktur! Sadece ‘olan’ vardır. Oysaki bizler, iyi ve kötü olarak keskin ayrımlar yapmaya eğilimli bir ayrıştırma gözlüğü ile yaratılmış olduğumuz için sınavı okuyabilmek için ‘birr’lik yani tevhid bilincini ‘nefs’imize öğretmemiz gerekir.

İns’an’ olmak, pasif bir direniş değil, devrimci olmayı gerektirir! İns’an’ bilmek ve okumak üzere yaratılan, isimler üzerinden fiili olarak manaları yeryüzünde seyretmek için yeryüzüne bilinç seviyesinde indirilmiştir.

İnsan ve beşer arasındaki farklar

İnsan, yürüyen dua olduğunu bilen yaptığı her konuşma, hal, tavır ve harekette dua ettiğinin farkındalığı ile yaşamına yön verendir. Beşer isteklerinin peşinde kendi davranışlarını her daim haklı görme eğiliminde olan karşısındaki kişilerin geri bildirimlerini kendinden gayrı ve uzak gören bir yapıdır.

İnsan olanın olması gerektiği şekilde olduğunu bilen; fakat sonucuna takılmadan gayreti sadece Allah rızasını kazanmak için iyi ve vicdanlı insan olmak kavramını her kişi üzerinden tezahür ettiren, yani Allah’ın yaratmış olduğu her kula, onun hal ve tavırlarına bakmasızın olması gerektiği şekilde Allah’ın kişideki isminin yansımasına saygı duyarak, anlamaya çalışma eğiliminde iken beşer “ben haklıyım, böyle olmamalıydı” ya da “sen bana bunları yaptın, sen şimdi göreceksin, ben de sana neler yapacağım” diyen bir eğilime kendini sokar.

İnsan, her hal ve koşulun Allah’tan olduğunu bildiğinden olumsuz bir durumda hamd, olumlu bir durumda şükür kelimelerini kullanır. Zira iyi ve kötü yoktur; beşer ise karşılaştığı nefsine ağır gelen her koşulda suçlama, lanet ve intikam duygularına ağırlık verir.

İnsan, kendi yaşantısındaki zamanın kısıtlı olduğunu bilerek, başkalarının dedikodu ve hayatlarıyla zaman kaybetmez. Kendisini geliştirecek yollara yönelir; beşer ise başkalarının dedikodusuyla ömür tüketir.

İnsan, yaratılmış her canlıya karşı Allah’ın merhameti ile yaklaşarak haycan ve doğa sahip çıkar; beşer ise kendi ihtiyaçları dışında kimseyle ilgilenmez.

İnsan, iyi olan her şeyi Allah’tan, olumsuzlukları nefsinden bilerek af, yani estağfurullah derken; beşer her elde ettiğini kendinden başarısızlığı ise Allah’tan bilerek isyan eder.

İsyan, öfke, ayrıştırma ile şeytaniyet vasıflı iblise benzeriz; kabul, şükür, tevekkül, idrak ve farkındalık ise meleki kuvveleri açığa çıkarmak suretiyle Halifetullah şuuruna adım atarız.

İçinde nice zamanları barından ‘an’…

İnsanoğlu, yaşadığı her şeye sahip çıkmak yüzünden günümüz dünyasında yalnızlaşan bir profil çizmeye başladı. Çünkü bencillik sınırları ve özel alan adı altında ortaya çıkan modern dünyanın koşulları, içsel olarak yalnızlık üzerine eğilim göstermeye başladı. İnsan kelime anlamıyla ‘an’ içinde nice zamanları barındıran ama unutmaya eğilim gösteren bilinçdışı ilkellik kodlarını zihnin karanlığında her daim taşıyan ama bunları nefsi tekamül ettirmek göreviyle iyileştirmesi istenen, muazzam isimlerin sahibi olan Allah’ın vekaletini şerefli, üst düzey, başkalarını iyi davranan ama kendine de hoyrat olmayan okuyup, hayatı Kur’an merkezinden anlamaya çalışarak özgür iradeni ortaya çıkarmak suretiyle yenilenen bir bilinci, en alt seviyeden üst oktavlara ulaştıracak tek bir gerçeklik var. Bu bilgiler, sadece zahirin yansıması ya batıni düzlemde zihin karmaşası tetikliyor. Ya da daimi olarak bilmediklerinin olduğuna iman ederek bildiklerini bilmediklerine okumak üzere öz varlığımdaki akıl eden meleke tarafımı keşfini açmak suretiyle has davranış hikmetleri ortaya çıkartan ölü beden cesedini diriltmenin direnişinin adıdır, insan. ‘An’lar içinde pek çok mertebede kendini ifade etme seçenekleriyle yaratılmış olan İns’an’ nüvesi öylesine aydınlık ve ışık doludur ki çünkü en temel yaradılışındaki nur yani ilim yani Allah’ın isimlerinin zatının yansımalarıdır.

