
İstanbul Bienali 8 mekânda başladı: “Üç Ayaklı Kedi”
YASEMİN BAY
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Bienali ile güncel sanat sahnesinde gözler bir kez daha bu kente çevrilmiş durumda. Christine Tohmé küratörlüğündeki 18. İstanbul Bienali “Üç Ayaklı Kedi” başlığı altında düzenleniyor ve tarihinde ilk kez üç seneye yayılan bir program sunuyor. Tohmé, kaleme aldığı küratoryal metinde bienalin üç yıla yayılan yapısını şöyle açıklıyor: “Üç ayağı üzerinde 2025’te 2027’ye uzanan 18. İstanbul Bienali, her yönüyle bir kediyi andırıyor. Zaman içinde esneyerek ayaklarını yere basıyor; sohbetlerden, egzersizlerden ve aralıksız haber akışından beslenen bir ritmi benimsiyor. Tema olarak kendini koruma ile gelecek olasılıklarını merkeze alan bienalin ilk ayağı, sergiyle birlikte performanslar, gösterimler ve konuşmalar sunuyor. 2026’daki ikinci ayak, bir akademi oluşturmaya ve yerel inisiyatiflerle işbirliği içinde bir kamusal program dizisi geliştirmeye odaklanıyor. 2027’de ise bienal üçüncü ayağına yaslanarak dinleniyor; yol boyunca karşılaştıklarını bir araya getiren son bir sergi ve atölye programıyla tamamlanıyor.”
2007–2036 Bienal Sponsoru Koç Holding’in desteğiyle gerçekleşen bienalin 20 Eylül–23 Kasım tarihleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilen ilk ayağı, “kendini koruma” ve “gelecek olasılıkları” temaları etrafında kurgulanıyor. 8 farklı mekânda 30’u aşkın ülkeden 50’ye yakın sanatçının eserlerini bir araya getiren bienal sergisine zengin bir kamusal program da eşlik ediyor. Şunu da belirtelim; bienale davet edilen sanatçılar atölye ziyaretleri ile sanatçı buluşmalarının yapıldığı ve 31 Ekim–15 Aralık 2024 tarihleri arasındaki açık çağrıya gelen dosyaların değerlendirildiği kapsamlı bir araştırma sürecinin sonucunda belirlendi. Merak ettiklerimizi İstanbul Bienali Direktörü Kevser Güler’e sorduk.
Üç yıla yayılması İstanbul Bienali tarihinde bir ilk. Bu karar nasıl ve neden alındı?
18. İstanbul Bienali’nin üç yıla yayılması, davet edilen küratör Christine Tohmé’nin önerisiyle gündeme geldi. Tohmé’nin uzun soluklu araştırmaya, işbirliklerine ve tartışmalara dayalı bir küratöryel yaklaşımı var. Onun için sergiler yalnızca belirli bir tarihte açılıp kapanan etkinlikler değil, bir topluluğun zaman içinde oluşumunu ve dönüşümünü besleyebilen, buna alan açabilen süreçler. İstanbul Bienali tarihinde ilk kez deneniyor ve bizim açımızdan da oldukça ilham verici oldu. Çünkü bienali böyle kurgulamak, yalnızca uluslararası büyük ölçekli bir sergi yapmakla kalmayıp, 18. Bienal’in soruları ve ilgileri çevresinde izleyiciyle ve kültür sanat üreticileriyle daha uzun vadeli bir ilişki kurmayı, kamusal programları derinleştirmeyi, sanatçıların araştırma ve üretim süreçlerini zamana yayarak farklı yoğunluklarda görünür kılmayı sağlıyor.
Bienali üç yıla yaymak izleyicide nasıl bir dönüşüm yaratır?
Üç yıla yayılmayla, “Üç Ayaklı Kedi” bağlamında bienalin sunduklarıyla daha uzun süre ilgilenme, katmanlı ilişkiler geliştirme olanağı bulacağız diye düşünüyorum. İstanbul gibi hızlı dönüşen bir kentte, üç yıla yayılan bir bienal, bu dönüşümü izleyiciyle birlikte deneyimlemeyi ve tartışmayı da getirecek. Bu yıl örneğin, mekânların birbirine yürüme mesafesinde olması kararının temel önceliklerinden biri de yine izleyici deneyiminin yoğunluğunu korumak ve sergileri birden fazla kez ziyaret etmesini teşvik etmekle ilgiliydi.
Bienalin bu ilk ayağında izleyici nelerle karşılaşacak?
2025 sergileri, üç yıllık yolculuğun kamuyla ilk buluşması olacak. Tohmé, “gelecek olasılıkları” ve “kendini koruma” kavramlarını merkeze alarak, güncel sanatsal, politik ve toplumsal aciliyetlere işaret eden yapıtları bir araya getiriyor. Sergide, yaşamı savunma, kendini ve birbirini koruma, direnç stratejileri geliştirme gibi bireysel ve toplumsal soruların sanat aracılığıyla nasıl ele alındığını göreceğiz. Aynı zamanda bu seçki, kuşaklar arası bir sanatsal diyaloğun olasılıklarını da düşündürüyor. Kimi yapıtlar bedensel deneyimler üzerinden açılıyor, kimileri hikâye anlatımından yola çıkıyor; ama hepsinde ortak olan, bugünün belirsiz geleceğine karşı birlikte dayanışma ve hayal gücüyle yeni ufuklar açma çabası.
“İstanbul gibi hızlı dönüşen bir kentte, üç yıla yayılan bir bienal, bu dönüşümü izleyiciyle birlikte deneyimlemeyi ve tartışmayı da getirecek.”
İstanbul gibi sürekli değişen ve bazen de sert dönüşümler yaşayan bir şehirde bienali planlamak zor mu?
İstanbul’un bu yapısı hem zorlukları hem de imkânları beraberinde getiriyor. Dünyada bizim ölçeğimizdeki bienallerin hepsinin en az bir sabit mekânları vardır; bu da misafir küratörlerin sergiyi mevcut mekânla birlikte düşünmeye başlamasını mümkün kılar. İstanbul Bienali’nde ise sabit bir mekânımız yok; dolayısıyla İKSV ve İstanbul Bienali ekiplerinin desteğiyle her küratörü kenti tanımaya, mekânları keşfetmeye ve sergisini kavramsal çerçevesiyle bağlar kuran bir mekân kurgusu oluşturmaya davet ediyoruz. Bu bazen zorlayıcı olsa da İstanbul Bienali’ni benzersiz kılan özelliklerinden de biri: Her edisyon, güncel kentsel tartışmalarla, dönüşen politikalar ve mekânsal koşullarıyla baştan bir ilişki kuruyor ve küratoryal çerçeveyle birlikte öneriler getiriyor.
Bienalin ücretsiz olması erişilebilirlik politikası açısından çok önemli. Bu karar izleyici profilinde ne gibi değişimler yaratıyor?
İstanbul Bienali, Fulya Erdemci küratörlüğünde gerçekleştirdiğimiz 13. İstanbul Bienali’nden bu yana, Koç Holding’in desteğiyle ücretsiz. Bu sayede öğrencilerden sanat profesyonellerine, ailelerden tesadüfen yoldan geçenlere kadar çok çeşitli bir izleyici kitlesiyle buluşuyoruz. İzleyici sayının ve kapsamının bienalin kamusal niteliğini güçlendirdiğini düşünüyorum. Ücretsiz olmasının, bienalin İstanbul’un kültürel yaşamında ortak bir deneyim hâline gelmesinde katkısı büyük.
Bienalin farklı yıllara yayılan ‘ayak’larının İstanbul’un kültür-sanat ekosistemine etkisi nasıl planlandı?
Üç yıllık yapı, sergileri, bir akademiyi ve sanat inisiyatifleriyle birlikte oluşturulacak kamusal programları içeriyor. Bu yılki sergilerin ardından 2026’da İstanbul Bienali Akademisi’ni kurmayı planlıyoruz. Bu akademi, uluslararası sanatçılarla Türkiye’den sanatçıların birlikte öğrenim, üretim ve paylaşım süreçleri geliştireceği bir platform olacak. 2027’de gerçekleştireceğimiz sergiyle bienal tamamlanacak. Dolayısıyla bienal, üç yıl boyunca vesile olacağı karşılaşmalarla ve kurulacak işbirlikleriyle İstanbul’un kültür-sanat ekosistemine katkı sunacak diye ön görüyoruz.
Mekân seçimleri nasıl yapıldı? Hem tarihsel hem alternatif mekânların yer alması, bienalin kentsel belleğe katkısını nasıl şekillendiriyor?
Christine Tohmé mekân seçiminde özellikle kendi programları olan sanat kurumlarını tercih etmedi. Çünkü bienal döneminde sanat kurumlarının kendi programlarını izleyebilmenin değerli olduğunu düşündü. Bu tercihle iki şey mümkün oldu: Birincisi, bienalin kentsel belleğe yeni mekânlar eklemesi. İkincisi, mekânların potansiyellerini sergiler aracılığıyla izleyiciyle birlikte deneyimlemek. İstanbul’un dönüşen mekânsal politikaları içinde, bu seçimler bienalin her edisyonunda kendine özgü bir harita çizmesine yol açıyor.
Üç yıla yayılan bienal birinci yıldan üçüncü yıla nasıl bir dönüşüm, değişim geçirecek?
2025’te sergiyle başlayan yolculuk, 2026’da kamusal programların ağırlık kazanacağı ve İstanbul Bienali Akademisi’nin kurulması için yapılacak çalışmalarla devam edecek. Bu süreç boyunca sanat öğrenimine, sanat kurumlarının soru ve sorunlarına, kolektif tartışmalara odaklanacağız. 2027’de ise hem bu iki yılın birikimini yansıtan hem de yeni araştırmalarla beslenen bir sergiyle bienal tamamlanacak. Böylece üç yıl boyunca, sergiden akademiye, kamusal tartışmalardan yeni üretimlere uzanan katmanlı bir deneyim yaşanacak.
105 ülkeden gelen 1.500’e yakın başvuru var...
Bu ölçekte bir başvuru, İstanbul Bienali’nin küresel sanat alanında gördüğü ilgiyi açıkça ortaya koyuyor. 18. edisyon için küratoryal araştırma çalışmaları kapsamında Christine Tohmé’nin de değer verdiği açık çağrı benimsediğimiz yollardan biri oldu. Geçmişte de İstanbul Bienali edisyonlarında sıklıkla başvurduğumuz bir yöntem olmuştu bu. Dünyanın dört bir yanından gelen bu başvurular bienal araştırmasını besliyor. Bu, bir bakıma İstanbul Bienali’nin küresel ölçekte sanatçıların, küratörlerin ve araştırmacıların yollarının kesiştiği bir platform olduğunu da gösteriyor.
Bienalin sanatçı seçkisi nasıl oluşturuldu?
Tohmé, açık çağrıdan gelen başvuruları üç ay boyunca inceledi, ardından küratoryal kurgusu bağlamında öne çıkan sanatçılarla birebir görüşmeler yaptı. Bunun yanında online ve fiziksel stüdyo ziyaretleriyle araştırmasını genişletti ve nihai seçkiyi biçimlendirdi. Seçki, farklı coğrafyalardan ve kuşaklardan sanatçıları bir araya getiriyor. Bu süreçte belirleyici olan, her bir yapıtın bugünün sorularıyla ve bienalin merkeze aldığı meselelerle nasıl bir ilişki kurduğu ve İstanbul bağlamında nasıl bir anlam üreteceğiydi. Dolayısıyla seçki, hem uluslararası ölçekte çeşitlilik sunuyor hem de İstanbul’un güncel kültür ortamıyla kurulabilecek yeni bağlara ilişkin öneriler barındırıyor.
Bienalin ilk ayağına Türkiye’den 6 sanatçı katılıyor. Sizce bu sayı Türkiye’nin güncel sanat üretimini uluslararası alanda temsil etmek için yeterli mi?
Bu bağlamda tüm İstanbul Bienali küratörleri gibi Christine Tohme de nicelik değil, içerik ve bağlam üzerinden hareket etti. Bienal büyük ölçekli bir sergi ve bütünlüğü, anlamı, önerdiği ilişkiler, seçilen yapıtlar üzerinden kuruluyor. Dolayısıyla 18. Bienal’in ilk ayağının küratoryal kurgusu, Tohme’yi bu 6 ismin sergide göreceğimiz yapıtlarını büyük bir heyecanla davet etmeye yöneltti.
İstanbul Bienali, uluslararası sanat sahnesinde Türkiye’nin güncel sanat üretimini nasıl temsil ediyor?
İstanbul Bienali, Türkiye’den sanatçıların üretimlerini uluslararası bağlamda görünür kılmak için en önemli platformlardan biri. Burada sergilenen işler yalnızca Türkiye’deki üretimin karmaşıklığını, çoğulluğunu ve çeşitliliğini yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel sanat dünyasıyla güçlü bir diyalog kuruyor. Türkiye’den sanatçıların eserlerinin bienalde yer almasına, onların üretimlerinin bireysel, yerel ve küresel sorularla kesişimlerini ve bu sanatsal tartışmalarla güçlü ve özgün yapıtlarla ilişki kurduğunu görünür kılmak açısından çok değer veriyoruz.
Üç yıl sonunda geriye dönüp baktığınızda, 18. İstanbul Bienali’ni hangi tek kelimeyle anmak istersiniz?
Altyapı. Çünkü bu bienalin kalbinde, kültür sanat ekosisteminin altyapısına ilişkin sorular var. Birlikte düşünmek, üretmek, eleştirmek, birbirini beslemek ve desteklemek olanaklarını nasıl inşa ederiz ve canlı tutarız? Nasıl bir kültür sanat altyapısı dayanışma, birbirine karşı sorumluluk, inanç ve destek zemininde oluşan ilişkiler ağları ve kurumları oluşturabilir, destekleyebilir, sürdürebilir?
Bienal Hangi Mekanlarda?
Sabit bir sergi mekânı olmayan İstanbul Bienali, her edisyonunda İstanbul’un farklı mekânlarına yayılıyor. Bienalin ilk ayağında sergilerin görülebileceği mekânların tamamı, yürüyerek ziyaret edilebilecek bir rota üzerinde yer alıyor. Böylece bienal, şehri ve sokakları sergi dokusunun bir parçası olarak yaşamayı, eserlerle zamanın doğal akışında karşılaşma ve ilişki kurmayı mümkün kılıyor. Beyoğlu-Karaköy hattında şekillenen bienal rotasındaki mekânlardan ilki Galata Rum Okulu. 1885’te inşa edilen bina, 2012’de kültür-sanat mekânı olarak yeniden işlevlendirildi ve daha önce de bienal sergilerini ağırladı.
Karaköy’de yeniden gün yüzüne çıkan bir yapı olarak izleyicilere kapılarını ilk kez açan Zihni Han da bienalin başlıca duraklarından. Bir zamanlar ticaret ve zanaatın kalbinde bulunan han, bienal mekânları arasında yer almak üzere yenilenerek tekrar kamusal bir varlık kazanıyor. Zihni Han’ın Fındıklı yönünde, Meclis-i Mebusan Caddesi’nde 35 numarada yer alan binanın zemin katı da bu yıl yeniden bir sanat alanı olarak işlev kazanıyor. Zihni Han’a çok yakın Muradiye Han ise Karaköy’ün tarihi dokusu içinde yer alan, 20. yüzyıl başlarına ait önemli bir diğer mimari yapı. Muradiye Han’ın tam karşısında bulunan, bugünkü adıyla Galeri 77 de bienal rotasının duraklarından. Aynı civarda bulunan; eskiden şekerleme ve dondurma külahı üretimi yapılan Külah Fabrikası da sanat mekânlarından biri olarak izleyicilere kapılarını açıyor.
Bienalde bir yerleştirmeye ev sahipliği yapan Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi, Boğazkesen Caddesi üzerinden yürüyecek izleyicilerin soluklanacağı bir durak. Bienalin Beyoğlu’ndaki durağı ise İstiklal Caddesi üzerinde Osmanlı ve Avrupa mimari unsurlarını harmanlayan eklektik cephesiyle simge bir yapı olan Elhamra Han. Bienale ilk kez ev sahipliği yapan Elhamra Han, 1827 ‘de İstanbul’un ilk tiyatro salonlarından biri olarak inşa edilmiş.
18. İstanbul Bienal’inin ilk ayağında kimler var?
Bienalin ilk ayağında eserleri görülebilecek sanatçılar şöyle sıralanıyor: Haig Aivazian (Beyrut, 1980), Abdullah Al Saadi (Khor Fakkan, 1967), Ana Alenso (Caracas, 1982), Willy Aractingi ( New York, 1930,-2003), Karimah Ashadu (Londra, 1985), Mona Benyamin (Hayfa, 1997), Chen Ching-Yuan (Tainan, 1984), Ian Davis (Indianapolis, 1972), Nolan Oswald Dennis (Lusaka, 1988), İpek Duben (İstanbul, 1941), Celina Eceiza (Tandil, 1988), Ali Eyal (Bağdat, 1994), Eva Fàbregas (Barselona, 1988), Simone Fattal (Şam, 1942), Lou Fauroux (Mullhouse, 1998), Pélagie Gbaguidi (Dakar, 1965), Lungiswa Gqunta (Gqeberha, 1990), Rafik Greiss (Kahire, 1997), Ola Hassanain (Hartum, 1985), Doruntina Kastrati (Prizren, 1991), Jasleen Kaur (Glasgow, 1986), Şafak Şule Kemancı (İstanbul, 1975), Kongkee (Sarawak, 1977), Seta Manoukian (Beyrut, 1945), Mona Marzouk (İskenderiye, 1968), Merve Mepa (Kocaeli, 1985), Valentin Noujaïm (Angers , 1991), Claudia Pagès Rabal (Barselona, 1990), Pilar Quinteros (Santiago, 1988), Khalil Rabah (Kudüs, 1961), Jagdeep Raina (Guelph, 1991), Marwan Rechmaoui (Beyrut, 1964), Naomi Rincón-Gallardo (Kuzey Carolina, 1979), Riar Rizaldi (Bandung, 1990), Lara Saab (Montreal, 1991), Sara Sadik (Bordeaux, 1994), Stéphanie Saadé (Beyrut, 1983), Sohail Salem (Gazze, 1974), Elif Saydam (Calgary, 1985), Selma Selman (Bihać, 1991), Natasha Tontey (Minahasa, 1989), Sevil Tunaboylu (İstanbul, 1982), VASKOS (kuruluş 2014), Ana Vaz (Brasília, 1986), Dilek Winchester (İstanbul, 1974), Akram Zaatari (Sayda, 1966), Ayman Zedani (Abha, 1984).