İnsan, tasavvufta ‘unutan’ manasındaki ‘nisyan’ kökünden gelen bir anlam olduğu için yaratılış amacını, her ne koşulda olursa olsun ‘öz’ündeki varlığın Allah’ın sonsuz isimleri olduğunu hatırlamak üzere bu dünya hayatına gelmiştir. Bu sınırlı yaşam süreci içinde karşısına esmaların yansıması olarak gelen isimlerin tezahürlerine verdiği gayret kadar insan olabilme yani ‘yaratılmışların en şereflisi’ olma potansiyelinde olduğunu hatırlayacaktır. Bu noktada ‘şeref’ten kasıt akıl kuvvesinin beden cesedinden açığa çıkartan manasına işaret eder. Burada bu noktayı doğru değerlendirmek önemlidir. Akıl, melek sıfatıyla insanın ‘beden yüzünde’ yeşerir. ‘Bedenyüzü’ ise nefsi müslüman etmek kavramıyla eşleştirilen aklı, ilim ve derin bir görmediğini dahi bilen, bilme halini açığa çıkartanın, hatta bilme halini düşünme seçeneğini bile ortaya koyanın keşfinin Allah’ın zatına ait olduğunu okuyabilen kullardan olmak aslolan insan ereği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Keşfeden Allah; seyreden Allah…

Yolculuk, insan için yaratılmış her canlı türünde Allah’ın isimlerinin görebilmek üzerinden şekillenmiş muazzam bir esma cümbüşü ile aşka yolculuk eden tüm kavramların içinde varoluşsal bir iç seziyi seyir haline ‘öz’ünden gelen selam ile kulak verebilmektir.

Doğanın tüm sesleri zikir halindedir burada maksat gelen giden her varlığın sürekli Allah’ı zikrettiğinden onları yaratana olan beden cesedinin içinde varlık gösteren isme hürmeten idrak, biliş ve saygıyla secde edebilmek yani davranışlarını iyi hal üzere ortaya koyabilmektir.

Yere çöp atmamak, sokağa tükürmemek, doğaya zarar vermemek, ağaçların yanında ateş yakmamak, toprağa kardeşin gibi saygı duymak, haycanlara sahip çıkmak, beslemek, büyütmek, havanın kapsayıcılığını idrak ederek havayı kirletecek yaklaşımlardan uzak durmak gibi kollektife zarar verecek her türlü hal ve tavırdan uzak durmak gerekir. Çünkü bu rahatsız edici hal ve tavır tüm bu nimetleri yaratan Allah’ı unutmak yani isyan halini bizlere açıkça gösterir. Bu da insan olabilme ereğinden uzaklaşmaya sebep olan nedenleri ortaya çıkartır.

İnsanın insana zarar vermesi konusu zaten tam manasıyla bir cinnet halinin var oluşsal bilinç ve nefsi ele geçirmesi misali, insandaki hayvani nefs mertebesini açığa çıkartmak suretiyle katil, yani kan dökmekten haz duyan sapkın halleri ortaya koyan ‘cehennem bilinci’ndeki yansımalarıdır. Burada isminin aksine davranış sergileyen insan olabilme becerisinden uzaklaşarak beşeriyetin kanlı sularında kendini boğmaya başlamak suretiyle ‘yanma’ya başlar. Çünkü yaradılış melekesine aykırı her hal Allah’ın isimlerinden perdelenmeye sebebiyet veren durumların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

İnsan gelişen, yenilenen ve güncellenen bir varlık olarak kötü olarak tabir ettiğimiz hallerini törpülemek, iyileştirmek, geliştirmek suretiyle inkişaf eden bir ruha sahip olma potansiyeli ile yaratıldığından kötü eylem nefse aittir asla ‘öz’deki isme etki etmez. Dolayısıyla en başta bahsettiğimiz nefsi eğitme yolculuğunda olumsuz eğilimli davranışlar sınıfta kalan bir ruhun acı çeken isyankar halleridir ki ‘cin-net’ kavramı bu olumsuz, ateş yaradılışlı etkileri beyin yani nefsi maruz bırakmak suretiyle iblisin hallerini bu yaşadığımız dünya sahnesinde seyreden olunmasına sebep olur.

Her şeyin en temeli merhamet, sevgi ve aşk ile yaratıldığını hatırlayan beşerin insana yolculuğu ise benzediğimiz Allah’ın zatını beden cesedinde görünür kılan Hz. Muhammed (SAV) olması gerekir. Unuttuğumuz her an ise bilincin taşlaşması sonucu iblis yani kibir, öfke ve ayrıştırma ile tanımlanan ateş ehlinin davranışlarıyla tanımlanan şeytaniyet vasfını ortaya çıkartan iblise benzediğimiz idrak etmek gerekiyor.

Yolculuk tevhid bilincinde yani ‘birr’lemek üzere iyi ve kötüyü yaratılışın içinde görebilen ‘Hz. İnsan’ kavramında ‘tekbirr’den aşkla, seyr meşkle, seyr zira her ne yaratıldıysa her ne cisim giydirildiyse aşkla yarattı Vedud isminin, Bedi isminin, Cemil isminin ve tüm isimlerin sahibi olan Allah, “La ilahe illallah” yolculuğunda insan insana Muhameddün Resullah’a varmak niyetiyle… Yüzümüzü her nereye dönsek aşkın tezahürlerini seyreden muazzam ins’an’ bilincin yaratılışına ‘öz’den ‘öz’e selam ola… ‘An’dan ‘an’a keşf haline vesselam… En güzele emanet olun.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo